25 Ağustos 2012 Cumartesi

Ömrüne 10 sene eklemek isteyenlere Road Trip...

24 Eylul 2011 / San Francisco

Bugün 18 günlük road trip'imiz sona erdi.

Programimiza koyduğumuzda, dünya turumuzun benim için en şaibeli bölümüydü.
18 gün boyunca dağ, toprak, çiçek, böcek görmekten, oraya buraya tırmanmaktan, her gün başka bir yerde uyumaktan zevk alacak mıydım? Bilmiyordum.
Cok uzun görünüyordu gözüme 18 gün...
Ancak...
Dunya turu notlarimi buraya aktarmayi henüz bitirmeden dayanamayip söylemek istiyorum:

Benim için bütün dünya turunun 1 numarali bölümü oldu Amerika'daki bu road trip.
Gördüğüm, yaşadığım herşeyin sıradışılığına, farklılığına, özelliğine, güzelliğine öldüm, bittim, bayildim. Ayrildığım her güzellikten bir daha gelicem buraya diyerek zorla ayrildim.
Her birine geri dönebilecek miyim bilmiyorum ama...
Umut dünyasi bu dünya....

Road trip tarzi bir seyahate de bayildim. Her gün yol üzerinde bir yerde konakla, ertesi gun tası tarağı topla baska bir muhtesem yere kapak at. Şimdi kendimize dünya üzerinde boyle bir road trip gerçekleştirebilecegimiz baska güzergahlar ariyoruz.
Yeni ufuklar... Yeni maceralar...

Road tripte bence diger önemli husus ta kiminle gidildiği...
Zira mukemmel bir uyum yoksa, çok sağam bir iliski, arkadaşlık yoksa ortada, çok kolay bir sekilde hersey fiyaskoya dönüşebilir, dengesini yitirebilir, zaten yollarda bir parça yıpranan sinirler çok kolay alev alabilir... Ve "Bana bu double cheese-burger'i neden yedirdin? Ben aç degildim ki..." gibi son derece anlamsiz laflar edilebilir...
Önemli olan arayi bulmak, gerginlikten uzak durmak, varligi hafif olmak ve hiçbir seyin, dunyanin obur ucunda, beraber, su anda yasamakta oldugumuz seyi paylasmaktan daha guzel ve daha degerli olmadiginin farkinda olmak...
Bence butun mesele bu...

Road tribi:
Maceraci gezgin ruhlara,
kafasinin icindeki hafiza kutucugunu inanilmaz, muthis anilarla doldurmak isteyenlere,
yasadiklariyla yenilenmek, boyle bir seyahatin oncesini ve sonrasini kendisinde fark etmek isteyenlere,
çok gezen mi bilir, çok yasayan mi savini bizzat dogrulamak isteyenlere,
dinamik, enerjik, hiçbiri birbirine benzemeyen gunlere, her gunu baska bir gun olarak yasanan bir tatile hali ve mecali olanlara,
omrune 10 sene katmak isteyenlere...
Mutlaka ama mutlaka tavsiye ederim...

A / Zion Canyon
B / Bryce Canyon
C / Antelope Canyon
D / Monument Valley 
E / Grand Canyon
F / Death Valley
G / YOSEMITE
Her yerine tirmanasim var Yosemite

Bu gece arabada uyuyacagiz 
Las Vegas'ta az kalsin hapse giriyorduk

***********************

SIMDI SAN FRANCISCO HIKAYESI BASLIYOR

Yoldayiz...
San Francisco'ya gidiyoruz.
Ancak, nerede kalacagiz belli degil, her zamanki gibi...

AIRBNB

Airbnb diye bir internet sitesi bulduk.
Buyuk bir evi olanlar, evinde misafir agirlamaya uygun bir odasi bulunanlar bu siteye ilan veriyor.
Bugun sans bizden yana degil sanki.
San Francisco için yola çktik, ama kalacak yerimiz yok, Airbnb'den yaptigimiz birkac basvurunun cevabini bekliyoruz. En kotu ihtimalle super pahali bir otelde birkac gun kalacagiz.. Zira makul fiatli oteller zaten çoktan dolmus...

San Francisco'da en iyi kalis plani : Forth Masson...

San Francisco'ya sonunda variyoruz.
Bize konaklama için tavsiye edilen Berkley semtinde bir tur atiyoruz.
Asil bize çok kisinin rezervasyon yaptirmamiz için tavsiye ettigi bir yer var. Hem çok merkezi bir yerde, limanin hemen yaninda, Pacific Okyanusu'na nazir odalari olan, Forth Masson adinda bir yer. Aslinda burasi kisin ogrenci yurdu gibi, yazin da turistlere konaklama olarak kullaniliyor. Ancak takdir edersiniz ki çok çok onceden rezervasyon yaptirmak gerekiyor. Zira San Francisco'yu gezmeye gelen Amerikali turistlerin de ilk baktiklari yer burasi.
San Francisco'ya yolu dusecek olanlar bu adresi muhakkak not edin.

Airbnb'den mesajiniz var.

Yine dort ayagimizin ustune dusuyoruz.
20 dk once Amerikali Leiah ve Macar kocasi Airbnb'de onay vermisler.
San Francisco'nun çevre semtlerinden birinde Oakland'da oturuyorlar.
Sehre metroyla 20 dakikada iniliyor. Valla bu luxe deger. Neden mi?
Bir kere sadece bir oda vermiyorlar. Bayaaa tam tekmil bir daire veriyorlar.
Oakland Verdon Street'teki 3 katli evlerinin girisi ayri alt katini...
1 hafta ev hayati yasayacagiz yani, mutfagimiz var, buzdolabimiz var.
Bu kadar uzun seyahate çikildiginda gundelik hayata dair bazi seyleri ozluyor insan. Mesela bir gun de artik disarida yemek istemiyor. Bir super marketten alisveris yapip evinde kendisi hazirlamak istiyor yemegini...


Hemen Verdon Street'in basindaki The Whole Food adindaki markete atiyoruz kendimizi...

Bu marketten Avrupa'ya da yapsinlar !!. Aman aman aman kendimizi kaybediyoruz orada, herseyi almak istiyoruz, hersey nasil albenili duruyor, hele o ortadaki yemek ve salata bufesi, bir de kahvalti bolumu, o binbir çesit kaju fistikli musliler...

Super marketten alisveris yapmak turistligimizi aliyor uzerimizden.
Bir hafta için de olsa buraliyiz biz, San Francisco'luyuz.
Bak evimiz, sabahlari cikip guneslenmek icin bahçemiz, posta kutumuz bile var...

Ve bu evin geceligi sadece ve sadece 60$...
Otelde kalsaydik geceligi 250-300$ 'dan asagiya çikamayacaktik...

Aradaki farki The Whole Food markete kaptirmasak bari...




 


18 Ağustos 2012 Cumartesi

Her yerine tırmanasım var YOSEMITE

Güneşli, mükemmel bir gün başlıyor Yosemite'de.

Gün en geç 7 dedin mi başlıyor, akşam 16-17 gibi de sona eriyor, gün ışığının azalmaya başlamasıyla beraber... Güneşin doğup batış saatlerine göre yaşamak bence en güzeli. Bunu şehir hayatımda da uyguladığım zamanlar fark ettim ki kendimden ve günümden kat kat fazla verim alıyorum.

Kahvaltımızı ederken uzun bir hiking parkuru seçiyoruz kendimize. 
Dünü biraz soft geçirdik. Şelaleler, tepeler, göl kenarındaki yürüyüşler, kayalıklarda oradan oraya atlamalar derken çok sportif değil ama eğlenceli bir gün oldu.




Bugün daha ciddi ciddi enerji isteyen bir hiking yapacağız.
Tırmanabildiğimiz yere kadar çıkacağız.

Hiking nedir? Trekking nedir?

Yolda aklıma bu soru düşüyor. Bir bilene sorup öğreniyorum.

Hiking: Güzergahı belli, yolu yapılmış bir dağ tırmanış sporu.
Trekking: Yolu belli olmayan, herşeyi yürüyenin belirledigi daha maceracı ve keşfe yönelik bir tarz.



Yosemite'de güzergahı önceden çizilmis, uzunluk ve zorluk derecesine göre belirlenmiş bir sürü parkur var.
Bunun dışında bayaa bayaa kaya tırmanıcılarının ekipmanlariyla gelip tırmandikları ulu mu ulu, alametli kayalar da var.

Gerçek dağcıların, izcilerin uğrak yeri Yosemite.

EL CAPITAN

El Capitan mesela. Kaptan yani o doğruya doğru..
Diğer kayaların, tepelerin dili olsa onlar da öyle derdi herhalde. Bu kayaya adını veren doğru demiş, derdi.

İnsan kayaya bakarken bile kendisine bir çeki düzen veriyor, bir saygı duyası geliyor. O biçim muazzam bir kaya..


Amerikalı'lar bu tarz yaşama, bu tarz doğa sporlarına çok meraklı. Yosemite parkı dolup taşıyor. Özellikle San Franciscolu'lar hafta sonları akın akın geliyor. Ne de olsa arabayla 3 saat. Şehrin karmaşasından kaçmak için son derece ideal bir yer.

4 Şelale Yosemite'yi bir başka süslüyor.

Şelaleler bir başka yakışıyor Yosemite Parkı'na. Orayı süslemek için orda akıyorlar sanki, öyle güzeller... 
Dün, ilk günümüzdü, Bridalveil Şelalesi'ne gittik. En kolay ulaşılanı o oldugu için. Etrafinda şahane kayalıklar var. Orda çocuklar gibi şen şakrak oynadık...



Bugün ortanca Vernal Şelalesi'ne çıkıyoruz. 
Dağın kenarından dolana dolana, çok ince bir hat üzerinde, yanımızdakilere dikkat ede ede ilerliyoruz. Hayli zor, uzun ve yorucu bir hiking olduğu kesin.


Vernal Şelalesi'nin ardından aşağı inmeye hazırlanıyoruz ki bir Amerikali çiftle tanışıyoruz. 
Amerikalılar iletişim kurmayı, hemencecik bilgi, tavsiye vermeyi çok seviyor. Bu özelliklerini Amerika seyahatimiz boyunca o kadar çok gördüm ki artık genellemeler yapabilir, bu özelliği bu millete atfedebilirim. O Amerikalı çift, oracıkta bizi en yüksekte sayılan Nevada Şelalesi'ne kadar çıkmaya ikna ediyor. Biz de o anda, evet yaa, neden inecekmişiz ki, hadi biraz meyve, çikolata, kuruyemiş bir şeyler yiyelim, enerji toplayalım, hop yola devam... 
Öyle böyle derken 8 saatlik bir hiking gerçekleştiriyoruz bugün.
Pestilimiz çıkıyor.

Akşamüstü son bir efor: Sentinentel Dôme'a kadar yürüyoruz.
Bu parkın böyle kubbe adını verdikleri müthiş kayaları var. 
Tam bir doğa harikası, bakmaya doyamaz insan.
Bakmak kesmediği için de herkes tırmanıyor zaten...


Bir Half Dôme var ki aman aman, o nasil bir görkem, o nasıl ihtişam öyle. 
Yapmayı isteyip te yapamadığımız başka sefere bıraktığımız hikinglerden biri...

İnsanın ömrüne ömür katan güzellikler

Günün sonunda Glacier Point'e gün batımını izlemeye gidiyoruz. Bir ortam var ki akıllara zarar, şahane, herkes içeceğiyle gelmiş. Tam bir festival havası...

Bu ortam, bu görüntü insanin ömrüne ömür katar...

Güneş yavaş yavaş, nazlana nazlana ışıklarını çekerken güzeller güzeli Yosemite'den, herkes alkışlamaya başlıyor. 

Böyle bir coşku var mı ya? Neyi alkışlıyor bu insanlar?

Güneşin mucizevî varlığını, 
Şimdi gidiyor, terk ediyor bizi belki ama yarın illaki tekrar gelecek olmasını, 
Doğanın bize kollarını açıp bizi içine kabul edişini,
Bugün burada, böyle bir yerde nefes alabiliyor olmanın nimetini,

Hayatın ta kendisini, yaşıyor olmayı alkışlıyor işte herkes....

Ötesi yok...




A / Zion Canyon
B / Bryce Canyon
C / Antelope Canyon
D / Monument Valley 
E / Grand Canyon
F / Death Valley
G / YOSEMITE
Yosemite Devam



Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi



17 Ağustos 2012 Cuma

Road Trip (g) : YOSEMITE / Ayilarla çevrili bir vadinin dibinde uyuduk.

22 Eylul 2011 California

Bizi nasil bir gece bekliyor, hiçbir fikrim yok...

Dünyanin en güzel vadilerdinden birindeyiz.
Yosemite Parki'ndayiz...
Yosemite Parki çam ağaclariyla bezenmis, içinde gölü, şelalesi, dağı, tepesi, doğal erozyonlar sonucu oluşmuş enteresan kayalıkları, ayıları olan muazzam bir doğa harikasi.




Ve biz bu gece bu doğa harikasının içinde, ayılarla çevrili bir vadide uyuyacağız.

Ayılar sirf vahşi olduklari için onlari öldürmeyeceğiz.

Parkin karakteristik özelliği ayilarla kapli, çevrili olmasi...
Üstelik Amerikali'larin bu alani tum vahsiligiyle korumaya çalışmak gibi bir kaygilari var.
Ayilar Yosemite Parki'ni ziyarete gelen ziyaretçiler kadar önemli onlar için.

Diyorlar ki ayilar bildiginiz gibi vahşi hayvanlar ama kötü niyetli değiller, vahşilik onların doğası ve biz onlari sirf vahsi olduklari icin, insanlar rahat etsin diye öldürmeyecegiz. Çünkü herkes sorumluluğunu bilip önlemini alirsa ve ayıları tahrik etmezse kimse zarar görmez...
Gece olduktan sonra bekçiler köyde sürekli geziyor, herhangi bir çadır veya araba bir ayının saldırısına uğrarsa müdahele ediyorlar.
Genellikle onları sadece kovalıyorlar ama, öldürmek zorunda kaldıkları durumlar da oluyor.  Yosemite'e gelir gelmez herkese minik bir film izletiyorlar. Mesaji da veriyorlar:

"Insanin ihmalkarligi ve dikkatsizliği yüzünden dün bir ayıyı öldürmek zorunda kaldik. Ve bu sizin suçunuz."

Eyvah, parfümüm çantama dökülmüş ve kokusu 2 km'den duyuluyor...

Ayilara dair çok katı kurallar var.
Mesela hiçbir yiyecek, içecek, koku yayacak krem, parfüm, ıvır zıvır olmayacak yanımızda, uyuduğumuz yerde. Bu tür eşyalarin her biri çantalara konup, her çadırdan evin çnünde bulunan demirden yapilmis büyük sandiklara yerleştirilecek.
Yoksa ayilar kokuyu alıp arabalara saldırıyor, camını kırıyor, ciddi zararlar veriyormus.
Kalacağımız yer de oyle. Yanımızda herhangi bir koku yayan bir objet olursa, ayılar uyuduğumuz çadıra saldirabilirmis. Su bile yasak...
Kalacağımız çadır tarzı yerde elektrik te olmayacak. El feneri bulundurmasi gerekiyor her kişinin, o da sahiden çok az süreyle kullanmak koşuluyla...
Tuvalet zaten dışarıda ama gecenin o vakti bir ayıyla karşılaşma ihtimali varken git gidebilirsen...

Geceyi geçireceğimiz çadir eve varmadan evvel eşyalarimizi almak uzere arabaya gidiyoruz.
Eyvahhhh o da ne??? Parfumum cantamin içine tamamen dokulmus ve kokusu daha biz arabaya yaklasirken duyuluyor....

Mahvolduk!!! Ayilarin bu kokuyu almamasi mümkün değil, hem sadece çanta degil arabanin bagaji komple parfüm kokuyor. Eyvah !!!
Kendi kendimize diyoruz ki: Sabahleyin büyük bir surprizle karşılaşmaya hazır olalım. Zira bu gece ayılar bir arabaya saldiracaksa bu kesinlikle bizim araba olacak... Kaçari yok!!!

(Böylece bu arabacigin da basina gelmeyen kalmamis olacak.)

Yapacak bir sey yok. Sabaha göreceğiz...
Bütün eşyalarımızı demirden sandığa koymak üzere arabadan alıyoruz ama bagaja sinmis parfüm kokusuna yapılacak birşey yok....

YOSEMITE CURRY VILLAGE

Sonunda geceyi geçireceğimiz kampın bulunduğu vadiye iniyoruz.
Aaaa hiç düşündüğüm gibi degil, burasi çok cici bir köy. Curry village.
Kalacağımız yer evet çadır bezinden, ama minik bir ev şeklinde. Dağ evi gibi çok şirin.
3 basamak çıkıyorsun, eve giriveriyorsun. Içinde 2 yatak, çarşaf ve yorgan var hepsi o.
Tabiki bir konfor beklemiyoruz. Önemli olan parkın içinde doğada uyumak.
Bir de her evin önünde kilitli büyük demirden bir sandık bulunuyor. Yiyecek, içecek, koku yaymasi muhtemel ne varsa hepsi herseyin oraya konulmasi gerekiyor.


Curry Village'a bayildim...
Kayak yapmaya gittigimiz dağ kasabalarına benziyor.
Ortam aynı ortam...
Cafeler var, küçük küçük alışveriş yerleri var. Bütün kasaba için büyük bir açık büfe servis kurulmus devasa bir yemekhanede, çok şahane degil ama bu kadar kuş uçmaz kervan geçmez bir vadinin dibinde, medeniyetten uzak o koşullarda sıcak bir tabak yemek yiyebilmek şahane bir duygu...

Yemekten sonra herkesin uğrak yeri lounge tarzi bir yer var.
Kocaman bir dağ evi salonu...
Kenarda yanan bir somine, herkesin rastgele yayildigi kocaman rahat koltuklar...
Herkesin sessiz, sakin, huzurlu, dinlendirici vakit geçirmek için geldigi bir yer. 
Ortam o kadar hoş ki, ODTU yillarimda dağcılık topluluğuyla katıldığım aktiviteleri anımsatıyor bana. Aksam oldu mu herkesin takildığı büyük bir salon, sıcak ve sessiz bir ortam...
Doğanin o erdemli, huzur veren sessizliğine ayak uyduruyor insan...
Kapilip gidiyor...


Insan doğada mutlu, huzurlu...
Şehir hayatı gereksiz şekilde fazla teferruatlı...

Soğuktan büzülerek, bekçinin ayak seslerini duyarak, acaba dışarıda neler oluyor diye düşünerek, konforsuz ama keyifle uyuduğumuz bir gecenin ardından uyanıyoruz...

İlk işimiz arabayı kontrol etmek. Talan edilmis bir halde bulmaktan korkuyoruz.

Yok birsey...
Yoksa ayilarin burnu öyle iddia edildigi kadar keskin mi degil?
Hadi yine iyiyiz. Dört ayagimizin üstüne düşmüşüz yine...

Günün ilk ışıklarıyla beraber güzel bir kahvaltı ve Yosemite Parki'nda uzun bir hiking bizi bekliyor...




*** Special Dedicace: Steve Jobs San Francisco'lu olup Yosemite'nin mudavimlerindenmis. Hatta dugununu bile Yosemite'de yapmis. Huzur içinde uyusun..."***


A / Zion Canyon
B / Bryce Canyon
C / Antelope Canyon
D / Monument Valley 
E / Grand Canyon
F / Death Valley
G / YOSEMITE
Yosemite Devam

Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Road Trip (f) : Death Valley -85

Las Vegas maceramizi bugün tamamladik. Kesinlikle yapay bir sehir ama biz cok sevdik, çok eglendik. Umarim bir daha gelebiliriz...

DEATH VALLEY: Rakim -85




Kurumus bir göl burası....
Sıcaktan dolayı kurumuş ve sadece denizin tuzu kalmış.
Büyük bir vadi, kocaman derin bir boşluk, yollar çukurun içinde. Yerin altındayız basbayaa..
Dümdüz de değil üstelik, inanilmaz virajli ve koca koca tepecikli.
Araba sürüyoruz burada. Olacak iş değil.


Sanki denizin içindeyiz de denizin altındaki yeryüzü şekillerinin üzerinde yürüyor ve araba sürüyor gibiyiz. Hani su altı dalışı yaptığımızda gördüğümüz tepeler var ya işte onun üzerinde gidiyoryz. Tuhaf. Hatta ürkütücü. Oracıkta arabası bozulsa insanın, başı belada demektir.
Yürüyerek o çukurdan geri mi çıkacağız?
Gittik gördük, uçsuz bucaksiz kum, tuz yani. Ama rakım -85. Denizin çok altindayiz yani.
Dibine kadar indik. Kurumuş tuzlarda yürüdük.



"Sadece 1 saat uzaklikta"

Amerika yollarında araba sürmek enteresan bir deneyim. Özellikle Utah-Arizona bölgesinde. Yollar kilometrelerce virajsız, sonu hiç gelmeyecekmis gibi upuzuuuuun... Böyle 1 saat hiçbir şeye rastlamadan dümdüz gidilebiliyor.
1 saat uzaklık, bir yerleşim yerinden diğerine çok yakın mesafe sayılıyor. Bu nedenle de yol boyunca çoğu restaurant veya otelin "Sadece 1 saat uzaklıkta" diye reklam panoları var, çok komik. Sadece 1 saat uzaktaymış. İyi bari dibinde sayılırız.

Hayatımda ilk defa serap gördüm

Evet, serap diye birşey varmış, öyle filmlerde yaptıları bir geyik değilmiş.
Ama illa susuz kalmak gerekmiyor serap görmek için.
Kum ya da beton o kadar sıcak oluyor ki, bu sıcaklık bir termik yaratıyor ve üzerine çarpan güneş ışığı kumun ya da beton yolun üzerinde dalgalanıyor, dalgalı bir hal alıyor. Ve bunu çooook uzaktan sanki orda deniz veya su birikintisi varmış gibi algılıyoruz.
50 dereceden fazla Arizona sıcağında, yollarda giderken ben de serap gördüm. Arabanın içinde, sonsuz yola bakarken, kimi tepelerin hemen ardında sanki deniz varmış gibi bir görüntüye tanık oldum.
Serap buymuş.




A / Zion Canyon
B / Bryce Canyon
C / Antelope Canyon
D / Monument Valley 
E / Grand Canyon
F / Death Valley
G / YOSEMITE
More Yosemite

Bu gece arabada uyuyacagiz 

Las Vegas'ta az kalsin hapse giriyorduk 








11 Ağustos 2012 Cumartesi

Las Vegas'ta az kalsin hapse giriyorduk...

Vegas, Grand Canyon'un ardindan road trip'e devam edecegimiz istikametin uzerinde kaliyor.

Vegas'ta birkac gun dinlenecegiz. Evet dinlenmek... O devasa otel odalarinda, jackuzzili banyolarinda, kocaman havuzlarinda yuzup dinlenmek...


Sevgilimin yeni sapkasi

"Aklimda kalanlar, icimde kalanlar" yazimi okuyanlar hatirlayacaktir.
Sevgilimin ona inanilmaz yakisan kahverengi, kovboy modeli bir sapkasi vardi. Sapkayi Miami'de kaybetmistik. Ve ikimiz de çok uzulmustuk. Hatta ben o uzuldu diye daha cok uzulmustum, kendimi suçlamistim neden sapkaya ben sahip cikmadim diye...
Ama, napalim... Gitti iste. Baska birinin oldu.

Utah'ta, yol uzerinde bir postaneden kart atiyordum ki, baktim sevgilim de yandaki dukkanda sapka deniyor. Yine ayni model, biraz daha acik renkli, boyle sutlu kahve gibi bir sapka.
Kafasinda gorur gormez sevdim. Hemen satin aldik.
Artik sevgilimin ona çok yakisan baska bir sapkasi var. Yasasin...

Route 66

Amerika'nin en unlu otoyolundan geçtik bugun.
Kovboylarin kullandigi bir otoyol. Bilidigimiz araba yolunda kovboylar atlariyla gidiyor. Yol boyunca sagli sollu kovboy barlari var. Arizona - Utah boyle bir bolge. Belinde silahla gezen bir suru insana rastlamak mumkun. Bir tanesinin fotografini çekmek istedim ama, pek cesaret edemedim...

Las Vegas'ta dinlenme molasi

Las Vegas'a vardik. Gelir gelmez kendimizi havuza attik. Ayni otelde Trump Oteli'nde, ayni odanin daha yuksekte olanini aldik. Kendimizi direk evde gibi hissettik, muthis bir duygu...


Road Trip boyunca yollarda kaldigimiz otellerin sinirli konforundan sonra bu odada, bu yatakta uyumak kendimize verdigimiz bir odul gibiydi. Las Vegas'tayiz ama bugunu kendimize dinlenme gunu ilan ettik. Oglen BELLAGIO otelinin bufesine kahvaltiya gittik.
Geri donup tekrar otelimizin havuzun tadini cikarmaya devam ettik. Balayi budur...

Wedding Chapels in Las Vegas

Malum, Las Vegas dunyanin en hizli evlenilen yeri.
Yol ustunde, bir mola esnasinda, casinolarda iki oyun arasinda 5 dakikada evlenebilirsin.
Wedding Chapeller her yerde...

"I have to put you in a jail"

Amerika'daki polislerin hiç sakasi yoktur. Bunu herkes bilir.
Bu gece bunu tecrube ederek te iyice ogrendik...

Dinlenmeye ayirdigimiz butun gunu havuz basinda geçirip gevsedikten sonra casinolarda son bir tur atmak uzere road trip için kiralamis oldugumuz arabamizla çikiyoruz otelden.

The Strip caddesinde keyfî bir tur attiktan sonra sevgilim sola dogru bir U donusu yapiyor. Tam yolumuza devam ediyoruz ki, ayni filmlerdeki gibi, o polis arabasinin tepesinde yanip sonen ve sinir bozucu bir dadi-dadi sesi cikartan aleti vakit kaybetmeden çalistirmis ve arkadan arabamizin dibine dogru yanasmis bir polis arabasi goruyoruz.
Sevgilim soguk kanli bir sekilde bana donup "Ne olursa olsun, senden tek bir soz soylememeni, tamamen sessiz olmani rica ediyorum." diyor.
Nerede onun sozunu dinleyecegimi, nerede kendi bildigimi okuyacagimi bilir o. Anladim. Bu seferkinin sakasi bile yok.
Polis yanimiza geliyor.
Once sevgilimden belgeler, ivir zivir istiyor ve Fransiz oldugunu goruyor.
Sonra gayet korkutucu bir tonla "Yanlis virajdan dondunuz farkinda misiniz?" diyor.
Sevgilim "Evet fark ettim, Avrupa'dan geliyorum, ilk defa Amerika'da araba kullaniyorum" diyor ama der demez o da ne kadar yanlis bir cumle sarfettiginin farkina variyor. Zira polisin zaten viraj miraj pek umrunda degil. Biraz otorite ve guc gosterisi yapmak istiyor.

"Araba kullanmasini bilmiyorsaniz ulkemde bir daha araba kullanmayin. Benim insanlarimi tehlikeye atmaniza goz yumamam.  Simdi size ceza kessem zaten Fransizsiniz, odeyip odemediginizi kontrol edemem. O halde sizi bu gece hapse atmam gerekiyor." diyor.

Hapis mi???
Bu da nereden çikti??? Balayindayiz biz. Hapis dedi, yanlis duymadim.
Tamam, bu dunya turunun bir amaci da çok farkli seyleri deneyim etmek, ogrenmekti. Ama... bu deneyim, Amerika'da bir hapishane deneyimi.... aman tanrim aklimdan neler neler geçiyor, ne siz sorun ne ben anlatayim...
Adam para mi istiyor, bizimle ugrasmak mi istiyor, yoksa sadece isini mi yapiyor?
O sirada elindeki el fenerini bana dogru tutuyor, ve bana bir bakiyor.
Kusura bakmayin, Las Vegas'tayim, uzerimde super mini bir etek, topuklu ayakkabilar ve dekolte bir bluz var.
Gayet usturupsuz bir sekilde "Bu kadin kim?" diyor.
Bu kadin kim deyisini tasavvur edebildiniz degil mi arkadaslar?
Soyle cenesiyle beni isaret ederek...
Bu kadin kim mi?
Simdi sana bir uçan tekme atarim, gorursun kim oldugunu.
Yok be arkadaslar nerdeee, sut dokmus kedi gibiyim, sevgilim oyle dedi ya, çitim bile çikmiyor. Itaatkar bir sekilde oturuyorum kenarda.
Sevgilim cevap veriyor "benim karim" diyor...
Adam feneriyle bana tekrar bir bakiyor "insanin karisi boyle olmaz, pek benzetemedim ya, hadi neyse" diye bir bakis atarak sevgilime donuyor.
"Tamam, bu seferlik sizi affediyorum. Bir hata daha yaparsaniz alirim iceriye" diyor ve gidiyor...

Ikimizin de kalbi gum gum atiyor. Once bir nefes aliyoruz.
Sonra bir sure birbirimize bakiyoruz, hic konusmuyoruz. Oyle kalakalmisiz...
Sonra tekrar birbirimize bakiyoruz. Gulmeye basliyoruz. Ama gulme krizi yani, 5 dakika oyle guluyoruz.
Sinir sistemimiz altust. Korktuk be yahu!!
Sonra blof mu yapiyordu, yoksa sirf bu nedenle bizi sahiden hapse atabilir miydi diye olayin geyigini yaparken...
Hadi diyoruz, gidip birseyler içelim, unutalim, kendimize gelelim...

Bu arada, statusunun vermis oldugu yetkiyi kullanarak, ve bunu kendi kisisel gucu sanarak, bize guç gosterisi yapmak isteyen polisin zayifligini hemen analiz edip, onu provoke etmeyerek ona istedigi zevki yasatmayan, son derece saglam bir sinir sistemine sahip sevgilime tekrar hayran oluyorum...

Son birsey...

"Sence kiyafetim biraz abarti mi olmus?
"Hayir! Harika gorunuyorsun..."

************************

Vegas'ta hapse giriyorduk
Vegas'ta Sevgilimle Striptease Club
Erotik, Sehvetli, Bastan Cikartici: ZUMANITY 
Vegas'ta Poker
Casinolar Caddesi: The Strip
Uyumayan sehir: Las Vegas


Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi