marmaris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marmaris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2013 Pazartesi

Yine geliriz. Nasil olsa komşu kapısı.... RODOS

O küçücük sokaklarda gezerken aklıma birşey takıldı.
Tatillerde neden bu minicik, dar sokaklarda kaybolmaya bu kadar bayılıyoruz acaba?

Çünkü bence gina gelmiş büyük büyük caddelerden, hararetli, hareketli, haşin trafikten, kent yaşamından...
Aslında şehir fazla teferruatlı bize...
Kent yaşamı boyumuzu aşıyor bazen, daha küçük çaplı birşey arıyoruz farkında olmadan.
Daha basit, daha az karmaşık, daha az yorucu, beklentisi de sunduğu da daha az olan...
Daha az, daha küçük, daha dar olana doğru çekiliyoruz ama gerçek hayatta hep daha fazla, daha büyük, daha daha peşinde koşuyoruz.
Sonu gelmeyen ironisi insanlığın...


Rodos'un her yerine bayıldım, her yeri beni şimdiden tekrar çağırıyor...
O güzelim rengarenk badanalı boyalı Rum evleri, o kaldırım taşları, o daracık sevimli sokakları, o insanin aklını alan koyları, plajları, haşmetli kalesiyle Rodos cennetten bir parça...






















































Yine geliriz. Nasil olsa komsu kapısı.

Bu da bizim oralar. Kıyının hemen karşısı, Marmaris...
Rodos çok güzel güzel olmasına ama, kıyının karşı tarafina can kurban...



























Yine geliriz... Nasil olsa komsu kapisi...

Basketbol maçi ararken Rodos'u fethettik.

FALIRAKI: Kumlarina uzanmaya geldim...

RODOS: Kiskirtici bir kadin

LINDOS: Burada hayat durmus...

Rodos'ta bu aksam kalacak yerimiz olmadigini duymayan kalmadi.



6 Eylül 2012 Perşembe

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam...

Ege dedin mi orda bir dur, içimde birseyler yerinden oynar.
Havasi, suyu, insani bir baska guzeldir...
Tutkunuyum.
Hele denizi...
Mavi mavi olali boyle derin, boyle sahane bir mertebeye ulasmadi. Gozlerimi alamam.

Ege sularinin her yerine birakmak istiyorum bedenimi, havasini her yerden koklamak... Bu sularin uzerine kurulmus her topraga ayak basmak istiyorum ve bu sularda yasayan her topluma bir olçude karismak...


Kusaktan kusaga, kim bilir kaç kusak, koklu, hakiki Izmir'liyim.
Ege'yi de, Ege Denizi'ni de belde belde çok iyi bilirim.

Son 2 yildir gonlumu kaptirdigim diyar Marmaris...
Kendisi cennet, civari cennet...
Haydi bugun de civarini kesfedelim dedik atladik Dalyan'a gittik.



Taksi tekneler var. Iztuzu plajina kadar goturup birakiyor. Denizin ortasinda sadece deniz yoluyla ulasilan 7km lik muazzam bir plaj...
Denizin ortasinda bir gozleme molasina kim hayir diyebilir ki...

Biz oyle yapmadik. 150 Lira verip ozel bir tekne kiraladik. Kalabaliksaniz eger, iyi bir plan. Meshur Iztuzu plajindan evvel Ege Denizi'nin derin mavisinin keyfine daha çok varilacak bir koya goturuyorlar, denizden çikmak istemiyor insan oyle muthis bir guzellik.

Duru su diye buna derim ben, Ege sularina derim...


Teknemiz hareket ediyor, ilk once Kral mezarlarinin onunden geçiyoruz. Kayalarin içine, dagin denize bakan yamacina yapilmis, Yunan usulu sutunlari olan, sadece tekneye binerek gorebilecegimiz bir guzellik. 3000 yillik tarihi varmis. Likyalilar doneminden kalmaymis.



Denizin ortasinda caretta caretta'lar. Hayatimda bu kadar kocaman kaplumbaga gormedim ben, kafasi korkunc, urkutucu, hayvanciklari maymun ettik sudan bir gram kafasini çikarticaz da gorucez diye...


En son çamur banyosuyla bitirdik gunu.
Yahu ne enteresan birseymis, ben saniyorum ki çamurdan bir havuz var, giriyorsun, girer girmez çamura batiyorsun, meger oyle degilmis. Canagin içine giriyorsun, çamurun uzerinde yuruyorsun. Yani yuruyemiyorsun, batiyorsun. Cok rahatsizlik verici degisik bir his ayaklardaki. Resmen bataklikta batiyorsun da ayagini geri alamayacakmissin hissi. Egilip ayaklarinin altindaki camuru aliyorsun ve tum vucudunu ona buluyorsun, çamur banyosu buymus. Biz de ucundan aldik surduk. Sonra kurusun diye beklemek lazimmis ama, garip bir sansasyon, hemen uzerinden atmak istiyor insan, sanki hemen atmasa yapisip kalacak gibi...


* Gezip gormeye degecek baska bir yer de Kleopatra Koyu ve Kristal Plajmis. Plajin kumlari oylesine parlak ve isil isilmis ki herkes cantasina bir tutam alip goturdugu icin plajda kum kalmamis, bu sene eylulde ziyarete kapanmis. Tuh!!!

** Resimdeki adamin sirti çok iyiymis...

Oy vermek için buraya tik tik:

En Caliskan Blog Adayi


Yine sifa gibi geldin Izmir'im

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam

Kardesim ve Kardesleri



4 Eylül 2012 Salı

Yine şifa gibi geldin Izmir'im...

Baska bir ülkeye tasindim, baska baska kulturelere karistim; yine de, herseyin Turk usulu yasandigi bu zaman dilimleri sifa gibi geliyor bana. Her zaman çok iyi geliyor...

Özlüyor insan, dillere destan Turk misafirperverligini, şöyle masaların donatıldığı, ne var ne yoksa getirilip sofaya konulduğu, ölçüp tartmadan 5 kisi için 15 kisilik sofranın kurulduğu, o tabaklarin bir türlü boşalmadığı, azalmaya başladıkca ev sahibinin devamlı şundan bundan ilave yaptığı, karnın doysa gözünün kaldığı, kaldığı için karnının da bir türlü doyamadığı, ikramların 3 öğün yemeklere sığmadığı, yemekten kalkıp gitsen 1 saat sonra bir karpuz, bir dondurma, bir meyve tabağı, bir tatlı, bitmek bilmez bir ikram anlayisi, böyle köklü, güçlü ve hakiki Turk misafirperverligini özlüyor insan...

Karnın aç mı?

Hiç unutmuyorum. Sevgilim Turkiye'nin koyunu, hayvancilik, çiftcilik yapan yerlerini görsün diye onu Tire'ye götürmüştük. Dağın ortasında inekler yetiştiren, hayvancılık yapan bir aile vardı.
Arabayla yaklaşıyoruz, mutlak bir yabancının geldiğini fark eden bakımsız bir kız çocuğu bize bakıyor.
Arabadan iniyoruz. Hayatımızda birbirimizi ilk kez görüyoruz.
"Merhaba" deyip yanina yaklaşıyorum, elimi tutuyor ve bana sorduğu ilk soru:
"Karnın aç mi? Birşey yicek misin?"
Çünkü böyleyiz biz, genlerimizde var, evimize gelenin karnını doyururuz, evimizde ne varsa, elimizden ne kadar geliyorsa...

Karşıyaka çarşısında bir tur atmadan izmir'e gelmiş sayılmam

Gece 2'de vardik Izmir'e, sevgilim artik bizden sayilir ama o bir Fransiz.
Bir arkadasimiz da vardi bu sefer. Misafir gelmis, gece yarisi da olsa sofra kurulur bizde. Hersey konulur cesit cesit, sen ye, yeme, gelir onlar. Yiyeceklerin biri gider biri gelir... Boyledir...

Ertesi gün oldu, Karşıyaka'ya attık kendimizi.
Karşıyaka çarşısında boydan boya yürümeden, iskelede bir tur atmadan, o palmiyelerle bezenmis muazzam guzellige karismadan Izmir'e gelmis saymam ben kendimi...
Bak Maeva dedim ben bu Mc Donalds'in açildigi gunu hatirliyorum. Bu carsida ne Mango vardi, ne Adidas magazasi, hiçbir zincirin parçasi olmayan yerli mali magazalar vardi buralarda. Surda bir Deniz sinemasi vardi, 3 film olurdu sadece... Degissin diye 1 ay beklerdik.

Buralar hayatimin çıkış noktası yerler, cok değerli...
Görmek, önünden gecmek, o iskeleyi, kalkan vapurlari, bak ben Karsiyaka'dan okuluma her sabah 7.40 vapuruyla giderdim demek rahatlatiyor beni.
Insanin koklerinin olmasi guzel birsey. Koklerim bunlar benim, ben buralarda buyudum, ben oldum, buyudugu yerlerde artik kimsesi kalmayan oralara donemeyen insanlar var. Sansliyim, ilk okulumun onunden geçerken bile gozumde canlanan kareler var.

Arada bir Izmir'e dönmek güven veriyor bana...

Aksam oluyor. Istikamet Marmaris..
Eski zaman tatilleri gibi, dolustuk arabaya.

Gule oynaya, sohbetin tadina vara vara, "versene o kurabiyeden bana da bir tane", "himmm borek nefis olmus" diye diye, CD'ler degise degise, sarkilara eslik ede ede, bazen de kafayi pencereye dogru devirip 15 dakika kestirme yapa yapa, uyanip kaldigimiz yerden devam ede ede....
Izmir'den Marmaris'e çiktik yola...


Yine sifa gibi geldin Izmir'im

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam

Kardesim ve Kardesleri








6 Ağustos 2012 Pazartesi

Marmaris'ten seçmeler...

Her gün bugün daha farklı, daha yaratıcı bir gün geçirelim diyoruz, her gün yine keyifle Del Mar'in yolunu tutuyoruz.
Bir laf var çok severim: If it works don't fixe it.
Bir sey güzel bir sekilde isliyorsa, onu daha iyilestirmeye calisma.
Del Mar'da denize tepeden bakan bir yerde kahvaltini yap, o güzelim denizde yuzmeye doyama, duşunu al, yukarıya kahveye çik, sohbet, eğlence, sonra yine deniz güneş...
Amaaan şimdi kim kalkip burdan Datça'ya gidecek, sabah sabah tekne turuna çıkacak, Kleopatra koyu varmis, Dalyan'daki kral mezarlari gorulmeye degermis. Degerdir de.... biraz tembellik mi ediyoruz acaba? Valla ediyoruz ama napalim burda takilmak çok keyifli.
Eylül'de tekrar geleceğiz nasil olsa... O zaman gezeriz.

Bir de zaten annemle tatilin tadina doyum olmuyor.
Cok acaip bir enerjisi var annemin, isik saciyor, nese saciyor....
Onunla hiç ama hiç canı sıkılmıyor insanın...

DEL MAR 

Del Mar, Del Mar deyip duruyorum... Burası bildiğimiz türden bir cafe restaurant aslında. Ama öyle sıradan bir yerde degil. Marmaris'in denizi en güzel beldesi Icmeler'de, hem de denizin en guzel yerinde, tam burunda... Her gun ayni insanlari gormek mumkun, zira bir kere buranin tadını aldı mı insan başka bir yere gidemiyor...
Tepeden, o uçsuz bucaksiz gorunen sahane denize bakarak kahvalti etmenin zevki üstün...


Volkan ve Huseyin
 
Her gün Volkan'in güleryuzlu karşılamasıyla başlıyor günümüz.
Bu cocuklar piılanta.... Pirlanta...
Su iki piril piril delikanli ceviriyor butun plajin siparislerini. Temmuz gunesinin altinda bir uçtan bir uca her gün koşturup duruyorlar.
Gencler, dinamik ve enerjikler.
Bunun ustune cok saglam bir de sinir sistemine sahipler.
Butun gun deli gibi calisiyorlar ve cizgileri asla degismiyor....
Sabah nasil bir davranis, konusma icindelerse aksam pestilleri çikmis halde de ayni kalabiliyorlar.
Gunun her saati guleruyuzlu, mesafeli ve samimiler...
Damarlarinda asil bir kan var cocuklarin. Goruluyor...
Karakter sahibi ve asiller.
Kimsenin yaninda olmasi gerektiginden fazla kalmiyorlar.
Cok konusmuyorlar, bos konusmuyorlar.
Kimseye kendilerini ispat etmeye calismiyorlar. Kendilerini biliyorlar.
Onlar boyle ozel cocuklar olunca insanin cani ister istemez onlar için birsey yapmak istiyor. Bahsis kesmiyor bizi, onu zaten yapacagiz, boynumuzun borcu. Baska birsey baska baska...
Her gun degistirdikleri birbirinden guzel shortlardan almak lazim bunlara. Bence en guzel hediye bu olur. Dur bakiyim Paris'ten guzel birseyler getireyim, soylerken de havalari olur...

Volkan oranin kidemlisi

 Huseyin Volkan'in comezi

Bu sonbaharda askere gidecek.
Kendi istegiyle doguya gitmek istedigini belirtti. Nedenlerini de anlatti. Gozlerim doldu. Iste boyle aslan parçasi bir Turk genci bunlar.
Yine de benim gozlerim doldu...
Kendisine butun kalbimle simdiden hayirli teskereler diliyorum.

Iş adamı gibi köylüler ve "domatesin fiati" toplantıları

Marmaris'in köylüleri dillere destan. Bayaa bayaa "business men".
Hele herkesin dilinde bir Manav Veli var ki, anladigim kadariyla London Business School'da ders vermelik bir adam. Domates satarak nasil hanlar, hamamlar yapilir dersi... tutar mi? bence tutar.
Bildiginiz gibi verimli Ege topraklari burasi. Mugla ve cevresi...
Dolayisiyla ürün bol ve kaliteli...
Ama beni en çok etkileyen köylülerin sezon başında yaptıkları toplantılar oldu.
Köylüler toplantı mı yapıyor? Bu bilinç hep mi vardi yoksa değişen dünyaya ayak mı uyduruyorlar?
Domatesin fiatına karar verdikleri sezon başı toplantıları...
Böylece bazıları daha çok kazanmıyor. Hepsi kazanıyor.
Böylece aralarındaki rekabetten tüketici kazançlı çıkmıyor.
Dünyanin ekonomisi boyle dönüyor, bizim köylüler olaya çoktan hakim olmuşlar bile. Ağzım açık kaldı. Bravo.

Marmaris'e özel kekik bali

Marmaris çam cenneti... Her yer çam ağaçlarıyla dolu.
Dolayısıyla çam balı denilen özel bal bu bölgenin favori ürünü.
Şehir dışındaki çevre yollari bile sağlı sollu kekik ve çam balı satıcılarıyla dolu.
Bizim balcımız Marmaris merkezdeki Gökmen Balcısı.
Kocaman bir dükkan ve birbirinden değişik çeşitte bal var, gözlerime inanamadim. Yahu bal bu, bildiğimiz şekerli birşey, birbirinden ne kadar farkli olabilir ki dedim. Gökmen Balcısı bana bir sürü bal tattırdı... Anladım.

Annem son zamanlarda kekik balına takmış.
Cok ünlüymüş, zencefille karıştırıp yemek lazımmış şifa niyetine.
Valla ben iki şifa bilirim: Spor ve sevgi...

Yine de...
Zencefil ve kekik balı da evimde bulunsun dedim...


Gorur gormez vuruldugum son diyar: MARMARIS

Memleketimin Sofralari









5 Ağustos 2012 Pazar

Görür görmez vurulduğum son diyar : Marmaris..

Dünyanın denizlerinde yüzdüm...
Ispanya'da Valencia, Barcelona, Malaga, Marbella ve okyanus kıyıları...
Fransa'da Marsilya, Nice, Deauville, Cote d'Azur kiyilari
Italya'da Marina di Varenna,
Miami,
Bahamas Adaları,
Hawaii Adalari (himmm Maui'yi ayri tutalim yine de)
Bali...

Ama hiçbirisi vatanımın denizi, güneşi, plajı gibi değil...

Türkiye'min her köşesi cennet. Ama...
Görür görmez vurulduğum son diyar Marmaris...
Deniz'le dağın nadiren bütünleştiği ender bulunan bir belde: Marmaris Içmeler...
Marmaris merkez, o çarşılar, pazarlar aklın kalır, o kadar cavcavlı, renkli, hareketli. İstanbul'daki kapalı çarşının kopyasını yapmislar.
Çok güzel olmuş.
Marina'daki yemek yerleri, barlar, cafeler, hele hele barlar sokağı...
Benim gibi dans etmek için çıldıran birisi için biçilmis kaftan... Kardeşim öyle diyor, seni bırakayım barlar sokağına sabah 4 buçukta gelip alayım diyor...
Bazen evde kalip kafa dinlemelik, bazen sokaklara kendini birakip sabahlara kadar eğlenmelik... Bayıldım.

Son iki yildir Marmaris'e bir baska kaptirdim gönlümü.
Tabii ki bir tanecik kardeşimin sayesinde tanıştım bu güzelliklerle...


Aynı rutinle bütün yaz yaşayabilirim...

Her sabah herkesten önce uyan, sporunu yap, ev halki uyanincaya kadar terasta üstsüz güneşlen, hala uyuyorlarsa biraz gürültü yap, kahvaltıyı kur, balkonda püfür püfür çayını yudumla, sonra Delmar Cafe'nin plajının yolunu tut, Volkan'in bize ayırdığı çadır gibi şemsiyenin altına kurul, hemen Volkan'a 2 kahve siparisi ver, siparisi verdikten sonra denize atla, deniz kizi ol, bol bol yüz.
Canan Karatay'in dedigi gibi bir ıslanıp çıkma, 3 saat yüzmeye çalış becerebilirsen, denizden sonra duşunu al, yukarıya Delmar Cafe'ye kahve içmeye çık, saat 3'e kadar güneşe çıkma, plajda çadırda otur, kitap oku, gazete oku, anneyle sohbet et, Inanc'in tayfasından bizimle sohbete gelen herkesle iki çift laf et, durup durup denize gir, yüz, deniz jimnastigi yap, voleybol oyna ama denizden çıkma...
Gün batımına kadar plajda kal...
Bazen bir kadeh beyaz sarap, coctail esliginde plajda günü tamamla...
Eve dön, akşam yemeğini hazirla ve gece programlarina doğru yol al...
Bazen de evde kal, erken yat.... Bir gün de cok uyu...

Rutin denen seyde değisik bir haz var.
Insanı rahatlatıcı, hayatı kolaylaştırıcı, huzur ve güven verici bir haz...
Düşünmeden, planlamadan, her gün aynı zevki alarak aynı şeyleri tekrar yapmak ve hayatı basite indirgemek. Rutin budur.
Ve bence zevklidir...

Elbette ki bazen rutini bozmak ta gerekir..
Ki rutindeki zevk sursun...

Kralin kizi suyu yürüyerek geçebilseymis iyiymiş...

Evin bulunduğu Marmaris Icmeler'den 30 km uzakliktaki Selimiye'yi tanımak ve akşam da ünlü Sardunya Restaurant'ta yemek yemek üzere yola çıktık.
Selimiye Marmaris'in en rafine, en elit semti.
Minicik bir kasaba burasi, güzel koylar, cici bici evler...

"Kizkumu" adindaki koyuyla ünlü.

Neymis, kasabanın zamanındaki kralı öldürülmüş, kızı da karşı kıyıya kaçmak istemiş.
Ne var ki yüzme bilmiyormus. İşte efsane bu ya, cebine kumları doldurmus, denize döküp kendine yol yapa yapa ilerlemeye baslamış. Ama suyun ortasında cebindeki kumlar bitmis, kızcağız da boğularak ölmüş. 2 cep kum alayıp yola çıkayım, nasıl olsa prensesim, "efsane" beni korur dedi herhalde...


İş adamı gibi köylüler ve "domatesin fiati" toplantıları

Marmaris'in köylüleri dillere destan. Bayaa bayaa "business men".
Hele herkesin dilinde bir Manav Veli var ki, anladığım kadarıyla London Business School'da ders vermelik bir adam. Domates satarak nasıl hanlar, hamamlar yapılır dersi... tutar mı? Bence tutar.
Bildiğiniz gibi verimli Ege topraklari burasi. Muğla ve çevresi...
Dolayısıyla ürün bol ve kaliteli...
Ama beni en çok etkileyen köylülerin sezon başında yaptıkları toplantılar oldu.
Köylüler toplantı mı yapıyor? Bu bilinç hep mi vardı yoksa değişen dunyaya ayak mı uyduruyorlar?
Domatesin fiatına karar verdikleri sezon başı toplantıları...
Böylece bazıları daha çok kazanmıyor. Hepsi kazanıyor.
Böylece aralarındaki rekabetten tüketici kazançlı çıkmıyor.
Dünyanın ekonomisi böyle dönüyor, bizim köylüler olaya çoktan hakim olmuşlar bile. Bravo.

Havva Hanimlar ve Mahmut Beyler 

Yolu Del Mar'dan gecen herkesle bir gün bir saatte mutlaka karşılaşıyoruz. Havva Hanim ve Mahmut Beyler bunlarin başında geliyor. Çünkü kardeşimin çevresi onlar.
Eski gureşçi Mahmut Bey, maşallah söylemese de görünüyor zaten. Böyle haşmetli bir adam. Çok ta esprili, eglenceli, hoş sohbet. Esi Havva Hanim da nasil derler devlet gibi kadin. O da hasmetli, elinin tersiyle vurdu mu oturtacak gibi bir hali var ama alakasi yok. Cok tatli, sabahlara kadar güldürür adami, öyle hoş sohbet.
25 sene Istanbul'da yaşadıktan sonra çat diye Marmaris'e aşık olup buraya yerleşmeye karar vermişler.
Mahmut Bey her gün gelir sahile. Mutlaka 15 dakika bizim yanimiza ugrar. Annemle biz devamli muhabbet ya da kahkaha halinde oldugumuz için insanlar yanimiza uğrayıp neşemizden bir tutam almak isterler. Mahmut Bey hem alan, hem verenlerden....

Havva Hanım her gün gelmez. Geldi mi de plaja inmez. Teknelerini çekerler plajın yakınlarına orda takılır.
Bir gun tekneleriyle koyları gezmeye bizi de davet ettiler.



Aman aman Marmaris'in koyları akıllara zarar bir güzellik, bayıldım.
Turunç aklımda kalan en güzel koy. Yüzüp yüzüp çıktık, tekneyi başka bir koya sürdük. Çok güzel bir gündü. Güzel birşeyler yaşadın mi bitmiyor bu memlekette keyif, sürüyor sürebildiği kadar.
Hoop aksam çaya Havva Hanımlar'dayız.

Çayın ortamı bütünleştirici yapısını daha yeni fark ettim.

Çayı sadece kahvaltıda içerim, başka da sevmem.
Havva Hanım Karadeniz'li; öyle oldu mu, çay tartışılmaz oluyor.
O akşam fark ettim. Çaydanlıkta yapılan çayın çok farklı bir yapısı var.
Kahve gibi bireysel değil çay, bir takım oyunu gibi. Kahve gibi bir bardak içip bitmiyor. O bardaklar doluyor doluyor boşalıyor, sonra tekrar dolduruluyor.
Hiç bitmiyor çay içmek... Içenleri bütünleştiriyor, kaynaştırıyor.

Konuşacak birşeyler olduğu sürece bardak hiç boş kalmıyor...

"Boşver gitsin" nereden geliyor biliyor musunuz?

Felsefe hocasi bir arkadasim anlatti. Çok eskiden, en baba filozoflar, bara sirf felsefe yapmaya, ya da devlet meselelerini konusmaya gelirlermis. Konustukca bardaklari bos kalmazmis, devamli alkolle dolarmis, boşalır boşalır dolarmış.. Ne zaman ki artik birinin söyledikleri dinlemeye değmez olurmuş, ya da artik söyleyecek sözü kalmazmis, diğeri barmene "boş ver gitsin" dermiş.
Ya da kisi artik sohbetten birşey alamadığını hissettiğinde "Bana boş ver" deyip gidermiş.
Yani artik bardağım doldurmaya değmez, bundan sonrasını gözden çıkarttım anlamında...

Boş ver gitsin...



Marmaris'ten seçmeler

Memletimin sofralari


2 Ağustos 2012 Perşembe

PASTASARIM / Marmaris

PASTASARIM / Marmaris

20 yillik çocukluk arkadasim benim Kamile...
Biz kucukken boyle mailler mi vardi? Yoktu tabi...
Biz haftada bir mektuplasirdik onunla, bazen iki, hic aksamazdi.
Antalya-Izmir arasi yillarca o mektuplar gider gelirdi.
Neler neler paylasirdik...
2 genc kizin kabugunu kirmaya çalisan dunyasi o kagit parcalarinda gizli... Hala Izmir'de kutu kutu sakliyorum bir yerlerde...
Belki bir gun açar okurum, kim bilir...


Neden Kamile'yi anlattim?
Cunku o da bir sehre, bir meslege sigamayan kadinlardan...
Hayatin herhangi bir noktasinda, ben bunu yapmak istiyorum deyip, el atip, cok ta guzel basaranlardan...
Antalya'dan Istanbul'a tasindi.
Meslegini birakip ben pasta yapmak istiyorum dedi.
Kurslara gitti, zaten yetenekli ve yaraticiydi, kendisini daha da gelistirdi...

Derken, gecmis yillardan da cok iyi tanidigi ve 2009'da kizini dogurmak icin gittigi Marmaris'e tamamen yerlesti. Orali oldu...
Ciddiye aldigi pasta islerini ilerletti. Kermeslere katildi.
Veeeee... PASTASARIM'i açti.
Marmaris merkezde, Marina'nin arkasinda.

Dilerseniz, gidip, her gun kendi elleriyle yaptigi nefis Brawnie'lerden, kurabiyelerden, tiramisulardan, sekerlerden, reçellerden alabilirsiniz.
Dilerseniz bunlari yapmayi ogrettigi mutfak atolyelerine katilabilirsiniz.


Ammaaaaa yine de pasta da pasta....
Yakinlarda bir dogumgunu veya yildonumu kutlamaniz varsa Pastasarim burda.
Kamile'nin esas usta oldugu alan kisiye ozel, temali mi temali pastalar....
Uzeri Lunapark gibi renkli, oyuncakli, eglenceli...
Insan yemeye kiyamaz.
Fiati da acaip uygun. Kisi sayisina gore, pastanin buyuklugune, arzu edilen tefarruata gore degisiyor tabi. Ancak surekli aldigi pasta siparisleri 60 ila 100 YTL arasinda oynuyor.
Sevdiginiz birini sasirtmak, havalara ucurtmak bu kadar kolay!!!

Mukemmel degil mi?



Ben mesela 3 Eylul'deki annemin 60. dogumgunu pastasinin siparisini simdiden verdim.
Annemin, onceki hayatinda, ayni yil 4 grand chelem kazanan bir tenisçi oldugunu bize dusundurten tenis maçlarina olan ilgisi ve meraki uzerine olacak pastamiz...
Temayi Kamile'yle beraber seçtik.
Insani hiç yonlendirmeden, gerçekten sizi neyin mutlu edecegini anlamaya yonelik, nokta atisi harika sorular soruyor.
Ve tamam diyor. O kafasinda pastayi çoktan yapmis oluyor...


Evet sadece pasta degil...
Mutlulugun yenen birseye donusmus hali...



25 Temmuz 2012 Çarşamba

Memleketimin Sofralari Bambaska...

Dunyanin bir numarali mutfaginin kalbinden geliyorum.
Fransiz mutfagini cok iyi bilirim.
Evelallah, elimden de cok iyi gelir, sahane Fransiz yemekleri yaparim.

Ama...
Memleketimde yemek yemenin tadi bambaska...
Kiyas kabul etmez.

Her yenilen seyin bir ritueli var, bir mazisi, bir hikayesi var.

Babaannemin bahcesinin agacindan toplanmis incirler var. Incir mi bardacik mi? Farki nedir, hala bilmiyorum.

 Ramazan ayinda kapis kapis giden sicacik susamli pideler var.
 
Biricik kardesimin cocuklugundan beri olmazsa olmazi, uzerine erimis kasar peynirli sucugu var. 

Yayil ayrani var mesela, offf içtikçe içesi gelir insanin... Bir tane zaten hiç kesmez.


Su pidelere bakar misiniz? Bunlar bir porsiyon sadece. Biri ispanakli kasarli, biri kusbasili... Yedikçe yersin... Hele su yayik ayranla da bir guzel gider...




Soyle domatesin kokusunu taaa mutfaktan duydugunuz çoban salatasi var bunun. Cobanlar da agzinin tadini biliyormus haaaa....



Kuçukken, annemin daha mixeri yokken, elinde suzguyle kasik kasik ezdigi en sevdigin çorba mercimek çorbasi var...


Sabahi, aksami olmayan, memleketin içilme rekorlarini her donem kiran rakipsiz çayimiz var...
Bir de su yanindaki gumus çay kasigina bayildimmmm. Ben de istiyorum aynisindan.

 
Bunun yaprak sarmasi var, mantisi var, revanisi, sambalisi, baklavasi, peynirli kunefesi var.
Sokaklarda gezen bozacisi, cekirdekcisi, daricisi var.
Eskiden sadece Izmir Kemeralti'nda buldugumuz, sokakta ayakta ictigimiz karadut suyu var.
Tursucusu, tursu suyu var.  Pastirmasi var.
Sokakta dokulen, herkesin bir tabak icin siraya girdigi lokmasi var.
Turk kahvesi var bunun...
Rahmetli babaannemin asuresi var...
Deniz kenari sehirlerinin efsane yiyecegi midyecisi var. Midye dolma...
Iskembe corbasi, ezogelin corbasi, kose basinda satilan kokoreci var.
Annemin malzemesi bol ve temiz olsun diye evde hazirlayip firina yaptirdigi pidesi var.
Ramazan pidesi var. Lavasi var. Boyle sisman... bol susamli...
Evde yapilan, yeme de yaninda yat cinsinden yogurdu var...

Yogurt demisken...


Bakar misiniz, su arabayla giderken yol ustunde durup ettigimiz koy kahvaltisina...
O kahvaltidan aldigim zevki Istanbul bogazina nazir luxe bir mekanda almadim. Ciddiyim.
Her lokmanin, vucudumdaki mutluluk hormonlarini harekete gecirdigini hissede hissede yedim.
Sadece yediklerimiz degil, tam eski usul yol kenari mola yerleri olmasi itibariyle de cezbetti beni.
Tahta sandalyeleri ve masasiyla, kenarda saril saril akan suyu, ortada biten agaci, cicegi, bocegiyle harikaydi...
Hele hele su ortadaki yogurt... Abartmiyorum, tadi hafizamda kayitli, zira bir daha oyle lezzetli bir yogurt yiyebilecek miyim? Bilmiyorum.
Umuyorum...

Bir de oldurucu mezelerimiz var bizim. Deniz borulcesi, ahtapot, kalamar, patlican, semizotu salatasi...


Ben bir de lagos yedim, baligimi kendim sectim, Marmaris Selimiye'de, denizin dibinde hatta denizin ustunde, iskelede...

Doku taslarim bu tadlar benim

Peynirin anavataninda yasiyorum
Ama hicbiri beyaz ve tulum peynirinin yerini tutmuyor, olmuyor.
Dunya mutfaginda tatmadigim lezzet kalmadi diyebilirim.
Ammma....
 
Doku taslarim bu tadlar benim...

Her birinin ayri hikayesi var.
Bazi yiyeceklerle ozdeslesen insanlar var aklimda...
Bir takim yemeklerle butunlesen olaylar, bayramlar seyranlar, kutlamalar var.
Her bir lokmada canlaniyor, beni ben yapan her guzel hatira...

Damak tadi denilen seyin bir hafizasi var.
Silinmiyor, unutulmuyor.
 
Memleketimin sofralari, yemekleri bambaska....