9 Ekim 2012 Salı

Güle güle San Francisco

San Francisco tam bir özgürlük ve alternatifler şehri.


Hippiler, biolar, homosexueller...

Homosexuellerin en çok bulundugu sehir San Francisco'ymus..

Ben sahsen Paris'ten daha çok nasil olabilir hayret ediyorum. Burda nerdeyse her 3 erkekten 1'i homosexuel.
Yoksa benim çevremde mi çok var da bana oyle geliyor?

San Francisco'nun gay semti "Castro Street" te dolasiyoruz.
 




Sağlı sollu her taraf fitness center, güzellik salonu, barlar, sex shop'lar...
Manikür yaptıran adamlar....
Bizim "Le Marais" den daha gay bir havasi oldugu kesin, kabul ediyorum.

7 katlı NIKETOWN'da kendimden geçtim...

Benim gibi spor asigi bir insan burda kendini kaybeder...
Herseyi almak ister. Bu sefer bir iki spor kiyafetiyle yetindim.
Bir tanesi de içinde ayni renginden shortuyla pembe bir etek.
Bu yaz, yaptigim freestyle sporlarda parke uzerinde firtina gibi esecegim...

Union Square'de bulunan Nike'in hazirladigi activite dikkatimi çekiyor:
Marathon Training for women. 

18.30'da randevu verilmis, marathon kosmak isteyen butun bayanlara ucretsiz kosu antremanlari. Wow ne kadar dahice bir fikir. Harika bir inisyatif ve promosyon.

Spor zaten bagimlilik yapan bir olay. Hele maraton.... soylediklerine gore bir kere kostun mu asla birakamiyor, her yerde kosmak istiyormussun. (Da yilda 2 maratondan fazlasi bedene zararliymis.)
Kosmak isteyen ama yalniz basina motive olamayan potansiyel sahibi butun kosucu bayanlar için duzenlenmis bir antrenman.
Nike tarafindan...

Eh haliyle o kiyafetler, ayakkabilar kosu yollarinda eskiyecek, yenilenmeleri gerekecek.
Haftada 2 saat bi kosu activitesi duzenle, sporcu pazarini buyut, genislet, kendi musterini var et. Bravo NIKE...

San Francisco'daki son akşam Leiagh ve Georges'un davetlisiyiz.

Aksam yemeğine ev sahiplerimiz Leiagh ve Georges'a davetliyiz.

1 hafta boyunca evlerinin alt katinda kalip, ozlemini çektiğimiz ev ortaminin ve San Francisco'nun keyfini surduk. Son aksam da birbirimizi taniyip sohbet edecegiz.

Ne tatli insanlar...
Leiagh, hani o pozitif enerji fiskiran, agzindan bal damlayan, agzindan çikan her sozu karsisindakini mutlu etmek için soyleyen insanlardan.

Evlerine giriyorum, ayagimi eve basar basmaz ayakkabilarima iltifat ediyor, çok begeniyor. Ki inanin bana, çok guzel de degiller, dunya turunun sonunda artik atmayi planladigim ayakkabilardan...
Üzerimdeki siyah tulumun içinde şahane göründüğümü söylüyor.
(Dünya turu esnasında kullanıp atmayı planladığım eski kıyafetlerden...)

Ama Leiagh boyle biri, herseyin güzel tarafını görüyor, gece boyunca anlattığı her seyden bu çıkıyor.

Kocasi, Macar asilli Georges da oyle. Muzik ogretmeniymis. Oyle de, San Ffrancisco'ya Obama geldiginde ona gitar çalan çocugun muzik ogretmeni seklinde bir hoca...

Bir yere gittigimizde orada yasayan insanlarla tanismak, sohbet etmek, içinde olmadigimiz hayatlarin, duzenlerin içine girmek çok zenginlestirici.

Bu guzel gece için, evlerini bize açtiklari için Georges ve Leiagh'a sonsuz tesekkurler.

En kisa zamanda Paris'te gorusmek üzere diyerek ayrılıyoruz...




Bir insanin aklindan ozgurluk fikrini asla alamazsiniz

Ev ortamini ozledik te simdi de evden çikamiyoruz

Ozgur ruhlu sehir San Francisco


Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO


Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

7 Ekim 2012 Pazar

Bir insanin aklindan özgürlük düşüncesini asla çıkaramazsınız.

27 Eylul 2011

Hayatimda ilk defa bir hapishane geziyorum.

Sıradan bir hapishane degil...

Hani şu okyanusun ortasında bir ada seklinde kurulmuş; kaçmanın, kaçılsa da kurtulmanın asla mümkün olmadığı hapishanelerden...

ALCATRAZ HAPİSHANESİ


Endişeliyim. Tutuklu yok biliyorum ama yine de tedirginim...

1963 yılında hapishane işlevine son verilmiş. Burası artık bir müze.

San Francisco'ya sadece 1.5 mil uzaklikta... Feribotlara binip gidiyoruz.
 
Ada'ya varır varmaz, herkese bir audioguide veriyorlar.
Bu hapishanede olan biteni direk yaşamış tanıkların ağzından, yaşayan eski hükümlüler, gardiyanlar veya onların yakınlarının ağzından gerçek hapishane hikayeleri dinlediğimiz, insanın kanını donduran bir audioguide...

Hapishaneyi gezerken resmen içine giriyor, hapishane ortamını içinize çeke çeke bir süre orada yaşıyoruz.

Hapishaneye geldik. İlk durak duşlar. Açıkta, ortada, oval şeklinde, havuz gibi bir yerde 30 tane falan duş olduğunu düşünün, yukarıdan 2 dakika su geliyor. O kadar. Ardından hücrelere...


En azılı suçluların tutulduğu, 350 civari kapasitesi olan küçük bir hapishane burasi. Hücreler 2 koridorla ayrılmış.
Bu koridorlara da Broadway ve Michagen Avenue adi verilmis.
Yemek salonuna giden yolun adi da Times Square.

Ironik ama bence güzel düşünülmüs. Bu yerlerin adini telaffuz etmek bile ince bir çizgiyle hayata bağlar insani. Bence...


Hücrelerin bazılarında yatak var, bazılarında yok.
Hücreler korkunç bir halde. Hepsinin içinde tuvalet var. Ama o tuvaletler ne halde, kirilmis, parçalanmis, çogunun uzerinde kan lekesi var, hâlâ çikmamis, tum çıplaklığıyla duruyor orda...
İç kaldırıcı....

Duvarlarda şöyle bir yazı var:
"You are entitled to meals, clothes, shelter and medical assiatance. Anything else you may get is a privilege"

Bir de "isolation" denilen hücrelerden var.
Görmek için 10 saniyeliğine içine giriyorum ve nefes alamıyorum, anında atıyorum kendimi dışarıya. Bir daha hiç çıkamayacağım sanıyorum. Öyle korkunç bir yer.


Gün ışığının ve iletişimin ne olduğunun unutulduğu, tuvalet ihtiyaçlarinin nasil giderildiğini düşünmek bile istemedigim...
İnsanın yaşam damarlarını öldüren bir yer burası...

Bir insanın aklından özgürlük düşüncesini asla çıkartamazsınız...

Kulaklarımızdaki canlı tanıkların anlatımlarıyla hapishaneyi yaşıyoruz.
Kaçmanın mümkün olmadığı bir hapishane burası. Kaçmayı denemiş bir sürü tutuklu, denize atlayıp San Francisco'ya kadar yüzmeyi planlamış. Ancak denizden çıktıkları anda onları karşılayan San Francisco polisi olmus.

Audioguide'la dinliyoruz. Öyle diyor bir Alcatraz hükümlüsü:

"Ömrümüzün sonuna kadar hüküm giymiş olsak bile, bir insanın kafasından özgürlük fikrini asla alamazsınız. Koşullar ne olursa olsun, kafamızda devamlı "nasıl kaçabiliriz?" in planları vardır. Engellenemez... Özgürlüğü unutmak asla mümkün değil."

ALCATRAZ ADASI'NDAN KAÇMA GİRİŞİMLERİ

Resmi kayıtlara geçen bilgiye göre Alcatraz Adası'ndan kaçmayı sadece 36 kişi deniyor, ancak bunu sadece 3 kişi başarabiliyor.

Kendi kanıyla duvara, kaçma planı yapan tutukluların adını yazan gardiyan: MILLER

Miller adindaki gardiyanin hikayesi çok etkileyici.
Bir gece hapishanede isyan çıkıyor. Kaçma planı içinde olan tutuklular Miller adli bir gardiyani rehin alıyorlar. Diğer gardiyanların işbirliğine yanaşmadığını görünce Miller'i işkence ederek yavaş yavaş öldürmeye başlıyorlar. Miller ölmeden evvel, kendi kanıyla duvara kaçma planı yapan tutukluların adını yazıyor ve hatta 3 liderin adını yuvarlak içine alıyor.
Bu duvarın fotoğrafi çekilmiş, Alcatraz hapishanesinde sergileniyor.
Çok etkileyici...

Alcatraz tarihinin en yaratıcı kaçış planı: "Dummy Head"

2'si kardes 3 tutuklu yıllarca yemekhaneden kaşık, çatal, bıçak çalarak, duşlardan sabun, avludan toprak, ordan burdan o, bu, şu ne buldularsa biriktiriyorlar. Ve bu malzemelerden mumya kafalar yapıyorlar. Kafalara saçlar, kirpikler ekliyorlar.
Ve bu çaldıkları kaşıklarla hücrelerinin duvarını deliyorlar ve yıllarca her gün biraz daha kazarak tünel yapıyorlar.
Gece olup gardiyanlar hücreleri kontrol etmeye geldiğinde yataklarına hazırladikları bu mumya kafaları yerleştiriyorlar. O sırada kendileri de avluya açılan tünele giriyorlar.

İşin sırrı kaçış  istikametinde
Alcatraz Adasi'ndan kaçmayı planlayan her tutuklu akla ilk once San Francisco'ya doğru yüzmeyi getirdiginden, kıyıya vardıklarında onları orada polisler bekliyor oluyormuş.

Ancak bu 3 tutuklu San Francisco'ya doğru değil, daha uzakta ve tam tersi istikamette bulunan Angel Island'a doğru yüzmeyi planlamış.

"Dummy Head" adı verilen bu kaçış 11 Haziran 1962'de başarıyla gerçekleşmiş. Ve bir daha da onları gören olmamış. En son Latin Amerika'da yaşadıklarına dair bir bilgi gelse de kimse tekrar peşlerine düşmemiş.

Bu olayın ardından Alcatraz Hapishanesi, "kaçmak imkansız" özelliğini yitirdiğinden, 1963'te kapatılmış.

Alcatraz'in dünyaca ünlü azılı mahkumları

Ünlü Italyan mafya babası AL CAPONE, nam-î diger "Scarface" Alcatraz'in ev sahipligi yaptığı ünlü suçluların başında geliyor.

Robert STROUSE, filmere konu olmuş, nam-î diger "The birdman".

KELLY, nam-î diger, "Gun machine".


Alcatraz Adası'nı terk etmeden evvel okyanusun kıyısındaki avluya son bir kez çıkıyorum ve San Francisco'ya şöyle bir bakıyorum. Her gün, dünyanın en güzel şehirlerinden birine baka baka yaşamak ve orada olamamak, oraya ayak basamamak.... ne kadar zor olmalı..

Tutukluların dediği gibi, ne olursa olsun bir insanın kafasından özgürlük düşüncesini asla çıkartamazsınız. 
Kafada devamlı kaçma hesapları vardır. Kafa sadece buna çalışır.
Özgürlüğe kavuşma umudu bütün sınırları zorlar.
Çünkü umudu yitirmek, delirmekten veya kendini ölüme teslim etmekten başka birşey değildir... 

Umut yoksa... 
Geriye ne kalır?


Gule gule San Francisco

Ev ortamini ozledik te simdi de evden çikamiyoruz

Ozgur ruhlu sehir San Francisco



Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi











4 Ekim 2012 Perşembe

Ev ortamini ozledik te; simdi de evden çikamiyoruz...

Dunya Turu'ndayiz, San Francisco'dayiz.
Yaklasik 1 aydir evimizden uzagiz.
Her sey çok heyecan verici.
Her gun yeni bir sey kesfediyor, her gun yeni bir sey ogreniyoruz. 
Da...
Otellerde kalmaktan, her ogunu disarida yemekten sikilmaya baslamisiz.
Ev ortami gozumuzde tutuyor...

Soyle evde rahat kiyafetlerle, hatta tek parçayla gezmek, kendimize guzel bir kahvalti, aksam yemegi hazirlamak, evimizde bir kahve yapmak, bir sise sarap açmak, soyle kanapeye yayilarak guzel bir film seyretmek, orda uyuyakalmak... gozumuzde tutuyor...

Bu ozlemimizi San Francisco'da, bol bol gideriyoruz.
Amerikali bir ciftin, girisi ayri, banyosu, mutfagi olan evinin alt katini tutuyoruz. Burda, evimizde gibiyiz, evimizdeki aliskanliklarimizi hemen ertesi gun tasiyoruz buraya. Cok mutluyuz.

Koridorda pusu kurmus, senin odadan çikmani bekleyen house keeping yok.
Sabah sabah sen daha uyurken diger odalardan çikis yapan insanlarin gurultusuyle uyanmak yok.
3 metrekare odada kurdesen geçirmek, kendini disari atmayi istemek yok.

San Francisco'daki bu evde mutluyuz, mutlu olmasina ama...
Evden çikamiyoruz bu sefer de...
Ayy ne guzel sey evde olmak...
Sabah sabah, hiç birsey yapmadan oyle ortalikta dolanmak, bir kahve hazirlamak...
Aman bir maillerime bakayim, bir muzik açayim, birsey yapmayayim ama "ev ortami" nin dayanilmaz rahatligina ve genisligine kendimi teslim edeyim, demek...
Ustun... De... Hareket etmek gerek.
Buraya gezmeye, gormeye, kesefetmeye gelmisiz...

Ogleden sonra ancak atiyoruz kendimizi San Francisco sokaklarina...

Istikâmet Union Square yakinlarindaki "Powell" metro istasyonu.

Turistik gezimize baslamadan evvel, hiç alisveris kadini olmamama ragmen, içimdeki alisveris kadini ortaya çikiyor. Cunku.... Macy's 'in onunden geçiyoruz...
Ay ay ay, bu Macy'si ne siz sorun ne ben anlatayim... Tuketim toplumunu tum açikligi ve çiplakligiyla ozetleyen bir mekan...
Ayiptir soylemesi, en son New York'a gittigimde, Macy's 'den tam 6 çift ayakkabi almistim.
Gorgusuzlugun bu kadari... bir de Paris'ten geliyorum yani...
Ama arkadaslar zaten mesele o. Paris'te iyi bir ayakkabi için fahis rakamlar istiyorlar. Ama Macy's oyle mi? 60-70$'a uzerinde kendini "femme fatale" hissedebilecegin ayakkabilar satin alabiliyorsun. Bu sefer 2 çiftte kaliyorum. Malum dunya turundayiz, her aldigimi yanimda  1 aydan fazla tasiyacagim, daha sirada Nike Town var... 7 katli devasa bir Nike magazasi... Orayi talan etmek istiyorum. Ben bu Amerika'ya her geldigimde bir Macy's'de bir de Nike Town'da deliriyorum, kendimden geçiyorum...
 
Bu yokuslu sehri Segway'le gezmek akil kâri degil.. 

Bugunku planimiz bir Segway turu. Sehri Segway ile gezmek.
Hani su iki tekerlekli one dogru egilince giden, arkaya egilince duran...
Bunun aynisini Miami'de de yapmistik, uzerimizde deniz kiyafetleri, muhtesem South Beach'e nazir, eglence fiskiran Ocean's Drive'a paralel Lumus Park uzerinde...
MIAMI

Itiraf etmeliyim ki ayni sey degil.
San Francisco, Segway gibi bir tura elverisli bir sehir hiç degil. O inisli çikisli, yollarda, o dik yokuslarda Segway'e binmek, intihar ediyormussun hissi veriyor insana. Segway'de gitmek kolay da durmak zor. Hele hizin belli bir seviyenin ustune çikmissa durmak imkansiz. Insanin kendisini ativeresi geliyor aletten, o tekerlikli dava da hangi arabanin altinda kalirsa kalsin beni baglamaz turunden..
Dedim ya, bir tur bu. Dolayisiyla baska insanlar da var, bir rehber onculugunde, hepimizin kulaginda da birer micro, rehber anlatiyor sehri bir yandan gezerken...
Ben  bir ara hizimi alamayip, durmasini da beceremeyip rehberi oyle endiselendirdim ki, yazik kizcagiz "Dilara bir problemin mi var, sanki duramiyormussun gibi hissediyorum" diyor.
Sevgilime yardim isteyen acinasi gozlerle bakiyorum.
Ben ne yapabilirim, basinin çaresine bak, nasil durulacagini biliyorsun, diye cevap veriyor.
Ama bilmiyorum iste... bu yokuslarda nasil duracagimi bilmiyorum...
Neyse ki hayatta kalma içgudum sayesinde basima birsey gelmiyor.

Amerika'nin en çok gezilen 3. yeri: PIER 39 (San Francisco)

Ardindan limana kadar yuruyoruz.
PIER 39 dedikleri bir yer var. Amerika'nin en çok gezilen 3. yeriymis.
(Times Square ve Disneyland'dan sonra)
Valla açikçasi herhangi bir deniz kenari sehrinde, limanda gezmekten daha "fazla" hiçbir yani yoktu. Yani Malaga'da gezerken de ayni keyif, Cesme Marina'da gezerken de... Bu PIER 39'u neden bu kadar abartmislar ki, anlayamadim.

Ardindan baska semtlere gecis yapiyoruz:
Nob Hill: tartismasiz kalburustu semtlerinden biri.
Fisherman Wrafh: çok tursitik, cafcafli, hareketli.
Coit Tower ve Financial District.


Avrupa sehirlerinden farkli olarak San Francisco otobus ve tramvay sehri.
Sehrin tam gobeginden geçen, ulasimdan ziyade animasyon kaygisiyla isleyen Cable Car'a biniyoruz. Cok keyifli, kocaman adamlar bile çocuk oluveriyorlar binince. Degisik bir ambiansi var.



Bugun butun gunu limanin etrafinda geçirdigimize gore, limanda balik seklinde sahane bir aksam yemegiyle gunu tamamlamak çok yakisir diyoruz. Ve guzel bir retaurant seçiyoruz kendimize...

Tabi her zamanki gibi guzel bir Napa Valley esliginde...


Bir insanin aklindan ozgurluk fikrini asla alamazsiniz

Ozgur ruhlu sehir San Francisco


Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO


Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi






3 Ekim 2012 Çarşamba

Özgür ruhlu şehir: San Francisco

25 Septembre 2011

Bayiliyorum kendine has bir tarzi olan kisilikli sehirlere...

Ve bayiliyorum o sehirlerin gelmisini, geçmisini, bugunlere gelene dek neler neler geçirmisligini, nelere tanik oldugunu, kimlere ev sahipligi yaptigini, nelerin onu uzdugunu, yiktigini, hangi olaylarin onu kalkindirdigini, zenginlestirdigini, guzellestirdigini...

Bir insani tanir gibi, adim adim kesfetmeye bayiliyorum bazi sehirleri.

San Francisco boyle bir sehir.
2 gun geçirir geçirmez anliyorsunuz, ne kadar karakterli oldugunu...

En tipik ozelligi tartismasiz yollari, sokaklari, caddeleri, yani yokuslari. Yokuslu yokuslu, inisli çikisli, tepeli tepeli...
Bildigimiz yollar gibi degil, dumduz bir eksende akip gitmiyor. En az 30 derece hatta daha fazla açilarla asagi dogru iniyor.

Butun yollar sarp bir yokus. Inisi de azap, çikisi da azap saniyor insan basta ama, isin asli oyle degil.


Bu tepeler sehri gizemli kiliyor. 
Her yokus farkli bir sey vaadediyor.

Surprizli bir sehir San Francisco. Gizemli...
Bazen bir yokusun otesini goremiyorsun. Bunun için her tepeye tirmanmak, her tepenin ilerisinde, otesinde, berisinde ne var gormek istiyorsun...
Her yokus farkli bir sey vaadediyor sanki. Merak ediyor insan, çikip gormek istiyor.
Biraz yorucu olsa da her tepeye tirmanasi geliyor insanin.
Isin tuhafi, kimsenin bu inip çikmalardan sikilir gibi bir hali yok.
Zira en paha biçilmez evler, en pahali magazalar bu çetin yokuslarin uzerinde bulunuyor.

Tepeden bir bakisi var sehrin, dogaya, hayata...

"Hippi" kulturunun dogdugu yer: San Francisco

Bugun sehrin merkezi Union Square'deyiz. Cok ta sansliyiz, gunluk guneslik bir hava ve meydanda açik hava konseri var. Yasasin...

San Francisco'ya dair okudugum kitaplardan aklimda kalmis.
Burasi, hippi kulturunun basladigi, dunyaya yayildigi, ve hâlâ yasayan hippilerin en çok bulundugu sehirmis.
Bunu ilk defa bu konserde çok net, canli canli gordum.
Annem babam yasindaki adamlar, kadinlar inanilmaz renkli kiyafetleri, daracik pantalonlari, uzerine batik desenli bluzlari, upuzun saçlari, sakallari, rastalari, temizlik dahil olmak uzere dis gorunuse onem vermeyen tutumlari...

Ve tabiiki... "Peace" sembolu tasiyan çesit çesit aksesuarlari...


"Beatles" dönemi gençliğinin yaşlıları bunlar...
Kim bilir... Belki de 1967'deki "Summer of Love" sosyal hareketini de bunlar yapmislardir. Hani su 100 bin kisiden fazla gencin Golden Gate Park'a yurudugu, ve orada "free food, free drugs, free love" dagitarak, free clinic ve free store kurduklari, bir takim sosyal dengeleri degistirmeyi hedefledikleri o efsane 60'li yillar...

Commune bir hayati benimsedikleri ve mutlak bir yabanciyla bile herseyi herseyi paylastiklari, "alternatif" bir yasam tarziydi onlarinki. Materyal anlaminda fakir, intellectuel ve sevgi bazinda ise çok çok çok zengin olduklari bir yasam tarzi...

Union Square'deki konsere geri dönüyorum:
60'li yillar tarzi muzik çalan bir grup oldugunu da goz onune alirsak annem babam yasindaki butun herkes meydanda dans ediyor. Guzel de etmiyorlar, oyle anlamsiz bir sekilde hareket ediyorlar. Ama, bir sekilde izletiyorlar kendilerini, hatta hayran birakiyorlar...

Çünkü özgürler...

Hippi devrimini yaparken yaymaya çalıştıkları yaşam biçiminin temel prensiplerinde bu var çünkü... Cinsel ozgurluk, ifadede ozgurluk, yaraticilik, toplumun hedefledigi gibi degil, kendi olmak istedikleri gibi bir yasami seçmede ozgurluk...

Ozumuze donus: Italyan restaurantinin yollari tastan...

Hippileri hayranlikla izledikten sonra, yine de onlardan biri olmadigimizi bize hatirlatan, bu aksam bir Italyan Restaurant'inda yemek yeme arzumuzun pesine takiliyoruz.

Bir de sahane bir Napa Valley kirmizi sarabi soyluyoruz ki....

Keyfimize diyecek yok...

Bir insanin aklindan ozgurluk fikrini asla alamazsiniz

Ev ortamini ozledik te, simdi de evden çikamiyoruz...



Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi



Dünya Turu (6) : SAN FRANCISCO

24 Eylül 2011

Oakland, Verdon Street'teki evimize yerleştikten sonra San Francisco'da arabayla bir gezinti yapmak üzere evden çıkıyoruz.

Hatirlarsiniz, 18 günlük road trip için Las Vegas'ta kiraladığımız araba bu. Ve bugün öğleden sonra teslim edeceğiz. Araba leş gibi önce bir yıkamamız lazım.

 Monument Valley'deki hasar arabada çikacak mi? Fark edecekler mi? Ederlerse bize ne kadar odetecekler, hiçbir fikrimiz yok. Biraz endiseliyiz açikçasi.

San Francisco: City of Hills


Lombard Street'te araba kullanmadan bu cadde yasanmis sayilmaz.

Lombard Street San Francisco'nun en taninmis caddesi.
Aslinda tipik bir San Francisco sokagi burasi: dimdik bir yokus. San Francisco sokaklarinin tamami boyle. Burada caddeler, sokaklar hep yokus, ama ne yokus, dimdik. Ege Korfezi gibi girintili, çikintili bir sehir, bir suru tepe, tepecik var.
Sehir yatay bir eksende degil de dikey hatta biraz kalkik gorunuyor.

Bu yokusta oturulur mu yahu? Oturulsa bile nasil araba park edilir buraya?

Efsane Lombard Street...
Sehrin en pahali evleri burdaymis. Buradaki evlere paha biçilemezmis...

Valla ben bisey soyliyim mi?: Bana uzerine para verseler gidip orda oturmam. Yahu çekilecek eziyet mi o her gun? Lombard Street dedigin yaklasik 90° dik bir yokus. Her gun bir eve girip çikmak için o yokus inilip çikilir mi? Hadi form tutayim diye basta guzel gelir ama yok bence çekilecek eziyet degil. O yaslilar nasil oturuyor orada hayret!

Hadi yurumeyi geçtim, bir sekilde yurur herkes.
Oraya nasil araba park ediyorlar.? Lombard Street'te araba kullanmak zaten seviye 7, yani benim diyen araba kullanamaz orda. Ben zaten ornek bile degilim, ben zaten kullanamam da, iyi araba kullandigini iddia edenlere bile "hodri meydan" dedirtecek turden bir yokus. Oyle boyle degil.
Sevgilimin kullanirken nasil uçukladigini ben gordum.
Ama cok enteresan burdaki evlerde oturanlarin arabalari son derece nizam içinde, tak tak tak boyle yokusa nazir, paralel, sahane bir sekilde par edilmis sekilde duruyorlar. Ya da buraya arabayi park eden bir daha çikamiyor.
Ben çok taktim bu meseleye. Yoksa iyi araba kullanamiyorum diye yaram var, gocunuyor muyum?

Bir de Lombard Street'in uzantisi, meshur Crooked Street var, saç orgusu gibi birbirine geçmis donemeçlerden olusmus enteresan bir sokak, bir de oradan geçtik.
San Francisco sokaklari Lunapark gibi, arabaya biniyorsun, engelleri asmaya çalisiyorsun.

Crooked Street


GOLDEN GATE BRIDGE & RICHMOND BRIDGE

Arabamizin son saatlerini de San Francisco'nun unlu koprulerinden geçerek kullanalim diyoruz.
Golden Gate Bridge'i herkes bilir. Hani su kirmizi olan, eski bir kopru. Su son Maymunlar Gezegeni filminde hani maymunlar bir koprude trafigi alt ust edip herkesi denize gonderiyorlar ya, iste o kopru.


Diger unlu koprusu de Richmond Bridge. Hayatimda hiç boyle isleyen bir kopru gormedim.
Richmond Bridge'in en buyuk ozelligi 2 kat olmasi. Gidis bir kattan, gelis diger kattan isliyor.

Arabamizi teslim ediyoruz. Eli kulaginda kim bilir kaç para ceza odeyecegiz. Tum araba kiralam sirketlerinde kontrat imzalarken yaziyor. Dogal parklara kiralik arabayla girmek yasak diye...
Kontrol yapiliyor, yapiliyor... Hiçbir hasar çikmiyor, inanilmaz.
Monument Valley'e gittiniz mi diye bile sormadi teslim alan kisi. Yasasin !!!
(Arkadaslar laf aramizda : mumkun degil. Arabayi teslim alan adam isini iyi yapmiyor, bunu çok net soyleyebilirim.)

Aksam saatlerinde San Franisco Oakland'daki evimize metroyla donerken The Whole Food Market'e bir ugruyoruz. Biz burayi çok seviyoruz. Bundan Avrupa'ya da açsinlar.

California bolgesinin saraplari da pek unluymus.
Hemen bir tane meshur kirmizi "Napa Valley" kapiyorum. Hem de Chardonnay. Cok severim...

Notumu bir sonraki yazida verecegim...

Bir insanin aklindan ozgurluk fikrini asla alamazsiniz

Ozgur ruhlu sehir: San Francisco

Ev ortamini ozledik te, simdi de evden çikamiyoruz...


Dunya Turu (11) BALI

Dunya Turu (10) HONG KONG

Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.

Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi