Ege Denizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ege Denizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2013 Pazar

Yıllar sonra yeniden Kuşadası...

Kuşadası'nın çok ayrı bir yeri var benim için.
Bir kere ilk çalışmaya başladığım yer orası. 95 yazıydı. O zamanların, Kusşadasu'nun en güzel otellerinden olan bir Fransız Tatil Köyü'nde çalışıyordum. 
Tamamen Fransızca'mı unutmayayım diye tasarlanmış bir yaz programı. 
Birkaç yaz çalıştım sadece ama, Kuşadası'ndan yıllarboyu ayağımı koparamadım.
Kuşadası'na ayak basmadan yaz gelmiş sayılmadı yıllarca.
Tatillerde muhakkak bir uğranır, ne olmuş, yeni neresi açılmış, yeni mekanlar neler olmuş, ortam eskisi gibi mi diye bir bakılırdı...
Öyle bizim zamanımızda Jade Club falan yoktu, limanin oradaki güzel yerler de yoktu.
Şimdi kimsenin yüzüne bakmadığı barlar sokağı bangır bangırdı o zamanlar, dolup taşardı. 
Hele kale içi barları.... İşte o kale içinde sabahlara kadar eğlenmek tarifsiz bir keyifti.

Işın Karaca orada çıkardı 98 yazında, haftada bir giderdik mutlaka.
Eller havaya eğlenmek gibisi yok. Kale içinde dibine vururduk eğlenmenin...





Parantez açıyorum: Yıllar geçti, avcumun içi gibi bildiğim Kuşadası'ndan uzaklaştım.
Yeni yerlere gönlümü kaptırdım.
Marmaris'e mesela... Her koyuna öldüm bittim, bayıldım...
Datça mesela. Datça'yı kim bilir? Yani herkes bilir de sahiden kim bilir? Kim gider?
Datça'ya aşık oldum... Bende öyle iz bıraktı ki Datça için özel yazı yazacağım, Marmaris'e yaptığım gibi... Parantezi kapatıyorum.

Dönelim Kuşadası'na...
Bu sene yine yeni yeniden yolum düştü Ada'ya. Bir gidip bakalım dedik, yerinde duruyor mu?
Bir kere Ada'nin sembolü Güvercin Ada'ya bir haller olmus. Gelinlik giymis, makyaj yapmış sanki. Beyazlamış. Güzelleşmiş.
Işıklandırma on numara. Çok beğendim.



























Kadınlar Denizi'nin biraz ilerisinde bir koy var. Fazla bilindik bir yer değil. Kuşadası'nda en sevdiğim deniz orada. Atlıyorsun, hemen yüzüyorsun. Su buz gibi.  
Sunrise Beach biraz tepeye kurulmuş.

 Gözünün alabildiğine hayran olduğum Ege Denizi... Tam bir göz ziyafeti.




Arka tarafinda dağ, yeşillik, ağaçlar, çalı çırpı, ağustos böceği, minik güzel evler.
Gürültüsüz, sakin bütün gün gel keyfim gel yapacağın şirin bir yer burası.

Yavaş hareket eden yerleri seviyorum tatilde. O kadar yavaş ki; sanki zaman durmuş, hiçbirşey oynamıyormuş gibi...Ya moleskinlerime notlar alırım... Ya akşamüstü çimenlerde yoga yaparım...


Bu yaz yemenilere taktim. Oyalı oyalı ne güzeller değil mi? Bikinilerimle assorti birkaç renk aldım. Sevgilim beğenmedi. Iyi. Ben de bu yaz hevesimi aldım zaten, seneye şapkalarıma geri dönerim.



























Bir yüzüp geldim, karın kaslarim da ne güzel çıkmış.  Soğuk kış günlerinde nasıl olsa kaybolacaklar... Bir pazar günü, dışarıda yağmur çamur kış kıyamet koparken, evde elimde kahvem önümde tablet tablet çikolatalar evde sinema keyfi yaparken aklıma gelirse, çikolata paketleri yerine mideye bir elma indiririm belki...

Milli Park'a da ne giderdik bir zamanlar.. Hiking yapardik, bütün gün yürürdük, oraya buraya tırmanır sonra aşağı iner yüzerdik. Bir de karşıda bir ada vardı Samos ama o zamanlar nerdee simdiki gibi gidisler gelisler... Bakar bakar hayal ederdik nasıldır simdi oralar ne güzeldir, ne plajlar, ne denizler vardir...
Komşunun bahçesindeki çimenlerin daha yeşil olması durumu yani, başka birşey değil.

Yillardır yolum Kuşadası'na da düşmemişti. Yeni düştü. Hadi dedik, gelmişken su Samos'u da aradan çıkaralım. Bir gidelim görelim bakalım neymiş ne değilmiş...


30 Eylül 2013 Pazartesi

Yine geliriz. Nasil olsa komşu kapısı.... RODOS

O küçücük sokaklarda gezerken aklıma birşey takıldı.
Tatillerde neden bu minicik, dar sokaklarda kaybolmaya bu kadar bayılıyoruz acaba?

Çünkü bence gina gelmiş büyük büyük caddelerden, hararetli, hareketli, haşin trafikten, kent yaşamından...
Aslında şehir fazla teferruatlı bize...
Kent yaşamı boyumuzu aşıyor bazen, daha küçük çaplı birşey arıyoruz farkında olmadan.
Daha basit, daha az karmaşık, daha az yorucu, beklentisi de sunduğu da daha az olan...
Daha az, daha küçük, daha dar olana doğru çekiliyoruz ama gerçek hayatta hep daha fazla, daha büyük, daha daha peşinde koşuyoruz.
Sonu gelmeyen ironisi insanlığın...


Rodos'un her yerine bayıldım, her yeri beni şimdiden tekrar çağırıyor...
O güzelim rengarenk badanalı boyalı Rum evleri, o kaldırım taşları, o daracık sevimli sokakları, o insanin aklını alan koyları, plajları, haşmetli kalesiyle Rodos cennetten bir parça...






















































Yine geliriz. Nasil olsa komsu kapısı.

Bu da bizim oralar. Kıyının hemen karşısı, Marmaris...
Rodos çok güzel güzel olmasına ama, kıyının karşı tarafina can kurban...



























Yine geliriz... Nasil olsa komsu kapisi...

Basketbol maçi ararken Rodos'u fethettik.

FALIRAKI: Kumlarina uzanmaya geldim...

RODOS: Kiskirtici bir kadin

LINDOS: Burada hayat durmus...

Rodos'ta bu aksam kalacak yerimiz olmadigini duymayan kalmadi.



26 Eylül 2013 Perşembe

FALIRAKI: Kumlarına uzanmaya geldim...

Bugün istikamet: FALIRAKI.

Rodos Adası'nın başkenti Rodos şehrinden 15 km uzaklıkta.

Yine biniyoruz otobüse, sadece 2.20 Euroya Faliraki plajının önüne kadar götürüyor.



Faliraki de Lindos gibi Rodos'un en önemli turistik beldelerinden birisi.

Dünyanın dört bir yanından insanlar, yemyeşil bitki örtüsünün içine saklanmış nefis Faliraki plajlarinda keyif sürmeye geliyorlar.
Sadece deniz-güneş mi?  Faliraki'de birçok ünlü gece klübü de bulunuyor. Sabaha kadar eğlence garanti...

Burası Lindos gibi buram buram tarih kokmuyor. Lindos gibi sihirli bir atmosfer yok.
Daha yeni bir yerleşim. Çevrede çok sayida turistik tesis bulunuyor.


Yunanistan'in en guzel plajlarindan birine sahip. Tam 4 km'lik bir kiyi seridiyle göz dolduruyor Faliraki Plaji. Su berrak. Tam anlamiyla su bi içim su... Ancak deniz yine git git bitmiyor denizlerden...
Kumsaldaki sezlonglar içiçe, dipdibe değil. Plaj genis ve uzun, kocaman. Herkese yetecek kadar yer var.

Kumlara sere serpe uzanmak...

Ve denizin dibinde sahil boyunca havlusunu sermis, incecik kumlara uzanmis insanlar kervanina biz de katiliyoruz. Tavsiye ederim. Siz de kuma serilin.
Incecik kristal kumlarin uzerine soyle sere serpe bir yatiyorum, kendimi bir teslim ediyorum dogaya...

Aman aman o nasil güzel bir sicaklik öyle sırtımdan tüm bedenime yayılıyor...
Nasıl yumuşacık nasıl zarif, ben uzanıyorum, o benim şeklimi alıyor.
Her kıvrımımla kıvrılıyor kumlar şifali kumlar...
Vücudumun en ücra köşesinde kalmış en ufak negatif enerjiyi alıyor bu kumlar...
Kafa hafif, beden hafif...
 
Akşamüstü plajdan çikip Faliraki merkezde dolasiyoruz. Bir yandan da Avrupa Basketbol Sampiyonasi 19'daki maç için bir sports bar ariyoruz.

Plajdan tam çıkmışız ki bir panoda ne görüyorum?
Meğer buraya 2 km uzaklikta bir çıplaklar kampı varmış...
Hawaii'deki çiplaklar kampı deneyimimden sonra gittiğim her yerde bunu bir kere daha yasamanin firsatini kolluyorum.
Insanin sinirlarini zorlayan, cesaret çitasini bir barem daha yukari taşıyan bir deneyim. Yazisi da var.
Hayatimda ilk defa çiplaklar kampina gittim.

Faliraki'ye Mandomata Beach için tekrar gelmemiz gerekiyor yani. Bu sefer vakit olmayacak.




Faliraki yesil parklari, bahçeleri bol bir yer. Genel olarak Rodos çok yesil bir yer zaten.
Faliraki'nin ortasinda bir parkta guzel bir heykel goruyoruz.
Bu heykelin Turkiye'nin herhangi bir yerinde barinabilme olasiligi nedir acaba diye kendime sorup, resmetmek ve sizlerle paylasma istegi duyuyorum...


Daha sonra maçimizi seyretmek uzere bir sports bara yerlesiyor ve rosé'lerimizi siparis ediyoruz.
Degmeyin keyfimize...



























Faliraki civarinda gorulecek yerler:

Ladiko - Anthony Quinn Bay:
Hiç suphesiz Anthony Quinn Koyu Rodos adasinin en taninmis, en unlu ve en guzel koylarindan biri. Anthony Quinn "Navarone'nin Toplari" filmini çevirirken bu bolgenin guzelligine hayran kalmis ve hayati boyunca da devamli gelir olmus. Bu nedenle koya onun adini vermisler.
Denizinin berrak sulari içinde adacik gibi duran sarp kayalarla çevrili gidilmesi gereken bir yer.

 

Afandou Kasabasi:
Adanin hareketli merkezinden uzak Afandou kasabasina mutlaka ugramali. Turizme ragmen orf ve adetlerine bagli bir yerli halk gorulur. Cakil taslari olan bir sahili vardir. Buranin suyu aniden derinlesir. Yaniiii tam bizlik !!!

Archengelos Koyu:
Rodos'un en buyuk ve en onemli turistik sayfiye koyudur. Ortaçag doneminde kurulan koyun yerinin seçimi tesadufî olmamistir. Denizden hafif uzakta olmasi sik sik gelen korsanlardan korunmasi içindir. Burada bulunan Venedik Kalesi ve Achengelou Kilisesi gorulmeye deger yerlerden.

FALIRAKI: Kumlarina uzanmaya geldim...

RODOS: Kiskirtici bir kadin

LINDOS: Burada hayat durmus...

Rodos'ta bu aksam kalacak yerimiz olmadigini duymayan kalmadi.

Yine geliriz... Nasil olsa komsu kapisi...

Basketbol maçi ararken Rodos'u fethettik.

24 Eylül 2013 Salı

LINDOS: Burada zaman durmuş...

Marmaris'ten sabah 9'da kalkan gemimize binip 1 saat 15 dakikada Rodos'a varıyoruz.

Hazır yolculuk modundayken, Rodos tatilimizin başında, ayağımızın tozuyla ilk önce LINDOS'a gitmeye karar veriyoruz.


Daha önceki ada tatillerimden tecrübeliyim. Ada dediğin araba kiralayarak gezilir.
Arabana atlayacaksin, önüne çıkan her sevimli koyda denize gireceksin, her köye dalacaksın.
Gizli sakli kalmış bütün güzellikleri didik didik keşfedeceksin.
Adayi arabayla tavaf edeceksin. Arşınlayacaksin...

Biz de aynen öyle yapacaktık... Ama yapmadık.

Zira Rodos, diğer adalara kıyasla, inanılmaz gelişmis bir karayolu ağına sahip.
İstediğimiz her yere hem de acaip cazip fiatlarla otobüsle gidebiliyoruz.
Rodos'ta, araba olmazsa olmaz bir unsur değil.
Biz de ne yapiyoruz? Derhal otobüslerin kalktigi yeri sorup öğreniyoruz. Limandan çıkıp kalenin surlarını takip ederek yürüyerek 10 dakikada varıyoruz.

Anlaşılan Rodos'u otobüsle gezmeye karar veren sadece biz degiliz. Otobüs duraklarının orası turist kaynıyor. Ve otobüs şoförleri dahil herkes turistik rehber. Ne soru sorsak takır takır cevap veriyorlar. Hemen hemen 20 dakikada bir gitmek istedigimiz her yöne otobüs var.
Harika bir hizmet. Hayran kaldım. Bayıldım...

Rodos'un 50km güneyinde bulunan Lindos Kenti'ne gitmek üzere biletimizi alıyoruz.
Kişi başı sadece 5 Euros...



LINDOS : Zamanin durduğu, eski çağlardan beri akmadığı kent...

Son derece konforlu otobüs yolculuğumuz esnasında, biri Meksikali, diğeri Cek bir çiftle tanışıyoruz. Yol boyunca sohbet ediyoruz. Onlar da, Rodos'ta mutlaka gidilmesi gereken koylardan birisi olan Anthony Quinn Bay'e gidiyorlar.

Her sabah 11'de,  Rodos merkez'den kalkan, Anthony Quinn Bay'in tam dibine kadar götüren bir otobüs seferi var. Onu kaçırırsanız diğer otobüslere binip LADIKO'da inersiniz ve Anthony Quinn koyuna kadar 15 dakika yürürsünüz. Onlar da aynen öyle yapıyor. Biz ise yola devam.

1 saat civarindaki otobüs yolculuğumuzun ardından Lindos'a varıyoruz.

Lindos'a varır varmaz sanki çağ değiştiriyoruz...

Burada zaman adeta durmuş gibi. Akmamış hiç, akmıyor da...
Görkemli Lindos kalesinin karşısında duruyoruz. Aşağı doğru inmeye başlıyoruz.
İner inmez kendimizi Lindos'un güzelliğine kaptırıyoruz. Kaptırmamak elde değil.
Bırakıyoruz kendimizi Lindos'un tarih kokan daracık cici sokaklarına...
Kaybolmak, tarihin bir yerinden çıkıvermek istiyoruz.
O bembeyaz konaklara bakmaya doyamıyoruz, gözlerimiz kamaşıyor.
Rum kaldırım taşlarıyla bezenmis yollarda yürürken mistik bir atmosfer bizi teslim alıyor.
Resmen başka bir çağdayız...


Bir yerde okumustum çok hoşuma gitmisti.
"Yunan'lılar kendisini Italyan sanan Türkler'dir" diye...
Evet aynen öyle. Siz bakmayın onların Yunan geçindiğine, hepsi Türk onların.
Şu, akşamüstü kapı önü sohbeti karesi tanıdık geliyor mu?





Antik Lindos

116 metrelik bir kayanın tepesinde asılı gibi duran Antik Lindos adanın en önemli arkeolojik alanlarından birisi.

Mitolojiye göre, Lindos Kenti'ni, Danaides'in Mısır'dan gelen 50 kızı kurmuş.
Ve Tanrıça Athena Tapınağı ile süslemişler.

Rodos tam bir kadın, dedikleri gibi "kışkırtıcı bir kadın"...

Antik Lindos'un eteklerinde yüzmek...

Ada'nin en turistik sahillerinden biri olan Lindos plajına doğru alçalmaya geçiyoruz.
Araba yolu olmayan, illaki yürüyerek inilen, sadece birazcık eziyet çekmeye razı olanların yaşayacağı ayrıcalıklı bir deniz-kum-güneş keyfi...

Lindos merkezden eşeklere binerek plaja kadar yorulmadan da inebilirsiniz elbette.
Ama biz eşeklere kıyamıyoruz. Valla kıyamıyoruz...
Patikavari bir yoldan tabana kuvvet, bu saklı güzelliğe doğru iniyoruz da iniyoruz...


Varır varmaz da kendimizi Lindos'un sığ ve tertemiz sularına bırakıyoruz...

Aslında biz sığ deniz sevmiyoruz. Hani böyle git git git hâlâ dizinde olan denizlerden...
Aniden derinleşen, bedenimizi birden suya birakabileceğimiz denizleri seviyoruz.
Ancak Lindos öyle ikna edici ki, neyi sevip neyi sevmedigimizi unutuyoruz.
Antik Lindos kentinin, beyaz konaklarının, Lindos kalesinin eteklerinde yüzme ayrıcalığına sahip olduğumuzu hatırlayıp engin deniz tutkumuzdan bugünlük vazgeçiyoruz.

Lindos'un masmavi sularının koynundayız. Daha ne olsun!

Lindos civarinda gidilecek yerler:

Agios Pavlos:
Lindos'tan yürüyerek gidilebilecek kadar yakın mesafede bulunan Agios Pavlos iki şirin kumsala sahip kapalı bir koy. Denize çok ince bir boğazla bağlaniyor. Tamamen havuza dönüşmüş bir deniz, bir doğa harikası.

Gennadi:
Gennadi, özellikle Fransiz arkadaslarimdan Rodos'a gidenlerin şiddetle tavsiye ettikleri bir belde. Boylu boyunca uzanan upuzun enfes bir sahil... Her türlü su sporu ve eğlenceye elverişli deniz ve kumsal.

Pefkoi ve Kiotari:
Lindos'tan 4km mesfade bulunan Pefkoi ve Kiotari koylarına Lindos'tan yine otobüsle gitmek mümkün. Yine büyüleyici bir kumsal ve sayfiye bölge olduğu söyleniyor.

Lardos:
Lindos'un bati kesiminde uzanan Lardos'un bir başka güzel sahili.
500 mt içeriye girince huzur dolu Lardos koyunda yerli halkla vakit geçirmek tavsiye ediliyor. Bir de Bizanslılar'dan kalan Lardos kalesi var elbette.
Bu memlekette tırmanacak kale çok.


RODOS: Kiskirtici bir kadin

LINDOS: Burada hayat durmus...

Rodos'ta bu aksam kalacak yerimiz olmadigini bilmeyen kalmadi...

FALIRAKI: Kumlarina uzanmaya geldim...

Basketbol maçi ararken Rodos'u fethettik.


6 Eylül 2012 Perşembe

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam...

Ege dedin mi orda bir dur, içimde birseyler yerinden oynar.
Havasi, suyu, insani bir baska guzeldir...
Tutkunuyum.
Hele denizi...
Mavi mavi olali boyle derin, boyle sahane bir mertebeye ulasmadi. Gozlerimi alamam.

Ege sularinin her yerine birakmak istiyorum bedenimi, havasini her yerden koklamak... Bu sularin uzerine kurulmus her topraga ayak basmak istiyorum ve bu sularda yasayan her topluma bir olçude karismak...


Kusaktan kusaga, kim bilir kaç kusak, koklu, hakiki Izmir'liyim.
Ege'yi de, Ege Denizi'ni de belde belde çok iyi bilirim.

Son 2 yildir gonlumu kaptirdigim diyar Marmaris...
Kendisi cennet, civari cennet...
Haydi bugun de civarini kesfedelim dedik atladik Dalyan'a gittik.



Taksi tekneler var. Iztuzu plajina kadar goturup birakiyor. Denizin ortasinda sadece deniz yoluyla ulasilan 7km lik muazzam bir plaj...
Denizin ortasinda bir gozleme molasina kim hayir diyebilir ki...

Biz oyle yapmadik. 150 Lira verip ozel bir tekne kiraladik. Kalabaliksaniz eger, iyi bir plan. Meshur Iztuzu plajindan evvel Ege Denizi'nin derin mavisinin keyfine daha çok varilacak bir koya goturuyorlar, denizden çikmak istemiyor insan oyle muthis bir guzellik.

Duru su diye buna derim ben, Ege sularina derim...


Teknemiz hareket ediyor, ilk once Kral mezarlarinin onunden geçiyoruz. Kayalarin içine, dagin denize bakan yamacina yapilmis, Yunan usulu sutunlari olan, sadece tekneye binerek gorebilecegimiz bir guzellik. 3000 yillik tarihi varmis. Likyalilar doneminden kalmaymis.



Denizin ortasinda caretta caretta'lar. Hayatimda bu kadar kocaman kaplumbaga gormedim ben, kafasi korkunc, urkutucu, hayvanciklari maymun ettik sudan bir gram kafasini çikarticaz da gorucez diye...


En son çamur banyosuyla bitirdik gunu.
Yahu ne enteresan birseymis, ben saniyorum ki çamurdan bir havuz var, giriyorsun, girer girmez çamura batiyorsun, meger oyle degilmis. Canagin içine giriyorsun, çamurun uzerinde yuruyorsun. Yani yuruyemiyorsun, batiyorsun. Cok rahatsizlik verici degisik bir his ayaklardaki. Resmen bataklikta batiyorsun da ayagini geri alamayacakmissin hissi. Egilip ayaklarinin altindaki camuru aliyorsun ve tum vucudunu ona buluyorsun, çamur banyosu buymus. Biz de ucundan aldik surduk. Sonra kurusun diye beklemek lazimmis ama, garip bir sansasyon, hemen uzerinden atmak istiyor insan, sanki hemen atmasa yapisip kalacak gibi...


* Gezip gormeye degecek baska bir yer de Kleopatra Koyu ve Kristal Plajmis. Plajin kumlari oylesine parlak ve isil isilmis ki herkes cantasina bir tutam alip goturdugu icin plajda kum kalmamis, bu sene eylulde ziyarete kapanmis. Tuh!!!

** Resimdeki adamin sirti çok iyiymis...

Oy vermek için buraya tik tik:

En Caliskan Blog Adayi


Yine sifa gibi geldin Izmir'im

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam

Kardesim ve Kardesleri