ask etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ask etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2013 Çarşamba

Aşk Tesadüfleri Sever

Bu aralar Turk filmlerine sardim.
Turkiye'de yasamadığım seneler kaçirdigim filmleri teker teker izlemeye niyet ettim.
Hepsini yazacagim diye bir bir iddiam yok lakin...

Son zamanlarda "tesaduf" kelimesine bir supheci bakar oldum.
Gerçekten var midir yok mudur, herseyi kendimize biz çekiyoruz; herseyin olacagi zaten belli midir degil midir, sabahlara kadar tartisabiliriz.

Ancak, kanimca, biz buyuk tabloya hâlâ eksik bilgiyle bakiyorsak, ona hakim degilsek, neyin ne zaman olacagi onceden belli bile olsa biz hâlâ bunu gorebilecek donanima sahip degilsek, oyleyse bu duruma biz hâlâ "tesaduf" diyebiliriz degil mi?

Ve Ask Tesadufleri Sever...

Filmi kisaca ozetlemek gerekirse, Ankara'da yasadiklari yillarda birbirlerinin çocukluk aski olan Ozgur ve Deniz hayatin akisi içinde birbirlerinden koparlar ve aradan 25 sene geçtikten sonra Istanbul'da tesadufen tekrar karsilasirlar. Ve birbirilerine yeniden asik olurlar.


Filmin konusu, kabataslak anlatilinca birçok filme konu olmus gibi gozukuyor, ama bence filmin geçmis ve gunumuz arasinda gidip gelmesi ve baglantili olaylarla paralel sekilde islenmesi filmi ozel kilan.

Hikaye 1 Eylul 1977 sabahi basliyor. Ayni hastanede iki aile, iki dogmamis bebek ve iki farkli olay orgusu... Daha onlar dogmadan, biri digerinin yasamasina vesile oluyor, tesadufen...
Ve filmin sonunda, dogan da digerinin yasamasina vesile oluyor...

Filmin en etkileyici yani bizi 80'li, 90'li, 2000'li yillarda gezdiren parçali parçali anlatimi. Cocuklugumuzdan, sehirlerin artik bulunmayan koselerinden, imgelerinden, simgelerinden birer geçit... Fotografçisi, sokaklarda oynayan bisikletli çocuklari, iki katli bahçeli evleri...

Tabir-i caizse çocuklugumuz bir film seridi gibi geçiyor gozlerimizin onunden...

Ve Ankara... 90'larin sonu 2000'lerin basinda yakaladigim Ankara... Filmin Ankara ayagi beni ayrica cezbediyor. Ankara'ya bayildigimdan degil, gordugum her yerde bir geçmisim oldugundan ve hafizamda kayitli anilar bulundugundan...
Sinasi Sahnesi'ni gordugumde bir bir sayasim geliyor orada gordugum tum tiyatro oyunlarini.
Kugulu Park'ta bir gun sinifça ders bile yapmistik...
Alt geçitler, Kizilay, Dil-Tarih, Sihhiye, Bahçelievler, Tunali...

Hey gidi Ankara hey, ruzgar gibi geçtin hayatimdan...

Basrollerini Mehmet Gunsur ve Belçim Bilgin oynamis. Ikisinin de oyunculugu on numara.
Amaaaa, o Mehmet Gunsur nasil birsey oyle... Tas. Inanilmaz yakisikli ve karizmatik.
Hani sehzadeyken de tasti ama orada dedik hadi kostumler "sehzadem bilmem ne" ayagina etek opmeler, bir guç, bir sultan bir saltanat vermisler karizmayi... Gerçi oradayken de adam sehzade dogmus, yapacak birsey yok demistim ama yok Mehmet Gunsur'u bu filmde ayrica çok begendim. Nasil akici, duru ve etkileyici bir oyunculuktur boyle... Bence Mehmet Gunsur her rolun adami, her rolun içine girebilir, o kisi olabilir, bizi o kisi olarak dogmus olduguna inandirabilir. Her filmi izlenir.

Sebnem Sonmez ve Altan Erkekli gibi yillarin usta oyunculari da hiç suphesiz filmin çitasini daha da yukari tasimislar.

Tam lafi yerine koyan parçalardan olusan muthis bir muzik albumu...

Bir filmin muzik seçiminin, filmin basarisinda ve surukleyiciliginde çok buyuk etkisi oldugu kesin. Duygu ve heyecani kamçilayan, ilgili sahneyi vurgulayip biraktigi etkiyi katlayan bir islevi oldugu yadsinamaz. Bu nedenle muzikleri iyi seçilmis filmlere daha kolay baglaniriz, daha tatmin olmus ayriliriz.
Veeee bu filmin muzikleri harikulade, neredeyse sirf o parçalari dinlemek için bile seyredilir.
Eh muzik yonetiminde Ozan Colakoglu'nun parmagi olur da farkli bir sonuç mu çikar? Bravo.
Hayran kaldim, sirf bazi sarkilari tekrar dinlemek için filmin kimi bolumlerini basa sardim, yeniden dinledim.

Soyle bir ornek vereyim: Soz: Murathan Mungan / Muzik: Bjork / Seslendiren: Muslum Gurses

Nasil? Muslum Gurses'in yorumundan, sozleri Murathan Mungan'a, muzigi Bjork'e ait, "Ask Tesadufleri Sever" parçasi...

Boyle bir sarki olabilir mi? Bu nasil bir karisimdir boyle?  Her biri ayri telden dedigimiz insanlar nasil ayni telden çalmislar boyle?
Nasil insani yerine çivileyen bir sarkidir bu? Oturdugu yerde çakan...
Bir de bu sarki giris sarkisi yani, yemin ediyorum tekrar tekrar dinlemekten filme baslayamadim.
Tadi damagimda kaldi.

Ayni anda baskalarina "seni seviyorum" demisizdir. Olamaz mi? Olabilir...

Tadi damagimda kalan bir diger sarki da bizzat Mehmet Gunsur'un soyledigi, Bulent Ortaçgil'e ait "Eylul Aksami" sarkisi... Offf offf, sarki sozleri insani bir yakaliyor pir yakaliyor.
Hem de ODTU zamanlarimda canli muzik ve konserler izlemeye gittigimiz, mudavimi oldugumuz Manhattan'da geçiyor sahne. Daha da bir offff...
Insanin içine sicacik akan, garip bir his birakan mukemmel bir sarki. Bayildim. Mehmet Gunsur'un o kadife gibi sesine, yumusacik yorumuna da oyle bir gitmis ki sarki, tadindan film ileri saramiyor...

"Belki benim kagit param bir sekilde done dolasa senin cebine girmistir. Olamaz mi? Olabilir..."

Bulent Ortaçgil, çok buyuksun çok...

Eylul Aksami - Mehmet Gunsur

Demir Demirkan imzali "Zaferlerim" ve filmin soyleyecek sozunun kalmadigi yerde Sebnem Ferah'in biraz huzunlu iç dunyasindan, yorumundan ve kendisinden "Hosçakal" diger vurucu parçalar.

Hayatimizdaki asklar ve tesadufler...

Içinde ask olan her film insani bir yerinden yakalar, ama, bu film ayrica zamanda yolculuk yaptirdi bana. Zamanda ve "omur" dedigimiz bana ayrilan zamanda...
Hatta çocukluk asklarima kadar yol aldim kalbimde...

Sizi bekleyen biri varsa sizi seviyor demektir... Beklenmenin tadi harikulade...

Hayatimizi bir bir oren tesadufler zincirleri...
Sadece askta degil, hayatimizin butunundeki tesadufler hayatimizi sekillendiren.

Kimlerin hayatina dokunduk, kimlerin hayatindan teget geçtik...
Ve koptugumuzu sandigimiz kimlerle yollarimiz tesadufen yeniden kesisecek?

Ben evlilik yildonumumu kutlarken, sen bir bebek bekliyorsun belki.

Ve ben bu yaziyi yazarken, sen beni dusunup gulumsuyorsun...

Olamaz mi?

Olabilir...


24 Ekim 2013 Perşembe

Başka Dilde Aşk

Haftasonu bir film seyrettim.
Yeni bir film değil. 2009 yapımı aslında, ama ben yeni seyrettim.
Yurt dışında yaşayınca bazen böyle oluyor. Memlekette her yeni çikan filme, kitaba, oyuna kendi zamaninda yetişemiyor insan. Kaçırıyor. Zamanı biraz geriden takip edebiliyor...

BAŞKA DILDE AŞK

Bir kere seyretmek kesmedi. Iki kere seyrettim.
Yetmedi, bazi sahneleri dönüp tekrar tekrar yine seyrettim.
Filmin en başındaki, bardaki bira sahnesinin tadı damağımda kaldı, her anını, oyuncuların her mimiğini ezberlercesine döndüm yine seyrettim.


Cogunuz izlediniz belki de, biliyorsunuz konuyu.
Grafik tasarim okumus ama işitme engelinden dolayi bir kütüphanede is bulabilmis, insanlarin ona acimasindan korkan ve bu nedenle kendi dunyasinda yasamayi seçen sagir Onur ile,
isten çikarilmaktan ve is bulamamaktan korkan, bu nedenle de son derece sevimsiz çalışma kosullarina katlanarak bir çagri merkezinde çalisan, populer kulturun tam bir parçasi olan sosyal çevreye sahip, ancak hayattan istedigi tam da bu olmayan Zeynep'in aşk hikayesi...
 
"Hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz acaba?"

Filmin slogani. Filmin sorunsali. Filmin meselesi, kalbi bu cümle...

Isitme engeli olan ve olmayan iki insan arasindaki bu güçlü bağ uğruna hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz sorusunun yanıtını arıyor film.

Diger yandan ötekileşmek ve ötekileştirmek filmin anlamaya ve anlatmaya çalistığı diğer sorunsallar.



























Hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz acaba?

Bazen düşünüyorum da hayatta bazı şeyler çok laf kaldırmıyor aslında.
Akıldan geçen dile düştüğünde anlamını yitiriyor. Sıradanlaşıyor. Bazı şeyler sadece ve sadece yaşamak için var. Sadece varlar, oradalar, hayatımızdalar, gerçekler ve oldukları gibi yaşanmayı bekliyorlar. Sorgulamadan... Konuşarak onu parçalara ayırmadan...

Sürekli bir konuşma ihtiyacı, "söz" tüketme ihtiyacı var.
Sanki birsey demesek, konuşmasak karşımızdaki kişi söyleyecek sözümüz yok sanacak. 

Halbuki, sessizliğe tahammül edemediğimiz için, ağzımızdan çıkan her cümle yalnızlığımızı büyütmeye yarıyor sadece...

Halbuki bu kadar çok sey soylemek zorunda degiliz. Bu kadar soze ihtiyacimiz da yok.
Gereksiz o kadar çok sey soyluyoruz ki, aslinda soylenecek o kadar çok sey yok. Bu kadar seyin soylenmeye ihtiyaci yok.

Saglikli bir iletisim devamli konusmaktan geçmiyor. Birbirini anlamak, sevmek ve paylasmak için illa ki çok konusmak gerekmiyor.

Ve ask...

Ask zaten fazla laf kaldirmaz, soze gelmez, dize gelmez. Askta zaten konusmadigimiz anlarda doguyor.
Bakis, ses, koku, dokunma istegi, yaninda olma istegi, onun aklinda olma istegi, beraber geçirilen zamanin tarifsiz kalitesi...




















Film salt bir sagir-duyar iliskisi degil.

Mesele birbirimizi ne kadar kabulleniyoruz, artilarimizi ve eksilerimizi ikisini beraber ne kadar benimsiyoruz, paketin tamamini ne kadar kabullenebiliyoruz meselesi.
Sevmek... O kadar kolay is degil. Yurek ister, yuzlesmek ister.
Mesele birini sevmeyi goze alacak kadar cesur davranabiliyor muyuz, kendimizi sevdigimizin kosullarina ne kadar uydurabiliyoruz, kendimizi onun yerine ne kadar koyabiliyoruz, onu ne kadar içsellestiriyoruz ve bunu gerçekten hissediyoruz meselesi...

Mesele aklindan geçeni okuma, tuttugu sayiyi ve rengi tahmin edebilme meselesi mesela...

Film duygu somurusu yapmaya çok musait ama asla boyle bir ucuzluga kaçmiyor.

Yonetmen Ilksen Basarir bu ilk filminden hiç suphesiz alninin akiyla çikmis. Bravo.
Gostermek istedigini kafasinda sahane kurgulamis ve bize onu aktarabilmeyi basarmis.

Filmin en basinda partiye birbirlerine paralel olarak hazirlandiklari, partinin basinda biralari karistirdiklari, Zeynep'in işaret diliyle dogumgününde ona o çok özel siiri okudugu, ve tabi ki Zeynep'in eve geldigi ve ayni anda evde ikisinin de beraber agladiklari bolum... Birisi digerini de duyarak, digeri duymayarak, onun da yikildigindan haberdar olmayarak...
Muthis... Tekrar tekrar gorulmeye deger.

Ve Zeynep'in aşkı uğruna işaret dilini öğrenmeye kalkışması, bunu bayaa içsellestirmesi ve hayatinin doğal ihtiyaçlarindan biri olmadigi halde, Onur'la daha iyi anlasabilmek için bu özveriyi göstermesi...



























Filmin birçok yerinde isitme engellilerin gundelik yasami gozler onune seriliyor.
Su isiticinin isigi, zil için dosenmis isiklandirma, çalar saatin yatagi sallamasi...
Ve filmin birkaç yerinde yapilan seyirciyi "sessiz birakma" sahneleri, her ne kadar onlari anlamaya ugrassak ta tam bir empatiden fersah fersah uzakta oldugumuzu acimasizca ifsa ediyor.
 
Aslinda film konu olarak herkesi aglatmaya, yaralari kanatmaya, duygu somurusu yapmaya çok musait ama asla boyle bir ucuzluga kaçmiyor.

"Isitme engelli" yerine "sagir" kelimesi kullaniliyor. Bence çok samimi bir seçim.

Dusunulmus bir ayrinti olduguna eminim, "sagir" kelimesi kullanilmakta tereddut edilmiyor. Onun yerine "isitme engelli" denmiyor mesela. Bunu çok sevdim. Cok daha yakin buldum kendime. Sagir demek, sanki o gevezedir, bu sinirlidir demek kadar olagan, bizden, hayatin kendisinden geldi.
Otekilestirmemek gibi geldi bana yani...
Sagir o. Herkesin eksik oldugu bir nokta yok mu hayatta? O da duymuyor iste. O kadar basit. Abartilacak birsey yok yani.

Abartilacak birsey yok; Onur'un duymayarak algilamaya çalistigi dunyada kimi zaman olan biteni duymadigi için yanlis anlamasi ve bu eksik bilgi ve algilamanin agresif tepkilere yol açmasi disinda...

Onur ve Zeynep'in iliskisi herhangi normal bir kadin-erkek iliskisinin aynisi.

Zeynep basta temkinli davraniyor. Bilmiyor tabi nasil iletisim kuracagini duymayan biriyle. Ama sonra normal bir iliskinin tamamen dogal akisinda yasaniyor hersey.
Birbirlerine normal seyler için kiziyorlar, kiskançlik yasiyorlar, hatta Zeynep Onur'a çok sinirli ve kendini kaybettigi bir cinnet aninda tokat bile atiyor. Ona acima duygusu asla duymuyor ya da ona eksik ve farkli biriymis gibi bir muamele yapmiyor. Sevgilisiymis gibi muamele yapiyor. Ve bir sevgiliye nasil sinirlenilirse o da Onur'a oyle sinirleniyor.
Bu otekilestirmemeye de bayildim.

Onun'un tahtasinda yazdigi gibi: Her insan kendi dilinde konusur ama hiçkimse anlamaz ne soyledigini kafasindaki isigin...

Sana buyuk bir sir soyleyecegim, korkuyorum senden.

Ve filmin o meshur Louis Aragon siiri...

Sana buyuk bir sir soyleyecegim, ama korkuyorum senden.

Sana buyuk bir sir soyleyecegim. Kapat kapilari.
Olmek daha kolaydir sevmekten.
Bundandir iste benim yasamaya katlanmam.
Sevgilim...

Zeynep'in agzindan; Sana buyuk bir sir soyleyecegim, korkuyorum senden.

Her ne kadar birkaç noktanin muallakta kaldığı, komşular gibi bir takim ayrıntıların yetersiz kaldığı, call center çalisma koşulları veya kütüphaneci maaşlarıyla yaşanılan hayatların tutarsızlığı gibi tartışmalı yerler olsa da genel olarak anlatmak istedigini anlatabilmiş bir film bence Başka Dilde Aşk.

Bu arada... Mert Firat'in olağanüstü oyunculuğunun altını da çizmek lazim.
Benim gibi onu tanımayan birisi, dilsiz ve sağırlar okulundan böyle bir yetenek çıkmış, bravo diye ayakta alkışlayabilir. Ben Firat'i yine de ayakta alkışlıyorum. Kesinlikle sağır olduğuna bizi inandiracak kadar kusursuz bir performans... Aldığı ödüller boşuna değil.

Abartidan ve karmaşadan uzak muazzam bir seneryo. Izleyin. Izlettirin. Tekrar izleyin... Muthis.

Son olarak...

Mor ve Ötesi 'nden bahsetmezsek Ayıp Olmaz mı?

Bu filme gidebilecek daha iyi bir muzik, daha cuk oturmus sarki sozleri dusunemiyorum.
Etkileyici... Çok başarılı.

Hayat, o kadar zor mu?
Atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara?
Bahane mi lazim? Mazaretimiz mi kalmamış?
Çok ayıp olmuş... Çok ayıp olmuş...

MOR ve OTESI: Cok ayip olmus

2 Mayıs 2013 Perşembe

Aşkın Cep Defteri

Aşk hakkında sayıklayasim var bugün...

Nedir, ne değildir diye arayasım, bir bilene sorasım var...

Beraberliğe dönüşen mi aşk, dönüşmeyen mi, acı veren mi, vermeyen mi, rasyonel olan mı, delilik boyutunda yaşanan mı, ömre ömür katan mı, ömürden ömür çalan mı, yakan birşey mi, stratejik mi, içgudusel mi, duygularin sahi mi, yoksa sadece bir yanilgi mi...

Hayatin özü mü, özeti mi ?

Bir hallusinayson mu? Yoksa gerçek mi?...


Aşktan konuşasım var bugün...

Aşkın dibine vurmuş, aşkı anlamış, aşkı bilen birinden dinleyesim var...

O da tabi ki Murathan Mungan...

Aşkı Murathan Mungan'dan daha güzel kim anlatabilir ki?


Geçen sene nisan ayında okuduğum bir kitabi vardi:

"Aşkın Cep Defteri"

Bu sabah indirdim raftan.

Altini çizdigim yerleri tekrar tekrar okuyasim geldi.

Okuyasim, hatta temize çekesim geldi...


MURATHAN MUNGAN : Askin Cep Defteri

"Sizce ask nedir?"

Bütün yaşamımız boyunca ısrarla defalarca karşımıza çıkan, bu kadar yinelendiği halde, verilen hiçbir yanitin doyurucu olmadığı, hiçbir tanımın kimseye yetmediği, hiçbir sözün kimseyi ikna etmediği, inandirmadığı bir başka soru daha var mıdır? Bilmiyorum...

Aşk... bin defa. Kimine hiç, kimine bin defa...

Aşk öğretir, aynı hataları yinelememen için; ama, yine aşk yüzünden, yinelersin...

Aşk öğrenmelerinin çoğu aslında hafıza kayıplarıdır.
Ask bilgisi, bir dahaki iliskimde bunu böyle yapmayacağım dediğimiz seyleri yine aynen oyle yapmamizla sonuçlanir.

Yalin kural: Hayat herseyi bir kerede ogretmiyor. Bazen suncacik birseyi ogrenebilmek için bile yillarca yasamak gerekiyor.

Ask, duygudan çok bir hikayedir.

Askta herkes "ne çok" sevdigiyle ilgilenir; kendisinin ya da karsidakinin ne kadar çok sevdigiyle. Oysa onemli olan "nasil" sevdigi degil midir?
Cok ask yalnizca çok asktir.
"Cok"luk hizla ya da usulca yokluga akabilir...
Ama "nasil" orada durur, yasar ve o iliskiyi hayatin içinde ayakta tutar...

Uzerinde dusunulmus bir ask, uzerinde dusunulmus bir hayat demektir.
Hayatin hiç bilmedigimiz yonlerine iliskin dusuncelerimizin onemli bir bolumunu asktan ogreniriz.

Daha iyi bir insansam bunu aska borçluyum...

Askin bir hastalik asamasi vardir. Bir noktasinda hastalanirsin. Kaçinilmazdir.
Hani kimi atesli hastaliklar vardir, sabahlari daha iyi kalkar, gunduzleri iyilestigini sanirsin, herseyi hallettigini... Aksam indiginde yeniden atesin yukselir, sandigin kadar halledememis oldugunu anlarsin...

Birbirimizi ne kadar sevsek te, bir beraberlik çikmiyor yanyana durusumuzdan...

Bazi gerçekler degistirilemez, ama ask boyunca degistirilmeye çalisilir.

Ask bu yuzden imkansizi denemektir.

Ask bir uzmanlik alani degildir. Asktan soz ederken aslinda sadece kendimizden soz ederiz. Kendi askimizdan. Soylediklerimizse, kendini bunlarda bulanlar için geçerlidir sadece.

Ask herkese nasip olmaz...

Ask, her mekâna kendi rengini verir. Dunya degisti sanariz...

Hiçbir gerçek bir digerinden daha gerçek degildir.
Bizlerin içinden geçerek hayat yer degistirir...

Kaynagi baska, ugragi, yolu, macerasi baska olan seni asik eden nedenler yol boyu yeni nedenlerle zenginlesirse yenilenir, ve surer ask...

Bazi nehirler vaktinden evvel kurur.
Kimini yol kurutur, kimini kaynak yetersizligi...

Askin gerçekligi yoktur. Zamani vardir.
Her ask kendi zamani içinde gerçektir.

Insanlar nedense yasananlarin degil, geride kalanlarin gerçek olduguna inanmak isterler.
Yasami eksilerle tartma aliskanligidir bu.
Oysa ki, bir zamanlar yasananlar da, geride kalanlar da gerçektir.

Geçici olan seyler niye gerçek olmasin ki?
Belki de kabul edemedigimiz geçiciligin kendisidir. Belki de bu yüzden "zaman"i bunca dert ediyoruz. Ve herseyi zamanla tartiyoruz.

Birçok kisinin aradigi ask degil "asik"tir aslinda...
Kendileri için, kafalarinda kurduklari "senaryo"yu gerçeklestirebilecekleri bir oyuncu...
Onlar "ask" degil, toplumda kendilerini temsil edecek bir "nesne-kisi" yi ararlar.
Bu ikisi arasindaki fark ilk bakista anlasilmayabilir. Ama hayat ikinci, uçuncu ve sonraki bakislarda derinlesen birsey degil midir zaten?

Asktan çok sey bekliyoruz. Nihayetinde ask bu. Onun da eti ne, budu ne?

Ask, neye oldugunu bilmedigin bir baslangiçtir.
Hem heyecan verici, hem ürkütücü olmasi bundandir.

Tüketilene kadar kullanilmis asklari daha çok hatiralar yasatir.
Yarim kalmis asklar ise yaslandikça baska tür bir siziyla yüze vurur.
Yasanmamislik baska türlü dokunur insanin içine...

"Yarim kalmislik" zamanin yetim çocugudur...

Askin hakki her zaman "beraberlik" olmuyor.
Ama o ask yine de yerinde duruyor.
Sahipsiz, ama kapladigi yere sadik...

Bazi asklar kendi yangininda ölür.
Yeterince tutusmadan, alevine doyamadan kül olur...
Erken rüzgâr, fazla har... ne derseniz deyin artik...

O an, belki biraz gergin, ama siradan bir andi.
Geçip gidecektik herseyi oluruna biraksaydik. Yapamadik.
Fazlasiyla katildik o anin olusmasina. Sonrasinda o ani o kadar çok hatirladik ki, o an mi kendini dayatti bize, biz mi bir âna bir hayat kadar yuklendik, bilemiyorum. Sonrasinda ikimiz de yasadigimiz o ânin içinde kilitli kaldik sanki.
Bir daha hiç disari çikamayacagimiz bir an yarattik israrimizdan.

Her iliskide her iki tarafin israriyla korunmus boyle anlar vardir.
Bir daha tekrarlanmayacagini biliriz. Hatirladikça...

Bir âna parlakligini veren bütün ayrintilar çok sonra deger kazanir...
Unutulmadikça...

Ask bazen boyumuzu asar.
Aklimizin, mantigimizin, bizi durduracagina inandigimiz her turlu iç fenerimizin yardimindan çare umariz...

Bazi asklar kendi yangininda olur. 
Daha once soylemistim ama olsun, bir kez daha soyleyeyim.

Sevgi ve ask konusundaki sorunlarimizin birçogu bu konudaki ezbere bildiklerimizi bozamamaktan gelir.

Bir iliskiyi bitiren seyler, her zaman herkesçe gorulup fark edilebilen, veya bir kerede anlasilabilen seyler degildir. Aksine, bir iliski çogu kez fark edilmeyen kuçuk seylerin usulca birikmesiyle biter.

Iliskiyi bitiren seylere sonradan ad konur. Once yurek fark eder bittigini. Ve kelimelerden uzak durur. Gunun birinde konusur...
Hersey o an basladi sanilir. Ama oyle olmadigini, bunca zamandir islemis olan o sureci ikisi de bilir.

Askin kelimeleri erken, ayriligin kelimeleri geç gelir.

Biliyorum butun bunlar bilmediginiz seyler degil, ama zaten çogu zaman bildigimiz seylerin kurbani olmaz miyiz?

Kaçirilmis firsatlar bir sure sonra ask tadi alir...

Kaybetmek istemeyecegin bir an yakalamak istersin; aski kesinlestiren boyle anlardir, bilirsin. Bir iliski boyle anlarla var olur ve çok sonra bunlarla hatirlanir.

Bazi kaçamaklarda gerçek bir ask soz konusudur. Yaslanip anilarina kapandiklarinda anlarlar o bir zamanlar yasadiklarinin gerçek ask oldugunu...

Korkularinin kendinden habersiz kayitlarina yazilidir kimilerinin asklari. Bazi insanlar korkmadan sevemezler...

Ask hatalari trafikte kirmizi isiga yakalanmaya benzer. Bir kere yakalandiniz mi hep yakalanirsiniz...

"Tek istedigim herseyin eskisi gibi olmasi." Eger bu cumleyi kuracak yere gelmisseniz, zaten hiçbirsey eskisi gibi olamaz.

Askta kaybedenlerin kavramlarla iliskisi yara alir.

Ask haklilik, haksizlik kaldirmaz. Boyle seylere takilmaz; o bildigini okur hep. 
Hakli da olsaniz, haksiz da, nafile...

Vazgeçmeyi ogrenmek asktan geçmektir.

Içini yuzyil kanatacak kadar buyuk bir ask istiyor insan, ustelik hayatin dakikalarla olçuldugu bu çagda...

Hayat aski her zaman kapi komsusu olarak çikarmaz karsiniza. Uzaklari yakin etmek duser size...

Insan gençken araya sadece mekanin girdigi ayriliklari tanir. Araya zamanin girdigi asklari tanimasi içinse zamanda yas almasi gerekir. Bu, kendisine ve karsindakine zaman tanima sanatidir.

Bu anlamda sabir, zamanin insanlara verdigi bir cezadir.

"Ben sadece yaziyorum, hanenize ne duserse..."

Hayatta kalpleri ayni seylere çarpan kisiler birbirlerini severler belki ama asik olmazlar. Askin oznesini harekete geçiren çogu kez "yabanci" olandir. Otekinin çekimine kapiliriz.

Ask geçmisi tekrarlama sanatidir.

Kimileri için ask bir yenileme deneyimidir. Bir oncekinde yapilan yanlislarin, hatalarin, kusurlarin simdi ve bu sefer telafi edilecegi sanilan bir ikinci alan firsati...

Askin mutlulukla ya da mutsuzlukla bir iliskisi yoktur.  Ask asktir.

Zamanin insana gulumsemesidir ask.

Bazi insanlarin kafasinda bir resim vardir. O resme modellik edecek kisiyi ararlar. Modelin kendisi degil resimdir onemli olan. Bunu ask sanirlar...

Bazen, onu birine anlatirken anlarsin asik oldugunu. Bazen de anlata anlata asik olursun.

Zamanda yolculuk etme istegidir ask.
Ask belki de bir teselli etme çesididir. Ruhu beden dindirir.

Ask vardir, ask yoktur. Hepsi bos laf.
Bir gun ya çikagelir hayatiniza, ya gelmez. Bu kadar basit.

Bazi asklar için su soylenebilir: Bazi yaralar asktan degil, ana-babalarimizla yasadiklarimizdan. Onlarin birbirlerinde açtiklari yaralardan kalan eski tanikliklar...

Askin gucu karsisinda soyle demek te mumkun: Bu ask bizim ona verdigimizden daha fazlasini hak ediyor. Biz ona yetmiyoruz.

Ask niyetiyle yasadigimiz bazi kisa heyecanlar kalbimizin yerinde durup durmadigini anlamak içindir.

Ask, birçok insan için hayatinin felakete ugramis kismidir. Boyle olmasa da buna inanmak hoslarina gider.

Insan hayatinin birçok konusu varken, birçok insan ask hikayelerini "hayat hikayesi" sanir.

Ask sessizlikleri... Her zaman seslendirilmeleri gerekmez.

Ask ve sogukkanlilik... Bir araya gelmesi zor ikili...

Ask, insanin risk aldigi bir sureçtir.

Herkesin omrunde sadece aska ayirdigi bir donem olmali...

O asktan geriye ne kaldi sorusu... Her zaman agir soru.

Askin nereye kadar gidecegi bilinmez. Buyrun korkmak için bir sebep daha...

Bedel odenmis asklarda isler kotuye gittiginde taraflar birbirlerini suçlamaya baslar. Kaçinilmazdir bu. Geçmisin sizi takip etmesini istemiyorsaniz, zamaninda odediginiz bedeli unutacaksiniz. O da unutacak. Bunun kabullenilmesi gerekir. Sonrasinda borç giderek katlanir çunku, alacak ta...

Iliskiniz uygar olabilir ama ask uygar degildir. Evcillestirilememis dogasina geri doner.

Sen aklinla ne dusunursen dusun, kalbin kendi hafizasi vardir.

Ask bir disiplin isidir.

Birçok insanin asktaki basarisizligi onun bir disiplin isi oldugunu bilmemesinden kaynaklanir.
Ask kalbe itaat, iliskiye itina disiplinidir.

Buyuk laflar etmek askinizi daha buyuk, sizi daha guçlu kilmaz. Siz ne derseniz deyin, hayat boyunuzun olçusunu alir.

Insanin, omrune armagan ettigi hikayedir ask...

Hayatta bir ask karsiligi karsimiza aldigimiz seyleri dusunun. Yerinmek gereksiz. "Deger mi?" sorusunun bir karsiligi yoktur. Bilemeyiz çunku...

Geçmiste kalmis bir aski sonradan edinilmis degerlerle tartmanin kimseye bir yarari yoktur.
Yasadiklariniza sayin.

Gereginden fazlasini soylemek korkusu asiklarin çogunu dilsizlestirir. Hiçbir sey soylememeye saklanirlar.
Ask saklanir...

Asktaki sessizliklerin tadini ancak kendi içinde çok yol almislar çikarir.

Ask dokunulmazliklarin kaldirilmasidir. Sinir ihlalleridir. Bazen alçak esikli, bazen siddetli çatismalardir.

Ask, kopuslarla ilerleyen kesintisiz bir sureçtir...

Ask bize hayati yeniden kesfetme gucu verir. Belki de en buyuk yarari budur...

En evrensel dil "arzu"dur. Ask onun kutugune kayitlidir.

Askin onceden belirlenmis haklari yoktur. Biz, varsaydiklarimiz uzerinden mucadele ederiz. Her ask kendi haklarini yaratir. Bunun için sahip olunmasi gereken iki temel ozellik vardir: bireysellik ve ozgurluk anlayisi.

Gelecek korkusunun kurbani olmus asklar... 
En çok onlara acirim...

Ask gerçeklik kaybidir.

Aska varmak için kin geçidini asmak gerekir.

Ask arti deger uretmelidir. Kendi dinamiklerini ve degelerini uretmelidir. Bittikten sonra bile geriye bu degerler kalir.

Varsin bir yere çikmasin bu yol. Gene de çikmaya degmez mi yola?

Asktan bir kurum yaratmaya çalismayin. Yasamda birçok seyi olduren burokrasi once askin hakkindan gelir.

Ibret alinacak hiçbir ask hikayesi yoktur. Iyi bir hikaye olsun yeter.

Ask bir parçalanmayi getirir beraberinde. Gundelik kaliplarin, bize ogretilenlerin, aliskanliklarimizin çatirdadigini duyariz.

Ask dayanma gucu gerektirir.

Asik olmanin gerilimini tasiyamayan insanlar ya erken kaçar, ya yasadiklarini gundelik hayatin diline indirgemeye çalisir ya da reddeder.

Karsi tarafin sinirlarini kendi sinirlarin kabul etmek aska omur katar. Hayat ve hareket anlamina gelir.

Bazi insanlari tanidikça onlarin sonunda mutsuz olmak için asik olduklarina inanasiniz gelir.

Tutku gorulmek ister. Izbede yasayamaz. Saklanamaz. Bir sure saklaniyormus gibi yapmasi bile ortaya çikmak için farkli, bilinmedik, beklenmedik yollar aramasi demektir.

Tutku her zaman gosterisli, kiskirtici bir seydir.

Ask basit bir seydir. Karmasiklastirmayin.
Ask karmasik bir seydir. Basitlestirmeyin.
Yerine gore ikisi de dogrudur.

Aski vahsilestiren sey yalnizca tutkunun siddeti ya da tenin tutusmasi degil, gucunu buyulenmekten alan karsilasmalarin tilsimidir.

Insani asik eden sey buyulenmedir.

Ask fazla sorgulanmaya gelmez olgulardan biridir. Birçok bilesenden ve bilinmeyenden olusur.

Askta hangi bilesenin digerinden daha guçlu oldugu kolay anlasilmaz. Birçok sey film bittikten sonra anlasilir.

Deneyim tehlikeyi arttirir. Daha onceki yasanmisliklarin yogun bir korkusu vardir sonraki asklarin baslangicinda.

Mutsuzlugun kendine gore bir tembelligi vardir. Mutsuz asiklarin çogu onun golgesine siginir. Mutsuz olmak kolaydir. Hiçbir sey yapmaniz gerekmez.

Su dunyada ask ve adalet kadar suistimal edilmis kavram zor bulunur.
Ayrica askin adaletle de arasi hiç iyi degildir.

Ask, karsindakine, ona hiç olmayan bir guç bagislar. Ask geçene kadar...

Celiskilerin, tutarsizliklarin, her çesit saçmaligin, hatta akildisiligin kendisine genis bir alan buldugu bir olgudur ask. Hiçbirinin onemi yoktur. Ask bir sistem degildir, mekanizmasini anlamaya çalistiginizda, kurcalamaya aklkistiginizda dagilir.

Bir askta en aranmayacak sey tutarliliktir.

Ask uzerine konusurken saçmalamamak imkansizdir.

Bagislanmaya ihtiyaci yoktur askin. Anlasilmaya da.
Keske uzerinde hiç konusulmasa...

Her koklu tutku gibi ask ta sinirlara yapilan bir yolculuktur. Ya siz genislersiniz, ya sinirlar...

Askin en dayaniksiz oldugu konu, can sikintisidir. Hiç kaldiramaz.

Bence en ideali bir yetiskinin aski çocuk pervasizligiyla yasamasi. Buradaki anahtar sozcuk: perva.

Ask, insanin umudunu kesmemesi demektir. Umutla yakin iliskisi vardir. Bu yuzden "Ask ve Devrim" yan yana guzel durur, yakisir.

Her askta kayginin varligi onemlidir. Aska omur katar.

Ask nasil geçip gitti kapimizin onunden; bilemedik !

Varsin hiçbir yere çikmasin bu yol, yine de çikmaya degmez mi?

Yolda geçirdigimiz zaman, vardigimiz yerde geçirecegimiz zamandan daha kiymetli olabilir.

Hazirlik evresi uzun tutulmus asklar erken sonuca ulasir. Tum malzeme hazirlik asamasinda tuketilmistir çunku...

Sonradan askin yapiminda kullanacagimiz malzemeleri çocukken biriktiririz. Ve onlarin ne olduklarini hiçbir zaman bilemeyiz.

Aska gosterilen direnç kadar, asik olmak için gosterilen iradenin de ne çok çesidiyle karsilastim su hayatta. Inatçilik dedikleri çok "çesitsiz" birsey, birbirine fazla benziyor.

Her askin odulleri ve cezalari kendi içinde tartisilabilir elbet, bir tek sonuçlar tartisilmaz. Butun sonuçlar gibi yeterince somut ve gorulebilir seylerdir.

Bir ask yazili hale gelmesini çogu kez bitmesine borçludur.

Ask bir gizemi deneyimlemektir. Herkesin basaramamasi bu yuzdendir.

"Kalbin arzuladigi yere giden butun yollar uzundur." Ask, uzun yola çikmaya hukum giymektir.

 Ask her seyden once saglam bir ego gerektirir.

Ask yaraticilik gerektirir.

Proust'un aska "yakalanan zaman" demesi bosuna degildir.

Pascal'in su sozunu anmadan geçmeyelim :
"Kalbin, aklin bilemedigi kendi ozgu nedenleri vardir."

Aska çok yaklasmistik... Olmadi, yarim kaldi, tasiyamadik, kaçip gitti, çok gençtik... Sonradan gonderdigi ozur ve pismanlik notlari geçmisi onarmaya yetmedi...

Ayakustu yasanmis olumsuz ask hikayeleri...

Anarsist kalpler unutmayin, ask bir disiplindir.

Her askta soylenmemesi gereken seyler sozlugu vardir. Biz sozluk edinmeye bakin.

Ask meraktir. Digerinin bilinmezlikleriyle çogalir.

Ask, içdunyamizda gerçeklesen bir alisveristir. Ne aldigimizi, ne verdigimizi kim bilebilir?

Ayrilik ogrenmektir. Kendinizi ve otekini ogrenmek.

Firtanaya ragmen durabilmek. Guç ve cesaret : Ask

Askta her zaman bir içerik ve biçim sorunu vardir. Bunun terimlerle adlandirilmasi guçtur. Belli bir hayat bilgisinin arkasina saklanir.

Askta, ne yaparsaniz yapin hakkindan gelinemeyecek sessizlikler vardir.

Askla birlikte insan kendisini yeniden kurar.

Askin en onemli sorunu gerçek disi olma olasiligidir.

Zamanin siradan akisinda sonsuzluga geçme firsatidir ask...

Bazi Avrupa dillerinde "asik olma" sozu yoktur. "Aska dusmek" denir.
Turkce'deyse ikisi de vardir. Asik olunur, aska dusulur, vurgun yenilir, sevdalanilir, tutuldum denir. Turkçe'de ask say say bitmez...

Ask hayat ister.
Nasil bazi gezegenlerde hayat yoksa ve bu yuzden canlilar yasayamiyorsa, bazi insanlarin içinde de hayat yoktur. Yasadiklarina bakmayin...

Aski yasamis, bilen insanlarin dostlugunda daha saglam birsey vardir. Ask akrabalarina da yardim eder.

Ask hakkinda ne soylerseniz soyleyin,

Eksik kalacaktir...


7 Kasım 2012 Çarşamba

Sadece aşk var...

Okyanusa karşı uyuyup, dalga sesleriyle uyanmak...

Nasıl bir haz, nasıl bir keyif, tarifi yok...

Ağırlığım yok.
Kendi vücudum dahil taşıdığım hiçbir şey yok.
Havadayım sanki, uçuyorum. Yerçekimi bile yok.
Dünyevî hiçbir olay, olgu, mesele yok.

Sadece aşk var...

Yanımdaki adama, uçsuz bucaksız belki de dipsiz şu okyanusa, terasımızın önünde batan güneşe, tropikal meyvelere, boynuma taktığım dizi dizi mor çiçeklere, saçaklı görkemli palmiyelere, buralari görmek te varmış diye şükrettiğim her yeni güne...

Aldığım her nefese, hayatın doludizgin akışına, yaşam enerjimin bedenimden taşmasına,
Hayatın ta kendisine duyduğum aşk var...

Sabah 7'de heyecanla yataktan kalkıp "koşmak" var... 

Sporumdan uzak kaldim diye hiç boşuna dert etmiyim.
Bu sabah, 7'de, yumusacik dalga sesleriyle uyandim. Uyanir uyanmaz aklimdan ve kalbimden geçen, dusuncesi bedenimi yakip geçen bir arzuyla harekete geçtim.
Derhal bikinilerimi giydim.
Saçlarimi at kuyrugu yaptim.
Ve kendimi yalinayak kumsala attim. Koşmak için...

Doganin bir lutfu bu. Es geçemem, gormezden gelemem...
Kumsal hiç bu kadar yakin olmayacak belki bir daha bana hayatimda...

Sabah 7'de heyecanla yataktan kalkip, 2 dakika içinde kendimi yari çıplak sahile atip kosmak var ya...
Bir ömür böyle yaşayabilirmişim gibi geliyor.
Içimden gümbür gümbür geliyor.
Içim içime sığmıyor, bedenim bana dar geliyor.

Kanapali Plaj'ini boydan boya, kumlara bata çıka, nefes nefese kala kala koştuktan sonra, bir tur da yüzerek gidiyor ve geri geliyorum...

Bu spor kesmiyor beni. Dedim ya, bir enerji patlamasi var. Yetmiyor.
Üzerine bir de 50 sinav çekiyorum. Karin kaslarimi görüyorum. Tamamdir.
Duşumu alıyorum, çimenlerin üzerinde güneşin altında kuruyorum.
Giyinmek zorunda olmamak ne güzel bir duygu. Her daim yarı çıplak.
Hafif... Kafa hafif, beden hafif, ruh hafif...

Odaya vardigimda sevgilim terasta kahvaltiyi hazirlamis beni bekliyor.

Mutluluk zincirinin halkalari bunlar.
Her halka ayri bir zevk, ayri bir keyif veriyor...
Her halka digerini kendisi davet ediyor.
Dolayisiyla her halka sadece mutluluk getiriyor.

Gün böyle başlıyor Hawaii'de.
Beyni tamamen kapatabiliyor insan. "Kapaliyiz" yazısı asabiliyor.
Hiçbirsey düşünmeyip, kendini dalga seslerine bırakıp böyle saatler geçirebiliyor...

Sizce mutluluk ne renktir ? Benim için MOR...

Sevgilim mor bir pareo almis bana, bir de tipki adalilarin taktigi gibi, taze, mor çiçeklerden yapılmış bir kolye almis.
Ben de kahvaltıdan sonra mor ojeler sürüyorum elime ve ayağıma...
Bayılıyorum mor rengine...
Içimde bir seyleri harekete geçren birseyler var bu renkte.
Mutlulugun rengi mor olmalı. En azindan benim için öyle.

Hâyâl ile gerçek arasında belli belirsiz bir yerlerde yürüyorum.
Daha çok hangisinin topraklarına basıyorum, bilmiyorum.

Belki de ne hâyâl var, ne gerçek...

Sadece aşk var...


Hawaii'den giderken...

Sevince zaman çabuk geçmez..

HULA Dansi

Ciplaklar plaji

Adada hayat bir baska guzel.

Cennet HAWAII olmali...

Honolulu Waikiki Plaji


Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi