kale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2013 Cuma

Chateau de Chaumont: Boyle surgune can kurban.

Efendim, ne demistik, Catherine de Médicis, II. Henri'nin olumunden sonra derhal guzeller guzeli Chenonceau Satosu'na yerlesir ve Diane de Poitiers'yi aninda oradan gonderir.
Haaa Amboise Satosu'nda rahati yerinde degil miydi? Onunla alakasi yok tabi.

Balzac'in bu konuda guzel bir de romani varmis "Catherine de Médicis Hakkinda" diye; orada anlatiyormus Diane de Poitiers'nin Chenonceau'yu nasil teslim ettigini, aralarindaki gerginligi.
40 yil sonra falan, bu hayati anlamis, yasami yalayip yutmus, okunmasi gereken butun kitaplari hatmetmis bir sekilde, yahu bu Catherine'le Diane arasindaki polemikleri neydi diye merak edersem doner belki Balzac'in bu kitabini okurum. Ancak, su an itibariyle hiç merakimi cezbetmiyor. Kim hangi satoda yasadi bileyim, yeter.

LE CHAUMONT: Boyle surgune can kurban..

Amboise ile Blois sehirlerinin ortasinda, tam Loire Nehri'nin kiyisinda kurulmus bu Chaumont satosu aslinda bir kale.

Blois Kontu bu satoyu saldirilardan korumak için 4 tarafi çevrili bir kale seklinde yapmis. Bu kalenin içinde disariyi gormeyen bir hayat varmis.



Diane de Poitiers geldiginde dort tarafi çevrili bu satonun içinde bunalir ve bu kalenin Loire Nehri'ne bakan tarafini yiktirir.
Satonun etrafi çok bos oldugundan, kendisini yalniz hisseder ve buraya bir yerlesim kurdurur.





















































Satonun için biraz harabe, bu nedenle fotograflari hep disaridan çektim.

Catherine de Médicis'yi takdir ettim simdi, yine de insafli kadinmis.
Boyle surgune can kurban..

Chateau d'Amboise

Chateau de Chaumont: Boyle surgune can kurban

Chateau de Chenonceau: Hanimefendiler Satosu

6 Ekim 2013 Pazar

Yıllar sonra yeniden Kuşadası...

Kuşadası'nın çok ayrı bir yeri var benim için.
Bir kere ilk çalışmaya başladığım yer orası. 95 yazıydı. O zamanların, Kusşadasu'nun en güzel otellerinden olan bir Fransız Tatil Köyü'nde çalışıyordum. 
Tamamen Fransızca'mı unutmayayım diye tasarlanmış bir yaz programı. 
Birkaç yaz çalıştım sadece ama, Kuşadası'ndan yıllarboyu ayağımı koparamadım.
Kuşadası'na ayak basmadan yaz gelmiş sayılmadı yıllarca.
Tatillerde muhakkak bir uğranır, ne olmuş, yeni neresi açılmış, yeni mekanlar neler olmuş, ortam eskisi gibi mi diye bir bakılırdı...
Öyle bizim zamanımızda Jade Club falan yoktu, limanin oradaki güzel yerler de yoktu.
Şimdi kimsenin yüzüne bakmadığı barlar sokağı bangır bangırdı o zamanlar, dolup taşardı. 
Hele kale içi barları.... İşte o kale içinde sabahlara kadar eğlenmek tarifsiz bir keyifti.

Işın Karaca orada çıkardı 98 yazında, haftada bir giderdik mutlaka.
Eller havaya eğlenmek gibisi yok. Kale içinde dibine vururduk eğlenmenin...





Parantez açıyorum: Yıllar geçti, avcumun içi gibi bildiğim Kuşadası'ndan uzaklaştım.
Yeni yerlere gönlümü kaptırdım.
Marmaris'e mesela... Her koyuna öldüm bittim, bayıldım...
Datça mesela. Datça'yı kim bilir? Yani herkes bilir de sahiden kim bilir? Kim gider?
Datça'ya aşık oldum... Bende öyle iz bıraktı ki Datça için özel yazı yazacağım, Marmaris'e yaptığım gibi... Parantezi kapatıyorum.

Dönelim Kuşadası'na...
Bu sene yine yeni yeniden yolum düştü Ada'ya. Bir gidip bakalım dedik, yerinde duruyor mu?
Bir kere Ada'nin sembolü Güvercin Ada'ya bir haller olmus. Gelinlik giymis, makyaj yapmış sanki. Beyazlamış. Güzelleşmiş.
Işıklandırma on numara. Çok beğendim.



























Kadınlar Denizi'nin biraz ilerisinde bir koy var. Fazla bilindik bir yer değil. Kuşadası'nda en sevdiğim deniz orada. Atlıyorsun, hemen yüzüyorsun. Su buz gibi.  
Sunrise Beach biraz tepeye kurulmuş.

 Gözünün alabildiğine hayran olduğum Ege Denizi... Tam bir göz ziyafeti.




Arka tarafinda dağ, yeşillik, ağaçlar, çalı çırpı, ağustos böceği, minik güzel evler.
Gürültüsüz, sakin bütün gün gel keyfim gel yapacağın şirin bir yer burası.

Yavaş hareket eden yerleri seviyorum tatilde. O kadar yavaş ki; sanki zaman durmuş, hiçbirşey oynamıyormuş gibi...Ya moleskinlerime notlar alırım... Ya akşamüstü çimenlerde yoga yaparım...


Bu yaz yemenilere taktim. Oyalı oyalı ne güzeller değil mi? Bikinilerimle assorti birkaç renk aldım. Sevgilim beğenmedi. Iyi. Ben de bu yaz hevesimi aldım zaten, seneye şapkalarıma geri dönerim.



























Bir yüzüp geldim, karın kaslarim da ne güzel çıkmış.  Soğuk kış günlerinde nasıl olsa kaybolacaklar... Bir pazar günü, dışarıda yağmur çamur kış kıyamet koparken, evde elimde kahvem önümde tablet tablet çikolatalar evde sinema keyfi yaparken aklıma gelirse, çikolata paketleri yerine mideye bir elma indiririm belki...

Milli Park'a da ne giderdik bir zamanlar.. Hiking yapardik, bütün gün yürürdük, oraya buraya tırmanır sonra aşağı iner yüzerdik. Bir de karşıda bir ada vardı Samos ama o zamanlar nerdee simdiki gibi gidisler gelisler... Bakar bakar hayal ederdik nasıldır simdi oralar ne güzeldir, ne plajlar, ne denizler vardir...
Komşunun bahçesindeki çimenlerin daha yeşil olması durumu yani, başka birşey değil.

Yillardır yolum Kuşadası'na da düşmemişti. Yeni düştü. Hadi dedik, gelmişken su Samos'u da aradan çıkaralım. Bir gidelim görelim bakalım neymiş ne değilmiş...


29 Eylül 2013 Pazar

Rodos, basketbol maçi pesinde kosarken kesfedilir.

Zamanin yipratamadigi Rodos'u sadece bir saatte kesfetmenin bence iki yolu var.

Birincisi, sahane bir rotasyonla belirlenmis minik bir trenle sehir turu yapmak.
Ikincisi, bir basketbol maçi seyretmek pesinde kosarak kose bucak o maçi veren bir sports bar aramak.

Once birincisini anlatmaktan baslayayim.
Kalenin hemen karsisindan kalkan, sadece 5 Euros olan bu sehir turuyla bir saat içinde Rodos'un eski ve yeni sehirlerinin en gorulmesi gereken yerlerini gormek mumkun.

Harika bir tur, ustelik açik havada... Cuf çuf diye diye gidiyor tren, çok ta eglenceli...
Romantizm, zerafet ve guzelligin birlestigi adanin essiz parçalarini 1 saatte birlestirebilmek harikulade.

Bu yolculugun en guzel bolumu adanin taaa en kuzeyine kadar çikip bir yol uzerinde giderken hem sagimizda hem solumuzda denizi gordugumuz an.
Bir geminin guvertesinde uçuyormus gibi...
Monte Smith tepesine çiktigimizda ise Rodos sehrinin muhtesem panoramik goruntusu adeta buyuleyici. Tepenin eteklerinde deniz piril piril parlarken Rodos sehri gozumuzun alabildigine uzayip gidiyor...





















































Yemyesil Rodos'un Akropilis'i


























Rodos'u gezmenin bir baska keyifli yolu da suphesiz bisiklet turu yapmak.
Biz de daha once baska sehirleri Segway'le gezmistik. Cok zevkli oluyor.
Bu sefer çuf çuf treni tercih ettik. Bir dahaki sefer bisiklet turunu deneyecegim.





















































Basketbol mu? O da ne?

Biz de Yunanistan'i basketbol ulkesi sanirdik. Rodos'lular bundan pek nasibini almamis anlasilan.
Alakalari yok.
Avrupa Basketbol Sampiyonasi'nin siki takipçisiyiz. Aksama Fransa - Letonya maçi var. Tamam, çok iddiasi olan bir maç degil ama seyretmek istiyoruz.
Diyoruz soyle Faliraki'deki gibi kuruluruz guzel bir sports bara seyrederiz.
Ve basliyoruz kalenin içinde kose bucak sports bar aramaya... Ne mumkun !!!
Rodos'lularin olayla alakalari yok. Avrupa Basketbol Sampiyonasi oldugunu bilmemelerini anlayabilirim ama basketbol mu, o da ne, yeni bir oyun mu? diyen bos gozlerle suratimiza bakmalari anlasilabilecek turden degil...
Yilmiyoruz...
Kale içinde ve civarinda sokak sokak maçi veren bir yer ariyoruz.
Bu esnada kale içinde ve civarinda kayboluyor ve daha once gezip te gormedigimiz yerleri kesfediyoruz.




























Yarin Yunanistan-Ispanya maçi var neyse ki, bunu kesin verirler herhalde.

Merak etmesinler tabi ki Yunanistan'i tutuyoruz.

Yunan Adasi'nda oldugumuz için mi? Tabi ki hayir...

Dedik ya siz bakmayin onlarin Yunan olduguna, ozde hepsi Turk onlarin...

Berberoglu varken Rubio'yu mu tutayim?

Yunan takiminda bir kere efsanevi Spanoulis var, ona laf yok.
Eee takimda bir Berberoglu var, bir de Kaymakoglu var.
Simdi ben gidip Ricky Rubio'yu mu tutayim?

Hem 2010 senesinde, ulkemizde yapilan Dunya Basketbol Sampiyonasi'nda gorduk.
Ispanya, Fransa, Litvanya ayni gruptaydi ve bu grubun maçlari Izmir'deydi.
Sevgili kardesim biletleri ayarladi ve sayesinde basketbolun devlerini neredeyse dokunma mesafesinde, Izmir'de izleme olanagi bulduk.

Hiç unutmuyorum, salon hinca hinç Litvanya seyircisiyle dolu.
Davullariyla gelmisler, yemyesil giyinmisler. Onlarin maçi da degil. Ispanya-Fransa oynuyor grup maçi. Ispanya az bir farkla onde. Ricky Rubio hakemi yaniltmak suretiyle faul beklentisi içine girip kendi yerden yere atiyor.
Basketbolu çok çok iyi bilen Litvanya seyicisi bu sahtekar Rubio'yu bir islikliyor, bir alasagi ediyor ki maç boyunca bir daha oynatmiyor. Topu her eline aldiginda islikliyor, concentrationunu altust ediyor, kisacasi maç boyunca Rubio'yu ve Ispanya takimini cezalandiriyor. Ve maçi onlara basketbolu bilen, sahtekarliga prim verdirtmeyen Litvanya seyircisi kaybettiriyor..

Rodos'la hiç âlâkasi yok ama birden aklima geldi...

Basketbol maçi ararken Rodos'u fethettik.

FALIRAKI: Kumlarina uzanmaya geldim...

RODOS: Kiskirtici bir kadin

LINDOS: Burada hayat durmus...

Rodos'ta bu aksam kalacak yerimiz olmadigini duymayan kalmadi.

Yine geliriz, nasil olsa komsu kapisi...

24 Eylül 2013 Salı

LINDOS: Burada zaman durmuş...

Marmaris'ten sabah 9'da kalkan gemimize binip 1 saat 15 dakikada Rodos'a varıyoruz.

Hazır yolculuk modundayken, Rodos tatilimizin başında, ayağımızın tozuyla ilk önce LINDOS'a gitmeye karar veriyoruz.


Daha önceki ada tatillerimden tecrübeliyim. Ada dediğin araba kiralayarak gezilir.
Arabana atlayacaksin, önüne çıkan her sevimli koyda denize gireceksin, her köye dalacaksın.
Gizli sakli kalmış bütün güzellikleri didik didik keşfedeceksin.
Adayi arabayla tavaf edeceksin. Arşınlayacaksin...

Biz de aynen öyle yapacaktık... Ama yapmadık.

Zira Rodos, diğer adalara kıyasla, inanılmaz gelişmis bir karayolu ağına sahip.
İstediğimiz her yere hem de acaip cazip fiatlarla otobüsle gidebiliyoruz.
Rodos'ta, araba olmazsa olmaz bir unsur değil.
Biz de ne yapiyoruz? Derhal otobüslerin kalktigi yeri sorup öğreniyoruz. Limandan çıkıp kalenin surlarını takip ederek yürüyerek 10 dakikada varıyoruz.

Anlaşılan Rodos'u otobüsle gezmeye karar veren sadece biz degiliz. Otobüs duraklarının orası turist kaynıyor. Ve otobüs şoförleri dahil herkes turistik rehber. Ne soru sorsak takır takır cevap veriyorlar. Hemen hemen 20 dakikada bir gitmek istedigimiz her yöne otobüs var.
Harika bir hizmet. Hayran kaldım. Bayıldım...

Rodos'un 50km güneyinde bulunan Lindos Kenti'ne gitmek üzere biletimizi alıyoruz.
Kişi başı sadece 5 Euros...



LINDOS : Zamanin durduğu, eski çağlardan beri akmadığı kent...

Son derece konforlu otobüs yolculuğumuz esnasında, biri Meksikali, diğeri Cek bir çiftle tanışıyoruz. Yol boyunca sohbet ediyoruz. Onlar da, Rodos'ta mutlaka gidilmesi gereken koylardan birisi olan Anthony Quinn Bay'e gidiyorlar.

Her sabah 11'de,  Rodos merkez'den kalkan, Anthony Quinn Bay'in tam dibine kadar götüren bir otobüs seferi var. Onu kaçırırsanız diğer otobüslere binip LADIKO'da inersiniz ve Anthony Quinn koyuna kadar 15 dakika yürürsünüz. Onlar da aynen öyle yapıyor. Biz ise yola devam.

1 saat civarindaki otobüs yolculuğumuzun ardından Lindos'a varıyoruz.

Lindos'a varır varmaz sanki çağ değiştiriyoruz...

Burada zaman adeta durmuş gibi. Akmamış hiç, akmıyor da...
Görkemli Lindos kalesinin karşısında duruyoruz. Aşağı doğru inmeye başlıyoruz.
İner inmez kendimizi Lindos'un güzelliğine kaptırıyoruz. Kaptırmamak elde değil.
Bırakıyoruz kendimizi Lindos'un tarih kokan daracık cici sokaklarına...
Kaybolmak, tarihin bir yerinden çıkıvermek istiyoruz.
O bembeyaz konaklara bakmaya doyamıyoruz, gözlerimiz kamaşıyor.
Rum kaldırım taşlarıyla bezenmis yollarda yürürken mistik bir atmosfer bizi teslim alıyor.
Resmen başka bir çağdayız...


Bir yerde okumustum çok hoşuma gitmisti.
"Yunan'lılar kendisini Italyan sanan Türkler'dir" diye...
Evet aynen öyle. Siz bakmayın onların Yunan geçindiğine, hepsi Türk onların.
Şu, akşamüstü kapı önü sohbeti karesi tanıdık geliyor mu?





Antik Lindos

116 metrelik bir kayanın tepesinde asılı gibi duran Antik Lindos adanın en önemli arkeolojik alanlarından birisi.

Mitolojiye göre, Lindos Kenti'ni, Danaides'in Mısır'dan gelen 50 kızı kurmuş.
Ve Tanrıça Athena Tapınağı ile süslemişler.

Rodos tam bir kadın, dedikleri gibi "kışkırtıcı bir kadın"...

Antik Lindos'un eteklerinde yüzmek...

Ada'nin en turistik sahillerinden biri olan Lindos plajına doğru alçalmaya geçiyoruz.
Araba yolu olmayan, illaki yürüyerek inilen, sadece birazcık eziyet çekmeye razı olanların yaşayacağı ayrıcalıklı bir deniz-kum-güneş keyfi...

Lindos merkezden eşeklere binerek plaja kadar yorulmadan da inebilirsiniz elbette.
Ama biz eşeklere kıyamıyoruz. Valla kıyamıyoruz...
Patikavari bir yoldan tabana kuvvet, bu saklı güzelliğe doğru iniyoruz da iniyoruz...


Varır varmaz da kendimizi Lindos'un sığ ve tertemiz sularına bırakıyoruz...

Aslında biz sığ deniz sevmiyoruz. Hani böyle git git git hâlâ dizinde olan denizlerden...
Aniden derinleşen, bedenimizi birden suya birakabileceğimiz denizleri seviyoruz.
Ancak Lindos öyle ikna edici ki, neyi sevip neyi sevmedigimizi unutuyoruz.
Antik Lindos kentinin, beyaz konaklarının, Lindos kalesinin eteklerinde yüzme ayrıcalığına sahip olduğumuzu hatırlayıp engin deniz tutkumuzdan bugünlük vazgeçiyoruz.

Lindos'un masmavi sularının koynundayız. Daha ne olsun!

Lindos civarinda gidilecek yerler:

Agios Pavlos:
Lindos'tan yürüyerek gidilebilecek kadar yakın mesafede bulunan Agios Pavlos iki şirin kumsala sahip kapalı bir koy. Denize çok ince bir boğazla bağlaniyor. Tamamen havuza dönüşmüş bir deniz, bir doğa harikası.

Gennadi:
Gennadi, özellikle Fransiz arkadaslarimdan Rodos'a gidenlerin şiddetle tavsiye ettikleri bir belde. Boylu boyunca uzanan upuzun enfes bir sahil... Her türlü su sporu ve eğlenceye elverişli deniz ve kumsal.

Pefkoi ve Kiotari:
Lindos'tan 4km mesfade bulunan Pefkoi ve Kiotari koylarına Lindos'tan yine otobüsle gitmek mümkün. Yine büyüleyici bir kumsal ve sayfiye bölge olduğu söyleniyor.

Lardos:
Lindos'un bati kesiminde uzanan Lardos'un bir başka güzel sahili.
500 mt içeriye girince huzur dolu Lardos koyunda yerli halkla vakit geçirmek tavsiye ediliyor. Bir de Bizanslılar'dan kalan Lardos kalesi var elbette.
Bu memlekette tırmanacak kale çok.


RODOS: Kiskirtici bir kadin

LINDOS: Burada hayat durmus...

Rodos'ta bu aksam kalacak yerimiz olmadigini bilmeyen kalmadi...

FALIRAKI: Kumlarina uzanmaya geldim...

Basketbol maçi ararken Rodos'u fethettik.


22 Eylül 2013 Pazar

RODOS: Kışkırtıcı bir kadın

RODOS

Şövalyelerin ve Antik Yunan Işık Tanrısı Helios'un adası

Oniki Ada'nin başkenti.
Girit'ten sonra Yunanistan'in ikinci büyük adası.

77km uzunluğunda, 37 km genişliğinde. Bir günde turlayabilirsiniz adayı.
Marmaris'in hemen karşısında...

 Rhodes

Kozmopolit cazibesi, muazzam doğal güzelliği, girintili çıkıntılı sayısız plaji, kristalize suları, deniz ticaret yollari üzerindeki kesişme noktası olan konumu ile baş döndürücü...

"Kışkırtıcı bir kadın" o.
Ben demiyorum, Yunan'lıların kendisi böyle tanımlıyor Rodos'u: Kışkırtıcı bir kadın...

Kışkırtıcı sahiden de.
Adaya varır varmaz çılgınca kendini onun kollarına birakmak, herşeyini yaşamak istiyor insan Rodos'un... Her yerine dokunmak, her yerini ezbere tanımak istiyor.

Sayısız kültürler, birbirinden farkli nice toplumlar, insanlar görmüş Rodos, takmıyor hiçbirşeyi.
Kendi havasında yaşamaya devam ediyor. Her tarafi oynuyor.
Bir taraftan kışkırtıyor, o tarafa doğru şuraasızca çekilirken, diğer taraftan da bir başka kışkırtıyor oraya da uzamak istiyorsunuz.

Parça parça bölünsem, her parçam Rodos'a bir başka karışssa, derinliklerinde kaybolsa diye hâyâl ediyorsunuz... Olmuyor.

Avrupa'nin korunan en büyük ortaçağ şehirlerinden biri.

St. Jean Sovalyeleri, Osmanlilar ve son olarak Italyanlar adanın sanati, dili ve mimarisi üzerinde buyuk izler birakmış.

Rodos, 1988'den beri UNESCO Dunya Kultur Mirasi'nda Avrupa'nin korunan en büyük ortaçağ sehirlerinden biri olarak geçiyor.

Muazzam Rodos kalesinin surlari tam 4 km uzunluğunda. 

Haşmetli bu surlar karşısında büyülenmemek mümkün değil.





Şu meşhur Rodos Şövalyeleri...

1309'da Kudüs'lu Saint Jean şövalyeleri adayi fetheder.
Ve adayi kutsal şehre yapilan seferler için üs olarak kullanır.

Şövalyelerin döneminde inşa edilen bu ortaçağ şehri UNESCO tarafindan 1988'de Dünya Kültür Alanı olarak ilan edilir.

Eski Çarşı: Şövalyeler ve Ortaçağ şehri

Adanin kalbi hayat dolu Rodos şehrinde atıyor.
Her tarafi kıpır kıpır...

Kaldırım taşları ile döşenmis yollarda ve meydanlarda yürürken, görkemli duvarların, surların arasında gezerken tarihten kopup gelmisiz hissi yaşıyoruz.

İnsani sarıp sarmalıyor Rodos kalesi...



Zamanin durduğu bir yerde yaşayan insanlarin adası Rodos...

Kale'nin içinde ışıl ışıl bir hayat var. Sadece turistik değil, yerel bir hayat var. Kalenin içinde herkes gibi yaşayan hakiki Rodoslular var.

Hem çok mistik, hem bir o kadar gerçek ve samimi, sıcacık...


Şu güzelim adayı elimizde tutabilseymisiz iyiymiş...

Rodos tarihinin dönüm noktasi 1522'de Kanuni Sultan Süleyman'in uzun bir kuşatmadan sonra adayı fethetmesidir. Bu kuşatmadan sonra şövalyeler adayı teslim etmek zorunda kalmışlar.

Osmanli Devleti sırasında daha sonra gözetleme kulesi olarak ta kullanılan saat kulesi inşa edilmiş. 

Rodos'un "Yeni Sehir" bölgesinde bulunan Kyprou Meydani (Cyprus Square) dünyanin diğer büyük modern şehirlerindeki meydanlardan farksız.



1912 yılında Italyanlar Rodos'u ve Oniki Ada'nin kalan kısmını Italya ve Turkler arasındaki savaş sırasında işgal etmiş.

1919 yılında İtalyan Venizelos, Rodos dışında diğer bütün adaların Yunanistan'a bağlanmasını kabul etmiş ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştirmemiş.

1923 Lozan Anlasmasiyla Italya Oniki Ada'yi kendisine bağlamıştır.

Ancak, 31 Mart 1947'de Ingiliz Tuğgeneral Parker adayı resmi olarak Yunan askeri kuvvetlerine devretmistir.


İşin içinde Yunanistan olur da Rodos'un mitolojisi olmaz mi?

Efsaneye göre Zeus, Titanlari yendikten sonra dünyayı Olimposlu Tanrilar arasinda bölüştürmeye karar verir. Ancak, güneş Tanrısı Helios bu paylaşımı kaçırır ve kendi payına düşen toprak parçasını alamaz.
Zeus adil olmak ister ve yeniden bir paylaşım yapılmasını teklif eder.
Helios bunu reddeder ve ertesi gün güneş doğarken yerin altindan çikacak yerin kendisine ait olmasini ister.

Ertesi gün şafak sökerken Helios turkuaz sular içerisinden çikan yemyeşil RODOS adasını görür. Ve adaya aşık olur.

Adanin güzelliğiyle baştan çıkan Helios tüm ışığıyla adayı yıkar, temizler.
Bundan sonra da ada günesin adasi olarak kalir. Yilda 300 gün güneş ışığını alması bundandir.




Marmaris'ten her gün 9'da gemi kalkıyor Rodos'a.

Ayağımızın tozuyla, 17. yüzyıldan kalma beyaz evleriyle ve konaklarıyla ünlü Lindos'a iniyoruz.
Ve Lindos'un minik ara sokaklarında dolaşırken kendimizi romantik bir havanin içinde büyülenmiş buluyoruz..

Bir sonraki yazıya...


FALIRAKI: Kumlarina uzanmaya geldim...

RODOS: Kiskirtici bir kadin

LINDOS: Burada hayat durmus...

Rodos'ta bu aksam kalacak yerimiz olmadigini duymayan kalmadi.

Basketbol maçi ararken Rodos'u fethettik.

Yine geliriz... Nasil olsa komsu kapisi...