honeymoon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
honeymoon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2012 Perşembe

Dünya Turu (2) - MIAMI

4 Eylul 2011

Dün öğleden sonra 3 gibi yerleştik otelimize. South Beach'e yürüyerek 5 dakika şahane bir otel. Yatak anlatılamayacak kadar rahat... Tam, balayında uyumak, dinlenmek ve sevişmek isteyeceğin türden bir yatak. King size... Devasa....

Eşyalarımızı bırakıyoruz ve hemen Miami'yi keşfe bırakıyoruz kendimizi...

Ocean Drive tam bir show-off

Miami dedin mi South Beach'ten sonra akla gelen ilk yer Ocean Drive olsa gerek...
Ocean Drive tam bir defile, luxe arabalar, muhteşem vücutlu adamlar defilesi...
Tamamen show-off...
Hayatta en abartılı, en extreme ne varsa normal kaçan; sınırların zorlandığı bir cadde...
Evet evet dedim ya tam bir defile, arabalar bir noktadan diğerine gitmeye çalışmıyor, amaç göstermek. Cadillac, Lombarghini, Ferrari ve daha niceleri, benim arabamın şu özelliği var bakın gösterisi...


Diğer show da Spartacus'un klonları misali adamlar...
Fit, tablet tablet karın kasları, yayla gibi geniş, kaslı sırtları olan birbirinden harika adamlar...
Bütün gün plajda spor yapıp, vücut çalışıp akşamları şehir merkezinde, bir shortla, sırf yine göstermek amaçlı öyle yarı çıplak dolaşıyorlar.
Çok sportif bir şehir Miami, her yerde barfixler, spor aletleri, beach volley alanlari...
Miami, "Göster, gösterilecek neyin varsa göster" şehri...
Miami Beach'te abartılı hiçbir şey yok, oranın normlarına göre herşey normal... En olmayacak, gerçek dünyayla bağdaşmayacak bir kıyafetle çık sokağa, gez, Miami'de normal...
Kadınların görünümleri abartılı, inanılmaz cüretkar dekolteler, yürümenin nerdeyse imkansiz görüldüğü yüksek topuklu ayakkabılar, gündüz vakti abartılı bir makyaj, herşey hersey abartılı...
South Beach'te, Ocean Drive'da bunlar normal...
Çünkü herşey "festif", herşey bir şölen...

Aslında hiçbir sey yüzeysel ya da yapay da değil..
Burası Miami, burası Ocean Drive, burda normlar farklı...
Bu bir seçim, a way of life, herşey bir o kadar gerçek.
Buranın gerçeği..


Dünyaca ünlü South Beach'e gidip kuruluyoruz, öğleden sonra.
Plaj şahane olmasına şahane. Ama...

Denizde mezdüzler var, yüzerken her yerine yapışıyor.. Her gün yok, denizin her yerinde yok, biraz açılınca yok, bazı kıyılarda da yok ama işte bugün oturduğumuz yerin önünde var işte. Medüz böyle deniz yıldızı gibi yüzen yapışkan birşey, sen yüzerken sana yapışıyor, önemli değil, birsey yapmıyor ama yapışkan işte.

Burada herşey King Size. Kokteyller de öyle

South Beach bizim Ölüdeniz plajına benziyor.
Gözünün alabildiğine geniş uzun bir plaj... Sabah saatlerinde herkesi plajda jogging yaparken görebiliyorsunuz.
Güneş malum çok güçlü buralarda, öğle saatlerinde birşeyler içmek üzere Ocean Drive'daki cafelerden birine oturuyoruz. Burada herşey King Size... Kokteyller de öyle...

1 Mojito, 1 Sangria alıyoruz ama Paris'te ictiğim bir Mojito'nin 5 misli büyüklüğünde, nerdeyse kazanla geldi Mojito, abartmıyorum. Buyrun kendiniz karar verin.


İşin tehlikesi şu: Bu New York'ta da başıma gelmişti.
Önceleri bu porsiyonları abartı bulup yadırgıyor insan, ama sonra alışıyor, normal buluyor, sonra Paris'e döndüğünde de, bu ne biçim Mojito, bu benim dişimin kavuğuna yetmez diyor insan... Böyle...

Oturduğumuz cafe'den South Beach'teki barfixleri görebiliyoruz. 1 saattir 10 civarı adam spor yapiyor. Yaptiklari hareketlerin ve vücutlarinin tarifi mümkün değil. Böyle birsey görmedim..

Dikkatimi ceken bir konu daha var. Les Mills kesin Miami'de dinlenilen muzikleri copy ediyor. Zira burdaki cafe, resto veya clublarda dinledigim her sarki ya RPM'in, ya BodyAttack'in ya da BodyPump'un sarkilari... Kendimi evimde hissettim boyle olunca.

Segway'le Lummus Park gezintisi

Dünya Turu'ndaki amacımız neydi, değişik tecrübeler satın almak..
Kazanla gelen kokteyller de bunun bir parçası, segwayle Lummus Park'ta dolaşmak ta...
Segway'i daha once cesitli Avrupa sehirlerinde de gormustuk. Hatta Bruges'deyken yapmayı cok istemiştik ama hava cok soğuktu yapmamıştık. Miami'de olacağı varmış.
Segway dediğin şey, böyle iki kocaman tekerleği olan senin ortasında ayakta durduğun ve özellikle vücut ağırlığını öne veya arkaya vererek ilerlediğin bir alet. Öne verdiginde hız kazanıyorsun, arkaya verdiğinde duruyorsun. Bisiklet gibi keyifli bir araç.


Miami deyince benim aklima, televizyonda izlemis oldugum film ve dizilerden kaynaklansa gerek, deniz kenarinda, uzun agaclikli bir yolda fit, bikinili roller skating yapan guzel hatunlar gelir. Ne bileyim, öyle kalmış bende. İşte orası da Lummus Park'mis...
Biz roller yapamadik ama Ocean Drive'a paralel South Beach'e nazir, Lummus Park geçidinde segwayle gezdik biz de.

To do list'te bir centik daha atmış olduk...


Aklimda Kalanlar, Icimde Kalanlar 

Miami'de Son Gun

Majesty of the Seas

Key West / Bahamas

Coco Cay / Bahamas

Nassau / Bahamas 

Bahamas Adalari'na Gemi Seyahati

Show off sehir: Miami



Dunya Turu (11) BALI

Dunya Turu (10) HONG KONG

Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.

Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

Balayı - Dünya Turu (1)

Geç bile kaldım, biliyorum.
Ama n'apıyım? Ben böyleyim...

Hayatı ağır çekimde yaşayanlardanım...

Fransız bir deyiş var, çok severim: "Vaut mieux tard que jamais"
Geç olması, hiç olmamasından iyidir diyor. Aynen öyle...

Bu seyahat bizim balayımızdı, balayımız dünya turumuz oldu...
Kaç kişiye nasip olur Fransa'da Kraliyet Şatosu'nda evlenmek ve balayı için dünya turuna çıkmak?
Diilerimin arası ayrıktır benim, ondan olsa gerek...

3 Eylul 2011
Balayı dediğin böyle başlar...

Sabah evden çıktığından itibaren herşey yolunda gider, öyle bir enerji yayarsın ki evrene hep muhteşem enerjisi olan insanlara denk düşersin. Tam vaktinde, hem de sabahın köründe, seni havaalanına birakmak isteyen arkadaşın extra enerjisiyle, gülen yüzüyle gelir seni alır, havaalanına bırakır ve döner.
Amerika vizeni ilk kontrol eden Hintli, çok eğlenceli biri çıkar karşına. Esprilerle başlar günün, herşey kolaylaşır, akar gider...
Bagajlarimizi alan, check-in yapan kadin yine extra tatli cikar, yumusacik, "anne" gibi davranir sana...
Sevgilimin, klasik, seyahat öncesi telaşını görür ve günün, hatta dünya turumuzun ilk öğüdünü verir:
"La tension attire la tension"
Gerginlik gerginligi getirir. Gerek yok... Küpe olur kulağımıza...

"Honeymoon", "Lune de miel", "Balayi" öyle büyülü bir söz ki...
En sert uçları bile yumuşatabilir, olmayanı oldurtabilir, her düyanda bir tutum faklılığına yol açabilir...
O kadar güçlü...
Check-inimizi yapan o cici kadın bize nasıl bir kıyak yaptıysa uçakta neredeyse business muamelesi gördüğümüz bir bölüme yerleştik. Yine "honeymoon" sihirli kelimesiyle sevgilim kendisine yatacak yer buldu. Ben de şampanya servisiyle yerimde kaldım. Öğle yemeği ve şampanya eşliğinde  seyahatnameme yazmaya başladım.
Ben yazıyorum, bir yandan bir bakıyorum şampanyam yenilenmiş. Balayı dedigin böyle başlar...
Sevgilim gözüme her zamankinden daha çekici gelir.
Öyle bir adrenalinle dolarsın ki yataktan kalktığın andan itibaren enerjin katlanarak artar...

Balayi dediğin böyle başlar...
Daha başlamadan yerinden oynatır bazı şeyleri, önsevişmeye bile geçmeden, daha ilk dokunusta bütün bedenini sarar, arzuyu tetikler, devamını sabırsızlıkla beklersin...

Uçak inişe geçiyor, Miami'ye yaklaşıyoruz...

Bu seyahati, hayatıma çok yönlü faydası olacak şekilde kullanacağım. Yepyeni yerler ve yeni keşiflerle ruhumu beslerken her ayrıntıyı yazacağım.
Yazma açlığımı giderecegim...

Yazacağım, yazarak yaktığım, yıktığım ne varsa acısını çıkartırcasına, yok ettiklerimin yerine daha güzellerini koyarcasına yazacağım.
Kendimi dinleyeceğim bol bol... nedir bazen çok sert esen bu fırtına, kolay kolay da dinmeyen, anlayacağım...
Olumsuz duygular gelip kendilerine mesken aradıklarında, bu bedende onlara yer olmadığını göstereceğim...
Bu seyahati cok amacli kullanacagim.
Çok yaşayan mi bilir, çok gezen mi tezini doğrulayacağım.
Zamanda yol alarak öğrenilmesi mümkün olmayan şeyleri gezip görererek, deneyim ederek öğreneceğim.

Ve yazacağım...
Öğrendiklerimin sağlamasini yapar gibi yazacağım...



Dunya Turu (11) BALI

Dunya Turu (10) HONG KONG

Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.

Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi