yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2014 Çarşamba

Sözcükler

Yazmak dediğin nedir ki?
Herkes yazar, herkes yazabilir.
Bu dilin, dillerin tapusu sende, bende, onda mı ki?
Sözcükler sana, bana zimmetli değil ki...

Hadi fikirler desen, anlatılacak hikayeler...
Gözümüze çarpanlar, gözümüzden kaçanlar, içimizde bir yere dokunanlar, değmeden teğet geçenler, herkesin bam yeri aynı yerde değil ki...
Oysa ki; birbirinden farklı da olsa yaşananlar, deneyimler; bıraktığı duygular sende, bende, onda ne kadar farklı olabilir ki?

Sözcükler havada uçuşur bazen.
"Beni al", "beni seç", "beni kullan" diye yarışırlar birbiriyle.
Kafanı kaldırır bakarsın, sözcükler takla atıyordur karşında...
Bir duygu vardır aklında tanımlamak istediğin, ya da, henüz başına gelmiş birşey vardır, yeni yaşadığın veya hatırladığın birşey vardır, bir hayalin vardır, seni beslemiş bir düşünce, ya da öylesine birisi vardır aklında, dünden bugüne yerinden oynamış bir taş vardır...

Sözcükler havada uçuşur bazen, birbiriyle yarışır.
Biz sözcüklerin peşinde perişan, onlar bizim etrafımızda pervane.
Sözcükler güçlüdür...

Havada uçuşan sözcüklerden hangilerini seçtiğinizdir farkı yaratan.
Sözdizimidir.
Hangi sözcükleri birbiriyle yanyana getirdiğinizdir.
O sözcüklerin, yanındakini sevip sevmeyeceğidir, sözcüklerin kimyasıdır.
Konuşurken de bu böyle yazarken de; doğru bir sözdizimi kadar çok az şey bu kadar etkilidir.
Tılsımlı sözcükler her diyarın kapısını açar.

Başka hiçbir şey doğru bir söz dizimi kadar bir kadının başını döndüremez mesela.
Bir kadının kalbine giden bir yol varsa, en basitinden doğru bir söz diziminden geçer.

Kafanızın içindekiler, üzerlerine sözcükleri giyinip açığa çıkmak isterken, havada uçuşup duran sözcüklerden oluşturacağınız sözdizimleridir yazının ruhunu, kimliğini, akıbetini belirleyen.
Yoksa, o sözcükleri teker teker herkes biliyor.
Başka başka yerlerde herkes kullanıyor.
Ama sözdizimleri ? Onlar bizim...

Sözcükler bu kadar güçlü mü?

Evet güçlüdür.

20 Ekim 2013 Pazar

Maksat dostlar alisveriste gorsun.

Beni kategorize etme. Benle oynama.
Yaftayi yapistirip bana isim koyma...

Birkaç gundur aklimda bu sarki var. Nedeni de var. Anlatayim efendim...

Biliyorsunuz, dunya turundan dondugumden beri duzenli olarak yazdigim bir blogum var.

Cocuklugumun kalin kalin gunlukleri, kocaman kocaman ajandalarda kutu kutu saklanan, aklima dustugu anda yazilip dosyalarda kagit kagit barinan, hayatin bana dokunan her seyine dair yazilmis yazilari, denemeleri, makaleleri, herseyi herseyi....

Bugun bunun adi olmus blog...

Daha çok kisiye ulasir olmus yazdiklarim, daha çok kisiye dokunur olmus, tanidigim, tanimadigim herkesle kaynasir, yazdiklarim beni asip beni okuyucuyla kaynastirir olmus... Bana yeni ufuklar kazandirir, yeni insanlarla yeni seyler paylastirir olmus...

Oznesi degil nesnesi oldugum bloglar da var.
Okurken buyuk haz aldigim, kendimden geçtigim, bilgi, gozlem ve tecrube comerti, sunumda sinir tanimayan harika yazilara imza atan takipte oldugum bir suru blogun nesnesi olarak ta her gun daha çok zenginlesiyorum...

Derken, geçen hafta bir de baktim yakinda Hurriyet Bumerang blog odulleri veriliyormus...
Bir bakayim dedim, hangi kategoriler var.
En ozgun blog, en gezgin blog, en hayata dair blog, en yaratici blog, en tutkulu blog...
(ahhhh tutkulu evet tutku...) kategorileri olsaydi, bu kategorilere basvuru yapmak isterdim.

Olmayinca belirlenmis blog kategorilerinin açiklamalarina baktim, kendime bir yer aradim.
En uygunu hangisi çikti: En Caliskan Blog

En çaliskan blog ne demek yahu?

Burcu Esmersoy'un bir roportajinda okudugum bir açiklamasi vardi; çok gulmustum.
Bilmem kaç senesinde yurt disinda Turkiye'yi temsilen gittigi bir guzellik yarismasinda "Dostluk Guzeli" seçilmis. Kendisi aynen soyle diyor:

"Dostluk Guzeli" ne demektir biliyor musunuz?
Bu kiz guzel degil ama sirin...

Iste bu En Caliskan Blog unvani bana Burcu Esmersoy'un bu tespitini hatirlatiyor.
Yani benim için bu kategori suna benziyor; gerçi pek yazamiyorsunuz ama iste çalisip çabalayip ortaya bir takim yazilar çikartmis, bir blog olusturmusunuz. O zaman size en çaliskan blog diyelim.

Kategoriler sinirli oldugundan, bir kutuya da girmek gerektiginden, En Caliskan Blog kategorisinden basvurumuzu yaptik efendim, buyrun bu da baglantisi.
Ne demisler: Oya inanma, oysuz da kalma.

Oy vermek için:

En Caliskan Blog Adayi

Birseyler uretiyorsunuz, ve bunu surekli yapiyorsunuz.
Okuyucu çok soyut bir kavram. Sizi kim okuyor, ne kadar okuyor, ne kadar begeniyor tam bilmiyorsunuz. Siz birseyler soyluyorsunuz, bir takim kafalara giriyorsunuz ama nerelere sizdiginizi tam bilmiyorsunuz.

"Seni okurken yazin hiç bitmesin istiyorum." diyerek beni ihya eden, yazilarimi duzenli olarak takip eden okuyucularimin niteliginden de niceliginden de memnunum ben, ve herkese çok tesekkur ederim.

Beni sadece kendi arkadaslarim okusa yeter diye çiktim ben yola...
Yaziyorum ve her zaman da yazacagim, çunku, sadece, iyi geliyor yazmak.
Iyi geliyor...

Bu blog yarismasi da nereden mi çikti?

Maksat dostlar alisveriste gorsun...


20 Ağustos 2010 Cuma

Yazmak

Kendimi bildim bileli yazarim. Oyle beylik laflar etmek icin degil...
Durup bir dusunmek, hissetmek, yasadigini tekrar yasamak ve fotografin kucuk bir ani olmusuzlestirmesi misali, yazarak o anlari hep var etmek icin yazarim.

Yasadiklarimin fotografini, hayati ve evreni kavrayisimi, kelimelerle cekmek icin...

Ben hep yazardim, eski usul gunluklerim vardi. Kac kocaman defter devirdim ilkokuldan bu yana, Izmir'e dondugumde ara ara okurum, gorurum nasil olgunlastigini yazilarimin yillar icinde, buyudugumu gorurum, insanin kendi buyumesini kendi yazdiklarindan takip etmesi olaganustu guzel birsey...

Simdi bu gunlukler yerini moleskinlere birakti. Kolombiyali arkadasimin 2002 yilinda, dogumgunumde bana hediye ettigi moleskinle basladi yeni seruven... Yeni diyorum cunku moleskinin iki yuz yildir bilinen sanatcilar ve intellectueller arasindaki ununu okuyunca insan yazarken daha bir havaya giriyor, kendini Hemingway'le falan ozdeslestiriyor...

Paris'teki hayatim eylul 2003'te basladi...
Ne kadar kalirim, neler yaparim bilmiyorum henuz...
Bugun okulumun ilk gunu, trendeyim. K's Choice dinliyorum, biraz huzunlu bir tarafi var.
Ya da bugun ben oyle duymak istiyorum.
Baska bir ulkeye yerlesmekle anilar bile yer degistiriyor sanki.
Simgeler, muzikler, insanlar, yasam bicimleri hep birseyleri bir yerleri animsatir ya insanlara, son iki yildir tum anilarimda bu sehir ve bu insanlar var artik...