Kendimi bildim bileli sporseverim.
Basketbolseverim, futbolseverim, voleybolseverim, tenisseverim, atletizmseverim, yuzmeseverim, hatta yenilerde rugbysever bile oldum...
Daha hayatimda hiç bir sporcunun sporuna veda ederken ona bir siir yazdigini duymadim.
Ama ne siir...
Bir insanin birseyi bu kadar sevebilme gucune, derinligine, kendisine hissettirdiklerine hayran kaliyor insan... Zira herhangi birseye karsi bu kadar derin bir ask duymak kaç kisinin basina gelir?
Kobe Bryant. Los Angeles Lakers'in 20 yillik efsane oyuncusu...
Bu sezon basketbolu birakiyor.
Bunu, biz basketbolseverlere de kendisi gibi efsane bir siirle duyuruyor. Hiç basketbol oynamamis, hatta hiç izlememis bir insanin bile içinde bir yerlere dokunacagi bir siirle...
Ben en çok,
"Mucadele çagirdigi için degil, SEN çagirdigin için yaptim." kismina bayildim...
"Cunku bu, biri senin bana yaptigin gibi bu kadar yasiyor hissetirdiginde yapabilecegin birseydir."
Otesi yok...
Bu sene NBA maçlarini seyretmek farz oldu.
Aslinda nisanda Utah Jazz'la oynayacaklari maça atayip gitmek var ama...
Buyrun Kobe Bryant'in basketbola veda siiri :
“Sevgili Basketbol,
Babamın çoraplarını kıvırıp top yaptığım
Andan itibaren
Ve hayali şutlarla
Maçı kazandıran basketleri attığımda
Great Western Forum’da*
Tek bir şeyin gerçek olduğunu biliyordum:
Sana aşık olmuştum.
Öyle derin bir aşktı ki sana her şeyimi verdim-
Aklımdan, vücuduma
Tabiatımdan ruhuma.
Sana delice aşık
6 yaşında bir çocukken
Tünelin bitişini asla göremedim.
Sadece kendimi,
Tünellerden kaçarken görüyordum
O yüzden koştum.
Sahanın bir ucundan bir ucuna,
Her topun ardından.
Benden mücadele istedin
Ben yüreğimi verdim
Çünkü her zaman daha fazlası geldi geri
Tere ve acıya rağmen oynadım
Mücadele beni çağırdığı için değil
SEN çağırdığın için
Her şeyi SENİN için yaptım
Çünkü bu,
Biri, senin bana yaptığın gibi bu kadar yaşıyor hissettirdiğinde
Yapacağın şeydir.
Sen 6 yaşında bir çocuğun Laker hayalini gerçekleştirdin
Ve bu yüzden seni her zaman seveceğim.
Ama seni bu kadar saplantıyla sevemeyeceğim daha fazla.
Bu sezon benim verebileceğim son şey.
Kalbim yaralanmalara dayanabilir,
Aklım eziyeti kaldırabilir
Ancak vücudum elveda demenin zamanı geldiğini biliyor.
Ve bunda bir sorun yok.
Seni bırakmaya hazırım
Böylece ikimiz de birlikte geçireceğimiz son zamanların tadını çıkarabiliriz.
İyisiyle kötüsüyle.
Birbirimize
Verebileceğimiz her şeyi verdik.
Ve ikimiz de biliyoruz ki, sonrasında ne yaparsam yapayım
Ben hep o çocuk olacağım
Çoraplardan top yapan
Köşede bir çöp kovası
Maçın bitimine 5 saniye
Top benim ellerimde
5.. 4.. 3.. 2.. 1.
Seni her zaman seveceğim,
Kobe”
**********
Dear Basketball,
From the moment
I started rolling my dad’s tube socks
And shooting imaginary
Game-winning shots
In the Great Western Forum
I knew one thing was real:
I fell in love with you.
A love so deep I gave you my all
From my mind and body
To my spirit and soul.
As a six-year-old boy
Deeply in love with you
I never saw the end of the tunnel.
I only saw myself
Running out of one.
And so I ran.
I ran up and down every court
After every loose ball for you.
You asked for my hustle
I gave you my heart
Because it came with so much more.
I played through the sweat and hurt
Not because challenge called me
But because YOU called me.
I did everything for YOU
Because that’s what you do
When someone makes you feel as
Alive as you’ve made me feel.
You gave a six-year-old boy his Laker dream
And I’ll always love you for it.
But I can’t love you obsessively for much longer.
This season is all I have left to give.
My heart can take the pounding
My mind can handle the grind
But my body knows it’s time to say goodbye.
And that’s OK.
I’m ready to let you go.
I want you to know now
So we both can savor every moment we have left together.
The good and the bad.
We have given each other
All that we have.
And we both know, no matter what I do next
I’ll always be that kid
With the rolled up socks
Garbage can in the corner
:05 seconds on the clock
Ball in my hands.
5 … 4 … 3 … 2 … 1
Love you always,
Kobe
basketbol maçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basketbol maçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Aralık 2015 Salı
24 Şubat 2014 Pazartesi
Yaşadığınız yer değişir, Karşıyakalı olmak değişmez
Doğup büyüdüğünüz şehirlerin, hatta semtlerin spor klüpleri milliyet bilinci gibi birşey; benliğinize yapışıyor.
Takım tutmadığınızı söyleseniz bile, hele hele bir de sporcuysanız ve sporcularla çevriliyseniz, bir takıma gönül bağlılığı hissetmemek mümkün değil.
Diğer takımlardan daha iyi olduğu için değil, sağlam bir alt yapıya sahip olduğu için değil, şampiyonluğu hedeflediği için hiç değil...
Doğup büyüdüğünüz, çocukluk ve gençlik dönemlerinde birisi olurken içinde, kendinizi defalarca dönüştürdüğünüz o toprakların ruhunu taşıdığı için...
Aileden birisi olduğu için...
Size büyük başarılar vaadetmese de, hatta küme düşmenin, ligden düşmenin eşiğine de gelse, kayıtsız şartsız sevip destekleyeceğiniz takımdır o.
Karşıyaka Spor Klübü.
Sadece maçlarda değil, öylesine bir yaz akşamında Karşıyaka'da dolaşırken, İzmirliler için şölene dönüşen hıdrellezlerde coşarken, herhangi bir yeri, bir meseleyi protesto ederken...
Ya da hiçbirşeyde birşey yokken, sadece öylesine yolda yürürken, herhangi bir nedenle içinizden gelmişken, gaza gelmişken, aşka gelmişken... bir de bakmışsınız her taraf inliyor.
Kaf kaf kaf sin sin sin kafsin kafsin kaf !!!
Sen Türkiye kupasını kazansan da kazanmasan da bu bağlılık değişmez. Karşıyakalı olma ayrıcalığıdır bu. Başka birşeye benzemez.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, neresine yerleşirseniz yerleşin kendinizi önce Karşıyakalı olarak bilirsiniz.
Yıllar geçer, Karşıyaka bile değişir, Karşıyakalı olmak değişmez.
KSK Paris'e mi geliyor?
KSK, Eurocup son 8 maçı için Paris'e geliyor. JSF Nanterre'in karşısına çıkacak, 19 Şubatta.
Bu maç kaçmaz.. Ama en iyi yerler çoktan kapılmış. Hani bu Fransız seyircisinin baketbolla alakası yoktu? Son Avrupa kupasının Fransa'nın oynamadığı diğer yarıfinal maçını izlemek için dere tepe sport bar aradığımı hatırlıyorum. Neyse...
Aklımıza bir fikir geliyor. E-bay'de iyi bir yerden maç bileti aramak. Ve buluyoruz.
1. Categoride, sahanın tam ortasındaki tribünün tam ortasında, masa hakemlerinin hemen gerisinde...
Sahada bundan daha iyi bir yer yok. O da 4 kişilik bilet almış ve diğer arkadaşları gelmeyince 2'sini e-bay üzerinden satışa çıkarmış bir kız sayesinde.
Maça, saatinden 1.5 saat önce gidiyoruz. Hem antrenmanlarını izlemek, hem atmosferi solumak, hem izdiham olmadan içeriye girebilmek, biraz da fotoğraf çekebilmek için...
Bütün biletler satılmış, gerçi bu, şahane bir ambians olacak demektir ama, deplasmanda olan KSK.
Sadece 1 avuç Türk taraftar var, onlar da pota arkası en üst tribündeler. Diğer seyirciler benim gibi dağınık yerlerde, bireysel olarak tezarühat yapmak durumundalar.
Ben, bulunduğum yerden tek başıma maç boyunca, her sayıda avazım çıktığı kadar bağırıyorum.
Veee, maç başlıyor, takımlar tanıtılıyor, teknik direktörler sahaya geliyor, oyuncular t-shörtlerini değiştiriyor.
Dünya gözüyle Nadal'ı, Federer'i gördüm. Zidane'ı, Ronaldinho'yu, Nicolas Karabatiç'i, Nicolas Batum'u, Boris Diav'ı, Marc Gassol'ü gördüm. Amaaaa....
Dünya gözüyle bir Ufuk SARICA'yı görmek gibisi var mı ya?
Efes Pilsen'in Peter Naumoski, Ufuk Sarıca ve Karasev'li bermuda şeytan üçgeninin maçlarını az takip etmedik zamanında.
Sarıca maç boyunca takımı bir orkestra şefi gibi yönetiyor, kah kızıp bağırıyor, direktifler veriyor, kah o kocaman adamlara sarılıyor.
Maça çok iyi başlayan KSK'nin konsantrasyonu malesef çok çabuk dağılıyor. Ve çok fazla küçük hata, gereksiz top kayıpları yapıyorlar. Özellikle rakip pota altında, ribaund mücadelesinde, iki oyuncu birden aynı topa koşup onu paylaşamayarak aynı şekilde çok top kaybı yaşıyorlar.
İlk çeyreği 10 sayı geride bitiren KSK, maç boyunca arada sırada farkı 10 sayının altına düşürse de, maçın hiçbir yerinde maça ortak olamıyor.
KSK'liler özellikle 40 ve 42 numaralı formayı giyen Will Daniels ve Johan Passave-Ducteil'i tutmakta zorlanırken, Nanterre'li oyuncuların oynatmadiklari Barış Hersek, Esteban Batista, İnanç Koç, Bobby Dixon maç boyunca fazla bir varlık gösteremiyor.
Neyse artık, önümüzdeki maça bakalım...
Maçı 20 sayı farkla kaybettik kaybetmesine ama çok keyifli saatler yaşadık.
Haaa bir de cheer leaders'ların gösterileri vardı çok zevkli.
Ama bir gösterilerinde, bir de baktım kızın birisi potanın üstüne tırmandı ve bacağını 180° yukarı kaldırdı.
Nicolas Batum'un 2010'daki Dünya Basketbol Şampiyonasının İzmir ayağında potayı nasıl yamulttuğu ve pota değişimi için 1 saat maçın bekletildiği aklıma geldi.
Tamam muhtemelen bu kız Batum'un yarı kilosundadır ama bence gösteride potaya temas olmamalı.
Son birşey daha var.
Düşündüm de...
Bu Fransızlar gidip şiir falan yazsınlar, ya da hangi şarap hangi yemekle daha iyi gider diye bulsunlar, ya da vakitleri olduğunda gidip bir ihtilal falan yapsınlar.
Ancak...
Bir maçta tezaruhat yapmasınlar. Bir spor takımı desteklemek kesinlikle Fransız'lara göre birşey değil.
Tezarühat yaparken çok komik göründüklerini onlara söyleyen olmamış mı hiç?
Fransızca blogumdan ben söyleyeyim bari.
Bir sonraki maçta görüşmek üzere...
Pınar Karşıyaka - Fenerbahçe Ülker / Seyircisiz playoff yarı final maçı
Takım tutmadığınızı söyleseniz bile, hele hele bir de sporcuysanız ve sporcularla çevriliyseniz, bir takıma gönül bağlılığı hissetmemek mümkün değil.
Diğer takımlardan daha iyi olduğu için değil, sağlam bir alt yapıya sahip olduğu için değil, şampiyonluğu hedeflediği için hiç değil...
Doğup büyüdüğünüz, çocukluk ve gençlik dönemlerinde birisi olurken içinde, kendinizi defalarca dönüştürdüğünüz o toprakların ruhunu taşıdığı için...
Aileden birisi olduğu için...
Size büyük başarılar vaadetmese de, hatta küme düşmenin, ligden düşmenin eşiğine de gelse, kayıtsız şartsız sevip destekleyeceğiniz takımdır o.
Karşıyaka Spor Klübü.
Sadece maçlarda değil, öylesine bir yaz akşamında Karşıyaka'da dolaşırken, İzmirliler için şölene dönüşen hıdrellezlerde coşarken, herhangi bir yeri, bir meseleyi protesto ederken...
Ya da hiçbirşeyde birşey yokken, sadece öylesine yolda yürürken, herhangi bir nedenle içinizden gelmişken, gaza gelmişken, aşka gelmişken... bir de bakmışsınız her taraf inliyor.
Kaf kaf kaf sin sin sin kafsin kafsin kaf !!!
Sen Türkiye kupasını kazansan da kazanmasan da bu bağlılık değişmez. Karşıyakalı olma ayrıcalığıdır bu. Başka birşeye benzemez.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, neresine yerleşirseniz yerleşin kendinizi önce Karşıyakalı olarak bilirsiniz.
Yıllar geçer, Karşıyaka bile değişir, Karşıyakalı olmak değişmez.
KSK Paris'e mi geliyor?
KSK, Eurocup son 8 maçı için Paris'e geliyor. JSF Nanterre'in karşısına çıkacak, 19 Şubatta.
Bu maç kaçmaz.. Ama en iyi yerler çoktan kapılmış. Hani bu Fransız seyircisinin baketbolla alakası yoktu? Son Avrupa kupasının Fransa'nın oynamadığı diğer yarıfinal maçını izlemek için dere tepe sport bar aradığımı hatırlıyorum. Neyse...
Aklımıza bir fikir geliyor. E-bay'de iyi bir yerden maç bileti aramak. Ve buluyoruz.
1. Categoride, sahanın tam ortasındaki tribünün tam ortasında, masa hakemlerinin hemen gerisinde...
Sahada bundan daha iyi bir yer yok. O da 4 kişilik bilet almış ve diğer arkadaşları gelmeyince 2'sini e-bay üzerinden satışa çıkarmış bir kız sayesinde.
Maça, saatinden 1.5 saat önce gidiyoruz. Hem antrenmanlarını izlemek, hem atmosferi solumak, hem izdiham olmadan içeriye girebilmek, biraz da fotoğraf çekebilmek için...
Bütün biletler satılmış, gerçi bu, şahane bir ambians olacak demektir ama, deplasmanda olan KSK.
Sadece 1 avuç Türk taraftar var, onlar da pota arkası en üst tribündeler. Diğer seyirciler benim gibi dağınık yerlerde, bireysel olarak tezarühat yapmak durumundalar.
Ben, bulunduğum yerden tek başıma maç boyunca, her sayıda avazım çıktığı kadar bağırıyorum.
Veee, maç başlıyor, takımlar tanıtılıyor, teknik direktörler sahaya geliyor, oyuncular t-shörtlerini değiştiriyor.
Dünya gözüyle Nadal'ı, Federer'i gördüm. Zidane'ı, Ronaldinho'yu, Nicolas Karabatiç'i, Nicolas Batum'u, Boris Diav'ı, Marc Gassol'ü gördüm. Amaaaa....
Dünya gözüyle bir Ufuk SARICA'yı görmek gibisi var mı ya?
Efes Pilsen'in Peter Naumoski, Ufuk Sarıca ve Karasev'li bermuda şeytan üçgeninin maçlarını az takip etmedik zamanında.
Sarıca maç boyunca takımı bir orkestra şefi gibi yönetiyor, kah kızıp bağırıyor, direktifler veriyor, kah o kocaman adamlara sarılıyor.
Maça çok iyi başlayan KSK'nin konsantrasyonu malesef çok çabuk dağılıyor. Ve çok fazla küçük hata, gereksiz top kayıpları yapıyorlar. Özellikle rakip pota altında, ribaund mücadelesinde, iki oyuncu birden aynı topa koşup onu paylaşamayarak aynı şekilde çok top kaybı yaşıyorlar.
İlk çeyreği 10 sayı geride bitiren KSK, maç boyunca arada sırada farkı 10 sayının altına düşürse de, maçın hiçbir yerinde maça ortak olamıyor.
KSK'liler özellikle 40 ve 42 numaralı formayı giyen Will Daniels ve Johan Passave-Ducteil'i tutmakta zorlanırken, Nanterre'li oyuncuların oynatmadiklari Barış Hersek, Esteban Batista, İnanç Koç, Bobby Dixon maç boyunca fazla bir varlık gösteremiyor.
Neyse artık, önümüzdeki maça bakalım...
Maçı 20 sayı farkla kaybettik kaybetmesine ama çok keyifli saatler yaşadık.
Haaa bir de cheer leaders'ların gösterileri vardı çok zevkli.
Ama bir gösterilerinde, bir de baktım kızın birisi potanın üstüne tırmandı ve bacağını 180° yukarı kaldırdı.
Nicolas Batum'un 2010'daki Dünya Basketbol Şampiyonasının İzmir ayağında potayı nasıl yamulttuğu ve pota değişimi için 1 saat maçın bekletildiği aklıma geldi.
Tamam muhtemelen bu kız Batum'un yarı kilosundadır ama bence gösteride potaya temas olmamalı.
Son birşey daha var.
Düşündüm de...
Bu Fransızlar gidip şiir falan yazsınlar, ya da hangi şarap hangi yemekle daha iyi gider diye bulsunlar, ya da vakitleri olduğunda gidip bir ihtilal falan yapsınlar.
Ancak...
Bir maçta tezaruhat yapmasınlar. Bir spor takımı desteklemek kesinlikle Fransız'lara göre birşey değil.
Tezarühat yaparken çok komik göründüklerini onlara söyleyen olmamış mı hiç?
Fransızca blogumdan ben söyleyeyim bari.
Bir sonraki maçta görüşmek üzere...
Pınar Karşıyaka - Fenerbahçe Ülker / Seyircisiz playoff yarı final maçı
Libellés :
basketbol maçı,
Eurocup Basketball,
Gittigim Maçlar,
JSF Nanterre,
KSK,
Pınar Karşıyaka
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

