Tanri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tanri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2013 Pazar

Kalbiniz kuş tüyünden hafif olsun...

Bir gun sevgilime sordum:

- Sence sahiden Tanri var mi?
- Himmm... Bilmiyorum. Ama gerçekten varsa da bence tek basina degil."

Himmmm....
Bu konuda neye inanacagima henüz tam karar verememisken, bu çok Tanri'li dunya fikri kulağıma hoş geliyor.

Kocasının dağılan parçalarini toplayan o muhteşem kadın: Isis

OSIRIS - ISIS - HORUS

Hiç şüphesiz Misir mitolojisine damgasini vurmus Tanrilardan...

Osiris - Isis - Seth kardestir.
Osiris ve Isis ayni zamanda kari-kocadir.
Seth, su aygiri formunda Kaos Tanrisi'dir
Onlarin askini ve Osiris'in elindeki tahti kiskanan kardesleri kotu kalpli Seth aralarina girer. Ve Osiris'i (Ahiret Tanrisi) oldurur. Onu 14 parçaya ayirarak butun parçalarini Nil Vadisi'ne dagitir.

Isis kocasinin parçalarini teker teker toplayarak, birlestirir. Ve Osiris'i bir evlat olusturmaya yetecek zaman kadar canlandirir. Ve kocasiyla sevisir.

Bu birlesmeden Misir Mitolojisinin en onemli ogelerinden Gunes Tanrisi HORUS dunyaya gelir.

ISIS ise aşk, cinsellik, kadınlık, dişilik, annelik, doğurganlık, saflık ve mucize Tanrıçası olarak anılır.

Isis her yerdedir, her firavun mezarinda, her tapinakta, taç giyme merasiminde, "sonsuz hayat" sembolunu verirken gormek mumkundur.

Daha sonra Hiristiyan alemi, çok hayranlik duyulan, çok sevilen ve ornek alinan bu Tanriça'ya olan kitlelerin bagliligini kazanmak için, Isis'in cagristirdiklarini baska bir karakter altinda yeniden yaratir.

O da elbette ki Bakire Meryem olacaktir.

Isis ve Meryem, tek baslarina erkek çocuk doguran iki ustun kadin karakteri olarak birbirine benzetilir.


Hikaye burada bitmez.
Sahin basiyla sembolize edilen Horus büyür.
Ve Isis ona babasının intikamını alması gerektiğini söyler.
Horus ile Seth karşı karşıya gelir. Horus Seth'i ilk etapta yener.
Kayık üzerinde Horus ve arkadaşında Isis. Kayığın altında bir su aygırı (Hippopotam) figürü var görüyor musunuz? Işte o Seth.


HORUS'un GÖZÜ:

Ancak bir muddet sonra Seth yeniden guçlenir. Ve Horus'le karsi karsiya gelir.
Ve Seth Horus'un bir gozunu yerinden çikarir.

Horüs'un gözü, daha sonraki bütün Mısır uygarlığında hatta bugünku Mısır'da bile, TIP sembolu olarak yerini alacaktır.

Çünkü tarihteki ilk tibbi ameliyatı gerçekleştirerek Isis, Horüs'un gözünü yerine takar..

Bugun dahi, Mısır hastanelerinde, doktor reçetelerinde, ilaç kutularinda ters R harfi, yani Horus'un gözü, Tip Bilimi'ni ifade eder.

"SEZERYAN" doğum nereden geliyor? 

Tip demişken, bugun Sezaryan tarzi doğuma adını veren operasyon nereden geliyor biliyor musunuz?
Yine Mısırlılar'dan...

Tarihte ilk defa Cléopatra Cesar'dan olan bebeğini (küçük Cesar) Cesarion'u normal doğumla değil, karnı yarılarak içinden alınan bir operasyonla dünyaya getirir.

Bu operasyon ilk defa Cesarion'un doğumu için gerçeklestiğinden adına "Cesarienne" denir.

Bizim favori Tanrı'miz ANUBIS

Tanrilar'dan Tanri beğen...
Her kadin Isis olmak ister istemesine ama...

Bizim favorimiz ANUBIS.
Ölüm Tanrisi da denebilir, yaşam Tanrısı da...
Bizim ona olan sempatimiz asaletinden, dimdik duruşundan, ölüm kalım kararı verebilmesinden...

Ölüleri mumyalamaktan sorumlu, çakal kafalı, mezarlıklarin bekçisi : Anubis

 
Neden sol ayak onde ?

Asil Anubis'in kendine has bir durusu var.
Sol ayağı her zaman önde. Neden?

Anubis, ölüleri yargılamaktan ve öldükten sonra onları mumyalamaktan sorumlu.
Yani sadece ölülerle uğraşıyor.

Bu nedenle sol ayağı önde.
Çünkü sol ayak hayat demek.
Kalbimiz solda bulunduğu için, sol ayakla öne doğru hamle yapmak "yaşam"ı ifade ediyor.

Bu nedenledir ki, bugün bile, resmi ve askeri yürüyüşler önce sol ayakla başlar.

Öldükten sonraki "Yargı Anı"

Öldükten sonra hepimizin yargılanacağı an var ya, işte içinde yine Anubis var.

 

Kalbiniz kuş tüyünden bile hafif olmalı

Anubis ölmüş birinin kalbini alıyor.
Terazinin bir tarafina koyuyor.
Terazinin diğer tarafina da bir kuş tüyü koyuyor.
Terazinin hemen yanında ise bir aslan bekliyor.

Eğer kalp kuş tüyünden ağır gelirse yandaki aslan kalbi yiyor.
Eğer kalp kuş tüyünden hafif gelirse Anubis ölüyü Horüs'e teslim ediyor.
Ve Horüs te onu cennete götürüyor...

Kıssadan Hisse : Kalbiniz kuş tüyünden hafif olsun...



Sagi solu belli olmayan kadinlar gibi... : Philae

1 Tapinak 2 Tanri: KOM OMBO

Kalbiniz kus tuyunden hafif olsun...

Champollion'un soyundan gelen adamin hali bir baska oluyor...

Hâyâlimde timsahlarla dolu bir Nil var...

Misir hâyâl edebilecegimizin çok otesinde...







24 Mart 2013 Pazar

Ayagimin tozuyla MISIR'dan...

Ayagimin tozuyla dun sabah Misir'dan dondum.

O kadar çok bilgiyle ve deneyimle doldum ki nereden baslasam, once ne anlatsam, bilemiyorum...

Kafamdakileri bir siraya koyamiyorum, dizemiyorum...

Boyle bir zenginlik, boyle bir derinlik çok az kulture nasip olur...
 
Sadece kultur degil.

Inanislar... Her birinin gucu ve rolu farkli Tanrilar...


Kendini zaman zaman Tanri zanneden, yasarken, tum mal varligiyla gomulmek uzere ihtisamli mezarlar kazdiran, gun gelecek yeninden dirilecek, yeniden gucu eline alacak sanan (belki de sahiden oyle olan) efsanevî Firavunlar...

7000 yillik bir tarih
3500 yillik sapasaglam dimdik ayakta duran yapitlar, tapinaklar, duvarlardaki yazilar, belgeler...

Agziniz açik kalir...

Boyle ihtisamli yapitlar kimse hayatinda gormemistir, goremez.
Eger Misir'a gelmediyse...

Yil 2004: Ilk defa Londra'ya gidiyorum.
Ve orada BRITISH MUSEUM'u geziyorum.

British Museum, Kahire ve Turin'den sonra en zengin Misir koleksiyonuna sahip olan muze.

Iste ben o gun karar veriyorum.
En kisa zamanda Misir'i gormem lazim...

Muze gezmekten çok zevk alan biriyim. Saatler geçirebilirim.
Hayatima damgasina vuran muzeler var.
Louvre, Pergamon Museum ve British Museum...

British Museum'u gezdigim gunden beri aklimda Misir...
Gitmem lazim, gormem lazim, tanimam lazim, kesfetmem lazim...
Hep uygun bir zaman kolladim. O gun bugunmus...

16 Mart 2013...

Nil Nehri uzerinde bir gemi seyahatine çikmaya karar veriyoruz.

Paris'te bir turlu bitmek bilmeyen kisa, mart ayinda bile yagan kara, dondurucu soguga da artik dayanmiyoruz.

Anlatmaya nereden baslasam...

Her biri ayri karakterde, ayri guçteki Tanrilar'dan, Horus'ten, Isis'ten, Osiris'ten, Ator'dan, Anubis'ten mi,

Boyle bir megolomanlik olamaz dedirten 2. Ramses'ten mi,

Guçlu kadinlardan, Nefertari'den, Nefertiti'den mi,

Birbirinden gorkemli tapinaklardan, oldukten sonra dirileceklerine dair sonsuz inanca sahip firavunlarin bas dondurucu mezarlarindan mi,

Nil Nehri'nin ruya gibi akisindan, etrafindaki manzalaralardan mi,

Her seferinde yeni birsey ogrenecegim engin Misir mitolojisinden mi,

Bugunku Misir halkinin sefalaetinden mi, issizlik, parasizlik, fakirlik basina vurmus çaresiz insanlardan mi, 


Yoksa ayaklarimi yere basip, simdiki masalsi gerçeklige donup, muhtesem gemimiz Le Fayan'dan mi, geminin içinde tanistigimiz birbirinden renkli karakterleden mi baslasam... bilemiyorum...


Biz 120 kisilik muhtesem bir gemide sadece 24 kisiyiz.

SCARABEE grubuyuz.

Scarabée mitolojide mutluluk sembolu demek. O biziz.

Ve hepimiz burada olmaktan mutluyuz, otesi yok...