17 Ekim 2011
Tokyo'da sahane bir pazar.
Ekim ortasinda havanin bu denli mukemmel olmasi çok sasirtici. Gunluk guneslik, bir yaz havasi var Tokyo'da.
Shortlarimizi ve açik ayakkabilarimizi giyiyoruz, YOYOGI Parki'na dogru yola koyuluyoruz.
Yoyogi Park: Bize her pazar Halloween
Yoyogi Parki, Ueno Park'tan çok daha guzel, zevkli ve keyifli.
New York'taki Central Park gibi. Kocaman, renkli, içinde her turlu insanin degisik bir aktivite yaptigi buyuk bir park.
Latin danslari, salsa yapan gruplar, aikido yapan kisiler...
Hele pazarlari apayri bir karakteri var parkin.
Yoyogi Park, her pazar gunu, ozellikle teenager kizlarin, halloween tarzi acaip kiyafetler giyip, ortalikta gezinip acaiplikler yaptiklari bir yere donusuyor.
Bunlara COSPLAY kizlari deniliyor.
Bu kiz gruplari bu acaip gorunusleriyle bir de acaip danslar ediyorlar.
Pazar gunleri Yoygi Park'ta boyle bir eglence anlayisi hakim yani.
Yoyogi'ye mutlaka bir pazar gunu gitmek lazim.
Ve Tokyo'da Shinjuku'da kalmak lazim.
Otelden 15 dakikada Yoyogi Park'tayiz.
Geleneksel Japon dugunune tanik oluyoruz.
Park'a girer girmez bir de bakiyoruz, bir suru bir suru kimonolu kadin, erkek bir yere dogru ilerliyor. Dedik bir durum var, peslerine takilalim. Takiliyoruz.
Meger bir dugunmus bu. Ayni kilise dugunu gibi, tapinak dugunu.
Parkin bir bolumunde gelinleri giydiren kadinlar bekliyor. Ve ilk defa bir kimono gelinligin bir geline nasil giydirildigine tanik oluyoruz.
Erkeklerin damatligi zaten hep ayni.
Siyah-beyaz çizgili salvar tarzi bol bir pantalon.
Kadinlar ise ya beyaz, ya kirmizi islemeli kimonolar.
Dikkatimizi çeken bir diger husus ta dugune davetli olarak gelen nerdeyse tum kadinlarin modern elbiseler degil, geleneksel kimonolar giymis olmasi.
Zaten kimono tarzi ve kulturu gayet te yasiyor, çogu kadinin uzerinde gunun her vakti, sehrin her yerinde gormek mumkun.
KIMONO : Katman katman derinlik...
Giyilmesi çok mesakkatli ama çok ta feminen bir goruntusu var.
Uzerinde kimono tasiyan bir kadin bana, katman katman derinligi olan, anlatacak turlu turlu hikayesi olan, ermis, bilge ve bir o kadar da kadin bir kadini andiriyor.
Bence estetikten en uzak olani ayaklar kismi.
Zori: Duz Japon sandaleti, parmak arasi terlik. Bizim takunyalara benziyor.
Geta: Topuklu Japon sandaleti. Bunlarla yurumek harbiden zor olmali.
Tobi: Bas parmagi ayri, diger parmaklar ayri çorap, getalarla giyiliyor.
Daha once de yazdim, bakiniz, Japon kadini yurumeyi bilmiyor
Cunku bu takunyalarla, o ayak bilegine kadar yirtmaçsiz, daracik inen kimonolarla yurunmez. Bir de ayaklarindan kayip gitmesin diye ugrastiklari o getalarla yurumek var... Onlar da yuruyemiyor iste.
Ben ozellikle mambudan yapilan terlikleri çok begendim. Uzerindeki saten tarzi doku çok hos, çok estetik. Kendime almak istedigim tek sey bu oldu, ama malesef benim ayak numarami bulamadik.
Japonya'da adim basi dilek diliyoruz.
Batil inancin yoksa da zorla olusuyor.
Ulu mu ulu, gorkemli bir agaç var, Yoyogi Parki'nin içindeki tapinagin karsisinda.
Herkes kucuk bir tahta satin aliyor ve uzerine kendi dilinde dilegini yaziyor.
Biz de ayni tahta uzerine hem Turkçe, hem Fransizca yaziyoruz. Her taraf dilek dilemis insanlarin tahtalariyla dolu, asacak yer kalmamis.
Biraz gorgusuzluk ettim, kusura bakmayin; dunyanin oteki ucundan geliyorum; idare edin.
Sevgilim bana soruyor, nereye asacaksin? Seç bir yer ve as.
Ben diyorum: "En tepeye asacagim."
Sevgilim gorgusuzlugumu kiniyor:
"Bak bakalim en tepede bir tane Japonca dilek var mi? Hepsi Ingilizce, Almanca, Ispanyolca, Fransizca etc... Cunku Japonlar hep en altlari seçer, en gorunmeyen yerleri. Gorunurde olup goze batmayi sevmezler. O kadar mutevaziler."
Utaniyorum...
Toplum olarak bu kadar guçluler, ama yine de tek basina var olmaktan kaçinan bireylerin oldugu bir toplum burasi.
Diyorum ben Egeliyim, Spartali kadinlarin topraklarindan geliyorum. En tepede olabilirim, bunu tasiyabilirim, bunun ustesinden gelebilirim...
Boyle diyorum sevgilime ama, hadi ayip olmasin, Japon usulu olsun diye asagilarda bir yerde yer ariyorum ama yok, içime sinmiyor.
Yine en tepede bir yer begeniyorum ve oraya asiyorum.
Yoyogi Parki'ndan çikiyoruz ve kendimizi Tokyo Vegefood Festivali'nde ondan sonra da NARAJUKU Street diye son derece turistik daracik bir sokakta buluyoruz.
Biraz girgir, biraz samata, biraz alisveris derken gunu tamamliyoruz.
Golden Gai barlari
Elma elma olali boyle satafatli satisa sunulmadi.
Japon kadini yurumeyi bilmiyor.
Sumo gurescilerinin herkesin onunde torenle kesilen at kuyrugu...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Shinjuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Shinjuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ocak 2013 Pazar
YOYOGI Park: Bize her pazar halloween
Libellés :
dilek agaci,
Dunya turu,
Japonya,
kimono,
Narajuku,
Shinjuku,
Tokyo,
Yoyogi Parki
18 Aralık 2012 Salı
Matrix'teki gibi beynime Japonya'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
15 Ekim 2011
Japonya'ya gelmeden once herkesin Lost in Translation filmini seyretmesi gerekir. Cocuklugumuzun hayalet avcisinin (B. Murry) yasadiklari bos seyler degil. Hepsi dogru.
Bu sabah gune çok erken baslayalim diyoruz. Meshur tarihi semt ASAKUSA'ya gidecegiz.
Shinjuku metro istasyonuna variyoruz.
Iste orada basliyor, butun bu Lost in Translation hikayemiz.
Binlerce kere kayboluyoruz.
Kaybolmak ne kelime, boyle kalakaliyoruz, ne yone gidecegimizi, nerden ne bileti alacagimizi bilemiyoruz.
Allah'im bu insanlar bu kadar seri bir sekilde nereye gidiyor? Nasil bu kadar hizli hareket ediyorlar, bu metro biletlerini nerden almislar, nereye gideceklerini nasil bu kadar net biliyorlar?
Hayat o kadar hizli akiyor ki Tokyo'da ve ozellikle Shinjuku'da, kimsenin 10 saniye durup bilgi verecek vakti yok.
Matrix filmindeki gibi beynime, "Japonya'da hareket edebilme" yetisi yuklensin istiyorum.
Valla oyle boyle degil. 2 saat kaybediyoruz Shinjuku metro istasyonunda.
Deli tavuk gibi don don ayni yerde sayiyoruz. Bir kere hersey Japonca yaziyor. Ingilizce bir "exit" yazisi koymuslar.
Mesaj belli, hiç girmeyin, siz en iyisi hemen çikin burdan...
Fransa'da ve diger Avrupa ulkelerindeki gibi metro hatlari Tokyo'da tek bir sirketin tekelinde degil.
Nereye gitmek istiyorsan ona gore seçiyorsun metro kartini.
3-4 tane farkli sirketin hatti var. Her sirketin hatti baska baska yerlerden geçiyor.
Ve gideceginiz yer ayni sirketin hatti uzerinde bulunmuyorsa her hat degisiminde de ayrica para oduyorsunuz.
Tam bir kaos !!!
SUICA metro kartimizi dolduruyoruz. Nereye gittiginden tam emin olamadigimiz metroyu beklemeye basliyoruz.
Tokyo'nun ziyaretçi akinina ugrayan tapinagi ASAKUSA
Asakusa'ya variyoruz.
Minik minik sokaklari, tapinaklari ile çok cici turistik bir yer burasi.
Cok ilginç, çevrede gordugum hersey, her detay simdiye kadar gordugum herseyden farkli.
Asakusa 1923 yilindaki yikici depreme karsi koyabilse de, 2. dunya savasi sonundaki bombalara karsi koyamamis ve harabeye donmus. Sonra renove edilmis. Bu nedenle gorduklerimin hangisi eski, hangisi yeni bilmiyorum.
Her yer dilek dileme yeri...
Agaca bilmem ne bagliyorsun, oraya mum dikiyorsu, su tenekeye para atiyorsun ve bir dilek diliyorsun. Bu tapinaklarin etrafi dilek dileme pazari yani. Sistem takir takir çalisiyor.
Rivayete gore ibadet etmekten elleri ayaklari dusmus...
Biz de ortama uyuyoruz.
Kolsuz bacaksiz kirmizi bir rahip kafasi biblosu aliyoruz.
Hikayesi de var.
Rivayete gore bir zamanlar bir rahip varmis.
O kadar çok dua etmis, o kadar çok dua etmis ki, ruhsal ve zihinsel ibadete kendisini o kadar çok adamis ki; sonunda elleri ve ayaklari dusmus. Zira artik yasamak için sadece beynine ihtiyaci varmis, bedenine degil.
Bu rahibin biblolarini yapmislar. Goz kisimlarini da bos birakmislar yani goz yok, beyaz.
Inanisa gore bu rahibin biblosunu birine hediye ediyorsun.
Hediyeyi alan kisi bir dilek diliyor.
Ve gozlerden birini siyaha boyuyor.
Dilegi gerçeklesirse diger gozu de boyuyor.
Japonlar'in evlerinde tek gozu boyali ya da her ikisi de boyanmis bu biblolardan gormek çok alisageldik bir durummus. Ve bu konusulmazmis, sadece gormek gerekiyormus.
Biz de ne yaptik?
Sevgilimle bu biblolardan alip birbirimize hediye ettik.
Evimizde 2 tane kirmizi rahip biblosu var. Biri onun, biri benim.
Ya gozleri? Hâlâ biri mi boyali. Yoksa ikisi de mi?
Soyleyemem ki...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Japonya'ya gelmeden once herkesin Lost in Translation filmini seyretmesi gerekir. Cocuklugumuzun hayalet avcisinin (B. Murry) yasadiklari bos seyler degil. Hepsi dogru.
Bu sabah gune çok erken baslayalim diyoruz. Meshur tarihi semt ASAKUSA'ya gidecegiz.
Shinjuku metro istasyonuna variyoruz.
Iste orada basliyor, butun bu Lost in Translation hikayemiz.
Binlerce kere kayboluyoruz.
Kaybolmak ne kelime, boyle kalakaliyoruz, ne yone gidecegimizi, nerden ne bileti alacagimizi bilemiyoruz.
Allah'im bu insanlar bu kadar seri bir sekilde nereye gidiyor? Nasil bu kadar hizli hareket ediyorlar, bu metro biletlerini nerden almislar, nereye gideceklerini nasil bu kadar net biliyorlar?
Hayat o kadar hizli akiyor ki Tokyo'da ve ozellikle Shinjuku'da, kimsenin 10 saniye durup bilgi verecek vakti yok.
Matrix filmindeki gibi beynime, "Japonya'da hareket edebilme" yetisi yuklensin istiyorum.
Valla oyle boyle degil. 2 saat kaybediyoruz Shinjuku metro istasyonunda.
Deli tavuk gibi don don ayni yerde sayiyoruz. Bir kere hersey Japonca yaziyor. Ingilizce bir "exit" yazisi koymuslar.
Mesaj belli, hiç girmeyin, siz en iyisi hemen çikin burdan...
Fransa'da ve diger Avrupa ulkelerindeki gibi metro hatlari Tokyo'da tek bir sirketin tekelinde degil.
Nereye gitmek istiyorsan ona gore seçiyorsun metro kartini.
3-4 tane farkli sirketin hatti var. Her sirketin hatti baska baska yerlerden geçiyor.
Ve gideceginiz yer ayni sirketin hatti uzerinde bulunmuyorsa her hat degisiminde de ayrica para oduyorsunuz.
Tam bir kaos !!!
SUICA metro kartimizi dolduruyoruz. Nereye gittiginden tam emin olamadigimiz metroyu beklemeye basliyoruz.
Tokyo'nun ziyaretçi akinina ugrayan tapinagi ASAKUSA
Asakusa'ya variyoruz.
Minik minik sokaklari, tapinaklari ile çok cici turistik bir yer burasi.
Cok ilginç, çevrede gordugum hersey, her detay simdiye kadar gordugum herseyden farkli.
Asakusa 1923 yilindaki yikici depreme karsi koyabilse de, 2. dunya savasi sonundaki bombalara karsi koyamamis ve harabeye donmus. Sonra renove edilmis. Bu nedenle gorduklerimin hangisi eski, hangisi yeni bilmiyorum.
Her yer dilek dileme yeri...
Agaca bilmem ne bagliyorsun, oraya mum dikiyorsu, su tenekeye para atiyorsun ve bir dilek diliyorsun. Bu tapinaklarin etrafi dilek dileme pazari yani. Sistem takir takir çalisiyor.
Rivayete gore ibadet etmekten elleri ayaklari dusmus...
Biz de ortama uyuyoruz.
Kolsuz bacaksiz kirmizi bir rahip kafasi biblosu aliyoruz.
Hikayesi de var.
Rivayete gore bir zamanlar bir rahip varmis.
O kadar çok dua etmis, o kadar çok dua etmis ki, ruhsal ve zihinsel ibadete kendisini o kadar çok adamis ki; sonunda elleri ve ayaklari dusmus. Zira artik yasamak için sadece beynine ihtiyaci varmis, bedenine degil.
Bu rahibin biblolarini yapmislar. Goz kisimlarini da bos birakmislar yani goz yok, beyaz.
Inanisa gore bu rahibin biblosunu birine hediye ediyorsun.
Hediyeyi alan kisi bir dilek diliyor.
Ve gozlerden birini siyaha boyuyor.
Dilegi gerçeklesirse diger gozu de boyuyor.
Japonlar'in evlerinde tek gozu boyali ya da her ikisi de boyanmis bu biblolardan gormek çok alisageldik bir durummus. Ve bu konusulmazmis, sadece gormek gerekiyormus.
Biz de ne yaptik?
Sevgilimle bu biblolardan alip birbirimize hediye ettik.
Evimizde 2 tane kirmizi rahip biblosu var. Biri onun, biri benim.
Ya gozleri? Hâlâ biri mi boyali. Yoksa ikisi de mi?
Soyleyemem ki...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
Asakusa,
balayi,
Dunya turu,
Gördüğüm Tapınaklar,
Japonya,
kirmizi rahip kafasi,
Matrix,
metro,
Shinjuku,
Suica,
Tokyo
11 Aralık 2012 Salı
Ben de Japon kadını olmak istiyorum...
Ben erkek olsam, hiç düşünmem kendime bir Japon kadını bulurum.
Nasıl yumuşacıklar, nasıl tatlılar, nasıl anaçlar...
Geri planda olmayi kabul ediyorlar, tercih ediyorlar.
Kendilerini ön plana atmıyorlar.
Güçlü bir duruşları var, ama bu gücü insanın gözüne sokmuyorlar.
Dişi bir yanları var, vamp kadın da olabiliyorlar, bizim anladığımız türden bir sexapellik sergilemiyorlar.
Edilgen bir tavırları var ama diğer taraftan sağlam yapılarından ödün vermiyorlar.
Güçlü ve ateşli diye bilinen Akdeniz ve Latin kadınından daha ateşliler bence. Ülkeye zaten sex fetiszmi hakim. Daha ilkokuldan başlıyorlar minicik etekler giymeye, sexi çağrıştıran bir görünüme sahip olmaya...
Latin kadınından Japon kadınına "terfî" etmek istiyorum.
300 Spartali'daki kadınların tarifini hatırlıyor musunuz?
Aha işte o biziz. Ege'li kadınlar.
Ege kadınıyım, zaman zaman kendimi Latin kadını sanarım.
Ama yıllar sonra, bugün, birden Japon kadını olmak istiyorum ben.
Olabilir miyim acaba?
Onlar kadar tatlı, yumuşak, hiç sorun çıkartmayan, adamı yormayan, herşeye kolayca uyum sağlayan, boyun eğen, anaç... bir kadın olabilir miyim?
Ben bir erkek olsam hiç düşünmem. Bulurum bir Japon kadini, sonra da ohh bee derim, ne iyi yapmisim, diger kadinlarla geçer mi bu hayat? Buyuk egolu, guçlu, fazla kisilikli kadinlarla...
Sahsen ben bir kadin olarak buyulerine kapiliyorum.
Bakislarinin yumusakligi içine dalip gidiyorum. Memnun olmasaniz dahi birseyden, bu yuzlere bakip çikisamiyorsunuz. Olmuyor.
Edilgen gorunuyorlar ama islerini biliyorlar, aslinda herseyi onlar yonetiyorlar.
Avrupali kadinlar gibi erkekle esit, herseyi yapabilecek kadar gozukara durmuyorlar ama onlarin yontemi farkli. Geleneksel kadin rollerini takinarak, hiç te birsey hissettirmeyerek, içten içten isliyorlar insana yapmak ve yaptirmak istediklerini...
Japon kadinina karsi koyamadik, solugu sushi barda aldik.
Shinjuku sokaklarinda nerede yemek yiyelim diye dusunup dururken bir de baktik kendimizi bir sushi barda bulmusuz. Aslinda aynen o yukarida bahsettigim Japon kadinlarindan birinin çekim gucune kapilip daldik içeriye...
Biz kararsiz kararsiz bakinirken sokakta, bir Japon kadini, tum yumusakligi ve sevecenligiyle bize oyle bir "içeri girin, yer var" dedi, oyle bir tavir sergiledi ki karsi koyamadik.
Içeri girer girmez bizi karsilamak için gurultu yapiyorlar.
Japonya'daki sushi barlarinin çok eneteresan bir karakteri var.
Içeriye her yeni musteri girdiginde, ortadaki sushi barin içinde yer alan asçilar, tabaklari birbirine vurarak veya bir çani sallayarak, yeni gelen musteriye hosgeldin dercesine melodili ve bilinçli bir gurultu yapiyorlar. Yaninda birseyler de soyluyorlar.
Ne dediklerini anlamiyoruz ama o ahenkli gurultu iyi hissettiriyor kendini insana.
Sushi barin ortami da fevkalade sicak, sevimli.
Ortada kare bir bar. Herkes barin etrafinda yanyana taburelerde oturuyor.
Ortada bir ray var, asçilar yaptiklari sushileri renkli renkli tabaklara koyup rayin uzerine birakiyorlar. Her renk tabak bir fiati temsil ediyor. Içindeki sushiye gore degisiyor. Ray dondukçe tabaklar her musterinin onunden geçiyor, dilediginizi aliyorsunuz. Bazi sushiler ise ozel siparis gerektiriyor. Sana ozel yapip veriyorlar.
Harika !!!
Insanlarin yalnizliga topluca teslim olusu çok çarpici...
Bir onceki yazimda Tokyo'daki insanlarin yalnizligindan bahsetmistim. Sanirim bundan her yazimda bir paragraf geçecegim. Zira sehrin topluca buna teslim olusu inanilmaz çarpici.
Yemek yenilecek yerlerin çogunda insanlar tek baslarina yiyebilsinler diye tek kisilik bolumler var. Ama oyle boyle degil, her iki yaninda barikat var ve onunde duvar... Bu sekilde yemek yemege gelen bir suru insan...
Bizim yemek yedigimiz sushi bardayiz. bir cuma aksami saat 23'e geliyor. Takim elbiseli, elinde is çantasiyla bir Japon tek basina geldi oturdu yanimdaki tabureye.
Turist olusumun verdigi cesaretle yanimdaki Japon'a dondum ve "cuma aksamlari da hep boyle geç saatlere kadar çalisir misiniz?" dedim Ingilizce.
Adam var ya, ne oldugunu, felegini sasirdi.
Once bir saga sola bakti, kim bu kadin, benimle mi konusuyor aman Tanrim der gibi...
Oyle bir panikle bakmaya basladi ki etrafina, yardim istercesine bardaki ascilara, bize, diger musterilere..
Anlayamadigim sey; bu korku, bu panik, bu "aman allahim ben ne yapicam" hali neden?
Tamamen mutlak bir yabanci durup duruken onunla konustugu için mi?
Bu yabanci bir kadin oldugu için mi?
Ingilizce bilmedigi için mi?
Yoksa... Ezik, silik yasayip giderken, birileri benim var oldugumu fark etti, ben ne yapicam simdi hali mi?
Anlayamadim...
Anladigim ise:
"Belki bu aksam bu yemekte yalniz olmayabilirsin" in bir tehdit olusu...
Bu mutlak yalnizligin bir an için yabanci bir kadin tarafindan kesilmesi, bunun karsisinda bu genç adamin iki ayaginin bir pabuca girmesi ve nasil tepki verecegini kesinlikle bilememesi...
Iyi ki sushi barlar var.
Yalniz basina gelip, bir suru insanla beraber yemek yiyormussun hissi veriyor.
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Nasıl yumuşacıklar, nasıl tatlılar, nasıl anaçlar...
Geri planda olmayi kabul ediyorlar, tercih ediyorlar.
Kendilerini ön plana atmıyorlar.
Güçlü bir duruşları var, ama bu gücü insanın gözüne sokmuyorlar.
Dişi bir yanları var, vamp kadın da olabiliyorlar, bizim anladığımız türden bir sexapellik sergilemiyorlar.
Edilgen bir tavırları var ama diğer taraftan sağlam yapılarından ödün vermiyorlar.
Güçlü ve ateşli diye bilinen Akdeniz ve Latin kadınından daha ateşliler bence. Ülkeye zaten sex fetiszmi hakim. Daha ilkokuldan başlıyorlar minicik etekler giymeye, sexi çağrıştıran bir görünüme sahip olmaya...
Latin kadınından Japon kadınına "terfî" etmek istiyorum.
300 Spartali'daki kadınların tarifini hatırlıyor musunuz?
Aha işte o biziz. Ege'li kadınlar.
Ege kadınıyım, zaman zaman kendimi Latin kadını sanarım.
Ama yıllar sonra, bugün, birden Japon kadını olmak istiyorum ben.
Olabilir miyim acaba?
Onlar kadar tatlı, yumuşak, hiç sorun çıkartmayan, adamı yormayan, herşeye kolayca uyum sağlayan, boyun eğen, anaç... bir kadın olabilir miyim?
Ben bir erkek olsam hiç düşünmem. Bulurum bir Japon kadini, sonra da ohh bee derim, ne iyi yapmisim, diger kadinlarla geçer mi bu hayat? Buyuk egolu, guçlu, fazla kisilikli kadinlarla...
Sahsen ben bir kadin olarak buyulerine kapiliyorum.
Bakislarinin yumusakligi içine dalip gidiyorum. Memnun olmasaniz dahi birseyden, bu yuzlere bakip çikisamiyorsunuz. Olmuyor.
Edilgen gorunuyorlar ama islerini biliyorlar, aslinda herseyi onlar yonetiyorlar.
Avrupali kadinlar gibi erkekle esit, herseyi yapabilecek kadar gozukara durmuyorlar ama onlarin yontemi farkli. Geleneksel kadin rollerini takinarak, hiç te birsey hissettirmeyerek, içten içten isliyorlar insana yapmak ve yaptirmak istediklerini...
Japon kadinina karsi koyamadik, solugu sushi barda aldik.
Shinjuku sokaklarinda nerede yemek yiyelim diye dusunup dururken bir de baktik kendimizi bir sushi barda bulmusuz. Aslinda aynen o yukarida bahsettigim Japon kadinlarindan birinin çekim gucune kapilip daldik içeriye...
Biz kararsiz kararsiz bakinirken sokakta, bir Japon kadini, tum yumusakligi ve sevecenligiyle bize oyle bir "içeri girin, yer var" dedi, oyle bir tavir sergiledi ki karsi koyamadik.
Içeri girer girmez bizi karsilamak için gurultu yapiyorlar.
Japonya'daki sushi barlarinin çok eneteresan bir karakteri var.
Içeriye her yeni musteri girdiginde, ortadaki sushi barin içinde yer alan asçilar, tabaklari birbirine vurarak veya bir çani sallayarak, yeni gelen musteriye hosgeldin dercesine melodili ve bilinçli bir gurultu yapiyorlar. Yaninda birseyler de soyluyorlar.
Ne dediklerini anlamiyoruz ama o ahenkli gurultu iyi hissettiriyor kendini insana.
Sushi barin ortami da fevkalade sicak, sevimli.
Ortada kare bir bar. Herkes barin etrafinda yanyana taburelerde oturuyor.
Ortada bir ray var, asçilar yaptiklari sushileri renkli renkli tabaklara koyup rayin uzerine birakiyorlar. Her renk tabak bir fiati temsil ediyor. Içindeki sushiye gore degisiyor. Ray dondukçe tabaklar her musterinin onunden geçiyor, dilediginizi aliyorsunuz. Bazi sushiler ise ozel siparis gerektiriyor. Sana ozel yapip veriyorlar.
Harika !!!
Insanlarin yalnizliga topluca teslim olusu çok çarpici...
Bir onceki yazimda Tokyo'daki insanlarin yalnizligindan bahsetmistim. Sanirim bundan her yazimda bir paragraf geçecegim. Zira sehrin topluca buna teslim olusu inanilmaz çarpici.
Yemek yenilecek yerlerin çogunda insanlar tek baslarina yiyebilsinler diye tek kisilik bolumler var. Ama oyle boyle degil, her iki yaninda barikat var ve onunde duvar... Bu sekilde yemek yemege gelen bir suru insan...
Bizim yemek yedigimiz sushi bardayiz. bir cuma aksami saat 23'e geliyor. Takim elbiseli, elinde is çantasiyla bir Japon tek basina geldi oturdu yanimdaki tabureye.
Turist olusumun verdigi cesaretle yanimdaki Japon'a dondum ve "cuma aksamlari da hep boyle geç saatlere kadar çalisir misiniz?" dedim Ingilizce.
Adam var ya, ne oldugunu, felegini sasirdi.
Once bir saga sola bakti, kim bu kadin, benimle mi konusuyor aman Tanrim der gibi...
Oyle bir panikle bakmaya basladi ki etrafina, yardim istercesine bardaki ascilara, bize, diger musterilere..
Anlayamadigim sey; bu korku, bu panik, bu "aman allahim ben ne yapicam" hali neden?
Tamamen mutlak bir yabanci durup duruken onunla konustugu için mi?
Bu yabanci bir kadin oldugu için mi?
Ingilizce bilmedigi için mi?
Yoksa... Ezik, silik yasayip giderken, birileri benim var oldugumu fark etti, ben ne yapicam simdi hali mi?
Anlayamadim...
Anladigim ise:
"Belki bu aksam bu yemekte yalniz olmayabilirsin" in bir tehdit olusu...
Bu mutlak yalnizligin bir an için yabanci bir kadin tarafindan kesilmesi, bunun karsisinda bu genç adamin iki ayaginin bir pabuca girmesi ve nasil tepki verecegini kesinlikle bilememesi...
Iyi ki sushi barlar var.
Yalniz basina gelip, bir suru insanla beraber yemek yiyormussun hissi veriyor.
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
3 Aralık 2012 Pazartesi
Tokyo insanının hareket hızı başımı döndürüyor.
SHINJUKU Tokyo'nun en buyuk merkezlerinden biri.
Malum, ulasim her yere kolay olsun diye burayi tercih ettik.
Tokyo'nun meshur luxe gokdelenlerinin ve eglenceli sokaklarinin toplandigi bir yer Shinjuku.
Gündüz harıl harıl çalışan, akşam oldu mu dağıtan bir semt kısacasi.
SUNROUTE adli otelimize yerlesiyoruz.
Bak hotelin onundeki kapi gorevlisi biz iceri girerken yine onumuzde egiliyor.
Her seferinde bir tuhaf oluyorum.
Tokyo'daki evlerin ve otel odalarinin minnacik oldugunu duymustum. Ancak, biraz abartmislar sanki... Sunroute otel odamiz gayet yeterli buyuklukte ve çok guzel.
En çok hosuma giden detay da yatagin uzerine birakilmis yukatalar...
Sabahlik tarzinda. O kadar cici ki insanin uzerinden çikarasi gelmiyor.
Uzaymekigi gibi bir sehir TOKYO
Havaalanindan Shinjuku'ya gelinceye kadar soluksuz Tokyo'yu izliyorum.
Sehir tek bir merkezde toplanmamis.
Aynen Los Angeles gibi, genis ve buyuk bir alana yayilmis.
Sehrin altyapisi inanilmaz... Gelismislik hat safhada.
Uzay mekigi gibi bir sehir.
Yollar, tuneller, kopruler... Hepsi alt alta, ustu uste.
Birbirinin uzerine kat kat insa edilmis 3-5 yol geçiyor.
Hepsi done done farkli istikametlere açiliyor.
Agzi açik kaliyor insanin. Kendini uzay yolunda falan hissediyor, o biçim.
Hele o gökdelenler...
Ayni New York gibi Tokyo da devasa gokdelenlerle dolu.
Ve bunlarin bazilarinin ustunde, aynen Times Square gibi isikli, gorkemli, "gorme" duyunuzu uyaran reklam panolari ve reklam gosterimiyle dolu.
"Beni al" "Beni de al" diye durmadan aglayan tuketim toplumu canavari bu.
Ne bileyim; kultur farki, gelismis, asmis diye Tokyo'yu ayri bir yere koymusum, o canavari burda da gorunce sasirdim.
Luxe gokdelenlerin kullanim biçimi çok enteresan.
Ilk katlar genel olarak alisveris merkezi. Her taraf dukkan, magaza.
Orta katlarda ise is merkezleri ve burolar var.
Gokdelenlerin son katlari ise luxe oteller ve luxe dairelere ayrilmis.
Gokdelenlerin en tepesinde gurultuden uzak, yapay bir bahçesi bile olan bu evler paha biçilmez degerde...
Bu gökdelenlerin son katlarındaki oteller çok meşhur. Tokyo'ya gelen herkese tavsiye ediliyor.
Biz yer bulamadık, bu nedenle ilk 3 gece Sunroute Hotel'deyiz.
Otelimize yerlestikten sonra isikli, gürültülü, hareketli, Vegasvari Shinjuku'yu keşfe çıkıyoruz.
Shinjuku'daki insanlarin hareket hizi basimi döndürüyor.
Bir yerde okumustum.
Bir sehrin büyüklüğünü ve ekonomik gelişmisliğini ölçme parametrelerinden birisi de o şehrin insanlarının adımlarının hızıymış. Gözlemlerime göre doğru bir parametre.
Bunu hayatimda ilk kez Tokyo'da ve tam da Shinjuku'da bu kadar net görüyorum.
Bütün metropollerde inanlar hep bir yere yetisecekmiş gibi hızlı hızlı hareket ederler. Hizli yürürler, hayat hızlı akar, kimsenin kaybedecek vakti yoktur.
İşte bu durum, Tokyo'da, şimdiye kadar gördüklerimin 5 katı...
Shinjuku'daki kavşaklarda, insanlarin yürüme hizi basimi döndürüyor.
Rap rap rap, hepsi asker gibi.
Gözlerimi kapatip onlari görmesem bile, ayak seslerinden, yürürken rüzgarlarinin çikardigi sesten anlayabiliyorum ne kadar hizli hareket ettiklerini.
Hele is çikisi saati geldi mi, aman aman, tam bir kaos !
Ortalik bir insan seli... Akiyor da akiyor...
Sanki herkes isten ayni anda çikis departi almis ve hepsinin birden zinciri çikartilmis ve sokaga salinmis gibi...
Ve dikkatimden kaçmayan, bu isten çikan insan selinin %80'inin erkek olusu. Kadinlar gozden kaçmayacak kadar azinlikta.
Her ne kadar gelismislik düzeyi yukarida bir toplum olsa da, kadinlarin is dunyasinda çok geri planda oldugunu anlamak için is çikisi sokaklara bakmak yeterli.
Cok ama çok fazla iş ve çalisma odakli işleyen bir kültür.
Bu sehirde insanlar en çok is arkadasiyla sosyallesiyor.
Japonya'ya dair okuduklarim arasinda is ve arkadaslik ilişkisinin çok içiçe olduğu bilgisi vardi. Japonlar'in fazla arkadasi olmadigi yaziyordu. Yalniz bir toplum olduğu...
Minicik evlerine de ancak yatmaktan yatmaya gittiklerinden is yerinde geç saatlere kadar kalmak çok alisageldik bir durum.
Bu nedenle Tokyo'da, insanlarin is disinda da, beraber en çok vakit geçirdigi arkadaslari is arkadaslari. Buna her mekanda rastlamak mumkun.
Ozellikle Shinjuku etrafinda aksam 19'dan sonra butun barlar, yemek yenilecek yerler takim elbiseli ve elinde labtop çantali insanlarla dolu. Is yemegine de benzemiyor.
Erkek erkege takilma durumu hakim bir de.
Yani bu sehirde insanlar is arkadaslariyla sosyallesiyor.
PASHINKO'lar "mutsuzluk" ve "yalnizlik" kokuyor.
Daha da içler acisi PASHINKO dedikleri oyun merkezleri.
Yani atari gibi, playstation gibi oyun salonlari.
Pashinkolar çok unlu. Hatta kulturun bir parçasi, ve bunlardan hemen hemen her sokakta var.
Nasil Avrupa'da is çikisi spor salonlari doluyorsa, burada da Pashinkolar aksamlari tiklim tiklim dolu.
Orta yasin uzerinde koca koca adamlar, uzerlerinde takim elbiseleri, briefcase'leri ve ellerinde biralariyla gelmisler, bir makinanin onune geçmisler oyun oynuyorlar.
Içeride nasil bir gürültü ama nasil bir gürültü anlatamam.
Inanilmaz. Dayanilmaz...
Sanki kendi içseslerini dinlemekten olesiye kaçarcasina kendilerini bu dayanilmaz gurultuye birakivermişler...
Oyun oynayan bu adamlarin suratlarina bakiyorum.
Acinasi bir goruntuleri var. Sevgi eksik sanki, insan iliskisi eksik...
Yuzlerindeki mutsuz ifadeyi okumak için insan sarrafi olmak gerekmiyor. Cok açik gorunuyor.
İşten çıkıp kendini atmak isteyecekleri bir yerse burası, iş çıkışı yapabilecekleri en keyifli aktivite buysa... nasil bir hayatları var acaba?
Avrupa "yalnızlık"tan şikayet ediyor. İnsanların kolayca birbiriyle iletişime geçemediğinden, arkadaslik kuramadigindan, sosyallesemediginden...
Ama degilmis. Avrupa'ninki yalnizlik degilmis.
Seçmekmiş. Seçmemekmiş. Seçilmemekmiş...
Toplumsal bir kabulleniş ve bir teslim oluş değilmis.
Çünkü yalnızlık neymiş, bu kadarını ben ilk kez bu aksam gördüm.
Çünkü Tokyo, buram buram "yalnızlık" kokuyordu...
Giyotinden geçtim, elime kelepçe takildi, hucreye atildim: THE LOCK UP
HACHIKO: Sadakat ve bagliligin mukemmel simgesi..
Japon kadini neden bu kadar zayif ? Sirrini açikliyorum.
Golden Gai barlarinin kapisinda "yabancilar giremez" yaziyordu...
Elma elma olali boyle satafatli satisa sunulmadi.
Japon kadini yurumeyi bilmiyor.
Sumo gurescilerinin herkesin onunde torenle kesilen at kuyrugu...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
balayi,
Dunya turu,
gokdelen,
hotel Sunroute,
is arkadasi,
Japonya,
Kaldığım Oteller,
Pashinko,
Shinjuku,
Tokyo,
yalnizlik,
yukata
27 Kasım 2012 Salı
Dünya Turu (9) : JAPONYA
14 Ekim 2011
Tokyo'dayız...
Havaalanı'na indiği anda hissediyor insan tamamen baska bir kültürde olduğunu.
Adamlar sahiden makina gibi çalışıyor, hiç vakit kaybetmeden...
Tam hizmet insanı....
Muazzam bir nizam.
Her detay inanılmaz muntazam.
Kimse oyalanıyor, kimseyi oyalamıyor.
Hersey tıkır tıkır yürüyor. Akıyor...
En ince detay dahi düşünülmüş herhangi bir aksaklık olmasın diye.
Zaten olmuyor. Her süreç o kadar etkili ki hiçbir sorun onun üzerine çıkamıyor.
Havaalanına varır varmaz başlıyor kültür şokum.
Evet, o belini büküp eğilerek selamlama meselesi hakikatten var.
Eski bir gelenek degil, gösteriş değil, turistik bir animasyon değil.
O eğilerek selamlama ciddi ciddi var.
Insan böyle ne yapacağını şaşırıyor.
Kendini önce matah birsey sanıyor. Bir havaya giriyor.
Yahu bunlar niye benim önümde eğiliyor; ben de eğilmeli miyim, ne yapmalıyım, bu davranışa nasil cevap vermeliyim tarzı bir kültür şoku içerisindeki kaybolmuşlukla bir süre affalıyor.
Sonra geçiyor.
Onlar da bizim bu tarz toplumsal kodlara sahip olmadığımızı biliyor.
Hem bir yerde okudum, bu kültürden olmayıp, ki bu, malum, gözlerimizle saklayabileceğimiz birşey pek değil, onlara onlar gibi selam verilmesini de pek haz etmiyorlarmis. Bunu bir dalga geçme ya da oyun gibi gördüğümüzü düşünüyorlarmış.
Japonya benden vize istemiyor. Sadece uygun bir vücut ısısı istiyor.
İnsanların sağlığını biraz olsun etkileyebilecek, dolayısıyla üretimi düşürebilecek hiçbir virüsün yayılmasına izin yok.
Daha önce hiç görmedigim bir sağlık kontrolünden geçiyoruz.
Havaalanına girer girmez bir alan var, oraya mutlaka herkes giriyor.
Burada bir alet var, vücut ısısını ölçüyor herkesin.
Vücut ısısı 37'nin üstünde olanlar karantinaya alınıyor.
Ve artık durumunun möhemmiyetine göre ülkeye alınıyor veya alınmıyor. Aynen geldikleri ülkeye geri gönderiliyor.
Bayaaa karantina diyorlar yahu...
Kendimi zombi filmlerindeki ısırılmış tipler gibi hissediyorum.
Iyi ki vücut ısım ülkeye alınmama müsade ediyor da çıkıyorum bu ruh halinden.
Ne ilginç. Japonya benden vize istemiyor.
Sadece uygun bir vücut ısısı istiyor.
Hastalandığında çevrendekileri kendinden korumakla yükümlüsün.
Dikkatimi çeken bir unsur da sivil insanlarin ağız bölgelerine taktıkları maskeler.
Hani şu doktorların, hemşirelerin hastanelerde solunum bölgelerini dışarıya kapatan, kafanın arkasından geçirilen beyaz maskelerden.
Grip, nezle olan sivil insanlar normal hayatta bunlardan takıyor.
Bir nevî sosyal mecburiyet.
Hastalandığı anda herkes kendisini bu maskeyi takmakla sorumlu hissediyor.
Çünkü öksürmek, hapşırmak durumunda isen çevrendekileri kendinden koruyacaksın.
Koruyacaksın ki kimse işinden gücünden olup üretime katkıda bulunmaktan geri kalmasın.
Herşey, insan is gücünden maximum verim almak üzere düşünülmüş bu ülkede.
İnsanın kendi sağlığı bile kamunun malı.
Bu o kadar kanıksanmış bir durum ki, havaalanında çalışan her 5 insandan neredeyse 2'sinin yüzünde maske var. Ve bu şekilde iletişim kurmak gayet normal bir durum onlar için.
Sonradan göreceğim üzere, sadece havaalanında değil, yollarda yürüyen insanlarda, metrolarda her yerde bu maskeli insanlari görmek mümkün.
Nasıl yüksek bir mantalitedir bu, diğer insanları kendisinden korumak, nasıl üst düzey bir bilinçlenmişlik durumudur...
Müthiş !...
Bütün alıcılarımı açtım. Kayıttayım.
Havaalanından kalkan, otelimizin bulunduğu merkez SHINJUKU'ya giden bir otobüse biniyoruz.
17.30 saati, tam ama tam vaktinde kalkıyor.
Sanki bütün şehrin akışı bu otobüsün yola çıkış saatine bağlı.
Sanki 17.31'de kalkarsa verilen bütün sözler yerle bir olacak, bütün hayat aksayacak...
Tokyo'ya varalı 1 saat oluyor.
Buraya kadar gördüklerim göreceklerimin habercisi...
Bütün alıcılarımı açtım.
Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum.
Zira...
Kültür farkı diye ben buna derim !
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
Dunya Turu (11) BALI
Dunya Turu (10) HONG KONG
Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Tokyo'dayız...
Havaalanı'na indiği anda hissediyor insan tamamen baska bir kültürde olduğunu.
Adamlar sahiden makina gibi çalışıyor, hiç vakit kaybetmeden...
Tam hizmet insanı....
Muazzam bir nizam.
Her detay inanılmaz muntazam.
Kimse oyalanıyor, kimseyi oyalamıyor.
Hersey tıkır tıkır yürüyor. Akıyor...
En ince detay dahi düşünülmüş herhangi bir aksaklık olmasın diye.
Zaten olmuyor. Her süreç o kadar etkili ki hiçbir sorun onun üzerine çıkamıyor.
Havaalanına varır varmaz başlıyor kültür şokum.
Evet, o belini büküp eğilerek selamlama meselesi hakikatten var.
Eski bir gelenek degil, gösteriş değil, turistik bir animasyon değil.
O eğilerek selamlama ciddi ciddi var.
Insan böyle ne yapacağını şaşırıyor.
Kendini önce matah birsey sanıyor. Bir havaya giriyor.
Yahu bunlar niye benim önümde eğiliyor; ben de eğilmeli miyim, ne yapmalıyım, bu davranışa nasil cevap vermeliyim tarzı bir kültür şoku içerisindeki kaybolmuşlukla bir süre affalıyor.
Sonra geçiyor.
Onlar da bizim bu tarz toplumsal kodlara sahip olmadığımızı biliyor.
Hem bir yerde okudum, bu kültürden olmayıp, ki bu, malum, gözlerimizle saklayabileceğimiz birşey pek değil, onlara onlar gibi selam verilmesini de pek haz etmiyorlarmis. Bunu bir dalga geçme ya da oyun gibi gördüğümüzü düşünüyorlarmış.
Japonya benden vize istemiyor. Sadece uygun bir vücut ısısı istiyor.
İnsanların sağlığını biraz olsun etkileyebilecek, dolayısıyla üretimi düşürebilecek hiçbir virüsün yayılmasına izin yok.
Daha önce hiç görmedigim bir sağlık kontrolünden geçiyoruz.
Havaalanına girer girmez bir alan var, oraya mutlaka herkes giriyor.
Burada bir alet var, vücut ısısını ölçüyor herkesin.
Vücut ısısı 37'nin üstünde olanlar karantinaya alınıyor.
Ve artık durumunun möhemmiyetine göre ülkeye alınıyor veya alınmıyor. Aynen geldikleri ülkeye geri gönderiliyor.
Bayaaa karantina diyorlar yahu...
Kendimi zombi filmlerindeki ısırılmış tipler gibi hissediyorum.
Iyi ki vücut ısım ülkeye alınmama müsade ediyor da çıkıyorum bu ruh halinden.
Ne ilginç. Japonya benden vize istemiyor.
Sadece uygun bir vücut ısısı istiyor.
Hastalandığında çevrendekileri kendinden korumakla yükümlüsün.
Dikkatimi çeken bir unsur da sivil insanlarin ağız bölgelerine taktıkları maskeler.
Hani şu doktorların, hemşirelerin hastanelerde solunum bölgelerini dışarıya kapatan, kafanın arkasından geçirilen beyaz maskelerden.
Grip, nezle olan sivil insanlar normal hayatta bunlardan takıyor.
Bir nevî sosyal mecburiyet.
Hastalandığı anda herkes kendisini bu maskeyi takmakla sorumlu hissediyor.
Çünkü öksürmek, hapşırmak durumunda isen çevrendekileri kendinden koruyacaksın.
Koruyacaksın ki kimse işinden gücünden olup üretime katkıda bulunmaktan geri kalmasın.
Herşey, insan is gücünden maximum verim almak üzere düşünülmüş bu ülkede.
İnsanın kendi sağlığı bile kamunun malı.
Bu o kadar kanıksanmış bir durum ki, havaalanında çalışan her 5 insandan neredeyse 2'sinin yüzünde maske var. Ve bu şekilde iletişim kurmak gayet normal bir durum onlar için.
Sonradan göreceğim üzere, sadece havaalanında değil, yollarda yürüyen insanlarda, metrolarda her yerde bu maskeli insanlari görmek mümkün.
Nasıl yüksek bir mantalitedir bu, diğer insanları kendisinden korumak, nasıl üst düzey bir bilinçlenmişlik durumudur...
Müthiş !...
Bütün alıcılarımı açtım. Kayıttayım.
Havaalanından kalkan, otelimizin bulunduğu merkez SHINJUKU'ya giden bir otobüse biniyoruz.
17.30 saati, tam ama tam vaktinde kalkıyor.
Sanki bütün şehrin akışı bu otobüsün yola çıkış saatine bağlı.
Sanki 17.31'de kalkarsa verilen bütün sözler yerle bir olacak, bütün hayat aksayacak...
Tokyo'ya varalı 1 saat oluyor.
Buraya kadar gördüklerim göreceklerimin habercisi...
Bütün alıcılarımı açtım.
Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum.
Zira...
Kültür farkı diye ben buna derim !
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
Dunya Turu (11) BALI
Dunya Turu (10) HONG KONG
Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
balayi,
Dunya turu,
Japonya,
kultur farki,
saglik,
selamlama,
Shinjuku,
Tokyo,
vucut isisi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)