14 Ekim 2011
Tokyo'dayız...
Havaalanı'na indiği anda hissediyor insan tamamen baska bir kültürde olduğunu.
Adamlar sahiden makina gibi çalışıyor, hiç vakit kaybetmeden...
Tam hizmet insanı....
Muazzam bir nizam.
Her detay inanılmaz muntazam.
Kimse oyalanıyor, kimseyi oyalamıyor.
Hersey tıkır tıkır yürüyor. Akıyor...
En ince detay dahi düşünülmüş herhangi bir aksaklık olmasın diye.
Zaten olmuyor. Her süreç o kadar etkili ki hiçbir sorun onun üzerine çıkamıyor.
Havaalanına varır varmaz başlıyor kültür şokum.
Evet, o belini büküp eğilerek selamlama meselesi hakikatten var.
Eski bir gelenek degil, gösteriş değil, turistik bir animasyon değil.
O eğilerek selamlama ciddi ciddi var.
Insan böyle ne yapacağını şaşırıyor.
Kendini önce matah birsey sanıyor. Bir havaya giriyor.
Yahu bunlar niye benim önümde eğiliyor; ben de eğilmeli miyim, ne yapmalıyım, bu davranışa nasil cevap vermeliyim tarzı bir kültür şoku içerisindeki kaybolmuşlukla bir süre affalıyor.
Sonra geçiyor.
Onlar da bizim bu tarz toplumsal kodlara sahip olmadığımızı biliyor.
Hem bir yerde okudum, bu kültürden olmayıp, ki bu, malum, gözlerimizle saklayabileceğimiz birşey pek değil, onlara onlar gibi selam verilmesini de pek haz etmiyorlarmis. Bunu bir dalga geçme ya da oyun gibi gördüğümüzü düşünüyorlarmış.
Japonya benden vize istemiyor. Sadece uygun bir vücut ısısı istiyor.
İnsanların sağlığını biraz olsun etkileyebilecek, dolayısıyla üretimi düşürebilecek hiçbir virüsün yayılmasına izin yok.
Daha önce hiç görmedigim bir sağlık kontrolünden geçiyoruz.
Havaalanına girer girmez bir alan var, oraya mutlaka herkes giriyor.
Burada bir alet var, vücut ısısını ölçüyor herkesin.
Vücut ısısı 37'nin üstünde olanlar karantinaya alınıyor.
Ve artık durumunun möhemmiyetine göre ülkeye alınıyor veya alınmıyor. Aynen geldikleri ülkeye geri gönderiliyor.
Bayaaa karantina diyorlar yahu...
Kendimi zombi filmlerindeki ısırılmış tipler gibi hissediyorum.
Iyi ki vücut ısım ülkeye alınmama müsade ediyor da çıkıyorum bu ruh halinden.
Ne ilginç. Japonya benden vize istemiyor.
Sadece uygun bir vücut ısısı istiyor.
Hastalandığında çevrendekileri kendinden korumakla yükümlüsün.
Dikkatimi çeken bir unsur da sivil insanlarin ağız bölgelerine taktıkları maskeler.
Hani şu doktorların, hemşirelerin hastanelerde solunum bölgelerini dışarıya kapatan, kafanın arkasından geçirilen beyaz maskelerden.
Grip, nezle olan sivil insanlar normal hayatta bunlardan takıyor.
Bir nevî sosyal mecburiyet.
Hastalandığı anda herkes kendisini bu maskeyi takmakla sorumlu hissediyor.
Çünkü öksürmek, hapşırmak durumunda isen çevrendekileri kendinden koruyacaksın.
Koruyacaksın ki kimse işinden gücünden olup üretime katkıda bulunmaktan geri kalmasın.
Herşey, insan is gücünden maximum verim almak üzere düşünülmüş bu ülkede.
İnsanın kendi sağlığı bile kamunun malı.
Bu o kadar kanıksanmış bir durum ki, havaalanında çalışan her 5 insandan neredeyse 2'sinin yüzünde maske var. Ve bu şekilde iletişim kurmak gayet normal bir durum onlar için.
Sonradan göreceğim üzere, sadece havaalanında değil, yollarda yürüyen insanlarda, metrolarda her yerde bu maskeli insanlari görmek mümkün.
Nasıl yüksek bir mantalitedir bu, diğer insanları kendisinden korumak, nasıl üst düzey bir bilinçlenmişlik durumudur...
Müthiş !...
Bütün alıcılarımı açtım. Kayıttayım.
Havaalanından kalkan, otelimizin bulunduğu merkez SHINJUKU'ya giden bir otobüse biniyoruz.
17.30 saati, tam ama tam vaktinde kalkıyor.
Sanki bütün şehrin akışı bu otobüsün yola çıkış saatine bağlı.
Sanki 17.31'de kalkarsa verilen bütün sözler yerle bir olacak, bütün hayat aksayacak...
Tokyo'ya varalı 1 saat oluyor.
Buraya kadar gördüklerim göreceklerimin habercisi...
Bütün alıcılarımı açtım.
Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum.
Zira...
Kültür farkı diye ben buna derim !
Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.
Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.
Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...
Dunya Turu (11) BALI
Dunya Turu (10) HONG KONG
Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
27 Kasım 2012 Salı
Dünya Turu (9) : JAPONYA
Libellés :
balayi,
Dunya turu,
Japonya,
kultur farki,
saglik,
selamlama,
Shinjuku,
Tokyo,
vucut isisi
25 Kasım 2012 Pazar
13 Ekim 2011 günü ben yaşamadım
Ben bugün hayatimdan bir gun kaybettim.
Ustelik onu yasayarak, hoyrat kullanarak, hani mecazi anlamda da değil, bayaa bayaa yaşamayarak kaybettim.
Ben 13 Ekim 2011 gününü, Pacific Okyanusu'ndaki Date Lane üzerinde kaybettim.
Evet ben o gün yaşamadım.
Dünyadaki hiçbir olaydan ben mesul degilim.
Hiçbir olaya kelebek etkisi yapamadim. Çünkü ben o gün yaşamadim...
12 ekim ogle vakti Honolulu'dan Tokyo'ya gitmek uzere uçagimiza biniyoruz.
Ve Pacific Okyanusu uzerinde bulunan Date Lane'in uzerinden geçiyoruz.
Iste tam Pacific uzerinde bir gun kaybediyoruz.
Devamli batiya giderek zamanin onune geçiyoruz.
Biolojik saatime gore ben su anda 12 ekim çarsamba aksamindayim.
Ve Fransa'nin 12 saat gerisindeyim.
Fransa su anda 13 ekim gunune yeni basliyor.
Bizim bu dunya turumuzun mantigi suydu: Devamli batiya gitmek.
Yola çiktigimiz andan itibaren hep batiya dogru ilerlemek.
Duz, en basit cografya bilgimizle hatirlayalim: Gunes dogudan dogar, batidan batar.
Dolayisiyla bu Date Lane'in dogusuna geçince bir gun geri gidiyorsun.
Batisina geçince de 1 gun ileri...
Ileri çunku gunes ilk senin bulundugun noktada batacak, geri çunku gunes ilk senin bulundugun noktada dogacak.
Galileo'yu idam eden kilise takimi hayatlarinda hiç dunya turu yapmamis. Belli oldu.
Galileo'nun "dunya yuvarlaktir" tan ne demek istedigini bizzat yasamis biriyim.
Bir noktadan çikip devamli ayni yone dogru giderseniz ilk noktaya varirsiniz.
Iste demis adam, bilmis.
Yazik garibimi nasil idam ettiler boyle dedi diye.
Belli oldu ki Galileo'yu idam eden kilise takimi hiç dunya turuna çikmamis.
Dunyayi arkadan dolanarak zamanin onune geçtik.
Biz Honolulu'dayken Fransa'nin batisindaydik.
Devamli batiya gitmeye devam ettirdigimiz için dunyayi arkadan dolandik.
Ve boylece Fransa'nin dogusuna geçmis olduk.
Yani biz Honolulu-Tokyo arasinda uçarak zamanin onune geçtik.
Birim olarak sadece 5 saat fark var arada. Biolojik saatimize gore su anda 12 ekim gecesindeyiz ancak Tokyo'da su anda 13 Ekim tamamlanmak uzere. Yani biz 13 Ekim 2011 gununu yasamadik.
Kendimi zamanda yolculuk yapmis gibi hissediyorum.
Teknik olarak anlasilsa da yasarken yine de tuhaf bir yani var.
Fark ettiniz degil mi, bunu anlamak ve anlatmak için cebellestim ben.
Aslinda bu yaziyi kendim için yazdim ben.
Kendim anlamak için...
Guzel yazi oldu bence.
Kafama takilan birsey olursa donup donup okurum artik...
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Ustelik onu yasayarak, hoyrat kullanarak, hani mecazi anlamda da değil, bayaa bayaa yaşamayarak kaybettim.
Ben 13 Ekim 2011 gününü, Pacific Okyanusu'ndaki Date Lane üzerinde kaybettim.
Evet ben o gün yaşamadım.
Dünyadaki hiçbir olaydan ben mesul degilim.
Hiçbir olaya kelebek etkisi yapamadim. Çünkü ben o gün yaşamadim...
12 ekim ogle vakti Honolulu'dan Tokyo'ya gitmek uzere uçagimiza biniyoruz.
Ve Pacific Okyanusu uzerinde bulunan Date Lane'in uzerinden geçiyoruz.
Iste tam Pacific uzerinde bir gun kaybediyoruz.
Devamli batiya giderek zamanin onune geçiyoruz.
Biolojik saatime gore ben su anda 12 ekim çarsamba aksamindayim.
Ve Fransa'nin 12 saat gerisindeyim.
Fransa su anda 13 ekim gunune yeni basliyor.
Bizim bu dunya turumuzun mantigi suydu: Devamli batiya gitmek.
Yola çiktigimiz andan itibaren hep batiya dogru ilerlemek.
Duz, en basit cografya bilgimizle hatirlayalim: Gunes dogudan dogar, batidan batar.
Dolayisiyla bu Date Lane'in dogusuna geçince bir gun geri gidiyorsun.
Batisina geçince de 1 gun ileri...
Ileri çunku gunes ilk senin bulundugun noktada batacak, geri çunku gunes ilk senin bulundugun noktada dogacak.
Galileo'yu idam eden kilise takimi hayatlarinda hiç dunya turu yapmamis. Belli oldu.
Galileo'nun "dunya yuvarlaktir" tan ne demek istedigini bizzat yasamis biriyim.
Bir noktadan çikip devamli ayni yone dogru giderseniz ilk noktaya varirsiniz.
Iste demis adam, bilmis.
Yazik garibimi nasil idam ettiler boyle dedi diye.
Belli oldu ki Galileo'yu idam eden kilise takimi hiç dunya turuna çikmamis.
Dunyayi arkadan dolanarak zamanin onune geçtik.
Biz Honolulu'dayken Fransa'nin batisindaydik.
Devamli batiya gitmeye devam ettirdigimiz için dunyayi arkadan dolandik.
Ve boylece Fransa'nin dogusuna geçmis olduk.
Yani biz Honolulu-Tokyo arasinda uçarak zamanin onune geçtik.
Birim olarak sadece 5 saat fark var arada. Biolojik saatimize gore su anda 12 ekim gecesindeyiz ancak Tokyo'da su anda 13 Ekim tamamlanmak uzere. Yani biz 13 Ekim 2011 gununu yasamadik.
Kendimi zamanda yolculuk yapmis gibi hissediyorum.
Teknik olarak anlasilsa da yasarken yine de tuhaf bir yani var.
Fark ettiniz degil mi, bunu anlamak ve anlatmak için cebellestim ben.
Aslinda bu yaziyi kendim için yazdim ben.
Kendim anlamak için...
Guzel yazi oldu bence.
Kafama takilan birsey olursa donup donup okurum artik...
Dunya Turu (8) HAWAII
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
Date Lane,
Dunya turu,
Galileo,
gunes,
Honolulu,
Pacific Okyanusu,
saat farki,
Tokyo
22 Kasım 2012 Perşembe
Hawaii'den giderken Edith Piaf'in sarkisinin sozlerini bilmedigim için bana hediye vermedi...
11 Ekim 2011
Insanin hâyallerinin siniri yok...
Dunya gozuyle hayal bile edemeyecegim yerleri goruyorum.
Hawaii'de tatil yapmak ruya gibi birsey... Ve bugun son gunumuz.
Son gunlerin hep biraz buruk bir tadi oluyor.
Biraz havada, biraz kaybolmus, ne yone gidecegini bilmez bir yani oluyor.
Biz de bilemedik...
Bilemedigimiz için atladik arabaya, ruzgar nereye eserse oraya dedik.
Ruzgar golf sahalarina dogru esti...
Meger ne kadar çok yesil alan varmis Maui'de. Hiç gormedigim kadar genis alanlara yayilmis golf sahalari gordum. O kadar genis ki golf alanlari, ilk defa golfun sahiden bir spor olabilecegini dusundum. Bir noktadan diger noktaya yurunecek mesafenin bu denli uzak olmasi...
Evet bir yuruyus sporu...
Anladim simdi neden bizim ulkede hepsi ustsuz
Bu arada, Hawaii'de Kanapali plajinda ilginç bir deneyim yasadim bugun.
Amerika'da normal plajlarda ustsuz guneslenmek yasak.
Yani bayaa bayaa bir gorevli gelip uyariyor, ustunuzu giyin diye.
Yuklu bir para cezasi var. Harbiden yasak yani.
Neden: Cocuklarin ahlakinin bozulmasini engellemek.
Himmm simdi anliyorum neden bizim ulkemize gelip boyle sere serpe ustsuz guneslendiklerini...
Rahat ve açik insanlar olduklarindan degil. Kendi ulkelerinde yapamadiklarindan...
Kalktik Mokuleia Koyu'na gittik.
Oranin denizi, havasi, dogasi, sessizligi bence essiz...
Son bir kez daha tadalim dedik, Hawaii'yi içimize çektik...
Demir almak vakti gelmis Maui'den...
Evimize donuyoruz, Honolulu'ya dogru uçmak uzere basliyoruz hazirlanmaya.
Bu gece havaalaninda bir otelde kalacagiz, yarin erkenden Tokyo uçagimiz var.
Buradan gitmek çok zor olacak demistim zaten, sahiden oyle oluyor...
Evimiz belleyip oyle guzel yerlesmisiz ki buraya bir turlu toplanamiyoruz.
Ama gitmek lazim... Dunya turundayiz...
Kesfedecek daha çok sey var.
Yolcu yolunda gerek, yol daha uzun. Yola devam etmek lazim...
Balayi ve Paris iki kilit kelime...
Her kapiyi açabilir, en sert uçlari yumusatabilir sihirli bir degnek...
Kapalua Havaalani'ndayiz. Minicik bir havaalani, adalar arasi çalisiyor.
Balayi Paris: Hooop valizlerimize odememiz gereken 60 Euros extra check-in'imizi yapan kadin tarafindan hediye ediliyor.
Ordaki Amerikalilar bir ilgi, bir alaka gosteriyor ki...
En ortalama, hatta son kez giyip atmayi planladigim bir kiyafete bile iltifat ediyorlar.
Pasaportuma bakip "Aaaa buraya Turkler bile geliyor, ne kadar guzel." diyorlar.
Butun mesele tum bu farkliliklari ayni bunyede toplayabilmek.
Avrupa'nin kibirli ama asil ve aristokrat yapisinin ardindan bu açik iletisim, bu pozitiflik, bu her daim guleryuzluluk, yakinlik, ulasilabilir olma ve bundan gocunmama durumu, Amerikalilar'in bize kattigi...
Paris'te yasadigimdan beri kulturel farkliliklar meselesi hayatima yon veren bir oge oldu.
Ve bundan daha zenginlestirici bir oge daha bilmiyorum.
Insanlar hep farkliliklara dogru bir egilim sergiliyor. Farkli olani kesfetmek istiyor..
Butun mesele bu farkliliklari ayni bunyede toplayabilmek.
Sentezleyebilmek... Yasam biçimine yedirebilmek, sindirebilmek.
Sahip oldugumuz mevcut degerlere her yeni ogeyi integre edebilmek...
Her yeni ogeye yer bulabilmek...
Mesela Avrupalilar'in estetik anlayisi, oturmuslugu, asaleti ve gelismis zevkleriyle Amerikalilar'in kompexsiz yapisi, açik ve direk iletisimini, animasyonlu, gurultulu ama her daim pozitiflik fiskiran var olma biçimlerini ayni bunyede toplayabilmek...
Iste kopru kurmak diye ben buna derim.
"La vie en Rose" un sarki sozlerini bilmedigim için ben hediye kazanamadim.
Honolulu'daki havaalaninin yanindaki otelimize yerlestik. Yarin sabah Tokyo uçagina binecegiz.
Haliyle bu aksam, yemegi oyle geçistirecegiz.
DA BIG KAPUNA adinda bir pizzaci goruyoruz.
Matah birsey oldugundan degil, etrafta daha iyi birsey goremedigimizden bunu seçiyoruz.
Yerlesiyoruz. Siparisimizi almaya gelen kadin Paris'te yasadigimizi ogrenince basliyor hikayelerini dokmeye.
Ama bunlar digerleri gibi degil, ilginç hikayeler...
20 yil once Georges V otelinde bir aksam yemegi yerken Yannick Noah ile tanismis, ve hâlâ gorusuyorlarmis.
Georges V otelinin Paris'in en luxe 10 otelinden biri oldugunu soylememe gerek yok.
Sonra bir gun Monaco'da tenis maçina giderken Sean Connery ve Fransiz karisiyla ayni arabaya binmis. Tenis maçini izledigi locayi kiminle paylasiyormus? Monaco Prensi'yle...
Kim bu kadin? Meger butun pizza zincirlerinin sahibesiymis.
Ardindan basliyor Edith Piaf'in meshur "La vie en rose" sarkisini soylemeye... Sevgilim de ona katiliyor. Beraber soyluyorlar.
Eh haliyle Edith Piaf'in sarki sozlerine hakim olanla olmayan bir olmuyor.
Uzerinde Da Big Kapuna canavari olan çok guzel bir mavi tshirt hediye ediyor Boris'e.
Bana birsey yok. Neden? Cunku ben sarkiyi soyleyemiyorum.
La vie en rose'un sozlerini bilmedigim için kendimi bir hayli ezik hissediyorum. Ben Turk'um diye açiklama yapiyorum bir de.
Hani hafifletici sebep olur diye. Olmuyor.
Hawaii'deki son gecemiz de yine guzel bir aniyla tamamlanmis oluyor...
Simdi yonumuzu çeviriyoruz.
Yeni maceralara...
Sevince zaman çabuk geçmez...
HULA Dansi
Ciplaklar plaji
Adada hayat bir baska guzel
Sadece ask var...
Cennet HAWAII olmali...
Honolulu Waikiki Plaji
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Insanin hâyallerinin siniri yok...
Dunya gozuyle hayal bile edemeyecegim yerleri goruyorum.
Hawaii'de tatil yapmak ruya gibi birsey... Ve bugun son gunumuz.
Son gunlerin hep biraz buruk bir tadi oluyor.
Biraz havada, biraz kaybolmus, ne yone gidecegini bilmez bir yani oluyor.
Biz de bilemedik...
Bilemedigimiz için atladik arabaya, ruzgar nereye eserse oraya dedik.
Ruzgar golf sahalarina dogru esti...
Meger ne kadar çok yesil alan varmis Maui'de. Hiç gormedigim kadar genis alanlara yayilmis golf sahalari gordum. O kadar genis ki golf alanlari, ilk defa golfun sahiden bir spor olabilecegini dusundum. Bir noktadan diger noktaya yurunecek mesafenin bu denli uzak olmasi...
Evet bir yuruyus sporu...
Anladim simdi neden bizim ulkede hepsi ustsuz
Bu arada, Hawaii'de Kanapali plajinda ilginç bir deneyim yasadim bugun.
Amerika'da normal plajlarda ustsuz guneslenmek yasak.
Yani bayaa bayaa bir gorevli gelip uyariyor, ustunuzu giyin diye.
Yuklu bir para cezasi var. Harbiden yasak yani.
Neden: Cocuklarin ahlakinin bozulmasini engellemek.
Himmm simdi anliyorum neden bizim ulkemize gelip boyle sere serpe ustsuz guneslendiklerini...
Rahat ve açik insanlar olduklarindan degil. Kendi ulkelerinde yapamadiklarindan...
Kalktik Mokuleia Koyu'na gittik.
Oranin denizi, havasi, dogasi, sessizligi bence essiz...
Son bir kez daha tadalim dedik, Hawaii'yi içimize çektik...
Demir almak vakti gelmis Maui'den...
Evimize donuyoruz, Honolulu'ya dogru uçmak uzere basliyoruz hazirlanmaya.
Bu gece havaalaninda bir otelde kalacagiz, yarin erkenden Tokyo uçagimiz var.
Buradan gitmek çok zor olacak demistim zaten, sahiden oyle oluyor...
Evimiz belleyip oyle guzel yerlesmisiz ki buraya bir turlu toplanamiyoruz.
Ama gitmek lazim... Dunya turundayiz...
Kesfedecek daha çok sey var.
Yolcu yolunda gerek, yol daha uzun. Yola devam etmek lazim...
Balayi ve Paris iki kilit kelime...
Her kapiyi açabilir, en sert uçlari yumusatabilir sihirli bir degnek...
Kapalua Havaalani'ndayiz. Minicik bir havaalani, adalar arasi çalisiyor.
Balayi Paris: Hooop valizlerimize odememiz gereken 60 Euros extra check-in'imizi yapan kadin tarafindan hediye ediliyor.
Ordaki Amerikalilar bir ilgi, bir alaka gosteriyor ki...
En ortalama, hatta son kez giyip atmayi planladigim bir kiyafete bile iltifat ediyorlar.
Pasaportuma bakip "Aaaa buraya Turkler bile geliyor, ne kadar guzel." diyorlar.
Butun mesele tum bu farkliliklari ayni bunyede toplayabilmek.
Avrupa'nin kibirli ama asil ve aristokrat yapisinin ardindan bu açik iletisim, bu pozitiflik, bu her daim guleryuzluluk, yakinlik, ulasilabilir olma ve bundan gocunmama durumu, Amerikalilar'in bize kattigi...
Paris'te yasadigimdan beri kulturel farkliliklar meselesi hayatima yon veren bir oge oldu.
Ve bundan daha zenginlestirici bir oge daha bilmiyorum.
Insanlar hep farkliliklara dogru bir egilim sergiliyor. Farkli olani kesfetmek istiyor..
Butun mesele bu farkliliklari ayni bunyede toplayabilmek.
Sentezleyebilmek... Yasam biçimine yedirebilmek, sindirebilmek.
Sahip oldugumuz mevcut degerlere her yeni ogeyi integre edebilmek...
Her yeni ogeye yer bulabilmek...
Mesela Avrupalilar'in estetik anlayisi, oturmuslugu, asaleti ve gelismis zevkleriyle Amerikalilar'in kompexsiz yapisi, açik ve direk iletisimini, animasyonlu, gurultulu ama her daim pozitiflik fiskiran var olma biçimlerini ayni bunyede toplayabilmek...
Iste kopru kurmak diye ben buna derim.
"La vie en Rose" un sarki sozlerini bilmedigim için ben hediye kazanamadim.
Honolulu'daki havaalaninin yanindaki otelimize yerlestik. Yarin sabah Tokyo uçagina binecegiz.
Haliyle bu aksam, yemegi oyle geçistirecegiz.
DA BIG KAPUNA adinda bir pizzaci goruyoruz.
Matah birsey oldugundan degil, etrafta daha iyi birsey goremedigimizden bunu seçiyoruz.
Yerlesiyoruz. Siparisimizi almaya gelen kadin Paris'te yasadigimizi ogrenince basliyor hikayelerini dokmeye.
Ama bunlar digerleri gibi degil, ilginç hikayeler...
20 yil once Georges V otelinde bir aksam yemegi yerken Yannick Noah ile tanismis, ve hâlâ gorusuyorlarmis.
Georges V otelinin Paris'in en luxe 10 otelinden biri oldugunu soylememe gerek yok.
Sonra bir gun Monaco'da tenis maçina giderken Sean Connery ve Fransiz karisiyla ayni arabaya binmis. Tenis maçini izledigi locayi kiminle paylasiyormus? Monaco Prensi'yle...
Kim bu kadin? Meger butun pizza zincirlerinin sahibesiymis.
Ardindan basliyor Edith Piaf'in meshur "La vie en rose" sarkisini soylemeye... Sevgilim de ona katiliyor. Beraber soyluyorlar.
Eh haliyle Edith Piaf'in sarki sozlerine hakim olanla olmayan bir olmuyor.
Uzerinde Da Big Kapuna canavari olan çok guzel bir mavi tshirt hediye ediyor Boris'e.
Bana birsey yok. Neden? Cunku ben sarkiyi soyleyemiyorum.
La vie en rose'un sozlerini bilmedigim için kendimi bir hayli ezik hissediyorum. Ben Turk'um diye açiklama yapiyorum bir de.
Hani hafifletici sebep olur diye. Olmuyor.
Hawaii'deki son gecemiz de yine guzel bir aniyla tamamlanmis oluyor...
Simdi yonumuzu çeviriyoruz.
Yeni maceralara...
Sevince zaman çabuk geçmez...
HULA Dansi
Ciplaklar plaji
Adada hayat bir baska guzel
Cennet HAWAII olmali...
Honolulu Waikiki Plaji
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
balayi,
Begendigim Mekanlar,
Da Big Kapuna,
Dunya turu,
edith piaf,
golf sahalari,
Hawaii,
la vie en rose,
Maui,
Mokuleia koyu
18 Kasım 2012 Pazar
Sevince zaman çabuk geçmez
9 Ekim 2011
"Sev. Sevince zaman çabuk geçmez."
Bir filmde duymustum bu sozu. Cok beğenmistim.
Ne kadar dogru...
Sevince, içimiz sevgiyle, yasam sevinciyle dolu olunca ne kadar dolu dolu akiyor zaman, birim zamanda ne kadar çok sey yasaniyor...
Hayatlari birbirinden ayiran da bu.
Herkese verilen süre üç aşağı beş yukarı aynı.
Peki sen içini doldurmak için neyi, ne kadar seviyorsun?
Hem nitelik, hem nicelik...
Yani ne kadar çok sey seviyoruz ve onlari ne kadar çok seviyoruz...
Zira aynen bu oranda hayatin içi doluyor.
Ve doldukça zamanin akisi yavasliyor...
Ben buna inaniyorum. Bizzat yasiyorum...
Zaman ne çabuk geçiyor, demiyorum. Çünkü hepsinin içi dolu...
Ve daha da doldurmak için gelecek yeni zamanlara ihtiyaç duyuyorum.
Cunku surekli birseyler oluyor, hiç duragan degil...
Bazen kendimi supermarketlerdeki dondurulmuş ürünler gibi hissediyorum.
Hatta böyle tutkuyla ve heyecanla yaşadıkça, insanın son kullanma tarihi hiç geçmez, biliyorum.
Çünkü sadece aşktan ve sevgiden besleniyorum...
Ve sevince zaman çabuk geçmiyor...
Dünya turumuzda da bu boyle. Hawaii'de de...
Günler çabuk geçmiyor...
Her gün yeni bir gün.
Her günün dinamiği başka, anıları başka...
Doga harikalari: HONOLUA ve MOKULEIA Koylari
Bugun de istikametimizi Maui'nin kuzey sahillerine çeviriyoruz.
Ada tatilinin olayi bu olsa gerek, butun yollar alabildigine plaj ve cenetten kopma koylar...
Arabana atliyor ve o koydan bu koya surf yapiyorsun...
Bugun kesfettigimiz doga harikalari Honolua Koyu ve Mokuleia Koyu.
Birbirine bitisik... yapisik. Birine kara yolu var, digerine yok.
Birilerine benziyor, oyle degil mi? Big Beach'le Little Beach'e mesela...
Honolua koyu arabayi park edip inemeyecegimiz bir koy.
Dalis yapmak isteyenler için mukemmel bir alan.
Mokuleia koyunun denizi ise Hawaii'de gordugum en guzel deniz.
Derin, masmavi, tertemiz, duru, tam kartpostallardaki gibi...
Muhtesem...
Girdikten sonra kolay kolay çikmak istemeyeceginiz bir deniz...
Hawaii'de Maui'ye yolu dusen herkese muhakkak tavsiye edilir.
Ben Mokuleia'nin denizinde yuzmenin tadini çikartirken, sevgilim aliyor paletlerini, dalis araç gereçlerini, deniz yolundan tutuyor Honolua Koyu'nun yolunu...
Oyle uzun bir gezinti yapti ki bu sefer, neredeyse 2 saat yuzmus denizin altinda, butun Honolua Koyu'nun sonuna kadar gitmis. Vay be!
Black Russian esliginde enfes bir gunbatimi soleni...
Bu aksam gun batimini kaçirmak istemiyorum.
Otel odamizin onundeki terasa kurulup, elimize beyaz saraplarimizi alip her saniyenin tadini çikartmak istiyorum gun batiminin.
Bu aksam beyaz sarap yok.
Black Russian var. Kokteyl.
Votka ve Khalua denen sert bir kahve likorunden olusan bir kokteyl.
Special firsatlar için biçilmis kaftan. Ustun...
Gun batimi daha da ustun.. Boyle bir isik ziyafeti...
Insana kendisini cennete hissettiren bu tropikal iklim...
Hayatin beni buyuleyen anlarini hiç unutmak istemiyorum.
Ancak, bu an, daha yasanir yasanmaz "geçmis" olacak biliyorum. Fotograftan oteye geçip bu anlari hafizama kaydetmek için gozumu kirpmadan bakiyorum, tum algilarimi açiyorum. Ani içime çekiyorum. O zaman bu an, butun hucrelerime akiyor, en derinliklerime isliyor.
Ve ben bu yuzden hiç unutmuyorum...
Bu renklere dalip giderken aklimdan iki dusunce geçiyor.
Bu dunya turu boyunca, hayatin bu kadar çesitli lezzetlerinden tadabildigim için sukurler olsun.
Ikincisi:
Buradan gitmek çok zor olacak...
Hawaii'den giderken...
Sevince zaman çabuk geçmez..
HULA Dansi
Ciplaklar plaji
Adada hayat bir baska guzel
Sadece ask var...
Cennet HAWAII olmali...
Honolulu Waikiki Plaji
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
"Sev. Sevince zaman çabuk geçmez."
Bir filmde duymustum bu sozu. Cok beğenmistim.
Ne kadar dogru...
Sevince, içimiz sevgiyle, yasam sevinciyle dolu olunca ne kadar dolu dolu akiyor zaman, birim zamanda ne kadar çok sey yasaniyor...
Hayatlari birbirinden ayiran da bu.
Herkese verilen süre üç aşağı beş yukarı aynı.
Peki sen içini doldurmak için neyi, ne kadar seviyorsun?
Hem nitelik, hem nicelik...
Yani ne kadar çok sey seviyoruz ve onlari ne kadar çok seviyoruz...
Zira aynen bu oranda hayatin içi doluyor.
Ve doldukça zamanin akisi yavasliyor...
Ben buna inaniyorum. Bizzat yasiyorum...
Zaman ne çabuk geçiyor, demiyorum. Çünkü hepsinin içi dolu...
Ve daha da doldurmak için gelecek yeni zamanlara ihtiyaç duyuyorum.
Cunku surekli birseyler oluyor, hiç duragan degil...
Bazen kendimi supermarketlerdeki dondurulmuş ürünler gibi hissediyorum.
Hatta böyle tutkuyla ve heyecanla yaşadıkça, insanın son kullanma tarihi hiç geçmez, biliyorum.
Çünkü sadece aşktan ve sevgiden besleniyorum...
Ve sevince zaman çabuk geçmiyor...
Günler çabuk geçmiyor...
Her gün yeni bir gün.
Her günün dinamiği başka, anıları başka...
Bugun de istikametimizi Maui'nin kuzey sahillerine çeviriyoruz.
Ada tatilinin olayi bu olsa gerek, butun yollar alabildigine plaj ve cenetten kopma koylar...
Arabana atliyor ve o koydan bu koya surf yapiyorsun...
Birbirine bitisik... yapisik. Birine kara yolu var, digerine yok.
Birilerine benziyor, oyle degil mi? Big Beach'le Little Beach'e mesela...
Honolua koyu arabayi park edip inemeyecegimiz bir koy.
Dalis yapmak isteyenler için mukemmel bir alan.
Mokuleia koyunun denizi ise Hawaii'de gordugum en guzel deniz.
Derin, masmavi, tertemiz, duru, tam kartpostallardaki gibi...
Muhtesem...
Girdikten sonra kolay kolay çikmak istemeyeceginiz bir deniz...
Hawaii'de Maui'ye yolu dusen herkese muhakkak tavsiye edilir.
Ben Mokuleia'nin denizinde yuzmenin tadini çikartirken, sevgilim aliyor paletlerini, dalis araç gereçlerini, deniz yolundan tutuyor Honolua Koyu'nun yolunu...
Oyle uzun bir gezinti yapti ki bu sefer, neredeyse 2 saat yuzmus denizin altinda, butun Honolua Koyu'nun sonuna kadar gitmis. Vay be!
Black Russian esliginde enfes bir gunbatimi soleni...
Bu aksam gun batimini kaçirmak istemiyorum.
Otel odamizin onundeki terasa kurulup, elimize beyaz saraplarimizi alip her saniyenin tadini çikartmak istiyorum gun batiminin.
Bu aksam beyaz sarap yok.
Black Russian var. Kokteyl.
Votka ve Khalua denen sert bir kahve likorunden olusan bir kokteyl.
Special firsatlar için biçilmis kaftan. Ustun...
Gun batimi daha da ustun.. Boyle bir isik ziyafeti...
Insana kendisini cennete hissettiren bu tropikal iklim...
Hayatin beni buyuleyen anlarini hiç unutmak istemiyorum.
Ancak, bu an, daha yasanir yasanmaz "geçmis" olacak biliyorum. Fotograftan oteye geçip bu anlari hafizama kaydetmek için gozumu kirpmadan bakiyorum, tum algilarimi açiyorum. Ani içime çekiyorum. O zaman bu an, butun hucrelerime akiyor, en derinliklerime isliyor.
Ve ben bu yuzden hiç unutmuyorum...
Bu renklere dalip giderken aklimdan iki dusunce geçiyor.
Bu dunya turu boyunca, hayatin bu kadar çesitli lezzetlerinden tadabildigim için sukurler olsun.
Ikincisi:
Buradan gitmek çok zor olacak...
Hawaii'den giderken...
Sevince zaman çabuk geçmez..
HULA Dansi
Ciplaklar plaji
Adada hayat bir baska guzel
Cennet HAWAII olmali...
Honolulu Waikiki Plaji
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
balayi,
Black Russian,
Dunya turu,
gunbatimi,
Hawaii,
Hayata dair,
Honolua koyu,
Maui,
Mokuleia koyu,
sevmek,
zaman
14 Kasım 2012 Çarşamba
Hawaiili kizlarin HULA dansi ve "Exotisme"
8 Ekim 2011
Sabah erkenden yine kosarak basliyorum gune Maui'de.
Kendimi zinde hissetmek ne kelime, bomba gibi hissediyorum.

Denize bu kadar yakin olmak doganin bir lutfu.
Deniz çocuguyum ben, denizin tam da kalbinden geliyorum ama, hayatimda ilk defa uyudugum yer denize bu kadar yakin. Denizin dibinde, 5 adim gerisinde...
Ve belki de bir daha asla yakin olamayacagim denize bu derece...
Herseyi dibine kadar yasayacaksin bu alemde...
Her sabah kosarken bunu dusunuyorum... Boyle bir yerde yasasam.. Her sabah ciplak ayak kuma basarak baslasam gune, ardindan denizin mineralli sularina biraksam vucudumu, cildim bu minerallerden her gun beslense... Her gun abdolarim gozukse...
Black Rock'ta sevgilimle denizin altinda sarmas dolas...
Bugun hava biraz bulutlu. Yine de çok sicak ama bulutlu.
Hava boyle olunca bugun otelden fazla uzaklasmayalim buralarda takilalim diyoruz.
Geçen sene temmuz sonunda San Francisco maratonu kosmaya gelip ardindan Maui'de tatil yapan cok sevgili arkadaslarim Emilia ve Paolo'nun tavsiyesini izliyoruz.
Kanapali Beach'e gidiyoruz.
Cok enteresan bir denizi var buranin.
Dalgalar edali edali sakin bir sekilde geliyorlar kiyiya kadar.
Ama kiyida bir cosuyorlar, bir vahsi hal aliyorlar ki inanilmaz...
Seyri de yasamasi da doyumsuz...
Dalis yapmak için ideal, unlu Black Rock tam da bu sahilde.
Sevgilim bu firsati kaçirmiyor, hatta beni de ikna ediyor.
Suyun altinda nefes alma fikrine çok yabanciyim, bir turlu alisamiyorum.
Bir cesaret takiyorum tupleri ben de daliyoruz beraber. Beraber..
Bence bunun adina dalmak denmez, suyun altinda dolasmak daha dogru olur.
Sevgilim beni belimden tutuyor ve suyun altinda beni nereye gotururse orayi geziyorum.
Suyun altinda sarmas dolas geziyoruz yani. Bir de baliklarla yuzmek, onlari gormek var.
Benim aklimda tek bir balik var: kopekbaligi .
Bir an gulmek tutuyor suyun içinde, kopekbaligiyla karsilasacagim dusuncesi o kadar çok geçiyor ki aklimdan, sonunda goruceksin bir kopekbaligi o olacak kizim diyorum.
Beni sarmiyor, bir sure sonra denizden çikiyorum.
Sevgilim de kendisi dolasmaya basliyor denizin altinda.
Iyi, yalniz da kalmamis. Ben çikar çikmaz bir Ray baligi geçmis yanindan.
Ray baligini bilir misiniz? Hani yassi kocaman bir balik.
Once bir urkmus, ama sonra bakmis balik kendi halinde, hiçbir seyi taktigi yok, kimsenin varligini onemsedigi yok, kendi çapinda yuzuyor, sevgilim de takilmis pesine, onunla yuzmus.
Balikadam sevgilim benim, çok seviyor baliklarla takilmayi....
Aksama açik hava Hawaii dansi izlemeye gidiyoruz hemen yanimizdaki Whales Vilage'da.
Once yerel kokteyl Mai Tai'lerimizi aliyoruz elimize ve geçiyoruz gosterinin yapilacagi meydana.
Hawaii muzigi boyle yumusacik, insani mest eden turden, tropikal bir iklimin muzigi.
Insani oksayan, sarip sarmalayan melodiler barindiriyor.
Hawaii'li genç kizlarin Hula dansi
Iki tarz Hawaii dansi var, birincisi Hula, en taninmisi.
Bir nevi Hawai folklorik dansi diyebiliriz.
Bizim Kars yoresi danslarina benziyor.
Boyle komik komik el kol hareketleri, bir akiyormus, kayiyormus gibi yer degistirmeler, çok keyif vermeyen, bu ne ya, siz buna dans mi diyorsunuz dedirten anlamsiz bir dans.
Hula'ymis !!! Dans diye yutturuyorlar bunu bize.
Ikincisi de bu aksam izledigimiz: bayaa dinamik, ozellikle oryantal ve Afrika dansi karisimi, kalçanin bol bol sallandigi bir dans turu.
Bu dans ta çok zengin motiflere sahip degil, ama en azindan sensuel bir yani var. Keyif veriyor izlemesi.
Dans eden kizlarin yasi 16'yi geçmez.
Elbette ki turistik bir gosteri bu, bize bir solen sergileyen bu genç kizlara minnetariz.
Ancak...
Bu kulturun içinde, bu yasta, turistleri eglendirmek için dans ederek buyuyen bu kiz çocuklari nasil olacak ta gun gelecek buyuk egitimler alacak?
Galiba çark boyle donuyor, burada buyuyen çocuklar Hawaii'ye isgucu oluyor. Baska bir amaç guderek buyumuyorlar.
Benim kizim olsa 3-5 turist eglenecek diye hayatta buraya çikartip dans ettirmem.
Valla sahsen, ben, 12 yasindaki kizimin, bu kiçikirik turistler eglenecek diye, hayatta bu kadar insanin onunde, uluorta dans etmesine izin vermem.
Bu turistler de kim oluyor? Benim çocugum neden onlari eglendirecekmis diye dusunurum...
Exotic demesinler de ne derlerse desinler...
ODTU'den Meyda Yegenoglu Hocam'in "exotic" kavramiyla açikladigi turizm kavrami aklima geliyor.
Exotic, guçlu olanin, dominant ve dunyanin kaynaklarini elinde bulunduranlarin, bu gucun getirdigi agirliktan kaçmak, nefes almak için kendi gerçekliklerinin disina çikmak istedikleri yerdir.
Exotigin asagilayici, alta itici bir yani var. Cunku exotic olmayan; gerçek hayatin ve guc dengelerinin dondugu yer. Exotic alan ise gucu elinde bulunduranlarin gidip yasamak istemeyecegi, ancak, bir sure sonra geri donmek uzere, tercih ettigi hayatin disindaki yerlerde hayal kurma egilimi.
Zira gucu elinde tutanlarin, "sizin kulturunuz sadece bizi eglendirmek için var", demesi.
Hawaii'de aklima bu geldi, bu çocuklar dans ederken, hem de turistler o çocuklarin resimlerini çekmek için birbiriyle yarisirken...
Cunku bu hayranlik degil, begeni degil.
Bilinçalti bu bir dislama, alta alma, hor gorme, "bak boylesi de var" deme, "oteki" yi yaratma, ben bunlardan degilim diyerek ustunlugunu tasdik etme...
Ben yine de kendimi Hawaii'nin kendisine, dogasina, denizine, kumuna, palmiyelerine, ananaslarina, gunbatimina, ve... aska birakiyorum.
Gerisi bir dans gosterisinde aklimda geçenlerden fazla su anda, burada ilgilendirmiyor beni...
Gece çabuk iniyor Hawaii'de. 18.30 dedin mi gunes batiyor.
Yemek erken yeniyor.
21 oldu mu, insan kendisini yataga atabilir ve hemen uykuya dalabilir gibi hissediyor.
Gunduz denize, gece uykuya dalmak...
Hawaii'de bir baska guzel.
Hawaii'den giderken...
Sevince zaman çabuk geçmez..
Ciplaklar plaji
Adada hayat bir baska guzel
Sadece ask var...
Cennet HAWAII olmali...
Honolulu Waikiki Plaji
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Sabah erkenden yine kosarak basliyorum gune Maui'de.
Kendimi zinde hissetmek ne kelime, bomba gibi hissediyorum.
Denize bu kadar yakin olmak doganin bir lutfu.
Deniz çocuguyum ben, denizin tam da kalbinden geliyorum ama, hayatimda ilk defa uyudugum yer denize bu kadar yakin. Denizin dibinde, 5 adim gerisinde...
Ve belki de bir daha asla yakin olamayacagim denize bu derece...
Her sabah kosarken bunu dusunuyorum... Boyle bir yerde yasasam.. Her sabah ciplak ayak kuma basarak baslasam gune, ardindan denizin mineralli sularina biraksam vucudumu, cildim bu minerallerden her gun beslense... Her gun abdolarim gozukse...
Bugun hava biraz bulutlu. Yine de çok sicak ama bulutlu.
Hava boyle olunca bugun otelden fazla uzaklasmayalim buralarda takilalim diyoruz.
Geçen sene temmuz sonunda San Francisco maratonu kosmaya gelip ardindan Maui'de tatil yapan cok sevgili arkadaslarim Emilia ve Paolo'nun tavsiyesini izliyoruz.
Kanapali Beach'e gidiyoruz.
Dalgalar edali edali sakin bir sekilde geliyorlar kiyiya kadar.
Ama kiyida bir cosuyorlar, bir vahsi hal aliyorlar ki inanilmaz...
Seyri de yasamasi da doyumsuz...
Dalis yapmak için ideal, unlu Black Rock tam da bu sahilde.
Sevgilim bu firsati kaçirmiyor, hatta beni de ikna ediyor.
Suyun altinda nefes alma fikrine çok yabanciyim, bir turlu alisamiyorum.
Bir cesaret takiyorum tupleri ben de daliyoruz beraber. Beraber..
Bence bunun adina dalmak denmez, suyun altinda dolasmak daha dogru olur.
Sevgilim beni belimden tutuyor ve suyun altinda beni nereye gotururse orayi geziyorum.
Suyun altinda sarmas dolas geziyoruz yani. Bir de baliklarla yuzmek, onlari gormek var.
Benim aklimda tek bir balik var: kopekbaligi .
Bir an gulmek tutuyor suyun içinde, kopekbaligiyla karsilasacagim dusuncesi o kadar çok geçiyor ki aklimdan, sonunda goruceksin bir kopekbaligi o olacak kizim diyorum.

Sevgilim de kendisi dolasmaya basliyor denizin altinda.
Iyi, yalniz da kalmamis. Ben çikar çikmaz bir Ray baligi geçmis yanindan.
Ray baligini bilir misiniz? Hani yassi kocaman bir balik.
Once bir urkmus, ama sonra bakmis balik kendi halinde, hiçbir seyi taktigi yok, kimsenin varligini onemsedigi yok, kendi çapinda yuzuyor, sevgilim de takilmis pesine, onunla yuzmus.
Balikadam sevgilim benim, çok seviyor baliklarla takilmayi....
Aksama açik hava Hawaii dansi izlemeye gidiyoruz hemen yanimizdaki Whales Vilage'da.
Once yerel kokteyl Mai Tai'lerimizi aliyoruz elimize ve geçiyoruz gosterinin yapilacagi meydana.
Hawaii muzigi boyle yumusacik, insani mest eden turden, tropikal bir iklimin muzigi.
Insani oksayan, sarip sarmalayan melodiler barindiriyor.
Hawaii'li genç kizlarin Hula dansi
Iki tarz Hawaii dansi var, birincisi Hula, en taninmisi.
Bir nevi Hawai folklorik dansi diyebiliriz.
Bizim Kars yoresi danslarina benziyor.
Boyle komik komik el kol hareketleri, bir akiyormus, kayiyormus gibi yer degistirmeler, çok keyif vermeyen, bu ne ya, siz buna dans mi diyorsunuz dedirten anlamsiz bir dans.
Hula'ymis !!! Dans diye yutturuyorlar bunu bize.
Ikincisi de bu aksam izledigimiz: bayaa dinamik, ozellikle oryantal ve Afrika dansi karisimi, kalçanin bol bol sallandigi bir dans turu.
Bu dans ta çok zengin motiflere sahip degil, ama en azindan sensuel bir yani var. Keyif veriyor izlemesi.
Dans eden kizlarin yasi 16'yi geçmez.
Elbette ki turistik bir gosteri bu, bize bir solen sergileyen bu genç kizlara minnetariz.
Ancak...
Bu kulturun içinde, bu yasta, turistleri eglendirmek için dans ederek buyuyen bu kiz çocuklari nasil olacak ta gun gelecek buyuk egitimler alacak?
Galiba çark boyle donuyor, burada buyuyen çocuklar Hawaii'ye isgucu oluyor. Baska bir amaç guderek buyumuyorlar.
Benim kizim olsa 3-5 turist eglenecek diye hayatta buraya çikartip dans ettirmem.
Valla sahsen, ben, 12 yasindaki kizimin, bu kiçikirik turistler eglenecek diye, hayatta bu kadar insanin onunde, uluorta dans etmesine izin vermem.
Bu turistler de kim oluyor? Benim çocugum neden onlari eglendirecekmis diye dusunurum...
Exotic demesinler de ne derlerse desinler...
ODTU'den Meyda Yegenoglu Hocam'in "exotic" kavramiyla açikladigi turizm kavrami aklima geliyor.
Exotic, guçlu olanin, dominant ve dunyanin kaynaklarini elinde bulunduranlarin, bu gucun getirdigi agirliktan kaçmak, nefes almak için kendi gerçekliklerinin disina çikmak istedikleri yerdir.
Exotigin asagilayici, alta itici bir yani var. Cunku exotic olmayan; gerçek hayatin ve guc dengelerinin dondugu yer. Exotic alan ise gucu elinde bulunduranlarin gidip yasamak istemeyecegi, ancak, bir sure sonra geri donmek uzere, tercih ettigi hayatin disindaki yerlerde hayal kurma egilimi.
Zira gucu elinde tutanlarin, "sizin kulturunuz sadece bizi eglendirmek için var", demesi.
Hawaii'de aklima bu geldi, bu çocuklar dans ederken, hem de turistler o çocuklarin resimlerini çekmek için birbiriyle yarisirken...
Cunku bu hayranlik degil, begeni degil.
Bilinçalti bu bir dislama, alta alma, hor gorme, "bak boylesi de var" deme, "oteki" yi yaratma, ben bunlardan degilim diyerek ustunlugunu tasdik etme...
Ben yine de kendimi Hawaii'nin kendisine, dogasina, denizine, kumuna, palmiyelerine, ananaslarina, gunbatimina, ve... aska birakiyorum.
Gerisi bir dans gosterisinde aklimda geçenlerden fazla su anda, burada ilgilendirmiyor beni...
Gece çabuk iniyor Hawaii'de. 18.30 dedin mi gunes batiyor.
Yemek erken yeniyor.
21 oldu mu, insan kendisini yataga atabilir ve hemen uykuya dalabilir gibi hissediyor.
Gunduz denize, gece uykuya dalmak...
Hawaii'de bir baska guzel.
Hawaii'den giderken...
Sevince zaman çabuk geçmez..
Ciplaklar plaji
Adada hayat bir baska guzel
Cennet HAWAII olmali...
Honolulu Waikiki Plaji
Dunya Turu (7) LOS ANGELES
Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO
Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)
Dunya Turu (4) LAS VEGAS
Dunya Turu (3) BAHAMAS
Dunya Turu (2) MIAMI
Dunya Turu (1) Balayi
Libellés :
balayi,
Black Rock,
dalis,
Dunya turu,
Hawaii,
hula dansi,
Kanaapali,
Mai Tai,
Maui,
Ray baligi,
sabah kosusu,
Whales Vilage
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)