japon kadini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
japon kadini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Şubat 2013 Pazartesi
Lütfen kimse geishaları bana "artist" diye yutturmasın !
22 Ekim 2011
KYOTO yolunda trendeyiz. Shinkansen yani. Hızlı trenlerden...
Ne acaip, hâlâ alışamadım.
Trende biletleri kontrol eden görevli vagona girerken eğilerek selam veriyor, çıkarken eğilerek selam veriyor.
Hiç üşenmeden, yorulmadan her seferinde bunu yapıyor.
KYOTO'da ilk durağımız KIYOMIZU tapınağı.
Muazzam bir tepenin üzerine kurulmuş, ihtişamli bir tapınak.
Birşey fark ettim: Bu Japonların dinle, Tanrı inancıyla alakaları yok.
Varsa yoksa "dilek"
Hatta bayaa dilek sektörü kurulmuş.
Her yerde dilek dilemeye adanmış özel alanlar var.
Abartıp olayı parsiyelleştirmişler.
Burası "eğitim"le ilgili, burası "aşk" la ilgili, burası "iş"le ilgili..
Olayı direk kumara bağlamışlar.
Ordan buradan malzeme satın alıp söylenilen yere koyup dilek diliyorsunuz.
Teneke kutuya para atmaya çalışıyorsunuz, para içeri girerse dileğiniz gerçeklesiyor.
Kutsal sularda elinizi yüzünüzü yıkıyorsunuz, dileğiniz gerçekleşiyor.
Gûya...
Ve ardından meşhur HIGASHIYAMA sokaklarında kayboluyoruz...
Gion ve Higashiyama semtleri Kyoto'nun en turistik yerleri.
Bütün turistik old city'ler gibi daracık daracık, sevimli sokaklardan ibaret...
Higashiyama eski zamanlarda "Intellectual's Walk" olarak geçiyor.
Yani eski düşünürlerin, filozofların düşünmek, ya da beyin firtınası yapmak için tercih ettikleri uğrak yeri.
Higashiyama, ryokan denilen meşhur hanların, pansiyonların da çok olduğu bir yer.
Cok küçük bir odaya her akşam kimonolu kadınlar yer yatağı kuruyor.
Ve ertesi sabah erkenden kimonolu kadınlar gelip anında yatağı topluyor.
Bu geleneksel ve son derece oryantal usül geceleme özellikle Kyoto'da tam hız devam ediyor.
Bu geleneksel otellerde, yani ryokanlarda yer bulmak bir hayli zor.
Hem az sayıda yer var, hem de sanki yabancıları istemiyorlar.
Hiçbir yerde Ingilizce bir sey yazmiyor.
Kalma isteğimizi kimseyle doğru düzgün konuşamıyoruz.
Hatta kimisinin içine bile giremiyoruz. Öyle...
Lütfen kimse Geisha'ları bana "sanatçı" diye yutturmasın !
Geisha dedin mi akla ilk gelen yer şüphesiz Kyoto'daki Gion semti.
Ahşap evleri, loş ışıklandırması olan, dar, son derece romantik ve cici Gion sokakları...
KYOTO / Gion, geishalarin, eski geleneksel Japon sanatlarını sergilediği, gizemli restaurant ve barlardan oluşuyor.
Gizemli... Geishayla ilgili herşeye en çok bu sıfat yakışıyor.
Akşamüstü 18 civarı oldu mu, geishalar ve maikolar (çömez geishalar) çalıştıkları yerlere gitmek üzere yollara dökülüyorlar.
Gion sokaklarında bekliyoruz, birkaçını görmek için.
Fotoğraflarını çekebilmek mümkün değil. O kadar hızlılar ki...
Ve anında kayboluyorlar... Evet kayboluyorlar.
İnanılmaz hızlı yürüyorlar.
O daracık kimononun içinde, nasıl o kadar hızlı yürüyebiliyor, anlamak zor. Ama yürüyorlar işte...
Bir geishayi 10 saniyeden fazla görmek çok zor.
İnanılmaz teknik ve profesyoneller...
Hiç kimseye bakmadan, fotoğraflarını çekmek için pusu kurmuş turistlere inat, bir anda gölge gibi beliriyorlar, ve hızlı adımlarla köşeyi bir anda dönüveriyorlar...
Arkalarından koşuyoruz takip etmek için...
Nafile...
Gecenin derin, gizemli karanlığında kayboluyorlar....
Muhakkak ki bir evin ön kapısından girip arka kapısından çıkıyorlar; yola başka bir sokakta devam ediyorlar...
Zira, onları bir yere girerken ne gören var, ne de nerde çalıştıklarını bilen...
Geishalarin dans, müzik ve sahne sanatları sunarak çalıştığı bu geleneksel Japon restaurantları yabancıları kabul etmiyor.
Bu kültürün dışından olanların, turistik bir faaliyet olarak tecrübe etmelerine izin vermiyorlar.
Sadece bu kültürün insanlarına, erkeklerine açık...
Geishalar... "Cok yönlü sanatçılar"
Bütün guide'lar birşeyleri ispatlamaya çalisir gibi yaziyor.
Tüm batı alemi geishalari yanlış tanıyor. Fahişelik değil yaptıkları...
Onlar "çok yönlü sanatçılar"...
18. yüzyılda, aileler, genç kızlarını, OKIYA adlı geisha okullarına yetişmesi için veriyorlar veya satıyorlar.
Genç kızlar burada, bir ya da birden fazla müzik enstrümanı çalmak, dans etmek, çay seremonisi gerçekleştirmek gibi birçok geleneksel sanatı öğreniyor.
Ve ardından bu sanatları icra edebilecekleri eğlence yerlerinde çalıştırılıyorlar.
Bembeyaz bir suratları var.
Pirinç pudrasıymış bu.
18. yüzyılda gündüz kanallarda çalışan, yüzüne karbon bulaşan ve yüzünü temizleme fırsatı bulamadan gece de fahişelik yapmaya giden kadınlardan kalan bir adetmiş...
Tanınmamak adına...
Bütün rehberlerde bir açıklama ihtiyacı...
Geishalar üzerine fazla yorum yapamayacağım.
Ancak... Toplumun bu konuda hayli gocunduğu bir taraf oldugu kesin.
Bütün ama bütün rehberler; bakın siz geishaları yanlış tanıyorsunuz, onlar fahişe değil, birçok sanatı aynı anda yapabilen "multi-talented" sanatçılar... gibi açıklamalar yapma gereği duyuyor.
Bir kere...
Biz zaten bütün kadınlar multi-talented sanatçıyız.
Bir kadının aynı anda birden fazla işi yapabilmesi, bu yüzyılda keşfedilmiş bir yetenek değil.
O yüzden...
Kimse geishaları bana "artist" diye yutturmasın...
NIKKO: Kirmizi çiçekler ve tapinaklar...
Giyotinden geçtim, elime kelepçe takildi, hucreye atildim: THE LOCK UP
HACHIKO: Sadakat ve bagliligin mukemmel simgesi..
Japon kadini neden bu kadar zayif ? Sirrini açikliyorum.
Golden Gai barlarinin kapisinda "yabancilar giremez" yaziyordu...
Elma elma olali boyle satafatli satisa sunulmadi.
Japon kadini yurumeyi bilmiyor.
Sumo gurescilerinin herkesin onunde torenle kesilen at kuyrugu...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
dilek agaci,
Dunya turu,
Geisha,
Gion district,
Higashiyama,
Japon hani,
japon kadini,
Japonya,
Kiyomizu,
Kyoto,
maiko,
okiya,
pirinç pudrasi,
Ryokan
17 Ocak 2013 Perşembe
Japon kadını neden bu kadar zayif, sırrını açıklıyorum:
Çünkü ülkede yiyecek güzel birşey yok.
Valla yok. Yok ta yok.
O abuk subuk pirinç karışımlarını, ne idüğü belirsiz yemekleri, o "tatli" dedikleri barbunya, kuru fasülye ezmesini şekerle karıştırıp yaptıkları şeyleri yemekten gına geldi.
Yok olmuyor. Japon mutfağına alışamıyorum.
Ve hatta yiyemiyorum.
Çok kötü besleniyorum.
Normal yemeklerini yiyemediğim için soluğu abur cubur satan yerlerde alıyorum.
Ama yok, onlar da çok kötü.
Damak tadı denilen şeyi kaybettim Japonya'da.
Yediğim hiçbir şey bana zevk vermiyor.
Birazcık karnım doysun yeter diye bakiyorum.
Türk, Fransiz yemekleri gözümde tütüyor.
Meğer nasıl bir zenginliğe sahipmişiz...
Nasıl lezzetliymiş bizim yemeklerimiz...
En beğenmediğimiz yemekler bile burada ziyafet diye geçermiş. Ah şöyle zeytinyağlı bir kereviz olsa da yesem diye düşünüyorum. Bir gün canımın bu kadar çok kereviz çekeceği hiç aklıma gelmezdi...
Her daim aç geziyorum Tokyo'da...
Öyle böyle değil...
Simdi anliyorum bu Japon kadinlari neden bu kadar zayif.
Çünkü memlekette yiyecek güzel birşey yok.
Dolayisiyla sarfettikleri özel bir efor yok.
Vazgeçmek ya da ölçülü yemek zorunda oldukları, akıl almaz mezeler, tatlılar, şaraplar yok...
Güzel bir vücuda sahip olmak istiyorsan bunlardan ölçülü yiyeceksin, hatta bazen hiç yemeyeceksin diye seçim yapmak zorunda kaldıkları durumlar yok.
Meselenin sırrı burda.
Zayıf kalmak için feragat ettikleri, uzak durmak için efor sarfettikleri, güzel kalmak uğruna takas ettikleri lezzetli bir yemek kültürü yok.
En azından benim yemekten anladigim kadariyla yok.
Ben, buradan, formunu koruyan, ince ve fit bir fizige sahip olan tum Avrupali kadinlari kutluyorum.
Bu guzel yemeklerin ulkelerinde yasayip ta bunu becerebilmek asil meseleymis.
Japonlar kadar zayıf olmak, öyle kalmak işin en kolayı yani.
Bence...
Istatistiklere göre "damak tadi" denilen şey, getirdigi zevk ve keyif bakimindan "sex" e en büyük rakipmis.
Lezzetli birseyler yemekten mahrum kalinca anliyor insan.
CHA CHA HANA RESTAURANT
Bu aksam ozel bir Japon restaurantinda rezervasyonumuz var.
Guzel bir Japon mutfagiymis.
Geleneksel Japon usulune gore yere çomelip yemek yeniliyormus.
Kabuki-cho semtinde dolasirken tesadufen buluyoruz burayi.
Hemen ertesi aksama rezervasyon yaptiriyoruz.
Minik ve guzel bir park var, ince uzun gidiyor. Onun içinde.
Fazla turistik olmayan, ozellikle Japonlar'in tercih ettigi bir yer olunca basta biraz endise ediyoruz. Golden Gai barlarina almadilar ya bizi, buraya da almazlar diye dusunuyoruz.
Ama aliyorlar....
Cha Cha Hana' ya variyoruz.
Giris katinda ayakkabilarimizi çikariyoruz. Mantolari alan vestiyerler gibi ayakkabiliklar var, çikariyoruz, birisi aliyor. Bize numara veriyor.
Bir Japon gorevlinin esliginde yukariya çikiyoruz.
Yerler gicir gicir. Tertemiz.
Iki tip yemek yenilecek yer var. Birincisi; masalar ve localar. Enteresan degil.
Ikincisi; yerde, yumusacik minderlerin uzerinde bagdas kurup oturacagimiz, buyuk ve islemeli sininin uzerinde yemek yiyecegimiz bir yer.
Ikincisi daha çok tercih edildigi için mi, yoksa aliskin olmadigimizi dusundugunden mi bilmem, Japon garson bizi direk masaya yonlendiriyor.
Bir parça hayalkirikligina ugruyorum; "ama ben yerde oturmak istiyorum" diyorum. Hiç itiraz etmiyor.
Hemen bizi çok guzel bir yer sofrasina yerlestiriyor.
Dogu usulu rahat mi rahat, sahane minderlerin uzerine bir kuruluyoruz ki, keyfimize diyecek yok.
Sonra da menuyu alip incelemeye basliyoruz.
"Bunlarin hepsini siz mi yiyeceksiniz?"
Kaç gundur aç geziyorum.
Lutfen yiyecekler de restaurantin atmosferi kadar guzel olsun.
Menudeki hersey çok guzel gorunuyor. Hepsini alalim istiyorum.
Bir suru sey siparis ediyoruz.
Onu mu alsam bunu mu alsam diye kararsizlik yasamiyoruz, hepsini soyluyoruz.
En az 5-6 tane starter aliyoruz. Sonra ana yemek (ler)...
Cikolatali bir tatli gordum menude, guzel oldugundan supheliyim ama sonra onu da istiyorum.
Sarap... Menude sarap bile var.
Fransiz, Italyan hem de bildigim saraplar.
Beyaz sarapla basliyoruz.
Sonra guzel bir Italyan kirmizi sarabiyla devam ediyoruz.
Siparislerimizi getiren Japon garson saskinligini gizleyemiyor.
Getirdikleri siniye sigmiyor, tasiyor.
Supheci gozlerle bize bakarak soruyor:
"Bunlarin hepsini siz mi yiyeceksiniz?"
Bizi bir gulmek tutuyor...
Sevgili Japon'cum, bak biz oyle iki pirince sarilmis bir tutam somon fumeyle doymayiz.
Hele hele sen bizim yeme kapasitemizi kendi insaninkiyle hiç kiyaslama.
Ustune bir de kaç gundur aç gezdigimizi koyacak olursak...
Evet hepsini biz yiyecegiz.
Ve yiyoruz da.
Japon mutfagi, sarapla gidecek yemekler degil, ama idare ediyoruz artik.
Cha Cha Hana'yi herkese tavsiye ediyorum.
Tokyo'ya yolunuz duserse mutlaka orada yiyin.
Adresini isteyin, hemen vereyim.
Guzel bir sohbet ve mukemmel bir aksam yemeginin verdigi tokluk ve keyifle, ilk defa bir Japon restaurantindan gule oynaya çikiyorum.
Daha ne olsun...
Special Dedicace:
*** Bana demis ki:
"Misafirlerimizi ağırlamak için hafta sonu güzel bir road trip yaptik. Ayni rotayi seninle de tekrarlamak üzere sakliyorum."
Ona demisim ki :
"Rotayi bosver, sen beni guzel bir yere yemege gotur. Fasıl olsun. Türk muzigi olsun. Türk yemekleri, mezelerle donanmis bir sofra olsun. Çok açım..." ***
Bunu seyahatnameme bile yazmisim.
Hiçbir zaman olmamis...
Golden Gai barlari
Elma elma olali boyle satafatli satisa sunulmadi.
Japon kadini yurumeyi bilmiyor.
Sumo gurescilerinin herkesin onunde torenle kesilen at kuyrugu...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Valla yok. Yok ta yok.
O abuk subuk pirinç karışımlarını, ne idüğü belirsiz yemekleri, o "tatli" dedikleri barbunya, kuru fasülye ezmesini şekerle karıştırıp yaptıkları şeyleri yemekten gına geldi.
Yok olmuyor. Japon mutfağına alışamıyorum.
Ve hatta yiyemiyorum.
Çok kötü besleniyorum.
Normal yemeklerini yiyemediğim için soluğu abur cubur satan yerlerde alıyorum.
Ama yok, onlar da çok kötü.
Damak tadı denilen şeyi kaybettim Japonya'da.
Yediğim hiçbir şey bana zevk vermiyor.
Birazcık karnım doysun yeter diye bakiyorum.
Türk, Fransiz yemekleri gözümde tütüyor.
Meğer nasıl bir zenginliğe sahipmişiz...
Nasıl lezzetliymiş bizim yemeklerimiz...
En beğenmediğimiz yemekler bile burada ziyafet diye geçermiş. Ah şöyle zeytinyağlı bir kereviz olsa da yesem diye düşünüyorum. Bir gün canımın bu kadar çok kereviz çekeceği hiç aklıma gelmezdi...
Her daim aç geziyorum Tokyo'da...
Öyle böyle değil...
Simdi anliyorum bu Japon kadinlari neden bu kadar zayif.
Çünkü memlekette yiyecek güzel birşey yok.
Dolayisiyla sarfettikleri özel bir efor yok.
Vazgeçmek ya da ölçülü yemek zorunda oldukları, akıl almaz mezeler, tatlılar, şaraplar yok...
Güzel bir vücuda sahip olmak istiyorsan bunlardan ölçülü yiyeceksin, hatta bazen hiç yemeyeceksin diye seçim yapmak zorunda kaldıkları durumlar yok.
Meselenin sırrı burda.
Zayıf kalmak için feragat ettikleri, uzak durmak için efor sarfettikleri, güzel kalmak uğruna takas ettikleri lezzetli bir yemek kültürü yok.
En azından benim yemekten anladigim kadariyla yok.
Ben, buradan, formunu koruyan, ince ve fit bir fizige sahip olan tum Avrupali kadinlari kutluyorum.
Bu guzel yemeklerin ulkelerinde yasayip ta bunu becerebilmek asil meseleymis.
Japonlar kadar zayıf olmak, öyle kalmak işin en kolayı yani.
Bence...
Istatistiklere göre "damak tadi" denilen şey, getirdigi zevk ve keyif bakimindan "sex" e en büyük rakipmis.
Lezzetli birseyler yemekten mahrum kalinca anliyor insan.
CHA CHA HANA RESTAURANT
Bu aksam ozel bir Japon restaurantinda rezervasyonumuz var.
Guzel bir Japon mutfagiymis.
Geleneksel Japon usulune gore yere çomelip yemek yeniliyormus.
Kabuki-cho semtinde dolasirken tesadufen buluyoruz burayi.
Hemen ertesi aksama rezervasyon yaptiriyoruz.
Minik ve guzel bir park var, ince uzun gidiyor. Onun içinde.
Fazla turistik olmayan, ozellikle Japonlar'in tercih ettigi bir yer olunca basta biraz endise ediyoruz. Golden Gai barlarina almadilar ya bizi, buraya da almazlar diye dusunuyoruz.
Ama aliyorlar....
Cha Cha Hana' ya variyoruz.
Giris katinda ayakkabilarimizi çikariyoruz. Mantolari alan vestiyerler gibi ayakkabiliklar var, çikariyoruz, birisi aliyor. Bize numara veriyor.
Bir Japon gorevlinin esliginde yukariya çikiyoruz.
Yerler gicir gicir. Tertemiz.
Iki tip yemek yenilecek yer var. Birincisi; masalar ve localar. Enteresan degil.
Ikincisi; yerde, yumusacik minderlerin uzerinde bagdas kurup oturacagimiz, buyuk ve islemeli sininin uzerinde yemek yiyecegimiz bir yer.
Ikincisi daha çok tercih edildigi için mi, yoksa aliskin olmadigimizi dusundugunden mi bilmem, Japon garson bizi direk masaya yonlendiriyor.
Bir parça hayalkirikligina ugruyorum; "ama ben yerde oturmak istiyorum" diyorum. Hiç itiraz etmiyor.
Hemen bizi çok guzel bir yer sofrasina yerlestiriyor.
Dogu usulu rahat mi rahat, sahane minderlerin uzerine bir kuruluyoruz ki, keyfimize diyecek yok.
Sonra da menuyu alip incelemeye basliyoruz.
"Bunlarin hepsini siz mi yiyeceksiniz?"
Kaç gundur aç geziyorum.
Lutfen yiyecekler de restaurantin atmosferi kadar guzel olsun.
Menudeki hersey çok guzel gorunuyor. Hepsini alalim istiyorum.
Bir suru sey siparis ediyoruz.
Onu mu alsam bunu mu alsam diye kararsizlik yasamiyoruz, hepsini soyluyoruz.
En az 5-6 tane starter aliyoruz. Sonra ana yemek (ler)...
Cikolatali bir tatli gordum menude, guzel oldugundan supheliyim ama sonra onu da istiyorum.
Sarap... Menude sarap bile var.
Fransiz, Italyan hem de bildigim saraplar.
Beyaz sarapla basliyoruz.
Sonra guzel bir Italyan kirmizi sarabiyla devam ediyoruz.
Siparislerimizi getiren Japon garson saskinligini gizleyemiyor.
Getirdikleri siniye sigmiyor, tasiyor.
Supheci gozlerle bize bakarak soruyor:
"Bunlarin hepsini siz mi yiyeceksiniz?"
Bizi bir gulmek tutuyor...
Sevgili Japon'cum, bak biz oyle iki pirince sarilmis bir tutam somon fumeyle doymayiz.
Hele hele sen bizim yeme kapasitemizi kendi insaninkiyle hiç kiyaslama.
Ustune bir de kaç gundur aç gezdigimizi koyacak olursak...
Evet hepsini biz yiyecegiz.
Ve yiyoruz da.
Japon mutfagi, sarapla gidecek yemekler degil, ama idare ediyoruz artik.
Cha Cha Hana'yi herkese tavsiye ediyorum.
Tokyo'ya yolunuz duserse mutlaka orada yiyin.
Adresini isteyin, hemen vereyim.
Guzel bir sohbet ve mukemmel bir aksam yemeginin verdigi tokluk ve keyifle, ilk defa bir Japon restaurantindan gule oynaya çikiyorum.
Daha ne olsun...
Special Dedicace:
*** Bana demis ki:
"Misafirlerimizi ağırlamak için hafta sonu güzel bir road trip yaptik. Ayni rotayi seninle de tekrarlamak üzere sakliyorum."
Ona demisim ki :
"Rotayi bosver, sen beni guzel bir yere yemege gotur. Fasıl olsun. Türk muzigi olsun. Türk yemekleri, mezelerle donanmis bir sofra olsun. Çok açım..." ***
Bunu seyahatnameme bile yazmisim.
Hiçbir zaman olmamis...
Golden Gai barlari
Elma elma olali boyle satafatli satisa sunulmadi.
Japon kadini yurumeyi bilmiyor.
Sumo gurescilerinin herkesin onunde torenle kesilen at kuyrugu...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
Begendigim Mekanlar,
Cha Cha Hana restaurant,
Dunya turu,
japon kadini,
Japon mutfagi,
Japonya,
Kabuki-cho,
Tokyo,
yer sofrasi
28 Aralık 2012 Cuma
Japon kadını yürümeyi bilmiyor.
Japonların kendine özgü bir giyim tarzı var.
Herşey çok fashion, çoğu zaman abartılı.
Öyle, bir kot, bir gömlek giyip çıkacak insanlar değil.
Özellikle kadınlar...
İlle de mini ille de mini...
Metrekareye bu kadar çok çarpık bacaklı kadının düştüğü bir ülkede, bu kadar çok kadının mini giymekte bu kadar ısrar etmesi sahiden enteresan.
Japon kadınlari bacaklarının güzel olmamasıyla ünlü, ama onlar için fark etmiyor.
Ille de mini etek, süper mini shortlar...
Ve altına kalın külotlu çoraplar ve şahane botlar, çizmeler...
Kadın cinsinin bu mini takıntısının bir şekilde bir açıklaması vardır. Ama ne?
Zira, güzel olan birşeyde ısrar edilir değil mi? Çirkin olanı kamufle etmeye eğilimlidir insanoğlu. Güzel değil, mini yakışmıyor, tabi bu benim fikrim, Japon toplumun genelinin benimle aynı fikirde olmadığı çok aşikar.
Ortaokul, lise öğrencilerinin etek boyuna öğretmenler oy vererek karar veriyor.
Ben, bunu, ortaokul ve lise zamanlarından beri giydikleri etek boyunun çok çok kisa olmasıyla açıklıyorum.
Ayrıca, ülkenin genelinde, fantezilere çok eğimli bir zihniyet hakim.
Eylemde olmasa dahi, zihniyette pedofiliye yatkın bir toplum.
Siz hangi ülkede gördünüz, ortaokul kızlarının, o yıl giyeceği formanın etek boyuna, o okulun hocalarının oy kullanarak karar verdiğini?
Ve genel eğilim etek boyunun mümkün olduğu kadar kısa olması yönünde.
Şimdi bu fantezi değildir de nedir?
Ben mi sapığım yoksa?
Kadınlarda bu mini takıntısı ve kıyafetlerindeki abartı öyle bir boyutta ki, yolda veya metroda, bu kadın acaba normal bir kadın mı diye düşünmekten alamıyoruz kendimizi.
Zira, sokaklar böyle abartılı giyinen kadınlardan ibaretse Japonların hayat kadınları nasıl giyiniyor, merak ediyorum.
Şahsen, Paris'in meşhur St Denis'inde gördüğüm kadınlarla, Tokyo'da metrolarda gördüğüm kadınlar arasında hiçbir fark yok.
Japon kadını yürümesini bilmiyor.
Ha bir de bu var. Japon kadını yürümeyi bilmiyor.
Yani bildiğin yürüyemiyorlar. Beceremiyorlar.
O "Geta" denilen Japon takunyalarıyla yürümek kolay mı öyle...
"Tabi" denilen çorabı giyiyorlar bir de üzerine, hani başparmağı diğer 4 parmaktan ayıran çorap.
Bir kere görünüş tam bir felaket. Şu çorap ve takunyayı hangi zevke hitaben giyiyorlar anlamak mümkün değil.
Eh haliyle o çorap ve takunyayla yürüyemiyorlar, böyle penguen gibi bıdı bıdı minik minik adımlarla ilerliyorlar.
Gençler belki artık o takunyaları giymiyor ama botlarla, normal ayakkabılarla onlar da yürüyemiyor.
Çünkü anneleri de yürüyemiyordu...
Yani yürüyememe durumu bence genetik, ırsi...
Direk kuşaktan kuşağa bedenin aktardığı, pardon aktaramadığı bir yeti...
Günümüzde düzgün ayakkabıyla bile yürüyemeyen kızların bir suçu yok...
Olay tamamen genetik, anneden geçme...
Valla ne diyim...
Japon kadını üzerine söylenecek şeyler bitmez de bitmez...
Hani kitap gibi kadın derler ya, Japon kadını aynen öyle, çevir çevir oku.
Görünen o ki ben Japon kadınına kafayı hafif taktım.
Daha çok konuşacağım anlaşılan...
Japon kadini yurumeyi bilmiyor.
Sumo gurescilerinin herkesin onunde torenle kesilen at kuyrugu...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Herşey çok fashion, çoğu zaman abartılı.
Öyle, bir kot, bir gömlek giyip çıkacak insanlar değil.
Özellikle kadınlar...
İlle de mini ille de mini...
Metrekareye bu kadar çok çarpık bacaklı kadının düştüğü bir ülkede, bu kadar çok kadının mini giymekte bu kadar ısrar etmesi sahiden enteresan.
Japon kadınlari bacaklarının güzel olmamasıyla ünlü, ama onlar için fark etmiyor.
Ille de mini etek, süper mini shortlar...
Ve altına kalın külotlu çoraplar ve şahane botlar, çizmeler...
Kadın cinsinin bu mini takıntısının bir şekilde bir açıklaması vardır. Ama ne?
Zira, güzel olan birşeyde ısrar edilir değil mi? Çirkin olanı kamufle etmeye eğilimlidir insanoğlu. Güzel değil, mini yakışmıyor, tabi bu benim fikrim, Japon toplumun genelinin benimle aynı fikirde olmadığı çok aşikar.
Ortaokul, lise öğrencilerinin etek boyuna öğretmenler oy vererek karar veriyor.
Ben, bunu, ortaokul ve lise zamanlarından beri giydikleri etek boyunun çok çok kisa olmasıyla açıklıyorum.
Ayrıca, ülkenin genelinde, fantezilere çok eğimli bir zihniyet hakim.
Eylemde olmasa dahi, zihniyette pedofiliye yatkın bir toplum.
Siz hangi ülkede gördünüz, ortaokul kızlarının, o yıl giyeceği formanın etek boyuna, o okulun hocalarının oy kullanarak karar verdiğini?
Ve genel eğilim etek boyunun mümkün olduğu kadar kısa olması yönünde.
Şimdi bu fantezi değildir de nedir?
Ben mi sapığım yoksa?
Kadınlarda bu mini takıntısı ve kıyafetlerindeki abartı öyle bir boyutta ki, yolda veya metroda, bu kadın acaba normal bir kadın mı diye düşünmekten alamıyoruz kendimizi.
Zira, sokaklar böyle abartılı giyinen kadınlardan ibaretse Japonların hayat kadınları nasıl giyiniyor, merak ediyorum.
Şahsen, Paris'in meşhur St Denis'inde gördüğüm kadınlarla, Tokyo'da metrolarda gördüğüm kadınlar arasında hiçbir fark yok.
Japon kadını yürümesini bilmiyor.
Ha bir de bu var. Japon kadını yürümeyi bilmiyor.
Yani bildiğin yürüyemiyorlar. Beceremiyorlar.
O "Geta" denilen Japon takunyalarıyla yürümek kolay mı öyle...
"Tabi" denilen çorabı giyiyorlar bir de üzerine, hani başparmağı diğer 4 parmaktan ayıran çorap.
Bir kere görünüş tam bir felaket. Şu çorap ve takunyayı hangi zevke hitaben giyiyorlar anlamak mümkün değil.
Eh haliyle o çorap ve takunyayla yürüyemiyorlar, böyle penguen gibi bıdı bıdı minik minik adımlarla ilerliyorlar.
Gençler belki artık o takunyaları giymiyor ama botlarla, normal ayakkabılarla onlar da yürüyemiyor.
Çünkü anneleri de yürüyemiyordu...
Yani yürüyememe durumu bence genetik, ırsi...
Direk kuşaktan kuşağa bedenin aktardığı, pardon aktaramadığı bir yeti...
Günümüzde düzgün ayakkabıyla bile yürüyemeyen kızların bir suçu yok...
Olay tamamen genetik, anneden geçme...
Valla ne diyim...
Japon kadını üzerine söylenecek şeyler bitmez de bitmez...
Hani kitap gibi kadın derler ya, Japon kadını aynen öyle, çevir çevir oku.
Görünen o ki ben Japon kadınına kafayı hafif taktım.
Daha çok konuşacağım anlaşılan...
Japon kadini yurumeyi bilmiyor.
Sumo gurescilerinin herkesin onunde torenle kesilen at kuyrugu...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
balayi,
Dunya turu,
etek boyu,
geta,
japon kadini,
Japonya,
mini etek,
tabi,
Tokyo,
yurumek
11 Aralık 2012 Salı
Ben de Japon kadını olmak istiyorum...
Ben erkek olsam, hiç düşünmem kendime bir Japon kadını bulurum.
Nasıl yumuşacıklar, nasıl tatlılar, nasıl anaçlar...
Geri planda olmayi kabul ediyorlar, tercih ediyorlar.
Kendilerini ön plana atmıyorlar.
Güçlü bir duruşları var, ama bu gücü insanın gözüne sokmuyorlar.
Dişi bir yanları var, vamp kadın da olabiliyorlar, bizim anladığımız türden bir sexapellik sergilemiyorlar.
Edilgen bir tavırları var ama diğer taraftan sağlam yapılarından ödün vermiyorlar.
Güçlü ve ateşli diye bilinen Akdeniz ve Latin kadınından daha ateşliler bence. Ülkeye zaten sex fetiszmi hakim. Daha ilkokuldan başlıyorlar minicik etekler giymeye, sexi çağrıştıran bir görünüme sahip olmaya...
Latin kadınından Japon kadınına "terfî" etmek istiyorum.
300 Spartali'daki kadınların tarifini hatırlıyor musunuz?
Aha işte o biziz. Ege'li kadınlar.
Ege kadınıyım, zaman zaman kendimi Latin kadını sanarım.
Ama yıllar sonra, bugün, birden Japon kadını olmak istiyorum ben.
Olabilir miyim acaba?
Onlar kadar tatlı, yumuşak, hiç sorun çıkartmayan, adamı yormayan, herşeye kolayca uyum sağlayan, boyun eğen, anaç... bir kadın olabilir miyim?
Ben bir erkek olsam hiç düşünmem. Bulurum bir Japon kadini, sonra da ohh bee derim, ne iyi yapmisim, diger kadinlarla geçer mi bu hayat? Buyuk egolu, guçlu, fazla kisilikli kadinlarla...
Sahsen ben bir kadin olarak buyulerine kapiliyorum.
Bakislarinin yumusakligi içine dalip gidiyorum. Memnun olmasaniz dahi birseyden, bu yuzlere bakip çikisamiyorsunuz. Olmuyor.
Edilgen gorunuyorlar ama islerini biliyorlar, aslinda herseyi onlar yonetiyorlar.
Avrupali kadinlar gibi erkekle esit, herseyi yapabilecek kadar gozukara durmuyorlar ama onlarin yontemi farkli. Geleneksel kadin rollerini takinarak, hiç te birsey hissettirmeyerek, içten içten isliyorlar insana yapmak ve yaptirmak istediklerini...
Japon kadinina karsi koyamadik, solugu sushi barda aldik.
Shinjuku sokaklarinda nerede yemek yiyelim diye dusunup dururken bir de baktik kendimizi bir sushi barda bulmusuz. Aslinda aynen o yukarida bahsettigim Japon kadinlarindan birinin çekim gucune kapilip daldik içeriye...
Biz kararsiz kararsiz bakinirken sokakta, bir Japon kadini, tum yumusakligi ve sevecenligiyle bize oyle bir "içeri girin, yer var" dedi, oyle bir tavir sergiledi ki karsi koyamadik.
Içeri girer girmez bizi karsilamak için gurultu yapiyorlar.
Japonya'daki sushi barlarinin çok eneteresan bir karakteri var.
Içeriye her yeni musteri girdiginde, ortadaki sushi barin içinde yer alan asçilar, tabaklari birbirine vurarak veya bir çani sallayarak, yeni gelen musteriye hosgeldin dercesine melodili ve bilinçli bir gurultu yapiyorlar. Yaninda birseyler de soyluyorlar.
Ne dediklerini anlamiyoruz ama o ahenkli gurultu iyi hissettiriyor kendini insana.
Sushi barin ortami da fevkalade sicak, sevimli.
Ortada kare bir bar. Herkes barin etrafinda yanyana taburelerde oturuyor.
Ortada bir ray var, asçilar yaptiklari sushileri renkli renkli tabaklara koyup rayin uzerine birakiyorlar. Her renk tabak bir fiati temsil ediyor. Içindeki sushiye gore degisiyor. Ray dondukçe tabaklar her musterinin onunden geçiyor, dilediginizi aliyorsunuz. Bazi sushiler ise ozel siparis gerektiriyor. Sana ozel yapip veriyorlar.
Harika !!!
Insanlarin yalnizliga topluca teslim olusu çok çarpici...
Bir onceki yazimda Tokyo'daki insanlarin yalnizligindan bahsetmistim. Sanirim bundan her yazimda bir paragraf geçecegim. Zira sehrin topluca buna teslim olusu inanilmaz çarpici.
Yemek yenilecek yerlerin çogunda insanlar tek baslarina yiyebilsinler diye tek kisilik bolumler var. Ama oyle boyle degil, her iki yaninda barikat var ve onunde duvar... Bu sekilde yemek yemege gelen bir suru insan...
Bizim yemek yedigimiz sushi bardayiz. bir cuma aksami saat 23'e geliyor. Takim elbiseli, elinde is çantasiyla bir Japon tek basina geldi oturdu yanimdaki tabureye.
Turist olusumun verdigi cesaretle yanimdaki Japon'a dondum ve "cuma aksamlari da hep boyle geç saatlere kadar çalisir misiniz?" dedim Ingilizce.
Adam var ya, ne oldugunu, felegini sasirdi.
Once bir saga sola bakti, kim bu kadin, benimle mi konusuyor aman Tanrim der gibi...
Oyle bir panikle bakmaya basladi ki etrafina, yardim istercesine bardaki ascilara, bize, diger musterilere..
Anlayamadigim sey; bu korku, bu panik, bu "aman allahim ben ne yapicam" hali neden?
Tamamen mutlak bir yabanci durup duruken onunla konustugu için mi?
Bu yabanci bir kadin oldugu için mi?
Ingilizce bilmedigi için mi?
Yoksa... Ezik, silik yasayip giderken, birileri benim var oldugumu fark etti, ben ne yapicam simdi hali mi?
Anlayamadim...
Anladigim ise:
"Belki bu aksam bu yemekte yalniz olmayabilirsin" in bir tehdit olusu...
Bu mutlak yalnizligin bir an için yabanci bir kadin tarafindan kesilmesi, bunun karsisinda bu genç adamin iki ayaginin bir pabuca girmesi ve nasil tepki verecegini kesinlikle bilememesi...
Iyi ki sushi barlar var.
Yalniz basina gelip, bir suru insanla beraber yemek yiyormussun hissi veriyor.
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Nasıl yumuşacıklar, nasıl tatlılar, nasıl anaçlar...
Geri planda olmayi kabul ediyorlar, tercih ediyorlar.
Kendilerini ön plana atmıyorlar.
Güçlü bir duruşları var, ama bu gücü insanın gözüne sokmuyorlar.
Dişi bir yanları var, vamp kadın da olabiliyorlar, bizim anladığımız türden bir sexapellik sergilemiyorlar.
Edilgen bir tavırları var ama diğer taraftan sağlam yapılarından ödün vermiyorlar.
Güçlü ve ateşli diye bilinen Akdeniz ve Latin kadınından daha ateşliler bence. Ülkeye zaten sex fetiszmi hakim. Daha ilkokuldan başlıyorlar minicik etekler giymeye, sexi çağrıştıran bir görünüme sahip olmaya...
Latin kadınından Japon kadınına "terfî" etmek istiyorum.
300 Spartali'daki kadınların tarifini hatırlıyor musunuz?
Aha işte o biziz. Ege'li kadınlar.
Ege kadınıyım, zaman zaman kendimi Latin kadını sanarım.
Ama yıllar sonra, bugün, birden Japon kadını olmak istiyorum ben.
Olabilir miyim acaba?
Onlar kadar tatlı, yumuşak, hiç sorun çıkartmayan, adamı yormayan, herşeye kolayca uyum sağlayan, boyun eğen, anaç... bir kadın olabilir miyim?
Ben bir erkek olsam hiç düşünmem. Bulurum bir Japon kadini, sonra da ohh bee derim, ne iyi yapmisim, diger kadinlarla geçer mi bu hayat? Buyuk egolu, guçlu, fazla kisilikli kadinlarla...
Sahsen ben bir kadin olarak buyulerine kapiliyorum.
Bakislarinin yumusakligi içine dalip gidiyorum. Memnun olmasaniz dahi birseyden, bu yuzlere bakip çikisamiyorsunuz. Olmuyor.
Edilgen gorunuyorlar ama islerini biliyorlar, aslinda herseyi onlar yonetiyorlar.
Avrupali kadinlar gibi erkekle esit, herseyi yapabilecek kadar gozukara durmuyorlar ama onlarin yontemi farkli. Geleneksel kadin rollerini takinarak, hiç te birsey hissettirmeyerek, içten içten isliyorlar insana yapmak ve yaptirmak istediklerini...
Japon kadinina karsi koyamadik, solugu sushi barda aldik.
Shinjuku sokaklarinda nerede yemek yiyelim diye dusunup dururken bir de baktik kendimizi bir sushi barda bulmusuz. Aslinda aynen o yukarida bahsettigim Japon kadinlarindan birinin çekim gucune kapilip daldik içeriye...
Biz kararsiz kararsiz bakinirken sokakta, bir Japon kadini, tum yumusakligi ve sevecenligiyle bize oyle bir "içeri girin, yer var" dedi, oyle bir tavir sergiledi ki karsi koyamadik.
Içeri girer girmez bizi karsilamak için gurultu yapiyorlar.
Japonya'daki sushi barlarinin çok eneteresan bir karakteri var.
Içeriye her yeni musteri girdiginde, ortadaki sushi barin içinde yer alan asçilar, tabaklari birbirine vurarak veya bir çani sallayarak, yeni gelen musteriye hosgeldin dercesine melodili ve bilinçli bir gurultu yapiyorlar. Yaninda birseyler de soyluyorlar.
Ne dediklerini anlamiyoruz ama o ahenkli gurultu iyi hissettiriyor kendini insana.
Sushi barin ortami da fevkalade sicak, sevimli.
Ortada kare bir bar. Herkes barin etrafinda yanyana taburelerde oturuyor.
Ortada bir ray var, asçilar yaptiklari sushileri renkli renkli tabaklara koyup rayin uzerine birakiyorlar. Her renk tabak bir fiati temsil ediyor. Içindeki sushiye gore degisiyor. Ray dondukçe tabaklar her musterinin onunden geçiyor, dilediginizi aliyorsunuz. Bazi sushiler ise ozel siparis gerektiriyor. Sana ozel yapip veriyorlar.
Harika !!!
Insanlarin yalnizliga topluca teslim olusu çok çarpici...
Bir onceki yazimda Tokyo'daki insanlarin yalnizligindan bahsetmistim. Sanirim bundan her yazimda bir paragraf geçecegim. Zira sehrin topluca buna teslim olusu inanilmaz çarpici.
Yemek yenilecek yerlerin çogunda insanlar tek baslarina yiyebilsinler diye tek kisilik bolumler var. Ama oyle boyle degil, her iki yaninda barikat var ve onunde duvar... Bu sekilde yemek yemege gelen bir suru insan...
Bizim yemek yedigimiz sushi bardayiz. bir cuma aksami saat 23'e geliyor. Takim elbiseli, elinde is çantasiyla bir Japon tek basina geldi oturdu yanimdaki tabureye.
Turist olusumun verdigi cesaretle yanimdaki Japon'a dondum ve "cuma aksamlari da hep boyle geç saatlere kadar çalisir misiniz?" dedim Ingilizce.
Adam var ya, ne oldugunu, felegini sasirdi.
Once bir saga sola bakti, kim bu kadin, benimle mi konusuyor aman Tanrim der gibi...
Oyle bir panikle bakmaya basladi ki etrafina, yardim istercesine bardaki ascilara, bize, diger musterilere..
Anlayamadigim sey; bu korku, bu panik, bu "aman allahim ben ne yapicam" hali neden?
Tamamen mutlak bir yabanci durup duruken onunla konustugu için mi?
Bu yabanci bir kadin oldugu için mi?
Ingilizce bilmedigi için mi?
Yoksa... Ezik, silik yasayip giderken, birileri benim var oldugumu fark etti, ben ne yapicam simdi hali mi?
Anlayamadim...
Anladigim ise:
"Belki bu aksam bu yemekte yalniz olmayabilirsin" in bir tehdit olusu...
Bu mutlak yalnizligin bir an için yabanci bir kadin tarafindan kesilmesi, bunun karsisinda bu genç adamin iki ayaginin bir pabuca girmesi ve nasil tepki verecegini kesinlikle bilememesi...
Iyi ki sushi barlar var.
Yalniz basina gelip, bir suru insanla beraber yemek yiyormussun hissi veriyor.
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)