Kardeslik dedigin sadece kan bagiyla olmazmis....
Gorduk...
Onlar, bunun tanidigim en mukemmel ornegi...
20 yillik oykuleri, hayatlarinin her donemine sahitlik edisleri, inisleri, cikislari, hicbir kosulda kopmayislari, hayati beraber sirtlayislari...
Takdire sayan...
Cok buyuk...
Kaç kisinin basina gelir? Kac kisinin basina gelebilir? Bilemem...
Benim 32 yillik kardesim, onlarin 20 yillik kardesi...
Nasil dersen ki kendi has kardesine: "iki elim kanda olsa gelirim"...
Onlarinki farkli degil...
Istanbul'daydi benim kardesim. Biz cumle alem Marmaris'teyiz. Cumartesi dugun var. Nasil gelecegiz bu kadar insan, bu kadar esya... Dusunuyoruz...
Senin elinin uzayamadigi bir noktaya baska bir elin senin için hesapsizca uzamasidir kardeslik...
"Gidip onlari alir misin?" dedi, kardesim kardesine...
Eminim tereddut bile etmeden Izmir'den o kadar yolu tepti, geldi aldi bizi, 1 saat bile dinlenmedi.
Oteki kardeslerinin de baska isleri vardi cunku ilgilenmesi gereken, bir de onun eli olup uzayacak, bir de ona kosacakti...
Sordum sevgilime; bunu dedim senin oz kardesin yapar miydi?
Budur kardeslik.
Yapilamayacak seyleri bile onun için yapilabilir kilmaktir...
Olmayani oldurtmaktir.
O mutlu, huzurlu, rahat olsun diye ugrasmaktir.
Onun gozune, disine, kardesine... kendisininmis muamelesi yapmaktir.
Fedakarliktir...
Cunku sevmek, guvenmek, anlasmak, paylasmak, fedakarliktan kaçinmamak bir anlik is degil...
Ortak hafiza denen bir yer var.
Yillar içinde eklene eklene, katlana katlana gitmis ortak anilar var orda.
Paha biçilmez bir hazine...
Bu ortak hafiza dedigin, ayni insanlarla yillardir biriktirdiklerin...
Oyle degerli ki... Onlar çok zengin...
MUTLU ve EREN
Adi ustunde... Onlar Mutluluga Erenler...
Ben boyle bir kiz alma gormedim. Meger gelenekler boyleymis..
"Iste hendek, iste deve, ya asarsin ya gidersin, baktin olmaz vazgeçersin. Zordur almak bizden kizi..."
Biz de oyle yaptik.
Develerle hendegi degil ama konvoy halinde Izmir Korfezi'ni astik...
En onde, kizi almaya giden gelin arabasi, pardon gelin minubusu...
Arkada oglan tarafi... Baba, abi, abla, yenge, kardes misali arkadaslar...
En arkada da, bu tabloya, kardesimi temsilen dahil olmus biz...
Gelin arabasi demisken..
Oyle siradan bir gelin arabasi degil. Icinde televizyonu, muzigi, içki dolu minibari olan bir minibus. Geleneksel bir kiz alma faslinda, siradanin çok disinda ozel bir gelin arabasi.
Ve davullar, zurnalar... Bir samata bir samata...
Kiz tarafi, baba evinde oglan tarafini bekliyor...
Bu kadar gurultu yapacagiz tabi ki. Duyduk duymadik demeyin, baba evinden kiz çikartmaya geldik biz. Alip gidecegiz...
Kus yuvadan uçuyor artik...
Bugun bu kapidan bu çikis, baska çikis...
En onde, oglan tarafinin erkekleri, arkada oglan tarafinin kadinlari baba evine çikiyoruz cumbur cemaat. Gelin salonun ortasinda bir sandalyede oturuyor. Makyajsiz... Neden makyaji yok bu gelinin diye dusunurken, gelinin beline kirmizi bir kusak bagliyor babasi.
Kus yuvadan uçuyor artik... Bugun bu kapidan bu çikis, baska çikis...
Gelin agliyor... Ama o nasil yogun bir an oyle, anlatamam...
Ben dis kapinin mandali, bana da n'oluyorsa, gozlerimden iki damla yas geliyor benim de...
Asagi iniyoruz, kapinin onune. Davullar zurnalar, karsilikli cifte telli oynayan gelinle damat.
Yanimda sevgilim. "Koy dugununde miyiz? Bu da ne?" diyecek...
Bir de bakiyorum, sevgilim damadin abisiyle harmandali oynuyor...
Gozlerime inanamiyorum... Benim Avrupali, scientific, yillar onceki Turkiye tatillerimizde muzik duydugunda dans etmemek için ortaliktan aninda yok olan sevgilim, simdi sokak ortasinda, bir kiz alma merasiminde, oglan tarafinin erkekleriyle harmandali oynuyor. Bunu da gordum ya...
Kissadan hisse: Insanlar degisebilir, "motivasyon" nedir, sen bana onu soyle.
Kiz alma faslindan sonra yolcu yolunda gerek...
Dugun anli sanli CESME ALTIN YUNUS OTELI'nde.
Ogleden sonramiz da Cesme'de turistik gezinti yaparak geçiyor.
Hatta Cesme Kalesi'ne bile çikiyoruz. Tavsiye ederim, manzara olaganustu...
Kumru yemeden de Cesme'ye gidilmis sayilmaz... Yiyoruz.
"Evet" i her dilde soyluyor. Herkesi yuceltiyor. Muthis
19.30'da hazir ve nazir biçimde kokteyldeyiz.
Las Vegas'taki buyuk, class otellere benziyor, sahane bir seçim.
Elimizde beyaz saraplarimiz, Eren ve Ozgur'un aileleriyle sohbetin ve mekanin tadini çikariyoruz...
Derken içeriye onlar giriyor nikah toreni için... Ikisi de isil isil parliyor.
Mutlu... tam adi gibi, mutluluktan isik saciyor, harika bir gelin.
Eren... Yahu bu adam hep mi bu kadar yakisikliydi? Jason Statham halt etmis... "Evet" i her dilde soyluyor, herkesi yuceltiyor. Muthis...
Ardindan taki takma merasimine takiliyoruz...
Soyle keseye, kasaya neyimiz var neyimiz yoksa atip geçecektik yemege yahu... Bu da nerden çikti?
Gel canim sevgilim, harmandali oynadigina gore bunu da becerirsin sen. Ohhh, sahane...
Bir yabanciyla beraber olmak hayatindan Ipek ve Baharat yollarinin gecmesidir, renkliliktir... Ben nasil Noel agaclari susluyorsam, simdi o da gelin ve damata para takiyor.
Dunya insaniyiz biz, yeri gelirse ates dansi da yapariz...
Gozlerimi kamastiran o an... Hayatim boyunca unutmayacagim...
11 numarali masamiza dogru ilerliyoruz. Masaya bak! Mukemmel...
Bu gece sohbet ve eglencenin dibine vuracagiz anlasilan...
Beyaz sarap esliginde mezelerimize baslarken, Ozgur'un, pozitif, zarif ve beraber vakit geçirmesi son derece keyifli ailesiyle sohbet ediyoruz.
Masamizin yarisi bos, belli ki Ozgur ve Murat disarida Inanç'i bekliyorlar. Soylemeye dilim varmiyor, aksilikler onu buluyor bugun. Cogu bolume katilamiyor. Kaçiriyor canim kardesim.
Cok ta uzuluyor ama yapacak birsey yok...
Derken....
Kilitlenip kaliyoruz...
Gozlerimiz kamasiyor..
Dilimiz tutuluyor...
Cesme Altin Yunus Oteli'nde bir dugunde degiliz de, bir filmdeyiz sanki...
Ocean's 11 mi desek... Reservoir Dog's daki o karizmatik adamlar mi desek...
Onlari birdenbire, tepede, merdivenlerden inerken goruyoruz. Aman aman nasil bir goruntudur o... Bir takim elbise, ayni anda, bu kadar adama bu kadar mi sahane yakisir... Hele o yuruyus, o tavir, o eda, o karizma, yok boyle bir sey, boyle bir goruntuyu ben anca filmlerde gordum. Olaganustu...
Onlar Eren'in en yakin dostlari... Gidip hepsi ayni takimi satin almislar. Papyonuyla, kol dugmeleriyle, ceketlerine taktiklari çicekle bile onlar ayni... onlar bir ekip, bir takim...
Ayni eski gunlerdeki gibi...
Bu dostluktan biz de fazla fazla nasibimizi aliyoruz bu hafta sonu.
Aile, dostluk, arkadaslik, kardeslik hepsinden fazla fazla var. Insanin yasam enerjisini uçe katlayan, siradan bir dugun davetlisi gibi degil de, buyuk bir ailenin parçasiymisiz gibi yasanan çok guzel bir hafta sonu...
Herkese tesekkurler...
En çok ta sizlere çocuklar...
Boyle dostlarin varsa hayatta
Sirtin yere gelmez asla...
dugun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dugun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Eylül 2012 Salı
27 Kasım 2010 Cumartesi
Evlendim ben
Evlendim ben...
Bir hafta önce bugün 20 kasim'da. Güneşli, gökyüzü masmavi, soğuk ama yaşaması keyifli bir Paris gününde... ve bir Kraliyet Şatosu'nda evlendim...
Herkesin düğünü kendine rüya gibi gelir herhalde ya, iste benimki de öyleydi... rüya gibiydi.
Güya ben erken yatacaktim, adrenalin yüksek tabi uyuyamadık..
Cumartesi sabahi 7'de kalktim, hemen duşumu aldim 7h30'da evimin dibindeki kuaforümde randevum vardi. Güzel bir prenses saci yapildi, eve döndüm hazırlandim. 11'de Paris belediyesinde nikah vardi. Hava soğuktu ama gökyüzü günesliydi, yağmur yagsa asla ayni tadi vermezdi bu yaşananlar, iyi ki yağmadi. 10.30 gibi belediyenin önüne vardik, herkesler ordaydi zaten. Malum bütün ilgi senin üstünde, böyle insan kendini birsey saniyor bir müddet, herkesler yanina gelip resim cekilmek istiyor, vs vs..:) Ben biraz soguktan titredim, nikah memuru bile, stres yapacak birsey yok, herkes evleniyor dedi bana; "ben dondum dışarıda ondan titriyorum", diyemedim...
Annemin uğur paralari
Anneciği uğur paraları hazırlatmış İzmir'den...
Cikista Unzile ve Didem onlari uzerimize attilar, Fransiz misafirlerimiz dahi yerlerden topladilar, kültür turizmi gibi oldu, cok hostu. Sonra yine resimler, resimler...
Normlara uygun bir cift degiliz, haliyle gelin arabamiz da carpik çurpuk
Ve biz Sylvie'nin Paris'te biraktigi dandik, carpik arabasina bindik...
Biz zaten herseyi kendimizin gerekli gordugu ve gormedigi sekilde yaptik. Hicbirsey normlara uygun, geleneksel veya oyle olmasi gerektigi gibi degildi.
Kolayimiza nasil geliyorsa oyleydi....
Mesela ben duvak istemedim ama sacima taze cicekler taktim.
Oyle özel bir gelin arabasi istemedik.
Ben gelinlik bile giymek istemedim. Annem istedigi icin giydim.
(Yoksa hâyâlimde sirti tamamen acik beyaz bir tulum giymek vardi)
Zaten bizimki 45 kisilik bir düğün oldu oyle nezaket icabi bile cagrilan kimse olmadi.
Sonra arabalara bindi herkes ve konvoy seklinde Paris'e 2 saat uzakliktaki dugun mekani Amboise satosuna dogru yola ciktik. Zira once otelimize yerlesecek ve 15'te fotograf seansi icin fotografcimizla bulusacaktik...
Unzile ve annem de bizim arabadaydi. Yol boyunca sohbet ve biraz da sabahin degerlendirmesi, yani dedikodu...
Amboise'a yaklasirken Loire nehrinin kenarinda sagli sollu kurulmus, benim artik 10 senedir tamamini gezip gormus oldugum satolara baka baka hayran kaldik...
Hele hele Amboise'a girerken...
Bir koprunun uzerinden geciliyor ve karsida tum alametiyle, dugunumuzun olacagi, Amboise Satosu goruluyor...
Zaten biz sadece sevdiklerimize de unutulmaz bir tecrube yasatabilmek icin boyle bir yerde dugunumuzu yapmak istedik...
Ilk isimiz Amboise'daki eve gidip Unzile'yi ve annemi birakmak ve geri kalanlari beklemek oldu. Tabi ogle yemegi molasi veren arabalarla konvoy duzeni biraz bozuldu...
Bizim araba aksama kadar rejimde oldugu icin biz mola vermedik.
Annemle Unzile evde Sylvie'nin hazirladigi odalarina yerlestiler, biz de kendi sato otelimize yerlestik.
Şato otel ve fotoğraf seansi
Oteldeki karsilama harikaydi. Odamiz inanilmaz guzel suslenmis, o bu su cicek gondermis, yatagin ustu o bicim gullerle dolu... Fotografcimiz da asagida bizi bekliyordu. Esyalarimizi biraktik, ben makyajimi tazeledim ve nefis Amboise sokaklarinda ve satonun bahcesinde gun isigi varken bir fotograf seansi icin ciktik. Sokaklarda herkesten harika tepkiler aldik, cocuklardan nasil guzel tepkiler... aaa Amboise satosunun prensesi mi bu diyen cocuklar:) Bizim Amboise'a Boris'in annesine gittigimizde hep gittigimiz bir yer vardir. Bigot diye oranin en eski en prestijli artizanal cikolatacisi. Hem cikolata, sicak cikolata ve yazin dondurma... Bigot'suz bir Amboise hafta sonumuz daha olmadi, olsa eksik olur tarzinda bir musterisiyiz oranin yani... Fotografcimizla beraber Bigot'ya gittik. 75 yaslarindaki Madame Bigot da ordaydi buyuk tesaduf, bizi inanilmaz guzel karsiladi, kucucuk dukkandaki oturan butun musteriler yanimiza geldiler, bize cikolata ikram ettiler. Fotografcimiz da dogal butun bu kareleri cekti, cok nefis bir 15 dakika gecirdik, spontane.. Ordan sonra tarihi ve kraliyet satosu olan Amboise satosuna gittik. fotografcimiz zaten cok profesyoneldi o bizi cok guzel yonlendirdi.
Hem artistik, hem sensuel, hem sefkatli hem de resim cekilmiyormusuz gibi kareler olustu...
Bir hafta önce bugün 20 kasim'da. Güneşli, gökyüzü masmavi, soğuk ama yaşaması keyifli bir Paris gününde... ve bir Kraliyet Şatosu'nda evlendim...
Herkesin düğünü kendine rüya gibi gelir herhalde ya, iste benimki de öyleydi... rüya gibiydi.
Düğün hediyem: Pandora'nın Kutusu
Persembe akşamından Türkiye'den gelmeler basladi. Persembe akşamı nikah şahidim Ünzile geldi. Gelir gelmez bir daha başbaşa vakit geçiremeyiz diye bizim evin altindaki cafe-bara gittik. Çok personalize cok güzel bir hediye kutusu hazirlamis, cok guzeldi, pandoranin kutusu gibi, paketlenmis bir sürü küçük küçük hediye vardi... O gece ve cuma gecesi evimizden insan eksik olmadi hatta son hazirliklari beraber yaptik, onlari da calistirdik:) peynir tabagimiz, sarabimiz bekarliga veda partisi gibi hep beraber cok eğlendik son gece.Güya ben erken yatacaktim, adrenalin yüksek tabi uyuyamadık..
Cumartesi sabahi 7'de kalktim, hemen duşumu aldim 7h30'da evimin dibindeki kuaforümde randevum vardi. Güzel bir prenses saci yapildi, eve döndüm hazırlandim. 11'de Paris belediyesinde nikah vardi. Hava soğuktu ama gökyüzü günesliydi, yağmur yagsa asla ayni tadi vermezdi bu yaşananlar, iyi ki yağmadi. 10.30 gibi belediyenin önüne vardik, herkesler ordaydi zaten. Malum bütün ilgi senin üstünde, böyle insan kendini birsey saniyor bir müddet, herkesler yanina gelip resim cekilmek istiyor, vs vs..:) Ben biraz soguktan titredim, nikah memuru bile, stres yapacak birsey yok, herkes evleniyor dedi bana; "ben dondum dışarıda ondan titriyorum", diyemedim...
Annemin uğur paralari
Anneciği uğur paraları hazırlatmış İzmir'den...
Cikista Unzile ve Didem onlari uzerimize attilar, Fransiz misafirlerimiz dahi yerlerden topladilar, kültür turizmi gibi oldu, cok hostu. Sonra yine resimler, resimler...
Normlara uygun bir cift degiliz, haliyle gelin arabamiz da carpik çurpuk
Ve biz Sylvie'nin Paris'te biraktigi dandik, carpik arabasina bindik...
Biz zaten herseyi kendimizin gerekli gordugu ve gormedigi sekilde yaptik. Hicbirsey normlara uygun, geleneksel veya oyle olmasi gerektigi gibi degildi.
Kolayimiza nasil geliyorsa oyleydi....
Mesela ben duvak istemedim ama sacima taze cicekler taktim.
Oyle özel bir gelin arabasi istemedik.
Ben gelinlik bile giymek istemedim. Annem istedigi icin giydim.
(Yoksa hâyâlimde sirti tamamen acik beyaz bir tulum giymek vardi)
Zaten bizimki 45 kisilik bir düğün oldu oyle nezaket icabi bile cagrilan kimse olmadi.
Sonra arabalara bindi herkes ve konvoy seklinde Paris'e 2 saat uzakliktaki dugun mekani Amboise satosuna dogru yola ciktik. Zira once otelimize yerlesecek ve 15'te fotograf seansi icin fotografcimizla bulusacaktik...
Unzile ve annem de bizim arabadaydi. Yol boyunca sohbet ve biraz da sabahin degerlendirmesi, yani dedikodu...
Amboise'a yaklasirken Loire nehrinin kenarinda sagli sollu kurulmus, benim artik 10 senedir tamamini gezip gormus oldugum satolara baka baka hayran kaldik...
Hele hele Amboise'a girerken...
Bir koprunun uzerinden geciliyor ve karsida tum alametiyle, dugunumuzun olacagi, Amboise Satosu goruluyor...
Zaten biz sadece sevdiklerimize de unutulmaz bir tecrube yasatabilmek icin boyle bir yerde dugunumuzu yapmak istedik...
Ilk isimiz Amboise'daki eve gidip Unzile'yi ve annemi birakmak ve geri kalanlari beklemek oldu. Tabi ogle yemegi molasi veren arabalarla konvoy duzeni biraz bozuldu...
Bizim araba aksama kadar rejimde oldugu icin biz mola vermedik.
Annemle Unzile evde Sylvie'nin hazirladigi odalarina yerlestiler, biz de kendi sato otelimize yerlestik.
Şato otel ve fotoğraf seansi
Oteldeki karsilama harikaydi. Odamiz inanilmaz guzel suslenmis, o bu su cicek gondermis, yatagin ustu o bicim gullerle dolu... Fotografcimiz da asagida bizi bekliyordu. Esyalarimizi biraktik, ben makyajimi tazeledim ve nefis Amboise sokaklarinda ve satonun bahcesinde gun isigi varken bir fotograf seansi icin ciktik. Sokaklarda herkesten harika tepkiler aldik, cocuklardan nasil guzel tepkiler... aaa Amboise satosunun prensesi mi bu diyen cocuklar:) Bizim Amboise'a Boris'in annesine gittigimizde hep gittigimiz bir yer vardir. Bigot diye oranin en eski en prestijli artizanal cikolatacisi. Hem cikolata, sicak cikolata ve yazin dondurma... Bigot'suz bir Amboise hafta sonumuz daha olmadi, olsa eksik olur tarzinda bir musterisiyiz oranin yani... Fotografcimizla beraber Bigot'ya gittik. 75 yaslarindaki Madame Bigot da ordaydi buyuk tesaduf, bizi inanilmaz guzel karsiladi, kucucuk dukkandaki oturan butun musteriler yanimiza geldiler, bize cikolata ikram ettiler. Fotografcimiz da dogal butun bu kareleri cekti, cok nefis bir 15 dakika gecirdik, spontane.. Ordan sonra tarihi ve kraliyet satosu olan Amboise satosuna gittik. fotografcimiz zaten cok profesyoneldi o bizi cok guzel yonlendirdi.
Hem artistik, hem sensuel, hem sefkatli hem de resim cekilmiyormusuz gibi kareler olustu...
Dugunumuz Amboise Kraliyet Satosu'nda
Resim seansimiz 16h45 gibi bitti. 17h15'te tum davetlilerimizla satonun girisinde bulusulacakti. Cunku onceden bir rehberli sato gezisi ayarlamistik. Bunun bir nedeni insanlarin buraya kadar gelmisken bu satoyu gezmek isteyeceklerini dusunmemizdi.
1. François zamaninda Leonardo da Vinci'nin de bu satoda yasamasi, eserlerinin bulunmasi ve zaten Amboise Satosunda olmesi cogu tarafindan biliniyordu cunku. Boris'in annesi bundan birkac hafta once bu satoyu rehber esliginde gezmis ve anlatilan herseyi not almis. Dolayisiyla rehberligi annesi yapti ve sahane yapti valla:) Bu gezi esnasinda da cok guzel resim kareleri olustu. Benim gelinligimin arkadan uzuuuun dantelli bir kuyrugu oldugu icin sahiden kraliyet ailesinin kendi satosunda gezen prensesi gibi hissettim kendimi.
Annesiyle ayarlamistik. Sato'nun gezisi, sampanyali kokteyl ve arkasindan dugun yemegimizin gerceklesecegi kraliyet resepsiyon salonunda bitecekti... Oyle de oldu...
18.15'te sampanya servisiyle karsilandik...
Ben salona girer girmez yuzumde bir saskinlik, bir hayranlik, bir buyulenme boyle bakakaldim, o yuksek, alengirli sato tavanina, bizim icin hazirlanmis muhtesem masalara, buyuk ihtisamli samdanlara, o gravurlu, tarih kokan herkeslerin gidip onunde resim cektirdigi somineye baka baka agir adimlarla kokteyle dogru yurudum.
Gecenin en tipik ozelligi, nasil denir "convivial" yani "friendly" olmasiydi. Toplamda 45 kisiydik. Sadece ailelerimizi ve yakin dostlarimizi cagirdik. Tabi bu en yakin arkadaslarimiz arasindan gelemeyenler oldu, ona da cok uzulduk ama geri kalanlarla da mukemmel bir gece gecirdik.
Size ayrilan surenin sonuna geldiniz
Sevgilim scientific tavriyla tum gece boyunca bir kisiyle ortalama ne kadar vakit gecirebilecegimizi hesaplamisti....
6 dakika 30 saniye:)
Tabi buna dair komiklikler de oldu; sohbetin ortasinda "time is up" deyip kendimi baska bir sohbete biraktigim anlar da oldu...
Ciddi soyluyorum, yaptim.
Muzik secimimiz sahiden cok basariliydi.
Bir suru farkli grubun muzigini dinledikten sonra, daha cok Bossanova agirlikli bir repertoire'a sahip biraz da hareketli jazz calan ama bunun disinda yelpazesi genis bir muzik kulturu olan cok kaliteli 3 kisilik bir grupla anlastik.
Satoda dans edilmeyecek diye konusmustuk ama oyle olmadi bayaa da guzel dans ettik.
Ben dantelli, kuyruklu gelinligimle salina salina annecigimle ve sevgilimle cok guzel danslar ettim.
Kokteyl ayakta oldugundan cok fazla insan birbiriyle sohbet edebildi.
Ortam o kadar güzeldi ki yarim saat daha uzamasini teklif etti yemek servisi yapacak olan yetkililer. Yemek zamani da cok keyifli oldu, onceden bizim turlu turlu menuleri etud ederek secmis oldugumuz muhtesem yemeklerden yedik.
Gecenin sonunda zaten cakir keyif olmustuk, artik kelimeleri yuvarliyorduk...
Hangi dilde konusuyordum, hic bilmiyorum...
Yine bir sato otel olan odamiza yerlestik...
Ertesi sabah sevgilim beni uyandirip sordu " Dilara ben bir ruyadan mi uyandim yoksa dun sahiden ruya gibi bir gun muydu?"
Dun sahiden ruya gibi bir gundu, herkesin dugunu kendine guzel olur herhalde ama benimkisi de sahiden sahane oldu...
Omrumun sonuna kadar ayni adamla kalir miyim bilmem, tekrar evlenir miyim bilmem, ama bunun uzerine bir dugun daha yapmak istemem... Olmaz.
Ben evlendim, bir kraliyet satosunda ruya gibi, prensesler gibi evlendim...
Artik parmagimda yuzugum var. Hicbir sey degismeyecek saniyordum, degisiyor.
Insanlarin seni kodlamasi var, sol elimde parmagimda bir yuzuk var, kategorin ayri, yerin ayri...
Resim seansimiz 16h45 gibi bitti. 17h15'te tum davetlilerimizla satonun girisinde bulusulacakti. Cunku onceden bir rehberli sato gezisi ayarlamistik. Bunun bir nedeni insanlarin buraya kadar gelmisken bu satoyu gezmek isteyeceklerini dusunmemizdi.
1. François zamaninda Leonardo da Vinci'nin de bu satoda yasamasi, eserlerinin bulunmasi ve zaten Amboise Satosunda olmesi cogu tarafindan biliniyordu cunku. Boris'in annesi bundan birkac hafta once bu satoyu rehber esliginde gezmis ve anlatilan herseyi not almis. Dolayisiyla rehberligi annesi yapti ve sahane yapti valla:) Bu gezi esnasinda da cok guzel resim kareleri olustu. Benim gelinligimin arkadan uzuuuun dantelli bir kuyrugu oldugu icin sahiden kraliyet ailesinin kendi satosunda gezen prensesi gibi hissettim kendimi.
Annesiyle ayarlamistik. Sato'nun gezisi, sampanyali kokteyl ve arkasindan dugun yemegimizin gerceklesecegi kraliyet resepsiyon salonunda bitecekti... Oyle de oldu...
18.15'te sampanya servisiyle karsilandik...
Ben salona girer girmez yuzumde bir saskinlik, bir hayranlik, bir buyulenme boyle bakakaldim, o yuksek, alengirli sato tavanina, bizim icin hazirlanmis muhtesem masalara, buyuk ihtisamli samdanlara, o gravurlu, tarih kokan herkeslerin gidip onunde resim cektirdigi somineye baka baka agir adimlarla kokteyle dogru yurudum.
Convivial, Friendly bir dugun...
Gecenin en tipik ozelligi, nasil denir "convivial" yani "friendly" olmasiydi. Toplamda 45 kisiydik. Sadece ailelerimizi ve yakin dostlarimizi cagirdik. Tabi bu en yakin arkadaslarimiz arasindan gelemeyenler oldu, ona da cok uzulduk ama geri kalanlarla da mukemmel bir gece gecirdik.
Size ayrilan surenin sonuna geldiniz
Sevgilim scientific tavriyla tum gece boyunca bir kisiyle ortalama ne kadar vakit gecirebilecegimizi hesaplamisti....
6 dakika 30 saniye:)
Tabi buna dair komiklikler de oldu; sohbetin ortasinda "time is up" deyip kendimi baska bir sohbete biraktigim anlar da oldu...
Ciddi soyluyorum, yaptim.
Muzik secimimiz sahiden cok basariliydi.
Bir suru farkli grubun muzigini dinledikten sonra, daha cok Bossanova agirlikli bir repertoire'a sahip biraz da hareketli jazz calan ama bunun disinda yelpazesi genis bir muzik kulturu olan cok kaliteli 3 kisilik bir grupla anlastik.
Satoda dans edilmeyecek diye konusmustuk ama oyle olmadi bayaa da guzel dans ettik.
Ben dantelli, kuyruklu gelinligimle salina salina annecigimle ve sevgilimle cok guzel danslar ettim.
Kokteyl ayakta oldugundan cok fazla insan birbiriyle sohbet edebildi.
Ortam o kadar güzeldi ki yarim saat daha uzamasini teklif etti yemek servisi yapacak olan yetkililer. Yemek zamani da cok keyifli oldu, onceden bizim turlu turlu menuleri etud ederek secmis oldugumuz muhtesem yemeklerden yedik.
Gecenin sonunda zaten cakir keyif olmustuk, artik kelimeleri yuvarliyorduk...
Hangi dilde konusuyordum, hic bilmiyorum...
Yine bir sato otel olan odamiza yerlestik...
Ertesi sabah sevgilim beni uyandirip sordu " Dilara ben bir ruyadan mi uyandim yoksa dun sahiden ruya gibi bir gun muydu?"
Dun sahiden ruya gibi bir gundu, herkesin dugunu kendine guzel olur herhalde ama benimkisi de sahiden sahane oldu...
Omrumun sonuna kadar ayni adamla kalir miyim bilmem, tekrar evlenir miyim bilmem, ama bunun uzerine bir dugun daha yapmak istemem... Olmaz.
Artik parmagimda yüzük var, toplumun kodlamasi var
Ben evlendim, bir kraliyet satosunda ruya gibi, prensesler gibi evlendim...
Artik parmagimda yuzugum var. Hicbir sey degismeyecek saniyordum, degisiyor.
Insanlarin seni kodlamasi var, sol elimde parmagimda bir yuzuk var, kategorin ayri, yerin ayri...
Evlendim ve baska bir kadin oldum artik...
Bir secim yaptim, diger kadindan vazgectim, ya da vazgecmeye calisiyorum hala...
Hicbir seyi olcup tartmadim, uzerinde fazla dusunmedim, oyle dogal bir süreç gibi evlendim iste.
Evlendim iste o kadar, büyütülecek birsey yok...
Bir secim yaptim, diger kadindan vazgectim, ya da vazgecmeye calisiyorum hala...
Hicbir seyi olcup tartmadim, uzerinde fazla dusunmedim, oyle dogal bir süreç gibi evlendim iste.
Evlendim iste o kadar, büyütülecek birsey yok...
Libellés :
Amboise Satosu,
Begendigim Mekanlar,
dugun,
evlenmek,
Hayata dair,
paris,
tek tas yuzuk,
ugur paralari
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)