ODTU'lü olmak bu memlekette başıma gelebilecek en iyi ikinci şey.
Birincisi, kimse kusura bakmasın: lisem.
ODTU'de tanıdım kendimi, orda öğrendim dünyayı sorgulamayı;
Bilgiyi filtre edebilmeyi, yeni girdileri süzebilmeyi,
kendi bünyeme dahil edebilmeyi,
her öğrendiğim yeni şeyle her gün yeni birisi olabilmeyi...
Öğrenmeye aç olmayı;
doğru bildiğim yolda yalnız yürümeyi;
dünya insanı olmayı, evreni bütünüyle kavramayı;
herşeyin insanlara dair olduğunu bilip hiçbirşeye şaşırmamayı....
ODTU'de öğrendim.
Ve 10 yıl sonra bir pazar günü ODTU'ye keyif yapmaya geldim.
Pelin'im de yanımdaydı, Alfa'm da...
Geldik, Sun Shine'a kurulduk. Kahvaltıya ODTU'deyiz...
ODTU'de tatildeyiz.. ODTU Tatil köyünde...
İnanamıyorum buralar neye dönüşmüş böyle!! Bizim zamanımızda böyle miydi?
Bildiğin öğrenci kafetaryasıydı, ama şimdi, işler büyümüş, yemekler değişmiş, güzelleşmiş, personel artmış...
Yola yakın bir yere yerleştik Pelin'imle. Başladık sohbete...
Doyamadığım kadınlar
Doyamadığım kadınlar var benim.
Onunlayken zaman akmasın dursun istediğim...
Her hali güzel, biricik arkadaşım Pelin'im bu kadınlarımdan...
Hiç yaşlanmayan, yıllar geçtikçe güzelleşen, güçlenen, hayatı özümsemiş, "tecrübeyle sabit" dedikleri türden bilgiler edinmiş, ne istediğini bilen, yaşam haritasını çizerken ona yön verebilen kadınlardan...
Eski dostlar böyle birşey, kaldığımız yerden tam hız devam...
7. vitese taksak o bile yetmez, bize zaman yetmez, konularımız asla bitmez. Sun Shine 3 kez doldu boşaldı biz yerimizden kıpırdamadık, gözlerimizi kırpmadık...
Birbirimize doymaya çalıştık...
Doyamadık...
EURO 2012 İtalya-İspanya
Akşam maça yine Ankara'dayız.
Ama maçı izleyecek yer bulamıyoruz. Bilkent'in içindeki Ankuva'da yaz akşamı hayat yok.
O kadar güzel yerler, mekanlar var, böyle önemli bir maçı veren bir tek yer yok.
Avrupa'da olsa dedik, her yer dolup tasar, boyle bir meydan da boş kalmaz. Yer bulamadık.
Kalktık Ankra merkeze indik. Arkadaşları rezervasyon yaptırmış.
North Shields bilir bu işi dedik teslim ettik kendimizi...
Bayıldığım şeylerden birisi; tek bir tabak alıp beraber yemek...
Orda da öyle yaptık.
Samimiyet göstergelerinden biridir değil mi, yakın olduğunuz birinin tabağından yemek, hesapsızca sormadan bir lokma bişey almak?
Ahhh ne tatlıdır o lokma...
İşte tek bir tabak alıp paylaşmak ondan da keyifli...
Bira sevmem ben, içmem.
Ama sevdiğiniz birinin bardağından içilen biranın tadı bile bambaşka...
Şampanyaya denk...
Ankara Gunlukleri (1)
Ankara Gunlukleri (2)
Ankara Gunlukleri (3)
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Temmuz 2012 Pazar
Ankara Günlükleri (3)
Libellés :
Ankara,
north shields,
ODTÜ,
sun shine
21 Temmuz 2012 Cumartesi
Ankara Günlükleri (2)
Doyamadıgım kadınlar...
Doyamadıgım kadınlar var benim....
Onun oldugu bir ortamda ondan başkasını goremedigim, kilitlendigim, nefes almayı vakit kaybı saydıgım, benim olsun diye alıp içime sokmak istedigim kadınlar var...
Saatlerce, gunlerce vakit geçirsek te bize yetmez, derinligimiz eksilmez, çıtamızın boyu düşmez, bizim konularımız bitmez, eğlencemiz, kahkahamız dinmez, ateşimiz hiç sonmez...
Yetenek... mucizevi bir hazine...
Bana Latin dansları ve Arjantin Tango'yu ogreten canım arkadaşım Mine geldi Vişnelik tesislerine.
Tutkusunu işe dönüştürebilen insanlara olağanüstü bir saygı duyuyorum.
Bence bundan daha üstün bir başarı öyküsü olamaz. Mucizevi...
Üzerine para bile vererek yapmaya hazır oldugun, gece gündüz sadece onu yapmak istedigin bir activiteden, bir spordan, bir muzikten, bir resimden, yani yetenekten bir hayat kurmak...
Mine'm bunu başarabilenlerden...
Shine Dans Studyosu, Ankara'nın en eski dans studyolarından.
Latin danslari ve Arjantin Tango dedin mi bu işi en iyi Mine bilir.
Onu Tango yaparken izlemek bir ayrıcalıktır.
Hala dansa yatırım yapar, danstan geleni dansa harcar, bildigiyle, yapabildigiyle yetinmez, yurt dışına çıkar, en iyi hocaları bulur, onlardan dersler alır, yeni birseye el atar. Gyrotonic öğrenicem der, atlar Roma'ya gider, hiç durmaz, kendini geliştirir, hep yeniler.
Gelir ogrendiklerini ogretir. Comerttir.
Bilgiyi paylaşır, kendisine saklamaz.
O yukselirken, yanındakini de yukseltir.
Ne var ki kendi degerini bilmez o. Kendisini takdir etmez. Mütevazidir. İnanılmaz işler yapar, normal sayar, kimsenin gözüne sokmaz, kendi gözünde büyütmez.
Degeri de burdan gelir, bilen bilir...
Siyah Beyaz Ankara
Vişnelik'teki yemekten sonra Siyah Beyaz diye bir mekana gittik.
Aslında dans edebilecegimiz bir yer arıyorduk ama burası oldu. Bir de çok ünlü bir yermiş burası, biz birşeye benzetemedik ama... Yaş ortalaması düsündüğümüzden yüksek. Elvis Presley donemi şarkıları soyleyen bir grubun çıktıgtı bir mekan. Girince önce pek begenmedik, burda bu yaslılarla nasıl eğlenicez dedik. Ama bir ara canli muzik susunca, DJ guzel parçalar koyunca orayı kendi çizgimize getirdik, bizim istedigimiz mekana çevirdik. Alfa'nın da mekana dair hayalkırıklıgını biraz unutup eğlenebildigini gördüğümde ben daha bir coştum. Kendimi müziğe teslim ettim...
Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun meselesi...
Mekan ne olursa olsun çıktıgımızda kimse, "eglenemedik" demiyordu...
Siyah Beyaz'dan çıktık.
Bitmez bu memlekette keyif, sürer sürebildigi kadar...
Gözünü seveyim bu milletin eğlence anlayışını.
Biliyor, yemesini, içmesini, eglenmesini, zevkin, keyfin, sefanın dibine vurmasını...
Mekandan çıkınca ayrılmayız biz hemencecik bu ülkede.
Çorbacılara gideriz, köftecilere gideriz, köşe başında kokoriç yeriz.
O saatte sarımsakli işkembe çorbası içeriz, parmaklarımızdan yaglar damlar, köşe başındaki satıcıdan ekmek arası kokoriç alırız, yeriz.
Boyledir....
Gözümüzden uyku akar, bitmez burda keyif, sürer sürebildigi kadar...
Ankara Gunlukleri (1)
Ankara Gunlukleri (2)
Ankara Gunlukleri (3)
Doyamadıgım kadınlar var benim....
Onun oldugu bir ortamda ondan başkasını goremedigim, kilitlendigim, nefes almayı vakit kaybı saydıgım, benim olsun diye alıp içime sokmak istedigim kadınlar var...
Saatlerce, gunlerce vakit geçirsek te bize yetmez, derinligimiz eksilmez, çıtamızın boyu düşmez, bizim konularımız bitmez, eğlencemiz, kahkahamız dinmez, ateşimiz hiç sonmez...
Yetenek... mucizevi bir hazine...
Bana Latin dansları ve Arjantin Tango'yu ogreten canım arkadaşım Mine geldi Vişnelik tesislerine.
Tutkusunu işe dönüştürebilen insanlara olağanüstü bir saygı duyuyorum.
Bence bundan daha üstün bir başarı öyküsü olamaz. Mucizevi...
Üzerine para bile vererek yapmaya hazır oldugun, gece gündüz sadece onu yapmak istedigin bir activiteden, bir spordan, bir muzikten, bir resimden, yani yetenekten bir hayat kurmak...
Mine'm bunu başarabilenlerden...
Shine Dans Studyosu, Ankara'nın en eski dans studyolarından.
Latin danslari ve Arjantin Tango dedin mi bu işi en iyi Mine bilir.
Onu Tango yaparken izlemek bir ayrıcalıktır.
Hala dansa yatırım yapar, danstan geleni dansa harcar, bildigiyle, yapabildigiyle yetinmez, yurt dışına çıkar, en iyi hocaları bulur, onlardan dersler alır, yeni birseye el atar. Gyrotonic öğrenicem der, atlar Roma'ya gider, hiç durmaz, kendini geliştirir, hep yeniler.
Gelir ogrendiklerini ogretir. Comerttir.
Bilgiyi paylaşır, kendisine saklamaz.
O yukselirken, yanındakini de yukseltir.
Ne var ki kendi degerini bilmez o. Kendisini takdir etmez. Mütevazidir. İnanılmaz işler yapar, normal sayar, kimsenin gözüne sokmaz, kendi gözünde büyütmez.
Degeri de burdan gelir, bilen bilir...
Siyah Beyaz Ankara
Vişnelik'teki yemekten sonra Siyah Beyaz diye bir mekana gittik.
Aslında dans edebilecegimiz bir yer arıyorduk ama burası oldu. Bir de çok ünlü bir yermiş burası, biz birşeye benzetemedik ama... Yaş ortalaması düsündüğümüzden yüksek. Elvis Presley donemi şarkıları soyleyen bir grubun çıktıgtı bir mekan. Girince önce pek begenmedik, burda bu yaslılarla nasıl eğlenicez dedik. Ama bir ara canli muzik susunca, DJ guzel parçalar koyunca orayı kendi çizgimize getirdik, bizim istedigimiz mekana çevirdik. Alfa'nın da mekana dair hayalkırıklıgını biraz unutup eğlenebildigini gördüğümde ben daha bir coştum. Kendimi müziğe teslim ettim...
Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun meselesi...
Mekan ne olursa olsun çıktıgımızda kimse, "eglenemedik" demiyordu...
Siyah Beyaz'dan çıktık.
Bitmez bu memlekette keyif, sürer sürebildigi kadar...
Gözünü seveyim bu milletin eğlence anlayışını.
Biliyor, yemesini, içmesini, eglenmesini, zevkin, keyfin, sefanın dibine vurmasını...
Mekandan çıkınca ayrılmayız biz hemencecik bu ülkede.
Çorbacılara gideriz, köftecilere gideriz, köşe başında kokoriç yeriz.
O saatte sarımsakli işkembe çorbası içeriz, parmaklarımızdan yaglar damlar, köşe başındaki satıcıdan ekmek arası kokoriç alırız, yeriz.
Boyledir....
Gözümüzden uyku akar, bitmez burda keyif, sürer sürebildigi kadar...
Ankara Gunlukleri (1)
Ankara Gunlukleri (2)
Ankara Gunlukleri (3)
Libellés :
Ankara,
Hayata dair,
Shine Dans Studyosu,
Siyah Beyaz
20 Temmuz 2012 Cuma
Ankara Günlükleri (1)
10 yıl oldu Ankara'ya gelmeyeli.
Ozledim dersem yalan olur.
Ama bu okul, bu ODTU eşsiz, efsane, sahane...
Daha da ozeli bu sefer Ankara'ya gitme sebebim.
Beni saran insanlar... O birbirinden ozel kişiler...
Madalya toreni olacakmiş, okula varır varmaz bölümüne gittik.
Bunlar ne kadar ozel cocuklar böyle... ilk 500'müş bunlar.
Memleketi ileri taşıyacak, hatta dunyayı degiştirecek insanlar bunlar.
Kafalar tıkır tıkır, gozler pırıl pırıl...
Nerde o eski ogrenciler...
Bolumunun önündeki o hocayı ve ona bakışını unutmayacagım.
O nasıl bir özlemdi onunkisi...
Sadece şahsa degil, koca bir doneme dair duydugu ozlem okunuyordu gozlerinden...
Belli ki daha parlak, daha çalışkandi eski öğrenciler...
Daha pragmatik, belki daha hırslı...
Belki daha fazla almak ve daha fazla vermek istiyorlardı.
Ona sarıldı. Bence onu 10 yıl sonra ilk defa görüyordu.
"Seni cok severim, biliyorsun degil mi?" dedi...
Ona dokundu mu bu laflar bilmiyorum ama bana çok dokundu.
O kadar içten, o kadar samimi...gurur verici...
Mühendis kafası boyle birşey.
Her sürecin bir anlamı var, fonksiyonu var..
Elektronik bölümünden bir ders alıyorlarmıs. Dersin zorlugu, karısıklıgı bir yana cocukların sorguladığı işlevi, neden o dersi gordukleri. Önlerine verilen herseyi kabul etmiyorlar.
Pragmatik bir işleyişi var kafalarının.
Dedi, ben olsam 3 ders boyunca endustri muhendisliginin bu dersi almaya neden ihtiyacı oldugunu açıklarım.
Ve sonra case study'lerle işlerim dersi. Ortak işlevi olan örnekler veririm, once onları buna ikna ederim sonra teoriye, formullere, teknige girerim dedi. O böyle işte. Çözüm odaklı düsünen bir kafası var. Takılmak istemez hiçbir seye, düğüm sevmez, kabul etmez. Onunla tıkanmaz hiçbir mesele. Yolunu bulur, bilir ve acar.
Hızlı düsünür, anında üretir, söylediklerinin alt yapısı da saglam olur, sanki uzun zaman düsünülmüs gibidir ama oyle degildir cogu zaman.
O ne dese dogrudur, guvenilirdir.
Bıraktigimiz yerden devam...
Eski dostlukların en guzel yanı bu.
Şak diye, küt diye bıraktıgın yerden devam edebiliyorsun.
Araya yıllar girmis, yollar girmis, ayrılıklar girmis, baska baska hayatlar girmiş, konular degişmiş, bildigin hikayeler gündemden düşmüs, gündem hepten degişmiş... Fark etmiyor...
"Ben senin özünü biliyorum" durumu var.
Degişen ne olursa olsun ben seni biliyorum...
Bu derinlik o kadar kıymetli ki... 6 yıl görüşmezsin yılların ozlemi 6 dakikada silinir. Dun gorusmus gibiyizdir.
Bıraktıgımız yerden devam...
Güçlü arkadaslıklar bunlar, tutkulu aşklar gibi...
Aradaki bağ sıradan degil, kopacak gibi hiç degil.. Sapasaglam.
Havuç'um da boyle, guzel dans hocam da boyle, Alfa'm da boyle...
Bazen kuçuk bir an için ömür bile verilir
Biz boyleyiz...
Aylarca, yıllarca goruşmeyiz. Pause'a basarız.
Görüştügümüz anda filmi yeniden başlatırız.
Zamanı dondurmusuzdur. Ne başı var ne sonu...
Zaman kavramı da yok aslında.
Sadece bu an var, hepsi o kadar. Ama...
"Bazen kuçuk bir an için ömür bile verilir" dedikleri turden anlar...
Vişnelik Tesislerinde akşam yemegi
Guzel bir organizasyondu, butun mezunlar gelmiş, havuzun kenarında masalar, herkeste bir can ciger kuzu sarması durumu.
Özlem degil belki ama geçmişle gelecegi muazzam bir noktada paylasabildikleri bir platform.
Biraz da show...
Ben şu oldum, ben bu oldum, ben bunları bunları başardım showu...
Kendini gerçekleştirme kulvarındaki çıtalarının boyunun showu...
Başarılarının, ürettiklerinin showu.
Varsın show olsun, bütün showlar böyle olsun.
Ulke kalkınır, dunya kalkınır...
Ankara Gunlukleri (1)
Ankara Gunlukleri (2)
Ankara Gunlukleri (3)
Ozledim dersem yalan olur.
Ama bu okul, bu ODTU eşsiz, efsane, sahane...
Daha da ozeli bu sefer Ankara'ya gitme sebebim.
Beni saran insanlar... O birbirinden ozel kişiler...
Madalya toreni olacakmiş, okula varır varmaz bölümüne gittik.
Bunlar ne kadar ozel cocuklar böyle... ilk 500'müş bunlar.
Memleketi ileri taşıyacak, hatta dunyayı degiştirecek insanlar bunlar.
Kafalar tıkır tıkır, gozler pırıl pırıl...
Nerde o eski ogrenciler...
Bolumunun önündeki o hocayı ve ona bakışını unutmayacagım.
O nasıl bir özlemdi onunkisi...
Sadece şahsa degil, koca bir doneme dair duydugu ozlem okunuyordu gozlerinden...
Belli ki daha parlak, daha çalışkandi eski öğrenciler...
Daha pragmatik, belki daha hırslı...
Belki daha fazla almak ve daha fazla vermek istiyorlardı.
Ona sarıldı. Bence onu 10 yıl sonra ilk defa görüyordu.
"Seni cok severim, biliyorsun degil mi?" dedi...
Ona dokundu mu bu laflar bilmiyorum ama bana çok dokundu.
O kadar içten, o kadar samimi...gurur verici...
Mühendis kafası boyle birşey.
Her sürecin bir anlamı var, fonksiyonu var..
Elektronik bölümünden bir ders alıyorlarmıs. Dersin zorlugu, karısıklıgı bir yana cocukların sorguladığı işlevi, neden o dersi gordukleri. Önlerine verilen herseyi kabul etmiyorlar.
Pragmatik bir işleyişi var kafalarının.
Dedi, ben olsam 3 ders boyunca endustri muhendisliginin bu dersi almaya neden ihtiyacı oldugunu açıklarım.
Ve sonra case study'lerle işlerim dersi. Ortak işlevi olan örnekler veririm, once onları buna ikna ederim sonra teoriye, formullere, teknige girerim dedi. O böyle işte. Çözüm odaklı düsünen bir kafası var. Takılmak istemez hiçbir seye, düğüm sevmez, kabul etmez. Onunla tıkanmaz hiçbir mesele. Yolunu bulur, bilir ve acar.
Hızlı düsünür, anında üretir, söylediklerinin alt yapısı da saglam olur, sanki uzun zaman düsünülmüs gibidir ama oyle degildir cogu zaman.
O ne dese dogrudur, guvenilirdir.
Bıraktigimiz yerden devam...
Eski dostlukların en guzel yanı bu.
Şak diye, küt diye bıraktıgın yerden devam edebiliyorsun.
Araya yıllar girmis, yollar girmis, ayrılıklar girmis, baska baska hayatlar girmiş, konular degişmiş, bildigin hikayeler gündemden düşmüs, gündem hepten degişmiş... Fark etmiyor...
"Ben senin özünü biliyorum" durumu var.
Degişen ne olursa olsun ben seni biliyorum...
Bu derinlik o kadar kıymetli ki... 6 yıl görüşmezsin yılların ozlemi 6 dakikada silinir. Dun gorusmus gibiyizdir.
Bıraktıgımız yerden devam...
Güçlü arkadaslıklar bunlar, tutkulu aşklar gibi...
Aradaki bağ sıradan degil, kopacak gibi hiç degil.. Sapasaglam.
Havuç'um da boyle, guzel dans hocam da boyle, Alfa'm da boyle...
Bazen kuçuk bir an için ömür bile verilir
Biz boyleyiz...
Aylarca, yıllarca goruşmeyiz. Pause'a basarız.
Görüştügümüz anda filmi yeniden başlatırız.
Zamanı dondurmusuzdur. Ne başı var ne sonu...
Zaman kavramı da yok aslında.
Sadece bu an var, hepsi o kadar. Ama...
"Bazen kuçuk bir an için ömür bile verilir" dedikleri turden anlar...
Vişnelik Tesislerinde akşam yemegi
Guzel bir organizasyondu, butun mezunlar gelmiş, havuzun kenarında masalar, herkeste bir can ciger kuzu sarması durumu.
Özlem degil belki ama geçmişle gelecegi muazzam bir noktada paylasabildikleri bir platform.
Biraz da show...
Ben şu oldum, ben bu oldum, ben bunları bunları başardım showu...
Kendini gerçekleştirme kulvarındaki çıtalarının boyunun showu...
Başarılarının, ürettiklerinin showu.
Varsın show olsun, bütün showlar böyle olsun.
Ulke kalkınır, dunya kalkınır...
Ankara Gunlukleri (1)
Ankara Gunlukleri (2)
Ankara Gunlukleri (3)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)