15 Mayıs 2012 Salı

Dünya Turu (4) : LAS VEGAS

12 Eylul 2011 

Miami'den uçağa biniyoruz, 6 saat yolculuktan sonra Las Vegas'tayız...

Nevada Bölgesi'nde, çölün ortasında kurulmuş bir şehir...
Tamamen yapay... Olsun...

Her yeri ışıl ışıl, her yeri kıpır kıpır..

Yorgunluktan ve uykusuzluktan ölüyoruz, ama...
Las Vegas'ta vız gelir tırıs gider.

Ayağımızın tozuyla akıyoruz Vegas gecelerine...


Otel odamızda jakuzzi bile var

Önce otelimizden ve odamizdan bahsetmek istiyorum.
Bu nasil bir otel odasi boyle?
Banyoda jakuzzi bile var...
Kocam zengin mi ne?
Yok. Değil, sadece Las Vegas'taki tüm otel odaları böyle.
Burda hersey abartili, hersey XL, normal boyutlarda birşey yapamıyorlar...
Las Vegas'in tum devasa otellerinin ve buyuk casinolarinin bulundugu o meşhur THE STRIP bulvarına yakın TRUMP otelinde kaliyoruz.

Odaya adım atar atmaz "wow effect" maximumda..
Burası otel odasi değil, resmen bir daire...
Yatak aynı Miami'deki gibi King Size...
Bedeninizi yatağa bırakır bırakmaz, yastıkların icinde kaybolup uykuya teslim oluyorsunuz.
Sonra oturma odasina geçiyoruz. Bayaa bildiğimiz oturma odasi...
Yaninda full ekipmanli bir mutfak var.
Odanin en sonunda, tabi ki THE STRIP'e bakan, tam boy ve tum duvar buyuklugunde pencere kaplama...
Akşam olup, sehrin olaganustu isiklari yandiginda, bu devasa pencerenin onunde bir kadeh sampanya... omre bedel keyiflerden...
Ve banyo... bu banyo tarif edilmez, sahiden yasanir.
Herkesin kendi alani, 2 lavabo... Buyuk bir dus, veee jakuzzi...
Evet evet banyoda kocaman bir jakuzzi var.
Balayinda olmak, Las Vegas'ta olmak ve jakuzzili bir odada kalmak...
Gerisini ne siz sorun, ne ben anlatayim...
 

Las Vegas: Casino, show ve party 

Las Vegas sadece casino degil, ayni zamanda show ve party sehri...
Insanlar buralara 18 yasina girmeye, bekarliga veda partilerine ve hatta filmlerdeki gibi evlenmeye geliyorlar...
Dunyanin en guzel showlari buradaki devasa otellerin gosteri salonlarinda sergileniyor.
David Coperfield burada show yapiyor mesela.
Ben casinolar diye ayri ayri yerler var saniyordum. Degilmis.
Oteller casino zaten. Casino'lar otel.
Buyuk showlara ve gosterilere ev sahipligi yapan ayni zamanda icinde muhtesem casinolar barindiran oteller, en prestijli en luxe oteller.
Zengin otellerin onunde her gun ucretsiz gosteriler oluyor.
Bu gosterilerin amaci elbette insanlari bu casinonun onunde toplamak, iceri girip para harcamalarini saglamak.

MYSTERE (Cirque de Soleil): Ben boyle birsey hayatimda gormedim.

Ayagimizin tozuyla Vegas'ta hangi gosterilere gidelim diye dusunuyoruz.
Ve her gosterisi mukemmel, Cirque de Soleil'in, MYSTERE adli gosterisinde karar kiliyoruz.
Treasure Island Casinosu'nda.
Hem acrobatik, hem trapez, iplerde atlama, sirk, hem dans...
Tam bir gorsel solen..
Oyle bolumler var ki, odaklanabilecegimiz bir merkez yok. Sahnenin bir suru farkli farkli noktalarinda farkli seyler oluyor.
Havada asli 4 kadin  4 noktada akrobatik bir sekilde davul caliyor, sahnenin gerisinde akrobatlar atliyor, sicriyor, on planda da baska birileri dans ediyor. Dikkatiniz belli bir yerde toplanamiyor, zira ayni anda bircok sey sunuluyor.
Bir de oyle bolumler var ki, o 2 adamin birbirini tasiyarak yaptiklari insana kucuk dilini yutturacak tarz gosteriler... Iste o zaman degil baska bir yerde hareket olsun, sahnede cit bile cikmiyor...

Insan vucudunun bu kadar mukemmel ve kusursuz sekillere girip, neler yapabilecegine tanik oluyor, hayranlikla seyrediyoruz.

Uyumayan sehir Las Vegas: Zamani unut, cikisi unut...

Las Vegas'a gelir gelmez enerjisi katlaniyor insanin.
Adrenalin duzeyi tavan yapiyor. Yorulmuyor.
Cunku Las Vegas uyumayan bir sehir. Ve ona ayak uydurmani bekliyor.

Sehrin cok farkli bir isleyisi var.
Casinolarda hicbir yerde saat asili degil. Yok. Zamani unut.
Hicbir yerde cikisi bulmaya yonlendirecek bir isaret yok. Cikisi unut.
Casinolarin isiklandirmasi da hep sanki aksamuzeri 18.00 kivaminda...
Gunisigini unut, gece da oldugunu unut. Saat hep 18.00...
Hersey insanlari casinonun icinde kaldirmaya yonelik tasarlanmis.
Tuvaletlerin icinde, barda otururken bile onunde ekran var.
Disarida dolasirken oturacak bir yer, bir bank yok.
Disarida olmaya degil, hersey iceride vakit gecirmeye itiyor insani...

Unut... Zamani unut, cikisi unut, disariyi unut...
Sadece casinoda ol, para harca, oyun oyna...


Vegas'ta hapse giriyorduk

Vegas'ta Sevgilimle Striptease Club

Erotik, Sehvetli, Bastan Cikartici: ZUMANITY 

Vegas'ta Poker 

Casinolar Caddesi: The Strip

Uyumayan sehir: Las Vegas



Dunya Turu (11) BALI

Dunya Turu (10) HONG KONG

Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.

Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

10 Mayıs 2012 Perşembe

Aklımda Kalanlar... İçimde Kalanlar...

Dünya turumuzun ilk ayağı Miami ve Bahamas Adaları sona erdi...

Amacımız tam olarak buydu...
Bu seyahatle büyümek, daha çok büyümek ve hep büyümek...
Sınırlarımızı genişletmek...

Eklenmiş olmak...
Yaşayıp tecrübe ettiklerimizle eklenmiş olmak...

Eminim anlatabildiklerimin yanında anlatamadıklarım da vardır...
Asıl fark yaratan zaten onlar...
Farketmeden hücrelerimize işlemiş olanlar...

Bünyeye işleyerek değişim yaratanlar...

Aklımda Kalanlar...

Amerika'da herkes Paris'e, Fransiz kültürüne hayran...
Paris'ten geliyoruz deyince akan sular duruyor...
Bakışlar değişiyor, tavırlar değişiyor. 
"Oh Paris" diye iç geçiriyor en büyük hayali Paris'i görmek olanlar...
Paris'in yanına bir de balayını ekleyince tamamdır.
Dünyanin en romantik çifti biziz...

Aslında olay tamamen farklılık...
İnsanları çekici kılan temel özellik kişisel farklılıkları...
Avrupa'dan, hele hele Paris'ten geliyor olmak farklılık yaratıyor.


"People build lots of wall, not enough bridge"

Avignon'daki "Palais des Papes" (Rahipler Palasi) 'ni gezerken duvarda bir yerde okumustum, aklımda kalmış. 
Isaac Newton söylemiş 
"People build lots of wall, not enough bridge"
Ne doğru demis...

Fransızlar'ın duvarları cok, Amerikalilar'in köprüleri çok...
Fransızlar kadar asil ve elegan değiller, ama komplexsizler, rahatlar, her oyuna, her eğlenceye, her espriye, yaşı ve sosyal statüsü ne olursa olsun katılıyorlar...

Sahnede jongling yapan New York'lu avukata bayıldım...
Bizim çocuk seyircilerden birini çekti aldı. Orta yaşı geckin bir adam... Çocuk onunla dalga gecti, adam esprilere cevap verdi...
Sonra adam kendini tanıttı. Meğer New York'un en ünlü avukatlarindan biriymis.
Filmlerde duyarız hani, devletin avukatıymış. Yani başka bir ülkede suçlu olup kendi ülkesinden avukat isteyenlerin avukatı...
O koskoca adam sahneye çıkıp o şaklabanlıkları nasıl yaptı, o jongleur cocugun her oyununa katıldı, hiç takmadı, takılmadı.... Bayıldım... 

Wow effect
Bu seyehat non-stop bir keşifler zinciri...
Her gün bir sürü, bir sürü yeni şeyle karşılaşıyoruz.
Yeni bir yemek, yeni bir içecek, yeni bir yer, mekan... 
Bazıları çok daha fazla etkiliyor ve "wow" dedirtiyor. Ancak o şeye geri döndüğümüzde ayni oranda etkilenmediğimizi görüyoruz.
O şey aslında yine o kadar etkileyici.
Sadece biz ikinci seferde bu "wow effect" ten yoksun oluyoruz..
Tek fark bu...


İçimde Kalanlar...

Gemi gezisinde bir kadın vardı... Gerçek bir lady...
Amerika'nin upper class bir kesiminden geldikleri çok belli.
70 yaşlarında bir çift... Kocasıyla her akşam gelip pencere kenarında aynı masada yemek yiyorlardı...
Kıyafet seçimlerinden, şarap bardağını tutuşuna kadar, oturmasından yürüyüşüne kadar hep onu izledim...
Asil...ama bir tarafi ezik...saklanıyor.
Çünkü bir ya da birçok estetik ameliyat yaptırmış yüzüne belli ki, yüzü sevgilimin değişiyle bir "monstre' a yani canavara dönmüş, naturel bir yüz değil, ağız, burun, dudaklar hepsi değişmiş...
Ama endamı, edası, zerafeti değişmemiş...
Son gün giderken ona "Kesinlikle örnek alacağım bir hanimefendisiniz; zerafetiniz sizi gördüğüm ilk günden beri gözlerimi kamaştırıyor ", demek istedim... diyemedim...
İçimde kaldı...


Sevgilimin şapkası
Herkesin duygusal bir bağ kurduğu eşyaları vardır...
İşte sevgilimin şapkası bunlardan biriydi.
O şapka ona inanılmaz yakışıyordu.. 
Ancak... Miami'den otelimize dönerken otobüste şapkasını unuttu(k).
Otobüsten inerken kucağımızdan kayıverdi sanki...
Biliyorum, o dağınıkıir, neyi nerde bilmez, o şapkayı kaybedebileceği ihtimali de hep vardır... Bunu ben düşünmeliydim... Ve o şapkaya ben sahip olmalıydım.
O belli etmez, üzüldüğünü, hayal kırıklığına uğradığını göstermez...
Sonsuz positif ve olumlu bir bakışı vardır onun, güzel kafasında negatif hiçbir duyguya yer yoktur, çabuk unutur...
Ama ben biliyorum, o şapkayı kaybettiğine çok çok üzüldü...
Ve bu benim de hatam... O şapkaya sahip olmalıydım.
Üzgünüm...



Aklimda Kalanlar, Icimde Kalanlar
Miami'de Son Gun
Majesty of the Seas
Key West / Bahamas
Coco Cay / Bahamas
Bahamas Adalari'na Gemi Seyahati
Show off sehir: Miami








6 Mayıs 2012 Pazar

Miami'de Son Gun

9 Eylul 2011

Gemiden ayrilma vakti geldi... Tekrar Miami'deyiz...

Dun aksamki enteresan yemekten bahsetmek istiyorum. Sevgilim bahsetmemi istemiyor ama dusundum bu benim de hayatimin bir parcasi, ve bahsetmeyi seciyorum.

Evvelsi gun tuhaf bir ciftle yan masalarda yemek yedik. Biz yemek yiyip sohbet ederken devamli bize bakiyorlardi. Tabi biz çifte kumrular gibi oyle guzel sohbet ediyoruz ki, bir de Fransizca romantik gelmis olmali bunlara. Son derece abartili dis gorunuse sahip bu ciftle ertesi gun geminin guvertesinde karsilasiyoruz...

Kadin Kore'li. Gogusleri yapili, hatta kafam kadar diyebilirim, poposunda tanga bir bikini (guzel duranlari da biliyorum ama bundaki cok avam).
Adam asker, yapili bir vucut ama surattan aptallik akiyor, o gillerden...
Neyse..

Ogleden sonra bu kadin yanimiza gelip benimle Paris hakkinda sohbet etmeye basliyor, sonra da aksam icin programiniz nedir diye soruyor. Yemekten sonra bizimle barda birseyler icmek ve bizi ve Paris'i tanimak istiyorlarmis...

Yahu bunlar Paris'te bedavaya kalacak yer ariyorlar... Tamam, bu kadar ugrasmaniza gerek yok agirlariz sizi diyorum içimden. Ama aksam yemegini beraber yeme konusunda sozlesiyoruz yine de.

Yemek son derece guzel bir sohbetle basliyor. Biz kadinla gayet kadinsal meselerden konusuyoruz, hatta bir ara birbirimize yemek tarifi bile veriyoruz...
Derken yan tarafta sevgilimle, bu Amerikali angut askerin sohbetine kulak kabartiyorum, biraz gergin bir ortam var hissediyorum ama anlam veremiyorum.
Derken en son sevgilimi soyle birsey derken duyuyorum: "Bu aksam boyle birsey asla olmayacak ama dilerseniz beraber yemek yemege devam edebiliriz."

Bunun uzerine bu ikisi bir hisimla masadan kalkip gidiyor. Arkalarina bile bakmiyor.

Ben de "aaaa niye gitti bunlar ne guzel sohbet ediyorduk" derken, sevgilim, "hâlâ anlamadin mi? amaclari bu aksam bizimle sevismekmis. 4'umuz yani. Bizi gorup cok begenmisler. Bunu baska yerlerde baska ciftlerle de yapmislar. (yari) Fransiz bir cift onlara cok sexy gelmis ve ondan bize yaklasmislar"....

Anaaaaaa, yok valla hic aklimin ucundan geçmedi boyle birsey...
Saf miyim neyim?

Valla hic anlamadim, ben kesin Paris seyahatleri icin yol yapiyorlar zannettim...
Amaaan hayatta hersey deneyim degil mi? Ilk defa bir cift olarak birileri bizi tavlamaya calisiyor... ikimiz olarak...
Beraber guzel bir enerjimiz var demek ki...

Miami University - Calle Ocho - Little Havana

Biz Miami Beach'te kaliyoruz, Miami ayri bir sehir.
Bu sabah kalktik, belediye otobusune bindik ve Miami'yi kesfe ciktik.
Ama... Hicbir sey yok ki burda...
Calle Ocho ve Little Havana'yi, turist rehberimizden okumustuk. Cubalilarin revolution'dan sonra gelip yerlestikleri bir bolge olarak ilgimizi cekmisti.
Gittik, gorduk... Bombos...
Ilgimizi ceken tek sey otobuslerin on koltugunda "Dedicated to honors of Rosa Parks" yaziyor olmasiydi.
Rosa Parks, otobuslerin on koltuguna zencilerin oturmasinin yasak oldugu donemde, buna karsi cikan ve gidip on koltuga oturan ilk kadin zenci olmus.
Onun onuruna on koltuklarda boyle yaziyor...

Sonra atlayip ODTU'den arkadasim Ozum'un doktora yaptigi Miami University'e gittik.
Palmiyeler'le bezenmis, sahane bir kampus... ODTU'ye benziyor, yollari, yesil alanlari...
Kendimi evimde hissettim, okul yillarimi animsadim...
Kendimi ogrenci gibi hissettim... Ne guzeldi ODTU yillari..
Olimpik tarzda bir havuzlari vardi. Onun yaninda bir cafe'de ogle yemegi yedik. Water polo oynayan veya guneslenen ogrencileri gorduk. Yahu insan Miami University'de egitim yapmayi neden secer ki?
Bence her daim tatil yapmak icin...


Aklimda Kalanlar, Icimde Kalanlar 

Miami'de Son Gun

Majesty of the Seas

Key West / Bahamas

Coco Cay / Bahamas

Bahamas Adalari'na Gemi Seyahati

Show off sehir: Miami


JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.

Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

3 Mayıs 2012 Perşembe

Majesty Of The Seas

Coco Cay Adası'ndan küçük tekne-dolmuslarla gemimize dönerken, gemimize bir bakıyorum, öyle ulu ve görkemli görünüyordu ki....
O kadar zarif bir duruşu var ki okyanusun üzerinde kendinden emin, bizleri içeri almayı beklerken...
Majesty of the Seas... kenarında yazılı adını görüyor, daha da bir hayranlık duyuyor insan...



Sen küçük bir buz parçasına çarp bakalım da o zaman görürüz kim majeste

Hayranlık duyuyor insan duymasına da...
Şöyle birşey düşünmekten alamıyorum kendimi:
"Haaa denizlerin efendisiymis, sen küçük bir buz parçasına çarp bir bakalim da görürüz o zaman efendiliğin falan kalıyor mu?"

Ananas olmadan yemek yiyemiyorum... 
Sabah kahvaltısındaki tabağımda, öğle yemeğimde, aksam yemeğimde, et yemeğinin yanında, salatamın icinde, tatlının yanında hep ama hep ananas var. Bugün tek başıma 2 ananas yedim herhalde..
Bu tropikal meyve dedikleri boş laf değil. Burda yediğim meyveler kadar lezzetli meyveleri hicbir yerde yemedim.
Ananas, çilek, uzum, kavun... ağzına aldığın anda suyu dağılıyor, yuttuktan sonra midene giderken bütün iç organlarını suluyor sanki, icinden geçişini bile hissediyorsun, o kadar müthiş bir tadı var.
Ananas olmadan yemek yiyemez oldum.
Paris'e dönünce ne yapıcam şimdiden onu düşünüyorum...

Bu aksşmki yemek icin restaurant seçiminde zorlandık.
Farkli conceptler var. Çok seçenekli açık büfe her zaman en ulaşılabilir en kolayı. İstersen parmak arası terlik ve shortlarla gidebilirsin.
Hiç kendini zorlamadan yani..

My time dining

My Time Dining daha class bir concept.
Bir kere yemek geminin buyuk ana yemek salonunda verildigi icin herkes cok sik ve elegan giyiniyor. Bayaaa bildigin gece kiyafetleriyle geliyor insanlar yemege... Ya da özel bir davete, hatta bir dugune gider gibi... Öncesinde fotograf seanslari oluyor, bu kadar hazirlanma bosa gitmiyor, elinde belge oluyor.
Yemek yiyecegin saati sen seciyorsun.
Seyahat boyunca her aksam ayni masada ayni insanlarla yemek yemeyi secebilirsin, ya da ayri bir masada kendi basina yiyebilirsin.
Sana kalmis...
My time dining tarz olarak her açıdan cok güzel.
Bir kere günde en azından bir kere masada servis edilmenin de zevkli birsey olduğunu anliyorsun.
Sonra birbirinden sik ve ozenli insanlarla yemek yemenin de aldigin zevke bir katkida bulundugunu fark ediyorsun.
Bu da sanirim artik yas ve zevk itibariyle bize daha cok hitap ediyor.
Bir avantaji daha var: Daha az yiyorsun.
Zira restaurant'ta porsiyonlar daha olculu ve onceden belirlenmis.
Kalktiginda kendini cok yemis veya ağır hissetmiyorsun, uzun soluklu bir seyahatte bu cok önemli bir kriter.
Yine de restaurant ve acik bufe arasindaki en büyük fark ambians.

Bir sosyolog olarak soyleyebilirim ki sınıf farklarını, insanlarin davranış ve yaşam tarzı farklılıklarını çok net görebiliyor insan.

Yemekten sonra aksam showunu izlemek üzere gösteri salonuna gidiyoruz. Gemi üzerinde şimdiye kadar gördüklerim ve muhtemelen bundan sonra göreceklerim inanılmaz. Gemideki gösteri salonu, koltuklarin güzelliğiyle, alanın büyüklüğüyle, dekorasonuyla, anfi tiyatroya benzer yapısıyla şehirlerdeki gösteri merkezlerini aratmayacak nitelikte.

9 yaşında jungling'i meslek olarak yapmaya karar vermis

Bu aksam, jungling yapan bir cocuk gecenin olayiydi.
Hani su 5-6 topu binbir sekilde çevirme meselesi..
Ayni tarz gosteriyi sadece topla degil, sopalarla, kutularla, sapkalarla ve hatta bicaklarla yapan cok yetenekli genc bir cocuk vardi.

Yetenek... cok ama cok ozel, kiymetli, cok az bulunan bir vergi...

9 yasinda kesfetmis jungling'e olan eğilimini ve yeteneğini. Ve daha o yaşta, bunu ileride meslek olarak yapmaya karar vermis.
Simdi 24 yasinda ve hedefine ulasmış.
Tiyatrolarda, gemilerde, buyuk otellerin animasyonlarinda muazzam gostersini sunuyormus.

Ne istedigini bilmek ve sadece o yola odaklanip yürümek, ısrar etmek ve sonunda başarılı olmak herkese nasip olan birsey degil.
Bu nedenle de bu çocuğa bayildim, bir kere daha hayran oldum.

Dance under the stars

Bu showun ardindan, havuz kenarinda "dress code: white" olan bir activite vardi.
"Dance under the stars"
Ben de beyaz mini etegimi ve beyaz sirttan baglamali bluzumu giydim.
Gecenin o saatinde buyuk bir bufe kurmuslar. sushi bile vardi.
Ben yemek yemedim.
Ama cikolata muslugu ve cilekler dehsetti... Dayanamadim...
Onlar nasil cilek oyle? Hansel ve Gratel'deki gibi insani ayartmak, bastan cikartmak icin konulmuslar sanki oraya, nasil karsi koyulabilir bu cileklere? Hele bir de cikolata muslugundan gecirip... Himmmm...
Bu tropikal bolgelerde hayatimda yemedigim kadar meyve yiyorum. Sahiden mukemmel...

Digerleri 8. aksam yemeklerini yerken ben cileklerin basindan ayrilmadim.
Hepsini ben mi yedim acaba, bilmem, biraz digerlerine de birakayim deyip uzaklastim, ne yalan soyliyim...

Bu ülkede hiçbir şeyi gördüğün fiata alamıyorsun

Amerika'da alışamadığım birşey var. Bunu gemide de yaşadım.
Bu ülkede hiçbir seyi afişe edilen kendi fiatına alamıyorsun...
Birşeye ucuz, hesaplı ya da pahalı diyemiyorsun.
Fiatin üzerine bir dolu şey ekleniyor. Önce tax, sonra "gratuity" yani servis ekleniyor. Bunun uzerine bir de "additional tips" diye bir yer var, oraya da birsey eklemen gerekiyor. Zaten %15 bir gratuity oduyorsun hizmet icin, yetmiyor bir de senin de birsey eklemen bekleniyor.
Yani gönlünden ne koparsa misali...
Eklemediğin zaman bozuluyorlar, bayaa surat yapiyorlar.
Dolayisiyla ilk sempatilerinin, yakinliklarinin, sicakliklarinin ne kadar bos, sahte, hesaplanmis oldugunu anliyorsun.
Ben sahsen bu ülkede birsey almaya, ozellikle hizmet sektoru olan yerlerde cekinir oldum, zira fiat katlandikca katlaniyor.

Sonra insan hizmet sektorundeki sevimsiz ve hatta antipatik Fransızları arar oluyor.
En azından en son ödeyeceğin rakam zaten başta gördüğün rakam oluyor, bunu herkes biliyor.
Kimse şaşırmıyor...


Majesty of the Seas

Key West / Bahamas

Nassau / Bahamas

Coco Cay / Bahamas

Bahamas Adalari'na Gemi Seyahati

JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.


Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Key West - BAHAMAS

8 Eylul 2011

Birkac ada gordum ama Bahamas Adalari oyle abartilacak bir yer degil.
Memleketimdeki sahiller daha guzel, hele Marmaris...
Ama suda olmak, gemi seyahati yapiyor olmak sahane... Gemi tutkunlari var, baska turlu tatile cikmayan... Simdi anliyorum neden.

Key West'te gunesin en tepede oldugu zamanda saldi bizi gemi, geziyoruz ama bir yandan da eriyoruz..
Resmen eriyoruz yani, vucutta su kalmadi. Kanimiz akmiyor.
Duval Street'te geziyoruz, en hareketli, dukkanlarin, cafelerin oldugu cadde burasi.

Amerika'nin en guney noktasi Key West'te
Key West en en en onemli ozelligi, Amerika'nin en en en guney noktasinin burada olmasi.
Oyle bir teneke koymuslar, burasi en guney diye, herkes gidip resim cektiriyor. Eh, gelmisken biz de eksik kalmadik...

Hemingway'in evi

Sandra Bullock ve Chris O'donnel'in bir filmi vardi.
"In the war and love". Hemingway'in yazarliga basladigi yillarda, savas sirasinda bacaginin kesilmesini engelleyen bir hemsireyle yasadigi ask hikayesi. Filmin sonunda Hemingway'in yazdigi ve yalniz kaldigi bir ev vardi. Hemingway'in gercek kendi evi. Iste o evi gezdik. Burda Key West'te yasamis, 9 sene.
Key West'teki klasik Amerikan evleri gibi tahtadan...

Evin en buyuk ozelligi su: Hemingway'in vakt-i zamaninda 6 ayakli bir kedisi varmis. Bu orjinal kediyi ciftlestirip cogaltmaya karar vermis. Ve ondan sonra bu gelenegi devam ettirmisler. Evde, 60'tan fazla Hemingway kedileri denilen 6 ayakli bu ozel kedilerden var. Cok enteresan...

Bilgi verme konusunda Amerikali'lardan daha comertini tanimam

Bu gemi seyahatinde fark ettigim birsey var. Amerikalilar sahiden cok open minded insanlar. Kendilerini geri cekmiyorlar, cool takilmiyorlar, Fransizlar gibi aristokrat, burjuva gecinmiyorlar, kendilerini dev aynasinda gormuyorlar.
Hemencecik iletisim kuruyorlar...
Comertler... Bilginin en degerli edinim oldugunu var sayarsak, bilgi vermek konusunda cok ama cok comertler. Daha sormadan konuya dair ne biliyorlarsa soyluyorlar. Seni bilgilendiriyor, yardim ediyorlar. Bilgi edinmek zaman alan birsey, dolayisiyla cok pahali. Amerikalilarin bilgi verme konusundaki comertligine her seferinde hayran oluyorum. Gemiden inerken 6 haftada bir gemi seyahatine cikan Amerikali emekli bir ciftle tanistik. Key West, Las Vegas ve Grand Canyon hakkinda tonla bilgi verdiler bize.  Insana zaman kazandiriyor.
Burda, bir kez daha, Fransizlar basta olmak uzere Avrupali insanlarin, bilgi paylasimi konusunda ne denli cimri ve ketum olduklarini anliyorum.

Sonra gemimize donuyoruz.
Ingilizce animasyon yapilan bir ortamda bulunmak ta cok guzel.
Dilin espri anlayisinda ne kadar fark yarattigini goruyor insan. Bu aksamki animasyon, geminin en sexy erkeginin secilmesiydi. Geminin Miami'den kalktigini, gelenlerin cogunlugunun Miami'li oldugunu var sayarsak, eh yarisma sahiden sexy erkekler gecidiydi...
Tipki Ocean Drive gibi...


Majesty of the Seas
Key West / Bahamas
Nassau / Bahamas

Coco Cay / Bahamas
Bahamas Adalari'na Gemi Seyahati