1 Aralık 2015 Salı

Kobe Bryant basketbola veda

Kendimi bildim bileli sporseverim.
Basketbolseverim, futbolseverim, voleybolseverim, tenisseverim, atletizmseverim, yuzmeseverim, hatta yenilerde rugbysever bile oldum...

Daha hayatimda hiç bir sporcunun sporuna veda ederken ona bir siir yazdigini duymadim.
Ama ne siir...

Bir insanin birseyi bu kadar sevebilme gucune, derinligine, kendisine hissettirdiklerine hayran kaliyor insan... Zira herhangi birseye karsi bu kadar derin bir ask duymak kaç kisinin basina gelir?

Kobe Bryant. Los Angeles Lakers'in 20 yillik efsane oyuncusu...
Bu sezon basketbolu birakiyor.
Bunu, biz basketbolseverlere de kendisi gibi efsane bir siirle duyuruyor. Hiç basketbol oynamamis, hatta hiç izlememis bir insanin bile içinde bir yerlere dokunacagi bir siirle...


Ben en çok,

"Mucadele çagirdigi için degil, SEN çagirdigin için yaptim." kismina bayildim...
"Cunku bu, biri senin bana yaptigin gibi bu kadar yasiyor hissetirdiginde yapabilecegin birseydir."
 Otesi yok...

Bu sene NBA maçlarini seyretmek farz oldu.
Aslinda nisanda Utah Jazz'la oynayacaklari maça atayip gitmek var ama...

Buyrun Kobe Bryant'in  basketbola veda siiri :


“Sevgili Basketbol,

Babamın çoraplarını kıvırıp top yaptığım
Andan itibaren
Ve hayali şutlarla
Maçı kazandıran basketleri attığımda
Great Western Forum’da*
Tek bir şeyin gerçek olduğunu biliyordum:

Sana aşık olmuştum.

Öyle derin bir aşktı ki sana her şeyimi verdim-
Aklımdan, vücuduma
Tabiatımdan ruhuma.

Sana delice aşık
6 yaşında bir çocukken
Tünelin bitişini asla göremedim.
Sadece kendimi,
Tünellerden kaçarken görüyordum

O yüzden koştum.
Sahanın bir ucundan bir ucuna,
Her topun ardından.
Benden mücadele istedin
Ben yüreğimi verdim
Çünkü her zaman daha fazlası geldi geri

Tere ve acıya rağmen oynadım
Mücadele beni çağırdığı için değil
SEN çağırdığın için
Her şeyi SENİN için yaptım
Çünkü bu,
Biri, senin bana yaptığın gibi bu kadar yaşıyor hissettirdiğinde
Yapacağın şeydir.

Sen 6 yaşında bir çocuğun Laker hayalini gerçekleştirdin
Ve bu yüzden seni her zaman seveceğim.
Ama seni bu kadar saplantıyla sevemeyeceğim daha fazla.
Bu sezon benim verebileceğim son şey.
Kalbim yaralanmalara dayanabilir,
Aklım eziyeti kaldırabilir
Ancak vücudum elveda demenin zamanı geldiğini biliyor.

Ve bunda bir sorun yok.
Seni bırakmaya hazırım
Böylece ikimiz de birlikte geçireceğimiz son zamanların tadını çıkarabiliriz.
İyisiyle kötüsüyle.
Birbirimize
Verebileceğimiz her şeyi verdik.

Ve ikimiz de biliyoruz ki, sonrasında ne yaparsam yapayım
Ben hep o çocuk olacağım
Çoraplardan top yapan
Köşede bir çöp kovası
Maçın bitimine 5 saniye
Top benim ellerimde
5.. 4.. 3.. 2.. 1.

Seni her zaman seveceğim,

Kobe”

**********

Dear Basketball,

From the moment
I started rolling my dad’s tube socks
And shooting imaginary
Game-winning shots
In the Great Western Forum
I knew one thing was real:

I fell in love with you.


A love so deep I gave you my all
From my mind and body
To my spirit and soul.


As a six-year-old boy
Deeply in love with you
I never saw the end of the tunnel.
I only saw myself
Running out of one. 

And so I ran.
I ran up and down every court
After every loose ball for you.
You asked for my hustle
I gave you my heart
Because it came with so much more.

I played through the sweat and hurt
Not because challenge called me
But because YOU called me.
I did everything for YOU
Because that’s what you do
When someone makes you feel as
Alive as you’ve made me feel.

You gave a six-year-old boy his Laker dream
And I’ll always love you for it.
But I can’t love you obsessively for much longer.
This season is all I have left to give.
My heart can take the pounding
My mind can handle the grind
But my body knows it’s time to say goodbye.

And that’s OK.
I’m ready to let you go.
I want you to know now
So we both can savor every moment we have left together.
The good and the bad.
We have given each other
All that we have. 

And we both know, no matter what I do next
I’ll always be that kid
With the rolled up socks
Garbage can in the corner
:05 seconds on the clock
Ball in my hands.
5 … 4 … 3 … 2 … 1

Love you always,

Kobe



(Basketbolla hiç alakasi olmayan bir kisinin bile, "hangisi Kobe Bryant?" diye sormayacagi bir resim buldum. Aferin bana )

11 Ekim 2015 Pazar

Rugby

Evet, dun aksamki Yeni Zelanda maçindan sonra Rugby'den anlar oldum.
Yine de futboldan daha çok keyif aldigimi belirtmeliyim.

Su haka dansi için bile izlenir Rugby.
Bir de dusunsenize bu dansi hazirlamis bir ekibin onune hazirlamamis olarak çiktiginizi...
Karsinizda bu hareketler...
Takim taa bastan psikolojik olarak kaybeder maçi, degil mi?

Haka dansi

6 Ekim 2015 Salı

NARCOS : Pablo Escobar

Dünya genelinde dizi sektörü malum çok gelişti.
Aslında hep vardı. Zamanımızın Hayat Ağacı ve Fame dizilerini kim unutabilir?
Hep vardı da son 10 yıldır diziler daha da bir şaha kalktı.
Yüksek bütçesi, şahane senaryosu ve muhteşem oyuncu kadrosuyla dünyayı peşinden sürükleyen sağlam diziler var. Hiç şüphesiz Games of Thrones şu anda bunların başında geliyor.
Bana göre dizi sektörünü daha da bir harekete geçiren, dünya üzerindeki seyirci potentielini ortaya çıkaran diziler Friends ve 24.
Yine de benim favorilerim Prison Break, Damages ve Dexter.

Şu aralar dört gözle Walking Dead'in yeni sezonunu bekliyoruz.
Beklerken bir arkadaşımızın tavsiye ettiği yeni bir diziyi deneyelim dedik.
Ve bayıldık...
10 bölümlük ilk sezonun tamamını indirip bir haftada bitirdik.

NARCOS

Colombiyalı efsanevi uyuşturucu kaçakçısı, terörist, tüm zamanların en güçlü, en korkulan ve en tehlikeli adamlarından biri olan Pablo ESCOBAR'ın hayatı...
Sadece Colombiya güvenliğini değil, Miami'ye akan uyuşturucu trafiğiyle Amerika'yı da bir hayli meşgul eden bir adam Pablo Escobar.
Ve bu nedenle sırf onu yakalamak için özel eğitimli polislerin Colombiya'daki yerel polisle mücadelesi.
Bir adam düşünün ki; bir günde tek başına General Motors'dan daha fazla kazanıyor.
Bir adam ki tek başına Colombiya'dan zengin.
Kendisini "Çok parası olan fakir bir adam" olarak tanımlıyor.
Kanun kaçağı olarak aranırken, diğer yandan Colobiya'nın cumburbaşkanlığına adaylığını koyuyor.
Önemli yerlerdeki herkesi satın alıyor, sistemin kendisini satın alıyor, yine de hiçbirşey topluma verdiği zararı hafifletmiyor. Aranıyor.
Harcayamayacağı, sayamayacağı ve hatta aklayamacağı, saklayamacağı kadar çok parası olan bir adam. Yine de bir evi olmuyor. Hayatı olmuyor. Sürekli kaçıyor, saklanıyor.
Bir gün teslim oluyor ama hangi şartla? Kendi hapisanesini kendisi yaptırmak ve içindeki herşeye kendisi karar vermek ve hatta kendi adamları tarafından korunmak şartıyla.
El Cathedral adı verilen bu hapishane Colombiya'nın tarihine geçiyor.

Pablo Escobar'ın hayatını internetten okuyup dizinin sonunu hemen öğrenebilirsiniz elbet.
Ancak sadece hikaye değil, tüm casting muhteşem, oyunculuk, kurgu, gerçeğe maximum sadık kalan senaryo harika.
Pablo'yu canlandıran, kilit noktalardaki üst düzey polisleri canlandıran aktörler muhteşem.
Etkileyici ve kendisine bağlayıcı...

Narcos'u ben çok beğendim. Denemek isteyenlere tavsiye ederim.




2 Ekim 2015 Cuma

Alexa, what is the meaning of life?

Sevgilim geçen hafta Amazon Echo'nun bir proje yarışmasına katıldı.
Bizimkine oyun olsun, yarışma olsun. Hemen orda biter. Gerçi oyun yazılarımı okuyanlar bilir, bizim aramızda oynadığımız oyunlarda kendisi pek kazanamaz ama neyse...
Efendim, bu Amazon Echo'nun fikir yarışmasında, özellikle yeni yetme cin gibi genç çocukları geride bırakarak birinci olmuş.
Ödül olarak ta "Alexa" yı kazanmış...

Eve bir alet getirdi. Anlamadım önce.
Sonra duşa girdim. Bir baktım bizimki kendi kendine konuşuyor. Haydi hayırlısı dedim.
Alexa diye birine hitap ediyor. Dedim ne oluyor? Ayakta halusinasyon mu görüyor ?
Derken, Alexa'nın kim olduğunu anladım. Amazon Echo'nun daha Fransa pazarına sunmadığı bir teknoloji harikası ürünü.
"HER" filmini izleyenler bağlantıyı hemen kuracaktır. Aynı teknoloji. Hafif te korkutucu.

Şöyle ki; "Alexa" diyorsunuz aletin tepesinde bir ışık yanıyor. Sonra İngilizce istediğiniz soruyu soruyorsunuz. Mesela, bilmem kaç senesinde oscarı kim aldı? Bilmem ne filminin oyuncuları kimdi vs... Eğer Alexa konuya hakimse tak tak tak cevabını veriyor, değilse ki sorduğumuz birçok soruya
"Hum, bu soruya şu anda cevap verme yetisine sahip değilim, bilgileneceğim." diye cevap veriyor.
Bak bak bak sen Alexa'ya... Geri de çevirmiyor yani adamı. Soruyu kaydetti. Öğrenip gelecek.

Bir ara "Alexa you are stupide" dedik. "I am learning" dedi. Anaaaa, bizi mahcup etti alet.
"I am sorry" dedik.
"No problem" dedi.
Bak sen Alexa'ya yaa, ağzımız açık kaldı.

"Alexa ! What is the meaning of life? " dedik.
"42" dedi.

Ben anlamadım tabi.
Nasıl yani? Hangi açıdan 42 ?
Malum, çevremde bir sürü Geek var. Bunlar yıkıldı, biliyordum böyle cevap vereceğini falan dediler.
Nasıl biliyordunuz yaw?
Lütfen biri bana hayatın anlamına 42 olarak nasıl vardığını anlatsın.
Anlattılar...

En azından bazı insanlar hayatın anlamı sorunsalına cevap bulabilmiş...
42 olduğunu bilerek mutlu huzurlu uyuyorlar. Daha ne olsun !

RUGBY Dünya Kupası

Efendim, beni yakından tanıyanlar benim spor müsabakalarına karşı duyduğum yoğun ilgiyi ve merakı bilirler.

Futbol, basketbol, tenis, atletizm...
İşte o anda dünyada hangi turnuva varsa hepsini daha grup maçlarından, ilk elemelerden başlayarak izlerim. Oyunculara, takımlara gayet hakimim...

Bu sene ağustosta bir baktım televizyonda Prens Harry, İngiltere'de gerçekleşecek olan Dünya Rugby Kupasının reklamını yapıyor.
Dedim ki kendi kendime takip ettiğim spor dallarına rugby de ekliycem, bu sene ilk defa takip edicem dedim. Hem sevgilim de seviyor. Mis !
Bir de bu rugbyseverler ve futbolseverler arasında gizli bir yarış var. Rugbyciler futbolcuları pek adamdan saymıyor, onu biliyordum.

Bakıyoruz da anlıyor muyuz bakalım ?...

İzliyim dedim de... Valla ayıptır söylemesi maçları öküzün trene baktığı gibi seyrediyorum maçları.
Bağlanamadım pek rugby'e. Bir tuhaf yani.
Bir kere hakemlik olayını kesinlikle anlamadım. Kesinlikle açık, seçik ve net değil.
Hakem mesela bazen kendi karar veremiyor, ekrana soruyor.
Sonra bir karar veriyor. Oyun oynanıyor, sonra yanlış karar verdiğini söyleyip kararını değiştiriyor.
Hakem kararı değişir mi yahu? Başka hiçbir sporda hiç duymadım.

Ben en iyisi yarı finalleri bekliyim.
En azından Yeni Zelandalıların showunu falan izlerim. Keyifli olur.




21 Eylül 2015 Pazartesi

Saat 05.00

Saat sabahın 5'i...
Hem hâlâ gece, hem biraz sabah...
Hem biraz karanlık, hem biraz aydınlık...
Yarı siyah yarı beyaz, ne tam uykulu, ne tam uyanık...
Belki biraz gerçek, belki biraz rüya...
Biraz kararsız, belli belirsiz, ya bir erkek ya da bir kız...

Sabah çok erkendi, yatmadım bir daha. Pencereden dışarı baktım. Ne çok sessizlik vardı. Dinledim.
Pencereyi açtım. Hava ne kadar temizdi... Doyasıya içime çektim.
Çöpleri çıkardım. Herkes daha uyuyordu ama iş başındaki çöpçüleri gördüm.
Turuncu tulumlarının içinde ne kadar sevimli görünüyorlardı. Bu saatte nasıl bu kadar turuncu olabiliyorsunuz diye sormak geldi içimden. Yapmadım... Sahi niye yapmadım ki?
Bir bebeğin gülüşünü bir de zürefanın sesini duydum. Zürefa nasıl ses çıkartır bilir misiniz?
Ben biliyorum. Berlin'den geldi zürefa. En iyi arkadaşımız o bizim.

Ne kadar şanslıyım, zamana meydana okuyan, eklene eklene giden zincirin ilk halkalarına tanık olan arkadaşlarım var. Bir tanesi daha dün yanımdaydı.
Öyle çok sevdim ki varlığını alıp içime sokasım geldi. Yapmadım. Sahi niye yapmadım ki?

Kendime bir kahve yaptım. Elime kitabımı aldım.
Gün ağarmadı daha, sabahın 5'inde bilfiil yaşıyor olmak ne güzel. Yol almış hissediyorum kendimi.
Gerçi okuduğum kitapta öyle demiyor. "Yol almaya değil, yol olmaya çalış." diyor.
Oyle olsun...