Amboise Satosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amboise Satosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2013 Çarşamba

Chateau d'Amboise: Benim satom

Amboise, hiç suphesiz Paris'ten hemen sonra gonlumde taht kurmus ikinci Fransiz sehri.


Bunun iki nedeni var.
Birincisi, sevgilimin ailesi bu, pek turistik satolar bolgesindeki bu sehirde oturdugu için duzenli olarak geldigim ve bolgeyi avcumun içi gibi bildigim için...

Ikincisi ise...

Ben buradaki Amboise Kraliyet Satosu'nda evlendigim için...
Bir kraliyet satosunda, upuzun kuyruklu gelinligimle kraliçeler gibi evlendim ben.
Yazisi da var. Buraya baglanti koymayacagim.
Okumak isteyen blogun içinde arayip bulsun.



Amboise'daysam evimdeyim.
Ev ne garip bir kavram. Hem somut olarak gosterilebilecegimiz bir yer, hem degil.
Kendi hayatimizin geçtigi yeri evimiz sayariz. Hem de ailelerimizin yasadigi yeri. Aile bagidir evi esas ev yapan degil mi? Aile nerdeyse ev ordadir.
Amboise, benim, ailemin diger yarisinin yasadigi yer. Yani, Amboise'daysam evimdeyim.



Minik minik sevimli turistik sokaklari, alisveris mekanlari, Paris'ten Amboise'a gelirken geçilen koprunun uzerinde butun hasmetliyle gorunen Amboise Satosu.




Veee tabi ki BIGOT... 

Tarihi, meshur, vintage, Amboise'a gelme nedenlerimizden Bigot...
Cikolataci, dondurmaci... Kisin geldiysek sicak çikolatasini içmeden, yazin geldiysek o enfes dondurma kuplarindan yemeden geçemeyiz buradan. Amboise'a gelmisiz sayilmaz.
Cesme'ye gidip kumru yememek gibi birsey olur yani.

Bir de Paris'e donerken yanimiza 1 buyuk kutu da artisanal çikolatalardan aldik mi, ohhh degmeyin keyfimize. Bigot keyfi uzar gider, evde de surer...




























Madame Bigot tum zerafeti ve asaletiyle her zaman isinin basinda, ne zaman gitsek orda.




























Amboise'a gelin arkadaslar. Mumkunse sevgilinizle gelin hatta. Bir hafta sonu kaçamagi yapin. Insani kendisine çok iyi hissettiren bir sehir.
Ben her seferinde resmen kabuk degistirip donuyorum.
Ruhen yenileniyorum...
Tavsiye ederim. Amboise insana çok iyi geliyor.

Haaaa... Gelmisken Bigot'dan da geçmeden sakin ama sakin donmeyin.

Chateau d'Amboise

Chateau de Chaumont: Boyle surgune can kurban

Chateau de Chenonceau: Hanimefendiler Satosu

5 Kasım 2013 Salı

Chateau de Chenonceau: Hanimefendiler Satosu

Fransa'ya turist olarak ilk adimimi attigimda anladim: Ben sato gezmeye bayiliyorum.
Hatta iddia ediyorum; benim yas grubumdaki hiçbir Fransiz, benim kadar sato gezmemistir, gormemistir.

Gezip gordugum, hikayesini dinledigim, tarihin derinliklerine aktigim, orada yasamis her kimligin hayatina, o donemin içine girdigim, bilgiyle, duyguyla, coskuyla doldugum butun o satolar...

Tabi o zamanlar blog yoktu.
Ne meshur Fontainebleau satosunu yazdim, ne Versailles'i, ne Versailles'in onu ornek alarak yapildigi, asil orginali dillere destan Vaux le Vicompte satosunu, ne Compiègne, ne Azay-le Rideau, ne Chambord, ne Vilandry satosunu... Bu liste boyle saymakla bitmez; uzar gider (henuz) yazmadigim satolar...

Simdi içimden bir ses diyor ki; atla git her hafta sonu, tekrar gez onceden gordugun butun satolari. Ve yaz.
Içimdeki ses yine diyor ki: "Yine de yazabilirsin. Elinde resimlerin var. Zehir gibi hiçbirseyi unutmayan hafizan var, kayitlidir sende hâlâ satolara dair her ayrinti."
O da olur. Belki bir ara toparlarim hepsini... Ama once, bu hafta sonu ziyaret ettigim satolar var.



Bu hafta sonu Fransa'nin en sevdigim, en turistik bolgelerinden Loire bolgesindeki Amboise sehrine gittik. Loire bolgesi, adini nehrinden alan ve etrafina sagli sollu kurulmus Loire satolariyla unlu bir bolge.

CHATEAU de CHENONCEAU : Le chateau des dames (hanimlar satosu)

Suphesiz Loire Nehri'nin en ihtisamli, en bilinen, en gezilen satosu 16. yuzyilda insa edilmis bir ortaçag satosu: Chateau de Chenonceau.
Benim bu uçuncu gezisim, her gezdigimde yine buyuleniyorum, yine oylece bakakaliyorum.

Loire Nehri'nin kollarindan le Cher uzerine kurulmus muazzam bir sato.
Bu satoda hep kadinlar oturmus, satoya kadinlar bakmis, eklemis, gelistirmis ve bu guzellik kadinlar sayesinde ayakta kalmis.



II. Henri, Catherine de Médicis ve Diane de Poitiers: Uç kisi, bir ask...

Bu uçluyu satolari gezenler bilir. Onlar her yerdeler. Hiçbir yerden iz birakmadan, bas harflerinden olusan sembolu bir yerlere kazimadan geçmemisler.
Bu asagida gordugunuz sembol, Fransiz tarihine kazinmis sembollerden biridir. Hemen her yere girmistir.


Catherine de Médicis'nin C'si
II. Henri'nin H'si
Diane de Poitiers'nin D'si
Içiçe. Bir ask, uç kisi...

Favori kadinina hediye olarak bu muhtesem sato...

Diane de Poitiers, II. Henri'nin herkesçe bilinen, mesru ve favori metresidir. II. Henri'den yasça epey buyuk olmasina ragmen kralin gonlunu çalmistir.
II. Henri ise bu en sevdigi kadinina suyun uzerine kurulmus bu guzel satoyu hediye eder ve Diane de Poitiers Chenonceau Satosu'nda yasamaya baslar.

Diane de Poitiers'nin odasindan bir goruntu
Bu sirada II. Henri, Floransa'da gelin gelen Catherine de Médicis ile evlenir.

II. Henri ve Catherine de Médicis ise, sadece krallarin yasamis oldugu gerçek bir Kraliyet Satosu olan, yine ayni bolgedeki Amboise Satosu'na yerlesir.

(Amboise Satosu, gururla soylemek isterim ki; benim evlendigim satodur. Bunu, bir dahaki yaziya sakliyorum efendim.)

Ne diyorduk evet, II. Henri ve Catherine de Médicis Amboise Satosu'na yerlesir.
Aradan zaman geçer ve II. Henri vefat eder. Ve kraliyet yetkileri karisi Catherine de Médicis'ye geçer.

Ipler Catherine de Médicis'nin eline geçince...

II. Henri'nin olumunun hemen ardindan, hiçbir zaman Diane de Poitiers'nin varligini ve mesrulugunu kaldiramamis olan Catherine de Médicis derhal Chenonceau Satosu'na gider. Burada hemen kendi yatak odasini ve çalisma odasini kurar. Diane de Potiers'nin kenardaki sazlikta yuruyus ve av yapabilmek için kurmus oldugu koprunun uzerine kat çikar ve buyuk bir davet ve resepsiyon salonu kurar.

Ve son olarak ta Diane de Poitiers'yi Chenonceau Satosu'ndan gonderir.

Diane de Poitiers'yi, II. Henri'ye duydugu saygidan, asil bir davranisla, yine bir satoya yerlestririr.  
Chateau de Chaumont.
Ve Diane de Poitiers omrunun geri kalan kismini bu satoda geçirecektir.

Catherine de Médicis: Italyan hanimefendisi

Catherine de Médicis'nin o zamanki Fransiz Kulturu'ne kattiklari yadsinacak gibi degildir.

Bir kere o zamanlar Fransiz Kultur'unde bulunmayan sofra duzeni, sofra adabi, çatal kasik tutma, bir asil gibi yemek yeme tarzi Catherine de Médicis ile gelmistir.

Floransa'dan çeyiz olarak getirdigi ronesans donemi mobilyalari olsun, mutfakta, yemegin sicakligini daha iyi muhafaza ettigi için kullanilmasini ongordugu bakir araç-gereçler olsun, taze çiçekler olsun onunla gelmis yeniliklerdir.







Catherine de Médicis II. Henri tarafindan mutlu edilememis bir kadindir. Ve bunu kendisini suçlayan bir yaziyla herkese duyurmak ister. Bu yazi bugun Chenonceau Satosundaki galeride sergilenmektedir. Sizler için yazinin Ingilizce çevirisini fotografladim.



























Chenonceau Satosu daha sonra çok el degistirir. Ama son sahipleri bildigimiz bir isim. MENIER Ailesi. Cikolataci Le Menier...

Simone Menier hemsiredir. Ve 1. Dunya Savasi sirasinda, satonun suyun uzerindeki uzun bir koridor seklindeki "Galeries" denilen bolumunu hastane olarak kullanilmak uzere yaralilara açar.
Yine bir kadin, yine satoya dair bir yenilik...

Yolunuz Fransa'ya duserse, orta Fransa tarafinda Loire Nehri satolarini gezmenizi ve sadece tek seçim sansiniz varsa Chenonceau Satosu'nu gezmenizi kat-i surette tavsiye ederim.




























Chateau d'Amboise

Chateau de Chaumont: Boyle surgune can kurban

Chateau de Chenonceau: Hanimefendiler Satosu

27 Kasım 2010 Cumartesi

Evlendim ben

Evlendim ben...
Bir hafta önce bugün 20 kasim'da. Güneşli, gökyüzü masmavi, soğuk ama yaşaması keyifli bir Paris gününde... ve bir Kraliyet Şatosu'nda evlendim...

Herkesin düğünü kendine rüya gibi gelir herhalde ya, iste benimki de öyleydi... rüya gibiydi.

Düğün hediyem: Pandora'nın Kutusu

Persembe akşamından Türkiye'den gelmeler basladi. Persembe akşamı nikah şahidim Ünzile geldi. Gelir gelmez bir daha başbaşa vakit geçiremeyiz diye bizim evin altindaki cafe-bara gittik. Çok personalize cok güzel bir hediye kutusu hazirlamis, cok guzeldi, pandoranin kutusu gibi, paketlenmis bir sürü küçük küçük hediye vardi... O gece ve cuma gecesi evimizden insan eksik olmadi hatta son hazirliklari beraber yaptik, onlari da calistirdik:) peynir tabagimiz, sarabimiz bekarliga veda partisi gibi hep beraber cok eğlendik son gece.

Güya ben erken yatacaktim, adrenalin yüksek tabi uyuyamadık..

Cumartesi sabahi 7'de kalktim, hemen duşumu aldim 7h30'da evimin dibindeki kuaforümde randevum vardi. Güzel bir prenses saci yapildi, eve döndüm hazırlandim. 11'de Paris belediyesinde nikah vardi. Hava soğuktu ama gökyüzü günesliydi, yağmur yagsa asla ayni tadi vermezdi bu yaşananlar, iyi ki yağmadi. 10.30 gibi belediyenin önüne vardik, herkesler ordaydi zaten. Malum bütün ilgi senin üstünde, böyle insan kendini birsey saniyor bir müddet, herkesler yanina gelip resim cekilmek istiyor, vs vs..:) Ben biraz soguktan titredim, nikah memuru bile, stres yapacak birsey yok, herkes evleniyor dedi bana; "ben dondum dışarıda ondan titriyorum", diyemedim...

Annemin uğur paralari 

Anneciği uğur paraları hazırlatmış İzmir'den...
Cikista Unzile ve Didem onlari uzerimize attilar, Fransiz misafirlerimiz dahi yerlerden topladilar, kültür turizmi gibi oldu, cok hostu. Sonra yine resimler, resimler...

Normlara uygun bir cift degiliz, haliyle gelin arabamiz da carpik çurpuk

Ve biz Sylvie'nin Paris'te biraktigi dandik, carpik arabasina bindik...
Biz zaten herseyi kendimizin gerekli gordugu ve gormedigi sekilde yaptik. Hicbirsey normlara uygun, geleneksel veya oyle olmasi gerektigi gibi degildi.
Kolayimiza nasil geliyorsa oyleydi....
Mesela ben duvak istemedim ama sacima taze cicekler taktim.
Oyle özel bir gelin arabasi istemedik.
Ben gelinlik bile giymek istemedim. Annem istedigi icin giydim.
(Yoksa hâyâlimde sirti tamamen acik beyaz bir tulum giymek vardi)
Zaten bizimki 45 kisilik bir düğün oldu oyle nezaket icabi bile cagrilan kimse olmadi.

Sonra arabalara bindi herkes ve konvoy seklinde Paris'e 2 saat uzakliktaki dugun mekani Amboise satosuna dogru yola ciktik. Zira once otelimize yerlesecek ve 15'te fotograf seansi icin fotografcimizla bulusacaktik...

Unzile ve annem de bizim arabadaydi. Yol boyunca sohbet ve biraz da sabahin degerlendirmesi, yani dedikodu...
Amboise'a yaklasirken Loire nehrinin kenarinda sagli sollu kurulmus, benim artik 10 senedir tamamini gezip gormus oldugum satolara baka baka hayran kaldik...
Hele hele Amboise'a girerken...
Bir koprunun uzerinden geciliyor ve karsida tum alametiyle, dugunumuzun olacagi, Amboise Satosu goruluyor...
Zaten biz sadece sevdiklerimize de unutulmaz bir tecrube yasatabilmek icin boyle bir yerde dugunumuzu yapmak istedik...

Ilk isimiz Amboise'daki eve gidip Unzile'yi ve annemi birakmak ve geri kalanlari beklemek oldu. Tabi ogle yemegi molasi veren arabalarla konvoy duzeni biraz bozuldu...
Bizim araba aksama kadar rejimde oldugu icin biz mola vermedik.
Annemle Unzile evde Sylvie'nin hazirladigi odalarina yerlestiler, biz de kendi sato otelimize yerlestik.

Şato otel ve fotoğraf seansi

Oteldeki karsilama harikaydi. Odamiz inanilmaz guzel suslenmis, o bu su cicek gondermis, yatagin ustu o bicim gullerle dolu... Fotografcimiz da asagida bizi bekliyordu. Esyalarimizi biraktik, ben makyajimi tazeledim ve nefis Amboise sokaklarinda ve satonun bahcesinde gun isigi varken bir fotograf seansi icin ciktik. Sokaklarda herkesten harika tepkiler aldik, cocuklardan nasil guzel tepkiler... aaa Amboise satosunun prensesi mi bu diyen cocuklar:) Bizim Amboise'a Boris'in annesine gittigimizde hep gittigimiz bir yer vardir. Bigot diye oranin en eski en prestijli artizanal cikolatacisi. Hem cikolata, sicak cikolata ve yazin dondurma... Bigot'suz bir Amboise hafta sonumuz daha olmadi, olsa eksik olur tarzinda bir musterisiyiz oranin yani... Fotografcimizla beraber Bigot'ya gittik. 75 yaslarindaki Madame Bigot da ordaydi buyuk tesaduf, bizi inanilmaz guzel karsiladi, kucucuk dukkandaki oturan butun musteriler yanimiza geldiler, bize cikolata ikram ettiler. Fotografcimiz da dogal butun bu kareleri cekti, cok nefis bir 15 dakika gecirdik, spontane.. Ordan sonra tarihi ve kraliyet satosu olan Amboise satosuna gittik. fotografcimiz zaten cok profesyoneldi o bizi cok guzel yonlendirdi.
Hem artistik, hem sensuel, hem sefkatli hem de resim cekilmiyormusuz gibi kareler olustu...



























Dugunumuz Amboise Kraliyet Satosu'nda

Resim seansimiz 16h45 gibi bitti. 17h15'te tum davetlilerimizla satonun girisinde bulusulacakti. Cunku onceden bir rehberli sato gezisi ayarlamistik. Bunun bir nedeni insanlarin buraya kadar gelmisken bu satoyu gezmek isteyeceklerini dusunmemizdi.

1. François zamaninda Leonardo da Vinci'nin de bu satoda yasamasi, eserlerinin bulunmasi ve zaten Amboise Satosunda olmesi cogu tarafindan biliniyordu cunku. Boris'in annesi bundan birkac hafta once bu satoyu rehber esliginde gezmis ve anlatilan herseyi not almis. Dolayisiyla rehberligi annesi yapti ve sahane yapti valla:) Bu gezi esnasinda da cok guzel resim kareleri olustu. Benim gelinligimin arkadan uzuuuun dantelli bir kuyrugu oldugu icin sahiden kraliyet ailesinin kendi satosunda gezen prensesi gibi hissettim kendimi.

Annesiyle ayarlamistik. Sato'nun gezisi, sampanyali kokteyl ve arkasindan dugun yemegimizin gerceklesecegi kraliyet resepsiyon salonunda bitecekti... Oyle de oldu...

18.15'te sampanya servisiyle karsilandik...

Ben salona girer girmez yuzumde bir saskinlik, bir hayranlik, bir buyulenme boyle bakakaldim, o yuksek, alengirli sato tavanina, bizim icin hazirlanmis muhtesem masalara, buyuk ihtisamli samdanlara, o gravurlu, tarih kokan herkeslerin gidip onunde resim cektirdigi somineye baka baka agir adimlarla kokteyle dogru yurudum.

Convivial, Friendly bir dugun...

Gecenin en tipik ozelligi, nasil denir "convivial" yani "friendly" olmasiydi. Toplamda 45 kisiydik. Sadece ailelerimizi ve yakin dostlarimizi cagirdik. Tabi bu en yakin arkadaslarimiz arasindan gelemeyenler oldu, ona da cok uzulduk ama geri kalanlarla da mukemmel bir gece gecirdik.

Size ayrilan surenin sonuna geldiniz

Sevgilim scientific tavriyla tum gece boyunca bir kisiyle ortalama ne kadar vakit gecirebilecegimizi  hesaplamisti....
6 dakika 30 saniye:)
Tabi buna dair komiklikler de oldu; sohbetin ortasinda "time is up" deyip kendimi baska bir sohbete biraktigim anlar da oldu...
Ciddi soyluyorum, yaptim.

Muzik secimimiz sahiden cok basariliydi.
Bir suru farkli grubun muzigini dinledikten sonra, daha cok Bossanova agirlikli bir repertoire'a sahip biraz da hareketli jazz calan ama bunun disinda yelpazesi genis bir muzik kulturu olan cok kaliteli 3 kisilik bir grupla anlastik.
Satoda dans edilmeyecek diye konusmustuk ama oyle olmadi bayaa da guzel dans ettik.
Ben dantelli, kuyruklu gelinligimle salina salina annecigimle ve sevgilimle cok guzel danslar ettim.
Kokteyl ayakta oldugundan cok fazla insan birbiriyle sohbet edebildi.
Ortam o kadar güzeldi ki yarim saat daha uzamasini teklif etti yemek servisi yapacak olan yetkililer. Yemek zamani da cok keyifli oldu, onceden bizim turlu turlu menuleri etud ederek secmis oldugumuz muhtesem yemeklerden yedik.

Gecenin sonunda zaten cakir keyif olmustuk, artik kelimeleri yuvarliyorduk...
Hangi dilde konusuyordum, hic bilmiyorum...

Yine bir sato otel olan odamiza yerlestik...

Ertesi sabah sevgilim beni uyandirip sordu " Dilara ben bir ruyadan mi uyandim yoksa dun sahiden ruya gibi bir gun muydu?"

Dun sahiden ruya gibi bir gundu, herkesin dugunu kendine guzel olur herhalde ama benimkisi de sahiden sahane oldu...

Omrumun sonuna kadar ayni adamla kalir miyim bilmem, tekrar evlenir miyim bilmem, ama bunun uzerine bir dugun daha yapmak istemem... Olmaz.

Artik parmagimda yüzük var, toplumun kodlamasi var

Ben evlendim, bir kraliyet satosunda ruya gibi, prensesler gibi evlendim...
Artik parmagimda yuzugum var. Hicbir sey degismeyecek saniyordum, degisiyor.
Insanlarin seni kodlamasi var, sol elimde parmagimda bir yuzuk var, kategorin ayri, yerin ayri... 
Evlendim ve baska bir kadin oldum artik...
Bir secim yaptim, diger kadindan vazgectim, ya da vazgecmeye calisiyorum hala...
Hicbir seyi olcup tartmadim, uzerinde fazla dusunmedim, oyle dogal bir süreç gibi evlendim iste. 

Evlendim iste o kadar, büyütülecek birsey yok...