9 Ağustos 2012 Perşembe

Road Trip (e): Grand Canyon / Teşekkürler küçük araba

Grand Canyon, Colarado Nehri'nin kuzeyi ve güneyine doğru inen devasa ve aşırı dik vadilerden oluşuyor. Canyon Amerika'nın batısının en çok turist alan bölgesi.
Çok vasat oteller 200$ civarinda olup yer bulabilene aşk olsun.




Insanlarin kendisini aşma arzularinin sınırı yok...

Bir de o devasa vadilerin aşağısına inip geceyi orada kamp kurarak geçirenler var.
Grand Canyon'dan aşağı inmek ve geceyi o karanlık, korkunç, dibi gözükmeyen çukurda geçirmek ve ertesi gün aynı yolu tekrar yukarı tırmanmak her baba yiğidin harcı değil.
Bu ürkütücü, dipsiz kuyuya bakıyorum, bakıyorum...
İnsanlarin kendini aşma arzularının sahiden sınırı yok.
Bir de burası Arizona yani, burda gece birden çöküyor.
Çöktü mü birkaç dakika içinde zifiri karanlık oluyor her yer, önünü göremiyorsun, öyle böyle bir karanlık değil. Yürümek bile nerdeyse olanaksız hale geliyor.



Biz bu sefer kolay bir parkur seçtik.
South Rim Trail.
Aslinda yine de saatlerce yürüdük.
Ama vertical değil horizontal bir yürüyüş...
Hopi Point'te günbatımını seyretmeden dönmeyin dediler. Biz de öyle yaptik.



Güneş elini ayağını çekerken, her anını görüyor insan, o devasa vadinin güne gözlerini kapayışını, sönüşünü, ışıklarını söndürüşünü....

Diyorum ya, burasi Arizona. Gün battıktan çok ama çok kısa bir süre sonra zifiri karanlık oluyor her yer, yollarda aydınlatma falan da yok. El yol yordamiyla bul bulabilirsen yolunu...


Arabamizi park ettigimiz yere kadar 3km daha yürümemiz gerekiyor.
Hala önümüzü görebiliyorken hızlı hızlı yürüyoruz.
Yine de günbatımının hızına yetişemiyoruz.
Vardık, ama arabamızı bulamıyoruz, hiçbirsey göremiyoruz ki...
Böyle körler gibi birbirimize sarılmış 2 adım daha atmaya çalışıyoruz.
Yok böyle olmayacak, arabamızı asla bulamayacağız...

Derken...

Arabamız birden canlaniyor, "gelin, ben burdayim, sizi bekliyorum" diyor...

Bizi kurtaran arabamızın ta kendisi oluyor.
Arabamızın şöyle bir özelliği varmış, bilmiyorduk, o anda keşfediyoruz.
Anahtarının bulunduğu yerde bir düğmeye basıyoruz. O anda o küçük, o sevimli arabamız adeta canlanıyor, sesi soluğu çıkıyor sanki...
Arabamız bize cevap veriyor, klaksonlarını çalmaya basliyor, ışıklarını yakıyor...

Arabamiz resmen canlandi.
Bizi kendisine çagirdi...

Teşekkürler küçük araba, sen bize nerede olduğunu göstermeseydin, biz o gün seni asla bulamayacaktık....


 
A / Zion Canyon
B / Bryce Canyon
C / Antelope Canyon
D / Monument Valley 
E / Grand Canyon
F / Death Valley
G / YOSEMITE
Yosemite Devam

Bu gece arabada uyuyacagiz 
Las Vegas'ta az kalsin hapse giriyorduk


6 Ağustos 2012 Pazartesi

Marmaris'ten seçmeler...

Her gün bugün daha farklı, daha yaratıcı bir gün geçirelim diyoruz, her gün yine keyifle Del Mar'in yolunu tutuyoruz.
Bir laf var çok severim: If it works don't fixe it.
Bir sey güzel bir sekilde isliyorsa, onu daha iyilestirmeye calisma.
Del Mar'da denize tepeden bakan bir yerde kahvaltini yap, o güzelim denizde yuzmeye doyama, duşunu al, yukarıya kahveye çik, sohbet, eğlence, sonra yine deniz güneş...
Amaaan şimdi kim kalkip burdan Datça'ya gidecek, sabah sabah tekne turuna çıkacak, Kleopatra koyu varmis, Dalyan'daki kral mezarlari gorulmeye degermis. Degerdir de.... biraz tembellik mi ediyoruz acaba? Valla ediyoruz ama napalim burda takilmak çok keyifli.
Eylül'de tekrar geleceğiz nasil olsa... O zaman gezeriz.

Bir de zaten annemle tatilin tadina doyum olmuyor.
Cok acaip bir enerjisi var annemin, isik saciyor, nese saciyor....
Onunla hiç ama hiç canı sıkılmıyor insanın...

DEL MAR 

Del Mar, Del Mar deyip duruyorum... Burası bildiğimiz türden bir cafe restaurant aslında. Ama öyle sıradan bir yerde degil. Marmaris'in denizi en güzel beldesi Icmeler'de, hem de denizin en guzel yerinde, tam burunda... Her gun ayni insanlari gormek mumkun, zira bir kere buranin tadını aldı mı insan başka bir yere gidemiyor...
Tepeden, o uçsuz bucaksiz gorunen sahane denize bakarak kahvalti etmenin zevki üstün...


Volkan ve Huseyin
 
Her gün Volkan'in güleryuzlu karşılamasıyla başlıyor günümüz.
Bu cocuklar piılanta.... Pirlanta...
Su iki piril piril delikanli ceviriyor butun plajin siparislerini. Temmuz gunesinin altinda bir uçtan bir uca her gün koşturup duruyorlar.
Gencler, dinamik ve enerjikler.
Bunun ustune cok saglam bir de sinir sistemine sahipler.
Butun gun deli gibi calisiyorlar ve cizgileri asla degismiyor....
Sabah nasil bir davranis, konusma icindelerse aksam pestilleri çikmis halde de ayni kalabiliyorlar.
Gunun her saati guleruyuzlu, mesafeli ve samimiler...
Damarlarinda asil bir kan var cocuklarin. Goruluyor...
Karakter sahibi ve asiller.
Kimsenin yaninda olmasi gerektiginden fazla kalmiyorlar.
Cok konusmuyorlar, bos konusmuyorlar.
Kimseye kendilerini ispat etmeye calismiyorlar. Kendilerini biliyorlar.
Onlar boyle ozel cocuklar olunca insanin cani ister istemez onlar için birsey yapmak istiyor. Bahsis kesmiyor bizi, onu zaten yapacagiz, boynumuzun borcu. Baska birsey baska baska...
Her gun degistirdikleri birbirinden guzel shortlardan almak lazim bunlara. Bence en guzel hediye bu olur. Dur bakiyim Paris'ten guzel birseyler getireyim, soylerken de havalari olur...

Volkan oranin kidemlisi

 Huseyin Volkan'in comezi

Bu sonbaharda askere gidecek.
Kendi istegiyle doguya gitmek istedigini belirtti. Nedenlerini de anlatti. Gozlerim doldu. Iste boyle aslan parçasi bir Turk genci bunlar.
Yine de benim gozlerim doldu...
Kendisine butun kalbimle simdiden hayirli teskereler diliyorum.

Iş adamı gibi köylüler ve "domatesin fiati" toplantıları

Marmaris'in köylüleri dillere destan. Bayaa bayaa "business men".
Hele herkesin dilinde bir Manav Veli var ki, anladigim kadariyla London Business School'da ders vermelik bir adam. Domates satarak nasil hanlar, hamamlar yapilir dersi... tutar mi? bence tutar.
Bildiginiz gibi verimli Ege topraklari burasi. Mugla ve cevresi...
Dolayisiyla ürün bol ve kaliteli...
Ama beni en çok etkileyen köylülerin sezon başında yaptıkları toplantılar oldu.
Köylüler toplantı mı yapıyor? Bu bilinç hep mi vardi yoksa değişen dünyaya ayak mı uyduruyorlar?
Domatesin fiatına karar verdikleri sezon başı toplantıları...
Böylece bazıları daha çok kazanmıyor. Hepsi kazanıyor.
Böylece aralarındaki rekabetten tüketici kazançlı çıkmıyor.
Dünyanin ekonomisi boyle dönüyor, bizim köylüler olaya çoktan hakim olmuşlar bile. Ağzım açık kaldı. Bravo.

Marmaris'e özel kekik bali

Marmaris çam cenneti... Her yer çam ağaçlarıyla dolu.
Dolayısıyla çam balı denilen özel bal bu bölgenin favori ürünü.
Şehir dışındaki çevre yollari bile sağlı sollu kekik ve çam balı satıcılarıyla dolu.
Bizim balcımız Marmaris merkezdeki Gökmen Balcısı.
Kocaman bir dükkan ve birbirinden değişik çeşitte bal var, gözlerime inanamadim. Yahu bal bu, bildiğimiz şekerli birşey, birbirinden ne kadar farkli olabilir ki dedim. Gökmen Balcısı bana bir sürü bal tattırdı... Anladım.

Annem son zamanlarda kekik balına takmış.
Cok ünlüymüş, zencefille karıştırıp yemek lazımmış şifa niyetine.
Valla ben iki şifa bilirim: Spor ve sevgi...

Yine de...
Zencefil ve kekik balı da evimde bulunsun dedim...


Gorur gormez vuruldugum son diyar: MARMARIS

Memleketimin Sofralari









5 Ağustos 2012 Pazar

Görür görmez vurulduğum son diyar : Marmaris..

Dünyanın denizlerinde yüzdüm...
Ispanya'da Valencia, Barcelona, Malaga, Marbella ve okyanus kıyıları...
Fransa'da Marsilya, Nice, Deauville, Cote d'Azur kiyilari
Italya'da Marina di Varenna,
Miami,
Bahamas Adaları,
Hawaii Adalari (himmm Maui'yi ayri tutalim yine de)
Bali...

Ama hiçbirisi vatanımın denizi, güneşi, plajı gibi değil...

Türkiye'min her köşesi cennet. Ama...
Görür görmez vurulduğum son diyar Marmaris...
Deniz'le dağın nadiren bütünleştiği ender bulunan bir belde: Marmaris Içmeler...
Marmaris merkez, o çarşılar, pazarlar aklın kalır, o kadar cavcavlı, renkli, hareketli. İstanbul'daki kapalı çarşının kopyasını yapmislar.
Çok güzel olmuş.
Marina'daki yemek yerleri, barlar, cafeler, hele hele barlar sokağı...
Benim gibi dans etmek için çıldıran birisi için biçilmis kaftan... Kardeşim öyle diyor, seni bırakayım barlar sokağına sabah 4 buçukta gelip alayım diyor...
Bazen evde kalip kafa dinlemelik, bazen sokaklara kendini birakip sabahlara kadar eğlenmelik... Bayıldım.

Son iki yildir Marmaris'e bir baska kaptirdim gönlümü.
Tabii ki bir tanecik kardeşimin sayesinde tanıştım bu güzelliklerle...


Aynı rutinle bütün yaz yaşayabilirim...

Her sabah herkesten önce uyan, sporunu yap, ev halki uyanincaya kadar terasta üstsüz güneşlen, hala uyuyorlarsa biraz gürültü yap, kahvaltıyı kur, balkonda püfür püfür çayını yudumla, sonra Delmar Cafe'nin plajının yolunu tut, Volkan'in bize ayırdığı çadır gibi şemsiyenin altına kurul, hemen Volkan'a 2 kahve siparisi ver, siparisi verdikten sonra denize atla, deniz kizi ol, bol bol yüz.
Canan Karatay'in dedigi gibi bir ıslanıp çıkma, 3 saat yüzmeye çalış becerebilirsen, denizden sonra duşunu al, yukarıya Delmar Cafe'ye kahve içmeye çık, saat 3'e kadar güneşe çıkma, plajda çadırda otur, kitap oku, gazete oku, anneyle sohbet et, Inanc'in tayfasından bizimle sohbete gelen herkesle iki çift laf et, durup durup denize gir, yüz, deniz jimnastigi yap, voleybol oyna ama denizden çıkma...
Gün batımına kadar plajda kal...
Bazen bir kadeh beyaz sarap, coctail esliginde plajda günü tamamla...
Eve dön, akşam yemeğini hazirla ve gece programlarina doğru yol al...
Bazen de evde kal, erken yat.... Bir gün de cok uyu...

Rutin denen seyde değisik bir haz var.
Insanı rahatlatıcı, hayatı kolaylaştırıcı, huzur ve güven verici bir haz...
Düşünmeden, planlamadan, her gün aynı zevki alarak aynı şeyleri tekrar yapmak ve hayatı basite indirgemek. Rutin budur.
Ve bence zevklidir...

Elbette ki bazen rutini bozmak ta gerekir..
Ki rutindeki zevk sursun...

Kralin kizi suyu yürüyerek geçebilseymis iyiymiş...

Evin bulunduğu Marmaris Icmeler'den 30 km uzakliktaki Selimiye'yi tanımak ve akşam da ünlü Sardunya Restaurant'ta yemek yemek üzere yola çıktık.
Selimiye Marmaris'in en rafine, en elit semti.
Minicik bir kasaba burasi, güzel koylar, cici bici evler...

"Kizkumu" adindaki koyuyla ünlü.

Neymis, kasabanın zamanındaki kralı öldürülmüş, kızı da karşı kıyıya kaçmak istemiş.
Ne var ki yüzme bilmiyormus. İşte efsane bu ya, cebine kumları doldurmus, denize döküp kendine yol yapa yapa ilerlemeye baslamış. Ama suyun ortasında cebindeki kumlar bitmis, kızcağız da boğularak ölmüş. 2 cep kum alayıp yola çıkayım, nasıl olsa prensesim, "efsane" beni korur dedi herhalde...


İş adamı gibi köylüler ve "domatesin fiati" toplantıları

Marmaris'in köylüleri dillere destan. Bayaa bayaa "business men".
Hele herkesin dilinde bir Manav Veli var ki, anladığım kadarıyla London Business School'da ders vermelik bir adam. Domates satarak nasıl hanlar, hamamlar yapılır dersi... tutar mı? Bence tutar.
Bildiğiniz gibi verimli Ege topraklari burasi. Muğla ve çevresi...
Dolayısıyla ürün bol ve kaliteli...
Ama beni en çok etkileyen köylülerin sezon başında yaptıkları toplantılar oldu.
Köylüler toplantı mı yapıyor? Bu bilinç hep mi vardı yoksa değişen dunyaya ayak mı uyduruyorlar?
Domatesin fiatına karar verdikleri sezon başı toplantıları...
Böylece bazıları daha çok kazanmıyor. Hepsi kazanıyor.
Böylece aralarındaki rekabetten tüketici kazançlı çıkmıyor.
Dünyanın ekonomisi böyle dönüyor, bizim köylüler olaya çoktan hakim olmuşlar bile. Bravo.

Havva Hanimlar ve Mahmut Beyler 

Yolu Del Mar'dan gecen herkesle bir gün bir saatte mutlaka karşılaşıyoruz. Havva Hanim ve Mahmut Beyler bunlarin başında geliyor. Çünkü kardeşimin çevresi onlar.
Eski gureşçi Mahmut Bey, maşallah söylemese de görünüyor zaten. Böyle haşmetli bir adam. Çok ta esprili, eglenceli, hoş sohbet. Esi Havva Hanim da nasil derler devlet gibi kadin. O da hasmetli, elinin tersiyle vurdu mu oturtacak gibi bir hali var ama alakasi yok. Cok tatli, sabahlara kadar güldürür adami, öyle hoş sohbet.
25 sene Istanbul'da yaşadıktan sonra çat diye Marmaris'e aşık olup buraya yerleşmeye karar vermişler.
Mahmut Bey her gün gelir sahile. Mutlaka 15 dakika bizim yanimiza ugrar. Annemle biz devamli muhabbet ya da kahkaha halinde oldugumuz için insanlar yanimiza uğrayıp neşemizden bir tutam almak isterler. Mahmut Bey hem alan, hem verenlerden....

Havva Hanım her gün gelmez. Geldi mi de plaja inmez. Teknelerini çekerler plajın yakınlarına orda takılır.
Bir gun tekneleriyle koyları gezmeye bizi de davet ettiler.



Aman aman Marmaris'in koyları akıllara zarar bir güzellik, bayıldım.
Turunç aklımda kalan en güzel koy. Yüzüp yüzüp çıktık, tekneyi başka bir koya sürdük. Çok güzel bir gündü. Güzel birşeyler yaşadın mi bitmiyor bu memlekette keyif, sürüyor sürebildiği kadar.
Hoop aksam çaya Havva Hanımlar'dayız.

Çayın ortamı bütünleştirici yapısını daha yeni fark ettim.

Çayı sadece kahvaltıda içerim, başka da sevmem.
Havva Hanım Karadeniz'li; öyle oldu mu, çay tartışılmaz oluyor.
O akşam fark ettim. Çaydanlıkta yapılan çayın çok farklı bir yapısı var.
Kahve gibi bireysel değil çay, bir takım oyunu gibi. Kahve gibi bir bardak içip bitmiyor. O bardaklar doluyor doluyor boşalıyor, sonra tekrar dolduruluyor.
Hiç bitmiyor çay içmek... Içenleri bütünleştiriyor, kaynaştırıyor.

Konuşacak birşeyler olduğu sürece bardak hiç boş kalmıyor...

"Boşver gitsin" nereden geliyor biliyor musunuz?

Felsefe hocasi bir arkadasim anlatti. Çok eskiden, en baba filozoflar, bara sirf felsefe yapmaya, ya da devlet meselelerini konusmaya gelirlermis. Konustukca bardaklari bos kalmazmis, devamli alkolle dolarmis, boşalır boşalır dolarmış.. Ne zaman ki artik birinin söyledikleri dinlemeye değmez olurmuş, ya da artik söyleyecek sözü kalmazmis, diğeri barmene "boş ver gitsin" dermiş.
Ya da kisi artik sohbetten birşey alamadığını hissettiğinde "Bana boş ver" deyip gidermiş.
Yani artik bardağım doldurmaya değmez, bundan sonrasını gözden çıkarttım anlamında...

Boş ver gitsin...



Marmaris'ten seçmeler

Memletimin sofralari


2 Ağustos 2012 Perşembe

PASTASARIM / Marmaris

PASTASARIM / Marmaris

20 yillik çocukluk arkadasim benim Kamile...
Biz kucukken boyle mailler mi vardi? Yoktu tabi...
Biz haftada bir mektuplasirdik onunla, bazen iki, hic aksamazdi.
Antalya-Izmir arasi yillarca o mektuplar gider gelirdi.
Neler neler paylasirdik...
2 genc kizin kabugunu kirmaya çalisan dunyasi o kagit parcalarinda gizli... Hala Izmir'de kutu kutu sakliyorum bir yerlerde...
Belki bir gun açar okurum, kim bilir...


Neden Kamile'yi anlattim?
Cunku o da bir sehre, bir meslege sigamayan kadinlardan...
Hayatin herhangi bir noktasinda, ben bunu yapmak istiyorum deyip, el atip, cok ta guzel basaranlardan...
Antalya'dan Istanbul'a tasindi.
Meslegini birakip ben pasta yapmak istiyorum dedi.
Kurslara gitti, zaten yetenekli ve yaraticiydi, kendisini daha da gelistirdi...

Derken, gecmis yillardan da cok iyi tanidigi ve 2009'da kizini dogurmak icin gittigi Marmaris'e tamamen yerlesti. Orali oldu...
Ciddiye aldigi pasta islerini ilerletti. Kermeslere katildi.
Veeeee... PASTASARIM'i açti.
Marmaris merkezde, Marina'nin arkasinda.

Dilerseniz, gidip, her gun kendi elleriyle yaptigi nefis Brawnie'lerden, kurabiyelerden, tiramisulardan, sekerlerden, reçellerden alabilirsiniz.
Dilerseniz bunlari yapmayi ogrettigi mutfak atolyelerine katilabilirsiniz.


Ammaaaaa yine de pasta da pasta....
Yakinlarda bir dogumgunu veya yildonumu kutlamaniz varsa Pastasarim burda.
Kamile'nin esas usta oldugu alan kisiye ozel, temali mi temali pastalar....
Uzeri Lunapark gibi renkli, oyuncakli, eglenceli...
Insan yemeye kiyamaz.
Fiati da acaip uygun. Kisi sayisina gore, pastanin buyuklugune, arzu edilen tefarruata gore degisiyor tabi. Ancak surekli aldigi pasta siparisleri 60 ila 100 YTL arasinda oynuyor.
Sevdiginiz birini sasirtmak, havalara ucurtmak bu kadar kolay!!!

Mukemmel degil mi?



Ben mesela 3 Eylul'deki annemin 60. dogumgunu pastasinin siparisini simdiden verdim.
Annemin, onceki hayatinda, ayni yil 4 grand chelem kazanan bir tenisçi oldugunu bize dusundurten tenis maçlarina olan ilgisi ve meraki uzerine olacak pastamiz...
Temayi Kamile'yle beraber seçtik.
Insani hiç yonlendirmeden, gerçekten sizi neyin mutlu edecegini anlamaya yonelik, nokta atisi harika sorular soruyor.
Ve tamam diyor. O kafasinda pastayi çoktan yapmis oluyor...


Evet sadece pasta degil...
Mutlulugun yenen birseye donusmus hali...



1 Ağustos 2012 Çarşamba

İstanbul'dan dönüp soluğu LA CIGALE'de aldım.

İstanbul'dan kendimi Izmir'e nasıl attım bilmiyorum.
Eminim bazıları icin olağanustu bir şehirdir, ama bana hiç değmiyor İstanbul.
Afaganlar basıyor, daral geliyor, ayağıma kramplar giriyor....
İnsanin kanını emen birsey var bu şehirde, sevemiyorum...
Herhangi bir nedenle yolum düşse, bir an önce çıkıp gitmek istiyorum.
Iyi ki burda yaşamıyorum diye düşünüp çok mutlu oluyorum.
Yılda bir kez yolum düşüyor ama İstanbul sevgisi düşmüyor içime...

İstanbul'un en çok Izmir'e dönüşlerini seviyorum..

İstinye'de kahvaltı, köprü ve boğaz manzaralı yemekler, Beykoz yolunda Peyzaj restaurant, Marina'da Gelik Restaurant, İstiklal'de 360, Ulus Restaurant, Reina, olmuyor, kesmiyor beni...

Orhan Veli'nin sözü gibi...
Istanbul'un en çok Izmir'e dönüşlerini seviyorum.

Ah canim Izmir'im...
Denizi kiz, kizi deniz kokan güzel şehrim...

LA CIGALE'in gediklisiyiz...

 
  
Izmir'de çok kalmadim bu sefer.
1 gun gecirdim sadece o da Unzile'mi görmek icin...

Her zamanki gibi gediklisi oldugumuz mekanda bulustuk: La Cigale

La Cigale'i benim için ozel kilan birsey daha var:
Hayatimin temel taslarindan birini görme firsati veriyor bana.
Biricik lisemin hemen yanindaki Fransiz Kultur Merkezi'nin bahcesinde bulunuyor La Cigale.
Bizim zamanımızda buralar böyle değildi tabiki. Alakası yoktu.
Fransız Kültür Merkezi'nin bahçesi böyle köhne, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdi. Bomboştu.
Biz arada bir okuldan dolayı mecburen giderdik, Fransizca film, tiyatro gösterimi, yıl sonu gösterileri, bilimum aktiviteler olurdu.
Ama Fransızca gösterilerin dışında, bahçesine sosyalleşmek icin bir gün birilerinin geleceği hiç aklima gelmezdi...
Al iste, ben mesela simdi Izmir'e geldigimde ordan çıkmıyorum.
Bütün gün kazık çakıyorum...

Ferah mi ferah...
Insanin içini açan, insana yasama sevinci veren bir yer.
Terapi gibi... Inanilmaz gevsiyor, rahatliyor, hafifliyor insan...
Ordaki oxygene'de kesin birsey var, ya da yedigimiz ictigimiz seylere mutluluk asisi mi veriyorlar acaba?
Oradan ciktigimda kendimi her zaman mükemmel hissediyorum.
Yemekleri de lezzetli, hele tatlilari öldürücü. Şarap seçimleri de basarili. Daha ne olsun!!!

 http://mekan360.com/UserFiles/images/12313/DSC03501.jpg

Bir de yazı bir başka güzel, kışı bir başka güzel, gündüzü bir başka güzel, gecesi bir başka oranın...
Yazin agaclarin altinda, babaannenizin bahcesindeki sofada oturur gibi, boyle minderlerle dosenmis güzel bir köşeye yerleşiveriyorsunuz. Ohhhh değme keyfime...
Aksam dedin mi ambians değişiyor...
Güzel masa örtüleri seriliyor, mumlar yanıyor, fonda akşam yemeği müziği... Ben yanımda akşama uygun ayakkabı ve büyük küpeler taşıyorum, gece moduna geçiveriyorum bir iki dokunuşla...

Butun calisanlar acaip tatli ve çok class...
Ne zaman neye ihtiyacin oldugunu biliyorlar, sen birsey demeden yanında bitiyorlar.
Ister 1 saat geçir, ister koca 1 gun asla sikmiyorlar, rahatsiz etmiyorlar.
İnanılmaz ilgililer ama ilgiyle insani boğmuyorlar.
Herşey muazzam bir şekilde dozunda...

Benim bayıldığım bir mekan La Cigale...
Şimdiden tekrar orada olmak için can atıyorum.

Eylül gelse...
Güzel Izmir'imin meltem rüzgarları esse...
Birer kadeh rosé alsak... muhabbetin dibine vursak...



Memleketimin Sofralari