28 Ekim 2011
Bali....
Telaffuz etmesi bile insani hayallere daldiran diyar...
10 yildir her sene Bali'ye tatil yapmaya gelen insanlar var.
Anlamak guç. Dunyada kesfedilecek onca yer varken ayni yere gelip durmak neden?
Buyuleyici birseyler var diyorlar bu topraklarda.
Ne ki acaba?...
Denpasar Havaalani'na iniyoruz.
Vizemizi gumrukten aldiktan sonra taxi bulup otelimize dogru yola koyuluyoruz.
3 gece kalacagimiz otel Ocen, Legian Plaji'nin onunde.
Legian Beach, Kuta Beach ve Seminyak yanyana en turistik bolgeler.
Gelir gelmez traditional Bali masaji yaptiriyoruz.
Aman Tanrim, deli olur burda insan, 5 euroya inanilmaz guzel masaj yapiyorlar.
Yeniden dogmus gibi oluyorsun, bebek gibi yumusacik.
Sanki tenini degistirmisler, baska bir ten giydirmisler, oyle farkli...
Denize nazir bir coctail'den daha ucuz masaj.
Bir de vucudun sana tesekkur ediyor.
Ben seni her gun tasiyorum, sonunda bana boyle guzel muamele yaptigin için sana minnettarim diye...
Muthis birsey, insan direk bagimlisi olur bunun, oyle boyle degil...
Ekim ayi buralarin yagmur mevsimi.
Ara ara indiriyor, sonra hemencecik gunluk guneslik oluyor her yer.
Ayni Hawaii'deki gibi yine sabah kosusuyla gune baslamak ve mukemmel bir kahvaltiyla kendini odullendirmek, esssiz...
KUTA Beach'e kadar uzanan Legian plajlari çok eglenceli.
Sen sezlonguna uzanmis yatiyorsun, ucuz ucuz kolye, kupe, pareo saticilari, manikur, pedikur, masaj yapan kadinlar geçip duruyor, çok animasyonlu, oyuncakli, hareketli.
Aksamustu oldu mu Seminyak'ta gezelim, butiklere dalalim.
Bir tatilden ne bekliyorsan hepsi var.
PADMA RESORT HOTEL
Otelimiz PADMA Resort guide'larda yazdigina gore Bali'deki en guzel tatil koylerinden biriymis.
Cok luxe, devasa, sahane bir havuzu ve son derece upper class international musteri yelpazesi var.
Padma Resort Hotel bugune kadar kaldigim en guzel tatil koyu.
Tartismasiz !!!
Gizli sakli çekmeceleri olan kutulara, sandiklara benziyor.
Her yerini gezdim, gordum, biliyorum diyorsunuz bir de bakiyorsunuz daha bitmemis...
Lunapark gibi bir bahçesi var. Evet, evet, bahçe degil; park burasi.
Palmiyeler, agaçlar, her taraf, butun otel yemyesil.
Otel odalari iki katli minik evler seklinde. Biz de bunlardan birinin ikinci katinda kaliyoruz.
Balayi dedin mi akan sular duruyor.
Odamiza hemen çiçekler, pastalar, meyve sepetleri, sampanyalar geliyor.
Daha once hiç boyle bir otel odasi gormedim.
Otel odasinin balkonu direk havuza açiliyor, yuzup geri geliyorsun, balkonundan odana giriyorsun, boyle bir luxe var mi? Super...
Bu odalardan ellerinde çok az olup bizim kaldigimiz donemde bos oda yoktu.
Ama concept harikulade.
Baska bir zaman, baska bir yerde muhakkak deneyecegim.
Bali'de bir tek oteller pahali. Padma Oteli'nin geceligi 300 $.
Onun disinda sehirde hersey bedava gibi.
15 euroya iki kisi, hem de kaliteli, sahane yemek yiyoruz.
13 Euro el, ayak bakimi, cilt bakimi, vucut bakimi, hair cut total.
Burda zaten guzellik merkezlerinden çikasi gelmiyor insanin, oyle rahatlatici ki her gun olsa fazla gelmez...
Bir de surf ve body board olayi var tabi ki...
Nasil boyle slalom yaparak kayiyorlar suyun uzerinde, inanilmaz guzel...
Sevgilim surf kiraladi, ben body board.
Sonra da ver elini dalgalar... Ayni Hawaii'deki gibi, fok baligi misali dalgalarla oynasmalar...
Burdaki ulasim metodu motosiklet.
Taxi-motolar var. 1 Euroya istedigin yere goturuyor seni.
Ya da gunluk 5 euroya motor kiralayip ordan oraya ulasimini sagliyorsun.
Cok keyifli biz de ortama uyuyoruz hemen.
Dunya turumuz boyunca ilk defa bir otelde upgrade edilmedik.
Onun yerine Garden Club uyeligi hediye edildi.
Cok ta matah birsey oldugu soylenemez.
18h30-20h30 arasi içki ve kokteyl servisi var.
Happy Hour apéritif zamani yani.
Cok uzun zamandir alkollu birsey içmedigimizden olsa gerek birer Mojito hemen etkisini gosterdi.
Birazcik ta birseyler yedik, ve ardindan hemen uyuduk.
King Size yataklarda yatmak bir baska keyifli.
Yatak yutuyor sanki adami....
Kayboluyor içinde insan, baska diyarlara akiyor...
Bali'de gunler boyle geçiyor...
Maymunlar Tapinagi UBUD / BALI
Bali'de her gun masaj...
Dunya Turu (10) HONG KONG
Japonya'nin kalbi KYOTO
Lutfen kimse geishalari bana "artist" diye yutturmasin !
NIKKO: Kirmizi çiçekler ve tapinaklar...
Giyotinden geçtim, elime kelepçe takildi, hucreye atildim: THE LOCK UP
HACHIKO: Sadakat ve bagliligin mukemmel simgesi..
Japon kadini neden bu kadar zayif ? Sirrini açikliyorum.
Golden Gai barlarinin kapisinda "yabancilar giremez" yaziyordu...
Elma elma olali boyle satafatli satisa sunulmadi.
Japon kadini yurumeyi bilmiyor.
Sumo gurescilerinin herkesin onunde torenle kesilen at kuyrugu...
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
Dunya Turu (11) BALI
Dunya Turu (10) HONG KONG
Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
surf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
surf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Mart 2013 Pazar
Dunya Turu (11) : BALI
Libellés :
balayi,
Bali,
Dunya turu,
Kuta Beach,
Legian,
masaj,
moto,
Padma Resort,
Seminyak,
spa,
surf
18 Ekim 2012 Perşembe
Dünya Turu (8) : HAWAII - Uzak diye bir yer yok -
1 Ekim 2011
Dünyanın tamamen öteki ucundayız...
Evimden hiç bu kadar çok uzaklaşmamıştım...
Hani küçükken annelerimiz: "çok uzağa gitme, evin önünde oyna" derlerdi ya..
Bu sözü ne zaman duysam, yaşım kaçsa, geri dönüş imkanlarim neyse, koşullar dahilinde evden en fazla ne kadar uzaklaşabileceğimin sınırlarını zorlardım.
Annem hatırlayacaktır daha anaokuluna giderken bir gün nasıl Izmir kazan bunlar kepçe, (hatta polisin bilgisi dahilinde) deli divane beni aradıklarını...
Dünyanin öteki ucundayız...
Zaman zaman geri dönemeyecekmişiz hissine kapılıyorum.
Kapılıyorum, ama hemen geçiyor. Geri dönemeyeceğimiz hissi değil, dönmesek n'olur ki, dünya şu anda burada dönüyor, nabız burada atıyor, buraya dahil olabiliriz, burada yaşayabiliriz, geri dönmek zorunda değiliz, yoksa zorunda mıyız, kaygısı geçiyor...
Ayak bastığımiz her yere mutlak bir adaptasyon, bir teslim oluş, bir dahil oluş yaşıyoruz.
Gittigimiz her yerde "burada yaşamak ister miydin?" sorusunu soruyoruz kendimize.
O kadar içsellestiriyoruz, özdeşleştiriyoruz, benimsiyoruz oraları, ordakı hayatı, ve oradaki kendimizi...
Tek zor olan; sevdiklerimden fersah fersah uzakta olmak.
Ama olsun, n'apalim. Onlar kalbimizde olduğu sürece...
Uzak diye bir yer yok...
"Thank you to serve our country"
Los Angeles - Honolulu uçağındayız.
Uçakta uniformali 2 ordu mensubu var; herkes gibi normal yolcular. Bir ilgi, bir itibar, bir dört dönme hakim. Amerikalılardan yine tam Amerikali bir hareket. Hostes microfonu alip şöyle bir anons yapıyor. "Aramizda US mensubu çok değerli 2 yolcu var."
"Thank you to survey our country."
Bravo hostes kadina, çok hosuma gidiyor. Bir taraftan da içim cız ediyor. Bizim gencecik çocuklarımızın kaçına bunu duymak nasip oluyor acaba?
Welcome to HONOLULU / O'HAU
Ben Hawaii'yi tek bir ada saniyordum, meğer takım adalar zinciriymiş.
O'HAU: Hawai Adalari'nin bas adasi. En kalabalik, en ugrak, en taninan, sosyal yerleskelerin en fazla bulundugu ada burasi. Tum Hawaii adalarinin baskenti Honolulu sehir burda bulunuyor.
MAUI: Hawaii Adalari'nin içinde O'hau'dan sonra en taninmis ve en turistik olani. (Bizim de birkaç gunluk O'hau maceramizdan sonra istikametimiz Maui)
KAWAI: Maui'yle beraber en fazla yabanci turist çeken guzel bir ada. biz de Maui ve Kavai arasinda gidip geldik ve Maui'yi seçtik.
MOLOKA'I: Turistik bir ada degil ama gerçek Hawaililer'in yasadigi bir ada.
LANA'I: Hawaii'nin çok turistik olmayan en kuçuk adasi ama havaalani var.
O'HAU ADASI / HONOLULU - Waikiki Plaji
Honolulu büyük bir şehir. O'hau'nun ve tüm Hawaii Adaları'nın başkenti. Tüm international uçuşlar buradan yapılıyor. Hatta yüksek yüksek binaları, gökdelenleri var, otobüsler geçiyor.
Honolulu'yu görüp hiç Hawaii'deyim demezsiniz, bayaa bildiğimiz büyük bir şehir burası.
Burada 3 gün kalıcaz sadece o da dünyaca ünlü Waikiki Plajı'nı görmek ve O'hau Adası'nın genel havasını bir solumuş olmak için.
O'hau Adasi'nın kuzey sahilinda esas Waimea Bay varmis. Güzelliği dillere destanmis ama bu sefer gidemeyecegiz. Honolulu civarinda, bize eşlik eden Twu bizi hangi koya götürürse oraya gideceğiz. Waimea Bay için yine geliriz. Hayat uzun...
O'hau Adasi'ndaki koyların genel özelligi dalgalarin devasa boyutundan dolayı yapılan sörf. Zaten burda yüzülmez, mümkün değil yani. Bu dalgalar yer yutar adamı, bitirir.
Arabayla bir koy bulduk, böyle 15 metre dalgaları olan bir yer. Orda sevgilim body board yapmayı öğrendi.
Ben de kıyıda kendi kendime takıldım.
Zira o dalgalarda öyle bir alabora olmuş ki, yüzeye çıkamamış, beli yamulmus, sırtı yere çarpmış. Katil dalgalar bunlar, acımasızmış. Yapanları görürken içim gidiyordu ama, neyse, dünya turumuzun ortasında belim kırıldığı için eve gönderilmek hiç istemem doğrusu...
Waikiki Plaji
Ardindan Koholulu Bulvari'ndan asagi yuruyerek Waikiki Plaji'nin yolunu tutuyoruz.
Waikiki Plaji upuzun güzel bir plaj, ince kumdan. Plaji esas guzel kilan hiç suphesiz, sagli sollu dizilmis, onu giydiren palmiyeler. Sehrin her yerinde palmiyeler...
Izmir gibi, Nice gibi... Palmiye çok yakisiyor boyle deniz kenari sehirlere, daha bir guzellik katiyor, zerafet katiyor.
Waikiki de oyle. Yuzmelik degil yani. Herkesin elinde bir body board, denizde yuzen yok, herkes ileride oyle malak gibi durup dalga bekliyor. Bir dalga gelecek te, dalgayi yakalayip tepesine binip kiyiya kadar gidecekler... Boyle aksama kadar bekleyenler, bir dalgayla bulusamayanlar...
Son gün bana da bir istek, bir cesaret geliyor.
1 günlüğüne kiraladığım body board'umu kaptığım gibi beni taşıyacak, hatta uçuracak dalga beklemeye açiliyorum. Bekliyorum. Usuyorum. Bir yandan da korkuyorum...
Bu arada, karada aslan parçası kesiliyorum da denizde biraz korkak bir halim var, onu fark ettim.
Özellikle, köpekbalığının olduğunu bildiğim bu okyanus sularında...
Zira öğrendiğime göre köpekbalıkları en çok bu body board yapan insanlara saldırıyormuş. Çünkü bedeni board'a yaslanmış, suyun üstünde duran, sadece bacakları hareket eden bu insanlari fok balığı olarak algılıyormuş. O yüzden saldırıyormuş. Sahiden de sahilden genel olarak bakıldığında herkeste bir fok balığı havası var.
Doğruya doğru, köpekbalıkları haklı.
Da o kervana şimdi ben de katıldım...
Kendime fok balığından başka bir hava vereyim diyorum. Olmuyor.
Fok balığıyım ben de, kaçarı yok. Alttan alttan sinsice gelip yakalayacak bir tane köpekbalığı bacağımı simdi... Ayyy nerden sardım bu işe, gidip plajda güneşlenseydim keşke. Yahu bu böyle olmuyor ama, ben simdi yukari bakip dalga mi kovalayacagim, köpekbalığı var mi yok mu diye ikide bir asağı bakıp dalgaları mı ıskalayacağım teker teker?...
Köpekbalığını unut kızım. Bak en açıkta yüzen sen değilsin, sana gelene kadar önce kimlerin bacaklarını yemesi lazım bu köpekbalıklarının...
Yok yok, bunlar kesin beni bulur. Kesin önce bana saldiracak bir tanesi buralara gelirse...
Diye hesaplara dalmisken, bir de bakiyorum sevgilim uzaktan bana bagiriyor.
"Bu dalga senin, haydi çabuk dön arkanı, var gücünle hızlanmaya çalış, çabuk çabuk..."
Bir anda sersemleyip, düşünmeden dediğini yapıyorum.
Kaymak ne kelime uçuyorum adeta...
Bir de bakmışım bir dalga beni kapmış. Ama yutmamış.
Hani King Kong'ta gorilin kızı bir hamleyle alıp sırtına attığı bir sahne var ya, aynen onun gibi, dalga almış beni sırtına atmış. Omuzlarında oturmuşum. Kayıyorum. Waikiki Plaji'na tepeden bakıyorum.
Okyanus ayaklarımın altında ben en tepedeyim, kaymak ne kelime, uçuyorum adeta. Uçuyorum...
Kıyıya yaklaşırken dalgalarin o endamli bedenindeki güç azalıyor.
Her saniyede daha da azalmakta olduğunu hissediyorum. Yavaş yavaş inişe geçiyorum.
Ve az once bana inanılmaz büyük bir heyecan yaşatan o ihtişamlı dalga, nazik bir şekilde, hiçbir yerimi acıtmadan beni kıyıya bırakıveriyor.
Bırakır bırakmaz da kendisi köpük olup yok oluyor...
Görevi beni bu sahile sağ salim, bir de üstüne akıl almaz duygularla bırakmakmış ta görevini başarıyla tamamlamış gibi...
Bu nefis yolculuk için teşekkürler güzel dalga.
Belki bir daha karşılaşırız.
Ama...
Ne sen aynı, ne ben aynı...
Hawaii'den giderken...
Sevince zaman çabuk geçmez..
HULA Dansi
Ciplaklar plaji
Adada hayat bir baska guzel
Cennet HAWAII olmali...
Honolulu Waikiki Plaji
Dunya Turu (11) BALI
Dunya Turu (10) HONG KONG
Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
body board,
dalgalar,
Dunya turu,
Hawaii,
Honolulu,
kaymak,
kopekbaligi,
O'hau Adasi,
surf,
ucmak,
uzaklik,
Waikiki Plaji,
Waimea Bay
13 Ekim 2012 Cumartesi
Mulhollland Drive'da Brad Pitt'i gorduk... (mu?)
30 Eylul 2011
Universal Studiolari mi? Mulholland Drive mi?
Universal Studiolari mi? Mulholland Drive mi?
Los Angeles Amerika'nin 2. buyuk sehri. New York'tan farkli olarak gokdelenler yok burada. Sehir dikey degil yatay bir alana yayilmis. Cok buyuk bir alana...
Los Angeles'ta çok fazla zaman geçirmeyi planlamadik. Dunya turumuz içinde sadece 2 gun verdik buraya. Dolayisiyla seçim yapmak zorundayiz.
Film endustrisinin merkezi Los Angeles'ta bulunan Universal Studiolari'ni mi gezelim yoksa sehrin kendisini mi gezelim?
Dusunduk, tasindik, buraya daha once gelmis, gezip gormus arkadaslarimiza da sorduk. Kararimizi verdik.
Universal Studiolari dedigin Disneyland gibi bir yer olmali. Yani hersey yapay. Içine girip, bilmem ne filmi nasil çekiliyormus, hangi teknoloji ve effectler kullaniliyormus, wow diyecegimiz bir yer. Bir kere, Paris'teki Disneyland'a da bunun kuçuk bir versiyonunu yaptilar. Armegadon'u falan gorduk mesela nasil çekilmis. Oyle aman Allah'im olmadik. Kimse kusura bakmasin. Birinci neden bu.
Ikincisi, bu Universal Studiolar'in aynisindan bir de Florida 'da varmis.
Dunya Turumuzun ilk ayagi Miami ve Miami'den kalkan gemi seyahatiydi. Biz bu gemi seyahati isini çok sevdik. Tekrar gelmeye karar verdik. Bir sonraki gemi sayahatimizi Caraibes Adalari'na yapmayi dusunduk. Yani illa ki Miami'ye yeniden gelecegiz. Florida'daki Universal Studiolari da o zaman gezebiliriz, diye dusunduk.
Simdi Los Angeles'in kendisini gezelim, dedik. Kararimizi verdik.
MULHOLLAND DRIVE
Izmirli'ler bilir. Hatay'a giderken bir Varyant vardir. Boyle done done çikarsin tepeye. Iste aynen oyle. Dagin eteklerinde bir yol, done done çikiyorsun. Bir donemeçte goruyorsun Hollywood yazisini da.
Su meshur Mullholand Drive...
Ilk defa David Inch'in "Mulholland Drive" adli filminde duymustum adini yillar once.
Mulholland Drive o meshur Beverly Hills'e giden yol. Hani muhtesem evlerin, gorkemli malikanelerin yer aldigi bolge. Show Business'ten olmayanin, hatta olanin ama çok itibarli olmayanin bile parasi olsa dahi kolay kolay ev alma hakkinin bulunmadigi yer. Cevrenizdeki komsulardan oy almaniz, onay almaniz gerekiyor. Yok yok, valla oyle. Komsular oylamaya aliyorlar. bu kisi burda ev alsin mi almasin mi diye. Oyle onune gelen ev alamiyor yani Beverly Hill's oyle bir yer. Onunden geçtigimiz her malikane kim bilir kime ait? Mutlaka taniyoruz ama kim?
Mulholland Drive uzerinde Brad Pitt'i gorduk... (mu acaba?)
Mulholland Drive uzerinde arabayla giderken ister istemez insanin gozu arabalarin içindekilere takiliyor. Mutlaka bir dunya stari goruruz bu yolda, derken yanimizdan bir araba geçiyor, koyu yesil bir Range Rover. Araba geçtikten sonra sevgilim bana donup, Brad Pitt'i gordum yanimizdan geçen oydu diyor. Daha sonra arabaya internetten baktigimizda Angelina'nin altinda yesil bir Range Rover'la çocuklari gezdiren bir fotografini goruyoruz.
Gerçi... Brad Pitt'i gormus olsak n'olacak? Ayni saniyeler içinde onunla ayni yolu paylasmis olacagiz. Hepsi o kadar. So what? Bizimkisi de iste, dostlar alisveriste gorsun...
O meshur HOLLYWOOD yazisi...
Bazi seyler insanin zihnine, hafizasina o kadar yaziliyor ki, gerçek olabilecegini hayal edemiyor insan.
Tipki o Monument Valley'deki kayalar gibi...
Tipki o dagin yamacindaki Hollywood yazisi gibi...
Kirasi 12 milyon $ olan "Hollywood" yazili yamaci LA Belediyesi odeyemiyor.
Los Angeles Belediyesi artik bu Hollywood yazisinin bakimini yapamiyormus. Bunun da otesinde dagin bu yamacini 12 milyon$ 'a kiralayan sahibine odeme yapamiyormus. Cok pahaliya geliyormus ve artik yikmak istiyorlarmis. Belediye'nin odeyemedigi bu kirayi tam da adi ustunde Hollywood Starlari oduyor.
Bu efsane yazi yok olmasin, Hollywood'un sembolu bu dag yamaci ilelebet kalsin diye Mulholland Drive'da ve Beverly Hills'de yasayan butun unluler yillik bir aidat vererek bu 12 milyon $'i butunlestiriyorlar ve kendileri oduyorlarmis.
SANTA MONICA - Venice Beach
Los Angeles'a yapisik, sehrin daha batisinda bulunan bir deniz kenari sehri Sana Monica
Buaralara, Los Angeles'a normal sehir demek çok zor. Sanki bir tatil beldesi. Kimse çalismiyor, herkes tatilde gibi bir havasi var sehrin.
Venice Beach'in içindeki Muscle Beach sahiden etkileyici...
Miami'deki South Beach te ayni boyleydi. Demeki ki Amerikalilar'a ozel bir tatil anlayisi tarzi bu. Upuzun ve genis kristal gibi kum plajlar.
Spor, deniz ve plaj içiçe... Beraber...
Muscle Beach dedigin bayaa bildigimiz bir fitness center, aletlerin açik bir alanda spor yapanlara hizmet vermesi olayi. Herkes gunduz sporunu yapip, vucudunu sergileyip kendini denize atiyor.
Tabi bunun yaninda basketbol sahalari, tenis kortlari, squash, masa tenisi, plaj voleybolu, bir suru spor tesisi ama hepsi plajin yaninda, dibinde, hatta içinde...
Hatta ve hatta Venice Beach'in içinde alengirli, çukurlu, inisli çikisli, içi oyuk bir skating yani kaykay sahasi bile vardi. Denizin dibinde, çocuklarin yaptigi gosteriler izleyenleri hayranliga bogdu. Bizi de...
Sevgilim neden hep yagmura denk geliyoruz?
Cunku senin karman kotu...
Venice Beach'ten Malibu'ya dogru hareket ederken yagmur çiseliyor.
Cok enteresan bir durumdur ki dunya turumuz boyunca her yerde, ama her yerde mutlaka bir aksam, bir sabah, bir ogleden sonra ama mutlaka bir kere yagmura denk geliyoruz.
Tamam belki Mimai'deki ilk askamimizdaki gibi, gokyuzu delirmis gibi, hatta gokyuzu çildirmis gibi yagmadi her yerde ama...
Las Vegas'ta bile... Varla yok arasi bir yagmur.
(Ancak Las Vegas'in Nevada bolgesinde oldugunu ve oralarin ne kadar kurak oldugunu dusunursek yilda sadece birkaç damla dusuyor, ilginçtir ki o da bizi buluyor.)
Sevgilime soruyorum:
"Sevgilim, fark ettin mi, bir aydir ayak bastigimiz her yerde mutlaka hava bir ara kapatiyor ve yagmur yagiyor. Neden dersin?"
"Bence senin karmanda bir sorun var. Karman kotu..."
"Himmm... Peki karmami degistirebilir miyim? Bunun için ne yapmam lazim?"
"Mesela... Cevrendeki insanlara iyi davranmakla baslayabilirsin."
"Himmm... O zaman yagmur duracak mi?"
"(?!!)"
MALIBU
Karmami degistirmek için gerekli davranis biçimlerini kafamdan geçirdigimi anlamis olmali ki, gokyuzu yagmuru kesiyor.
Biz de aninda solugu Malibu'da aliyoruz.
Sorfunu kapan gelmis.
Ruzgarli, dalgali, çetin ceviz bir deniz burasi... Yuzulmez.
Ama sorfçuler adeta show yapiyor.
Malibu denilen yer de iste gorkemli evler, sorfçuler, piyasa cafeler.
O kadar.
Aksam sevgilimin universiteden bir arkadasi ve karisiyla yemek yiyoruz. Los Angeles'ta is bulup buraya tasinmislar. Kendilerini çok sevdigimi soyleyemeyecegim.
Bir kere tipik Fransiz'lar. Kendini begenmis, kibirli, tevazudan uzak...
Devamli anlatmak ve kendileriyle ve hayatlariyla boburlenmek istiyorlar. Her cumle "ben" "ben" "ben". Bakin biz ne kadar mukemmel insanlariz, ne isler basardik, çok farkliyiz'in derdi, savasi, kendi içlerinde didismesi ve gosterisi içindeler.
Bunu guzel bir uslupla soyleyebilen nice insanlar tanidim. O anlatirken hiç susmasin istedigim, aman araya girersem soyleyecegini unutur, birakayim anlatmaya devam etsin diye nefes almaya çekindigim insanlar...
Insanin kendini dev aynasinda gormeden, oyle bilir kisi gibi laflar etmeden, yasadiklarindan ve deneyimlerinden cevresindekileri beslemesi mumkun mudur? Bence mumkundur.
Dinlemenin anlatmaktan degerli oldugunu ne zaman ogreniriz?
Her neyse, yemekten sonra ne yapalim, ne yapalim diye dusunuyoruz...
Los Angeles'ta bir donem yasamis olan, çok yakin arkadaslarimdan Cédric'in tavsiyesi uzerine kendimizi gayet gay bir club'ta buluyoruz. The Abbey. Ben alisigim, malum Paris'teki çok yakin arkadaslarim arasinda 3 tane gay var. Da, eglenmek için pek havamizi bulamiyoruz bu ortamda. Evimize donuyoruz.
Los Angeles maceramizi da burada noktaliyoruz.
Los Angeles: The Oscar goes to...
Special Dedicace: Kasim 2012'de MALIBU Marathonu kosmak için buraya gelecek çok sevgili Italyan arkadaslarim Emilia ve Paolo'ya simdiden basarilar diliyorum.
Libellés :
Beverly Hills,
Brad Pitt,
Disneyland,
Dunya turu,
Hollywood,
Los Angeles,
Malibu,
Mulholland Drive,
Muscle Beach,
surf,
The Abbey,
Universal Studios,
Venice Beach
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)