Sağlıklı Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlıklı Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2014 Pazartesi

Sağlıklı Yaşam (5) : Kalıcı değişiklikleri nasıl yaratıcaz?

Türkçe, Fransızca, İngilizce beğenerek takip ettiğim bloglar var.
Bunların başında Scott Adams'ın dilbert.com adlı bloğu geliyor.

Scott Adams bloğunda  hayatın her alanına uygulanacak willpower diye bir conceptten bahsediyor.
Nedir willpower? Türkçeye çeviremeyeceğim; bu nedenle willpower olarak kullanmaya devam ediyorum.
(Willpower: the ability to delay gratifications, resisting short-term tentations in order to get long-term goals.)

Scott Adams, her kişinin sınırlı willpower'a sahip olduğunu ve willpower rezervimizi doğru yere doğru miktarda aktarmamız gerektiğini, aynı anda birden fazla alana willpower aktarırsak bunlardan birinde büyük ihtimalle kötü seçimler yapacağımızı söylüyor.
Çünkü mücadele ettiğimiz her alanın bir "steep price" ı var. Başka bir yerden çıkma ihtimali var.
Dolayısıyla, hayatımızda, willpower aktarmamız gereken yerler üzerinde iyileştirme yapmalıyız.

Yani ihtiyacımız olan düzenli bir diet sisteminin willpower'a ihtiyaç duymaması gerekiyor.

İnsanların başaramamasındaki sorun şurda: Yiyecekleri, lezzetli yiyecekler - az kalorili tadsz yiyecekler, carbonhidrat - protein gibi sınıflara ayırıp, belirli bir süre kendilerini bir grubun yiyeceklerini tüketmek zorunda hissedip, diğer grubun yiyecekleri için hala ölüp bitmeleridir.

İnsan, kendisiyle, bu kadar uzun süre mücadele halinde yaşayamaz...

Diğer bir deyişle yaşam kalitemizi arttırmak için willpower kullanmak zorunda kaldığımız alanlar üzerinde değişiklik yaratabilirsek sınırlı willpowerımızı başka alanlara çevirebiliriz.

Kalıcı değişiklikleri ancak artık willpower kullanmadığımız anda gerçekleştirebiliriz.

İnsanlar yıllarca bana şöyle dedi:

"Her gün spora nasıl gidiyorsun? Bana çok zor geliyor, sen bu motivasyonu nasıl buluyorsun?"

Ne cevap vereceğimi genelde bilemezdim. Benim için bu durum o kadar natüreldi, o kadar hayatımın bir parçasıydı ki; "Bilmem ki; ben yürümeye başladığımdan beri spor yapıyorum, alışkanlık herhalde" tarzı birşeyler gevelerdim.

Ama şimdi biliyorum cevabı.
Her gün spor yapıyorum, bu bana hiç zor gelmiyor, hatta bunu hiç düşünmüyorum bile.
Çünkü spor yapmak için willpower rezervimden hiç kullanmıyorum.

Peki ya sağlıklı beslenme için kullanılan willpower?

Şimdi burada bir parantez açmak istiyorum.

Anthony Robbins'in kitaplarından öğrendiğim birşey var: Bütün eylemlerimizi sadece iki duygu yönetir. Acı ve Zevk.
Biz, herşeyi ya acıdan kaçmak için yaparız, ya zevke ulaşmak için...
Öyleyse kalıcı çözümler üretmek için ne yapmamız lazım?
Acıyı nereye, zevki nereye bağladığımızı kendimize öğretmemiz lazım.
Esas sorun insanların kısa dönemde acıdan kaçıp zevke ulaşma yolunda eğilim göstermesi ve dolayısıyla uzun vadedeki zevki yaşayamamasıdır.
Daha ince ve fit olmanın potansiyel zevki, sağlıklı beslenme adına bir takım yiyeceklerden mahrum olma acısının karşısında yenilgiye uğrar.
Yoksa insan, kendisine zararı olacağını bildiği halde neden pastaları börekleri yutar, çikolataları, dondurmaları yer?
İnsan acıdan kaçmak için daha çok şey yapar, zira zevke ulaşmak için yapılacaklar daha zahmetlidir.
İşte bu yüzden diyete inanmıyorum.
Diyet yapıp acımızı kısa dönemde kontrol altına almak başarılı olmayacaktır.
Çünkü hala acıyı o şişmanlatıcı güzel yemekleri yiyememeye bağlıyoruzdur.
Sağlam ve sağlıklı insanlar, hiçbirşeyin tadı, kendini zayıf hissetmek kadar güzel değildir derler.
Zevki sağlıklı yiyeceklere bağlarlar.  

Bu değişikliğin kalıcı olabilmesi için, acıyı o yiyecekleri yemeye bağlamalıyız ki bir daha onları hiç arzulamayalım. 
Zevki de bizi besleyen, bize enerji veren ve vücudumuza gereğinden fazla kalori olarak girmeyecek yiyecekleri tüketmeye ve akabinde fit bir vücuda sahip olacağımız düşüncesine bağlamalıyız.

Vücudumuzu ne isteyip ne istemeyeceğimize programlayabiliriz. Bu mümkün.

Acıyla zevkin yerini değiştirebiliriz. Kısa dönemli zevklerden kaçabiliriz.
Ve vücudumuzun değerini anlayıp ona saygı duymayı, ona zarar veren hak etmediği yiyeceklerle onu doldurmaktan vazgeçmeyi öğrenebiliriz. Bu vücut bizim...


Enerji seviyemiz, hislerimiz dahi ne yediğimizle yakından alakalı.

Bazı yiyecekleri tükettikten sonra kendimizi inanılmaz dinamik, enerjik, hafif ve mutlu hissediyoruz. Oysa ki, eminim hepinizin başına gelmiştir, bazı yiyecekleri tükettikten hemen sonra enerji seviyemiz düşüyor, kendimizi yorgun, ağır ve mutsuz hissediyoruz.

Mesela basit karbonhidratların bunu yaptığını hissetmişsinizdir.
Öğle yemeğinde iş yerinde şöyle yanık peynirli güzel bir fırında patates, veya peyaz pirinç, ekmek  yedikten sonra halbuki enerjinizi yani besininizi henüz almışken uykumuzun geldiği, kendimizi yorgun ve halsiz hissettiğimiz olmuştur.
Tabi, bunların dışında, yerken hiç hesaba katmadığımız ama yedikten sonra pişmanlık duygusuyla bir anda agresivleştiğimiz, mutsuzlaştığımız durumlara hiç girmiyorum bile...

Çikolatayı ceviz ve badem sayesinde bıraktım.

Çevremdeki arkadaşlarım bazen bana bakıp, günde nasıl iki paket çikolata yediğime inanamazdı.
Bazen 200'er gr'dan iki paket. Hem de siyah çikolata falan da değil, bayağa bildiğiniz pralineli, karamelli, ballı, bademli sütlü çikolatalar...

Haydi bir şekilde aldığım kaloriyle yaktığım enerji arasında bir denge var diyelim peki ya vücuduma depoladığım şeker?

Bugün artık şekerin zehir olduğunu, insanın ömründen çaldığını, yemesi çok keyifli ama vücudunuza akıllara zarar zararlar verdiğini bilmeyen yok. Haydi şimdi genciz yedik, sindirdik. Ya sonra? Ya sonra çıkarsa yıllarca vücudumuza depo ettiğimiz gereksiz şekerin acısı?

Bir gün böyle imana geldim birden. Tak diye bıraktım çikolatayı. Evde paket paket duran çikolatalara baktım ve dedim ki; evet çok tatlısınız, çok keyiflisiniz ama getirdiğiniz zevk, vücuduma verdiğiniz zararı karşılamıyor..

Dolayısıyla acıyı çikolatayı yemeğe bağladım. 
Ve zevki şekerden uzak durarak kendime ne kadar iyi bir şey yaptığım duygusuna...

Ancak...

Scott Adams'ın anlattığı gibi, çikolatayı hayatımdan çıkartmak için willpower rezervimden bir miktar aktarmak zorunda kaldım. Ve anladım ki; çikolatanın yerine birşey koymam lazım.

Koymazsam; ya bu kararlılığım kısa sürecek ve bir süre sonra çikolata yeme alışkanlığım tekrar geri gelecek... Ya da birden fazla cephede etkili savaşamayacağım için başka birşeye yenik düşeceğim.

Çikolatanın yerine bademi koydum. Cevizi, fındığı, kuru inciri, kuru kayısıyı koydum.
Sabahları kahvemin yanında koca bir avuç badem yiyorum. Bazen bir paketin tamamını yiyorum.
Badem de kalori açısından hiç masum değil.
Ama en azından faydaları saymakla bitmiyor. Cildime yarıyor, saç uzatıyor, antioxydant, E vitamini içeriyor...
Ama bir de öyle birşey yapıyor ki... : İştahımı dengeliyor.
Sırf badem yediğim için fazla acıkmıyorum, kendimi her zaman dinamik hissediyorum ve bir sonraki öğünlere çok aç oturmadığım için karnımı tıka basa doldurmuyorum.

Tabi işin bir de "sosyal yiyici" kısmı var. Eğer herhangi bir yerde tatlı yememiz gerekiyorsa reddetmek olmaz. Ancak porsiyonun büyüklüğünü seçmek bizim elimizde.
Cindy Crawford'un en yalın diyet reçetesi bu: Bir kare çikolataya evet demek, ikincisini reddetmek.

Sağlıklı yiyecekler neler hepimiz biliyoruz.
Sadece onlardan yemek istemeye kendimizi programlayabiliriz.

Sağlıklı yiyeceklerdeki genel kanı tadlarıyla ilgili. Yeterince zevk vermediği için insanlar uzun süre bu tadlara dayanamıyorlar. Ancak bu tadları siz değiştirebilirsiniz.
Mesela badem gibi gayet kalorili olan peynir de yemeklerimin vazgeçilmez bir parçası benim.

Size faydası olan yiyeceklerle aralarındaki tad arasında doğru bir korelasyon yakalamak sizi başarıya götürecekse, o halde tadını istediğinizi seviyeye getirmek için yağ, tuz ve peynir eklemekten çekinmeyin. Basit carbonhidratlardan ve şekerden uzak durun yeter.



Sonra bir gün bir de bakmışsınız canınız pizza, makarna, börek değil bir tabak brokoli çekmeye başlamış...


Sağlıklı Yaşam Serisi (4) : Personal trainerın gözünden kilo veremeyen insanlar

Sağlıklı Yaşam Serisi (3) : Leptin hormonunun salgılanmasına izin vermezseniz kilo veremezsiniz.

Sağlıklı Yaşam Serisi (2) : Montignac Metodu

Sağlıklı Yaşam Serisi (1) : Herşey denge meselesi.

2 Kasım 2014 Pazar

Sağlıklı Yaşam (4) : Personal trainer'ın gözünden kilo veremeyen insanlar...

Dün akşam @reddit sayfalarında gezinirken, Amerikalı bir personal trainer'ın bir yazısına rastladım.

Yazının linkini veriyorum, belki okumak istersiniz: Why people do not succed in loosing weight?

İnsanların, haftada birkaç gün spora giderek ve beslenmelerinde gerekli değişimleri yapmayarak rüya gibi bir vücuda sahip olmayı beklediklerini, ancak bunun imkansız olduğunu, sağlıklı ve fit bir vücuda sahip olmanın bütün bir yaşam biçimini değiştirmek, düzenlemek ve doğru alışkanlıkları edinmekle alakalı olduğunu söylüyor.
Ve spor yapan insanlar arasında dahi bunu sadece %1 başaran bulunduğunu söylüyor.

İnsanların beslenmelerinde gerekli değişiklikleri yapmadan personal trainerlardan çok büyük beklenti içine girdiklerini ama aslında bu insanların bir koça değil, terapistlere ve psikiyatristlere ihtiyacı olduğunu söylüyor. Hayatlarinda yolunda gitmeyen herseyin acisini yemekten çikarip personal trainerlardan mucize yaratmalarini beklediklerini soyluyor.

Zira, aç olmadığımız halde boşluktan yenilen yemeğin kesinlikle bir davranış bozukluğu olduğunu, daha iyi görünen bir bedene sahip olmak isteyip aynı zamanda gerekli beslenme değişikliklerini yapamayacak kadar zayıf olduklarını söylüyor. (Son yazıda bunu ben de söylemiştim)

Ve bu insanlar aslında sadece yiyecek bağımlısı. Daha da kötüsü bu insanlar herhangi bir eroin bağımlısından daha iyi bir yerde degil diyor. Ve "junk food"u, eroinle aynı kefeye koyuyor.

Ve bunu sadece "yemek yemeyi seviyorum" olarak açıklıyorlar, sigara içmeyi sevdiğini söyleyen biri gibi.

Ben önce size, ne yediğimi değil ne yemediğimi söyleyeyim:

İnsanlar bazen girdiğim ortamlarda bana ne yediğimi sorar.
Herkes doğru besinleri alma çabasında. Herkes o doğru besinlerin neler olduğunu da biliyor aslında.
Ben de bu durumda derim ki; ben önce size ne yediğimi değil, ne yemediğimi söyleyeyim.

Zira sağlıklı ve fit bir vücuda sahip olmak için daha fazla sağlıklı yiyecek, daha fazla sporda geçirilen zaman, daha fazla uyku, daha fazla yeşil çay eklemeniz gerekmiyor.

Tam tersi.
Yukarıdaki spor koçunun söylediği gibi, hayatınızdan fazlalıkları çıkarmanız gerekiyor.
Yani vücuda giren yiyeceklerin kontrolünde bitiyor bütün mesele.
Spordan da çok büyük medet ummamak gerekiyor. Vücudu güzelleştirdiği ve kaslı bir görünüm getirdiği tartışılmaz ancak sporda sanıldığı kadar büyük kaloriler yakmıyoruz.
Sağlıksız yiyeceklerin vücuda bastan girmemesini sağlamanız gerekiyor ilk önce.
Beyaz pirinç, beyaz makarna, ekmek ve her türlü kötü karbonhidrat yemiyorum ben mesela asla.
Akşamüstü 5 çayının yanında bisküvileri yiyip sonra neden kilo veremiyorum demiyorum.
Baklava, börek, hamur işi yemiyorum. Ve hatta direk sevmiyorum.
Tek zaafım çikolataydı. Biliyor musunuz? Onu da bıraktım. Şimdi kırk yılda bir...

Ben rejime inanmıyorum.
Rejimde olmak diye birşey yok, beslenme alışkanlığı diye birşey var.
Kilo verme hedefi, uzun vadede hayatımızda uygulamayacağımız değişiklikler gerektiriyorsa eğer, bilin ki o giden kilolar er ya da geç size dönecektir.

Bir değişiklik yaptınız. Bilin ki bu artık hep böyle olacak, sadece bir dönem değil. Sistem ancak o zaman doğru çalışır. Yoksa kendinize uzun vadede tutamayacağınız bir söz vermiş olursunuz.

Benim tercih ettiğim beslenme alışkanlığı son derece basit bir mantığa dayanıyor:

İstediğim şeyden, istediğim zaman, istediğim kadar yiyorum.

Ancak yemeği istediğim şeyler neler? Bütün mesele burada bitiyor.
Bir kere, yemek istediğiniz doğru yiyeceklerin listesini hayatınıza oturtturursanız, size zararı olacak yiyecekler aklınızdan bile geçmez, canınız bile istemez.

Benim sınırsız yemek listemde neler var, neler yok?

Bir sonraki yazıya...


Sağlıklı Yaşam Serisi (4) : Personal trainerın gözünden kilo veremeyen insanlar

Sağlıklı Yaşam Serisi (3) : Leptin hormonunun salgılanmasına izin vermezseniz kilo veremezsiniz.

Sağlıklı Yaşam Serisi (2) : Montignac Metodu

Sağlıklı Yaşam Serisi (1) : Herşey denge meselesi.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Sağlıklı Yaşam (2) : La Méthode de Montignac

İnsanların neden kilo aldığı, neden veremediği ya da nasıl vereceği çağımız insanını en çok meşgul eden meselelerin başında geliyor.

Güzellik kaygısı, güzellik algısı, yaş algısı tamamen farklı bir çağda yaşıyor olup, kendimize iyi baktığımız takdirde yaşımızı dahi kendimizin belirleyebileceğini biliyoruz.

Sanılanın aksine çok yediğimiz için değil, yemesini bilmediğimiz için, yanlış seçimler yaptığımız için kilo alıyoruz.

Hayatımda hiç diyetetisyene gitmedim. Hiç diyet yapmadım.
Ancak doğru beslenmesini biliyorum.

Verdiğiniz kilolar size geri dönmeye çalışıyor.

Şuna inanıyorum:
Hani Yüzüklerin Efendisi filminde, biri yüzüğü parmağına takar takmaz atlıların dikkatini çektiğinde Gandalf şöyle bir laf eder : "Yüzük sahibine geri dönmeye çalışıyor."
Bence diyetle verilen kilolar da o hesap. Vücuttan çıkan her kilo sahibine geri dönmeye çalışıyor.

Hele 800 caloriden az diyetlerde kesinlikle durum bu.
Vücudun bir savunma mekanizması var.
Hayatta kalma içgüdüsüyle varlığını korumaya çalışan bir organizma o.
Velev ki; siz ona çok az yiyecek vermeye başlarsanız, bir anda, vücudumuz panikler. Bir daha yemek gelmeyecek sanır. Ya da bir daha ne zaman geleceğini bilmez.
Vücut bu durumu algılayana kadar kilo verirsiniz elbette. Ama sonra, bu, hayatta kalma içgüdüsü ve panikle vücudumuz ona azıcık verdiğimiz yiyecekleri bile depo etmeye başlar.
Yani çok az kalorili rejimlerle uzun vadede kilo vermek ASLA mümkün olmadığı gibi, daha fazla kilo artışına neden olduğu artık herkesçe bilinen bir gerçek.

Asıl şişmanlatan diyet kavramının ta kendisi.

Eğer kilonuzu istediğiniz seviyeye getirmek istiyorsanız ve/veya kilonuzu stabilize etmek, kontrol altına almak istiyorsanız doğru yiyecekleri seçerek beslenmeyi öğrenmek zorundasınız.
Yani ilke; daha az yemek değil daha iyi beslenmek olmalı.

Müthiş haber: MONTIGNAC bu konuda yıllar süren harika çalışmalar yapmış ve herhangi diyet listeleri olmadan nasıl kilo vereceğimizi ve kilomuzu nasıl koruyacağımızı bize anlatmış. Nasıl mı?

Miktarlarına bir sınırlama getirmeden yiyecekleri INDEX GLYCEMIQUE değerlerine göre seçerek... 
Kilo kaybetmek isteyenler index glycemique degeri 35'in altındaki yiyecekleri tüketerek...
Kilosunu korumak isteyenler de index glycemique değeri 70'i geçmeyen yiyecekler tüketerek...

Yemek yemesini Montignac'tan öğrendim. Ve kilomu şahane koruyorum.

Ben yemek yemesini, kaliteli ve doğru beslenme prensiplerini Paris'e yaşamaya geldiğim ilk yıllarda tanıştığım Montignac sayesinde öğrendim.
Hiçbir yerde okumamış, hiçbir yerde duymamış olduğum şeyler öğrendim. 
Bu pratik bilgileri beslenme alışkanlıklarıma, sporla dolu hayatıma yerleştirdim.
Ve herşeyi yiyorum, zaman zaman fazla kaçırdığım da oluyor. Ama ne de olsa yemek yemesini biliyorum. Ne zaman, ne yenilmesi gerektiğini biliyorum.Ve bilgi herşeydir.
Herşey kafada bitiyor, ama, doğru bilgilerle hayat daha kolay...

ORGANİZMAYA ENERJİ VEREN BESİNLER

  • Proteinler: Organizmanın hücre taşlarını oluşturan amino asitlerdir. Kas yapımızın oluşumu ve varlığının devamı için olmazsa olmaz yiyeceklerdir.
Hayvansal Proteinler: Kırmızı et, tavuk, balık, süt, yumurta, peynir
Bitkisel Proteinler: Soja, badem, fındık, yeşil mercimek, fasülye...

Buraya kadarını biliyoruz zaten.

Dengeli bir protein beslenmesi için bir insanın hem hayvansal, hem bitkisel proteine beraber ihtiyacı vardır.
Bir yetişkinin, bir günde 1gr / kg, yani kilosu ölçüsünde protein alması gereklidir.
Yani kadınlarda minimum 55 gr protein; erkeklerde 70 gr protein alınmalıdır.
Bu ihtiyaç duruma göre en fazla 1.5gr / kg olabilir, bu durumda sindirim sistemini rahatlatmak için daha fazla su içilmelidir.

Örneğin:
80 kg ağırlığındaki bir kişinin her gün 40 gr hayvansal, 40 gr bitkisel protein alması gereklidir.
Mesela 100 gr balıkta 18 gr hayvansal protein varken, 250 gr mercimekte 20 gr bitkisel protein vardır.

(Yok, tabi ki de yediğim proteinleri hesaplamıyorum. Ama artık bildiğim için günde ne kadar protein aldığıma dair aşağı yukarı bir fikrim var. Sizin de olsun. )

Protein ağırlıklı beslenme kilo verme döneminde etkili bir yöntemdir.
(Elbette ki alınacak proteinlerin doğru seçilmesi kaydıyla... Her öğünde kocaman bir entrecote yerseniz asla kilo veremezseniz.)
Çünkü proteinlerin enerjiye dönüşme ve metabolizmayı harekete geçirme hızı diğer yiyeceklere göre daha yüksektir. Ve aynı zamanda tokluk seviyesi de diğer yiyeceklere göre hızlı ve yüksektir.

  •  Glucides: Diğer bir deyişle karbonhidratlar ve şekerler.
Derhal harekete geçebildikleri için önemli bir enerji kaynağıdırlar.

İşte MONTIGNAC methodunu anlayabilmek için dikkat edeceğimiz esas bölüm burasıdır.

Zira Montignac şekerleri, hemen kana karışan hızlı şeker, yavaş şeker diye ayırmamakta, alınan glucide'in İndex Glycemique değerine bakmaktadır.

Glucide'lerin Glycemie 'yi tetikleyip tetiklememe potansiyeline göre değerlendirilmesi gerektiğini söyler.

GLYCEMIE nedir?

Glucose organizma için gereklidir, özellikle beynin çalışması için kanda mutlaka bulunması gerekir.
Normalde 1 litre kanda 1 gr glucose bulunur.

Şekerli birşey yediğimizde, özellikle aç karnına, ilk 60 dakikada çok hızlı bir glycemique artış meydana gelir. İlk saat hemen fırlar.
Ancak ilk saatin ardından hemen düşmeye ve normale dönmeye başlar.
Glycemie kanımızdaki şeker dengesidir.

Hiç konuşulmayan ama çok kıymetli bir organımız var: PANCREAS

Biz şekerli birşey yediğimiz anda Pancreasımız insülin hormonu salgılar.
İnsülin hormonu ise kandaki şekerin peşinde koşan, şekeri, bir zaman kullanılmak üzere bir yerlerde stock etme peşinde olan bir hormondur.

Yani bir sonraki şeker girişine kadar stockları kullandınız kullandınız, kullanamadınız üzerine yeni stocklar gelecek demektir.

INDEX GLYCEMIQUE

Evet efendim, Montignac yeme methodunun özünü bu Index glycemique meselesi oluşturuyor.

Mutlaka ama mutlaka bilinmesi gereken şey, glucide değeri olan yiyeceklerin hazırlanma ve pişme durumlarına göre glycemique değerlerinin değişmesidir.

Bu durumda glycemique değerlerine göre yiyecekleri ikiye ayırmamız gerekir.
Glycemique değeri düşük ve yüksek besinler...

Glycemique değerleri düşük besinler organizma tarafından hemen emilen ve kandaki şeker oranını yükseltmeyen yani Glycemie' yi tetiklemeyen yiyeceklerdir.


Index Glycemique değeri düşük yiyecekler:

Kara pirinç / basmati pirinç (50)
Bezelye (50)
Tatlı Patates (50)
Kepekli makarna (50)
Spaghetti/makarna al dente (45)
Yulaf (45)
Kırmızı fasülye (40)
Taze meyve suyu (40)
Tam çavdar ekmeği (40)
Kuru kayısı/kuru incir (35)
Quinoa (35)
ÇİĞ Havuç (35)
Siyah ve sarı mercimek (30)
Nohut (30)
Taze meyve (30)
Yeşil fasülye (30)
Soya (30)
Yeşil mercimek (30)
Siyah çikolata %70 cacao (22)
Taze kayısı (15)
Her türlü yeşil sebze, domates, kabak, patlıcan, soğan, sarımsak..... ( <15 p="">

İndex Glycemique değeri yüksek besinler:

Fırında patates (95)
Bal (85)
Beyaz ekmek (85)
PİŞMİŞ Havuç (85)
Pilav (80)
Karpuz (75)
Normal çikolata (70)
KABUĞU SOYULARAK HAŞLANMIŞ PATATES (65)
Pancar (65)
Muz / Kavun (60)
İyi pişmiş makarna (55)

  • Lipides: Hayvansal Yağlar / Bitkisel Yağlar 
Yağlar beslenmemizin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Sinir sistemimiz için elzemdir.
Ortalıkta mutsuz ve sinirli insanlar olarak dolaşmak istemiyorsanız lütfen yağlı yiyin. Doğru yağı seçmeniz yeterli.
Yanmış yağlardan, kızartmalardan tabi uzak durun. Ama salatanıza ve sebze yemeklerinize mis gibi zeytinyağı koymaktan asla korkmayın.
Ayçiçek yağı da olur. Colza yağı da. Ben bu aralar susam yağına merak saldım. O da çok güzel.

  • Lifli Besinler
 Bu besinlerin doğrudan enerji verme rolleri yoktur. Ancak enerji vermekle yükümlü yiyeceklerin sindiriminde, yani onların başarılı olmasında inanılmaz büyük rol oynarlar.

Yani YARDIMCI OYUNCU OSCARLARI LİFLİ GIDALARA GİTSİN...

Kilo vermemizi zorlaştıran glycemiyi düşürürler. Şekerin emilmesini sağlarlar.
Vitamin ve potasyum açısından zengindirler.  Mineral tuzlar açısından da önemlidir.
Lifli yiyecekler diğer yiyeceklerin toxique etkisini sınırlarlar.
Sindirimde muazzam bir rol oynarlar.

Hemen hemen bütün sebzelerde ve baklagillerde bulunur.
Kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı gibi gıdalarda bulunur.
Kabuğunu soymadan yediğimiz elma, armut başta olmak üzere, çilek, frambuaz gibi meyvelerde bulunur.

Ufacık beslenme tüyolarıyla sağlığınızı ve formunuzu koruyabilirsiniz.

Şimdii, efendim ne demiştim, Montignac metodu bana yemek yemesini ve doğru gıdalar seçmesini öğretmiştir. Bu konuya diğer yazılarda tekrar tekrar değineceğim.

Örneğin, en sevdiğim akşam yemeği menülerinden biri balık ve yanında bir tabak dolusu haşlanmış sebzedir. Sevgilim de bana ayak uyduruyor. Ama o akşamları da olsa patates te yiyor.
(Dışarıda yemekte veya kayakta değilsek ben akşamları patates yemem.)

Ben sebzeleri düdüklü tencereye koyarken bir de bakıyorum sevgilim patateslerin kabuğunu soyuyor, onlar da düdüklüye girsin diye.

İyi ama... Montignac metodunun özünde ne var?
Bazı yiyeceklerin pişme durumlarına gören değişen glycemique indexleri.
Eh patates te bunlardan birisi... Soyularak haşlanan patatesle kabuğuyla haşlanan patates arasındaki calori değeri çok çok farklı.
Eh o halde bu, patatesleri kabuğuyla haşlayıp sonra soymaya değmez mi? Değer.

Sen merak etme diyorum sevgilime, ben onları ayrı bir yerde haşlayacağım ve tamam kabuklarını da ben soyacağım. Seni sağlıklı beslemek istediğim için cezam bu olsun... !

Geçen haftalarda bir gün yakın arkadaşlarımızda yemekteydik.
Claire çok şahane bir et yemeği yapmış. Ama etin içinde sebze yok, sadece HAVUÇ pişirmiş...

Giriş bölümündeki ÇİĞ havuçta sınır tanımazken, etin yanındaki PİŞMİŞ havuçta aynı rahatlığı gösteremedim.
Misafirlikte hiçbir şey tamamen reddedilmez. Ayıptır. Claire üzülür. Yanlış seçim yaptığı için kendine kızar.
Ben de bir kaşık alıyorum sadece tabağıma.
Claire diyor, aman yahu havuç bu, birşey yapmaz.
Fazla bilmişlik taslamıyorum, ama, MONTİGNAC öyle demiyor.
Havuç piştikten sonra, o senin bildiğin havuç olmaktan çıkıyor. İndex Glycemique değeri yükseliyor.

Dediğim gibi...

Montignac'ın verdiği beslenme bilgileriyle yemek yemesini öğrendim.
Herkese tavsiye ederim.

Sağlıklı Yaşam Serisi (4) : Personal trainerın gözünden kilo veremeyen insanlar

Sağlıklı Yaşam Serisi (3) : Leptin hormonunun salgılanmasına izin vermezseniz kilo veremezsiniz.

Sağlıklı Yaşam Serisi (2) : Montignac Metodu

Sağlıklı Yaşam Serisi (1) : Herşey denge meselesi.