10 Mayıs 2018 Perşembe

Dogmus bebege mektuplar

Her zaman günlük yazdim.
Ortaokulda, lisede, universitede, yazma araligim giderek acilsa da hayatimin her safhasinda hep yazdım.
Günlük insanin kendi kendine yazdigi mektuplar gibidir.
O olayi, veya herhangi bir seyin sizde yarattigi, biraktigi etkiyi yillar sonra aynen hatirlasaniz dahi, o andaki ruh halinizi asla tekrar yasayamazsiniz.

Iste ikinci defa yıkanamayacağınız nehir tam olarak orasidir.

Blog bir günlük degildir.
Blog tribunlere oynadiginiz bir yerdir. Günlük ise soyunma odasi...

Ne tuhaf ! Hakkinda hemen her seyi bildiginizi sandiginiz bir insan bile neredeyse kirk yil sonra, daha once aranizda hiç bahsi geçmemis çok çarpici bir hikayeyle gelebiliyor.
Annem.

Anne tarafimin kadinlari uzun yasamalariyla unludur. Neredeyse hepsi sapasaglam sekilde 90'i geçmistir ve hatta 100'u goren de çoktur. Birisi hariç. Anneannem...
Birakin beni, annem bile anneannemi tanima firsatina çok fazla erisememis.
Anneannecigim, annem daha 8 yasindayken, annemin adini kesinlikle zirkretmedigi o malum hastaliga yenik dusmus daha 30'lu yaslarinin basinda, kendi annesi 104'u bulurken...

Bu hastalikla mucadele ettigi surec içinde bir gunluk tutmus.
Aslinda gunlukten çok, anneme ve abisine hitaben yazdigi mektuplar gibiymis.
Olecegini bildigi için, ileride çocuklarina kendisini hatirlatacak bir seyler birakmak amaciyla, onlari ne kadar çok sevdigini, onlara hiç mi hiç doyamadigini, doyasiya opup koklayamadigini anlatan, duygusal dengemiz için elzem olan ve ancak bir annenin agzindan duyabilecegimiz o sefkat dolu sozleri barindiran bir gunlukmus bu.
Sonra o beklenen gun gelmis. Anneannem veda etmis hayata... Gunluge ne mi olmus?
Annelerinden kalan tek yadigar bu gunluk, onu saklasin, korusun diye 12 yasindaki abisine verilmis annemin... Ne buyuk hata!!! Ve elbette gunluk yillar içinde onun ellerinde kaybolmus.
Halbuki anneme verselerdi o gunlugu, ahhh annecigime verselerdi o kiymetli gunlugu...
Leon filmindeki Mathilde'in, olum kalim savasi verirken, o incecik cizgide yururken bile elinden birakmadigi, gozu gibi baktigi o saksidaki çiçek gibi bakardi annem o gunluge.
Oldum olasi anneannesi olan arkadaslarima ozenmisimdir. Bence anneanne muazzam bir ayricalik.
Bu hikayeyi ogrendigimde o kadar uzuldum, o kadar hayal kirikligina ugradim ki...
Ahhh anneannecigimin o kiymetli gunlugu... Kendisine olmasa da bir parça yuregine dokunabilirdim oysa anneannemin. Dunyada yazilmis butun eserlerden daha çok isterdim onu okumayi.
Kim bilir nerede çurudu, nerede sarardi yapraklari, nerede nem dustu uzerine birbirine karisti murekkebi...

Ben bu hikayeyi Boris'e anlattim sonra. O son derece rasyonel adam bile çok duygulandi.
Bebegimiz dogunca çok enteresan bir sey yapti. Ona bir e-mail adresi aldi.
Ve duzenli olarak kizimiza mektup yazmaya basladi. Elektronik posta yani.
Neler yaziyorsun? Birkaçini okuyabilir miyim diyorum? Hayir diyor.
Yalniz aramizda kalsin, kizimiz hakkinda sohbet ederken benim fikirlerimi çaliyor da ondan okumami istemiyor, kesin eminim. Yoksa nerden o kadar datasi olacak onun !
Neyse...
Ben hala old school, bebek gunlugume devam ediyorum. El yazisi kadar kiymetli degil e-postalar.

Ama belki ben de e-posta yazmaliyim.
Sanal dunyanin sonsuzlugunda guvenli bir sekilde asili kalir yazdiklarim...




5 Nisan 2018 Perşembe

Best free flow deals in Singapore

Itiraf etmeliyim ki; Turkçe klavyem bozuldugundan beri pek yazmak gelmiyordu içimden.
Yazilacak seyler birikiyor ve hatta ben onlari sanki bloguma yazar gibi cumleler kurarak dusunuyorum ama bir turlu bilgisayarin basina oturmak gelmiyordu.

Blogu da ozluyorum bir yandan.
Her horoz kendi coplugunde oter ne guzel bir tespiti atalarimizin... Sanki yazanlara soylenmis.

Singapur'da su son 2 haftada yeni bir concept kesfettim.
Ladies night'lar yetmiyormus gibi, after work drink, ya da happy hours conceptleri yetmiyormus gibi, bunlarin hepsi ve toplaminin kesistigi bir concept kesfettim: Free flow

Best Free Flow deals in Singapore

1. ZAFERANNO

Bir yazimda soylemistim. Bence mutluluga giden yol baloncuklardan geçiyor diye...

Persembe aksamlari Zaferanno'da sadece ladies'lere, 18.00 - 21.00 arasi free flow Prosecco...

20.30 gibi baslayan DJ show, 80'li 90'li yillarin en sevdigimiz sarkilari ve yanan tutusan bir dans pisti...

Ocean Financial Center'in 43. katinda bir rooftop bar Zaferanno. 
Ayni zamanda bir Italyan restorani.

Marina Bay neredeyse 360 derece panoramik bir manzarayla ayaklarinizin altinda. Elinizde bosaldikça dolan prosecco kadehleri. 

Hadi hemen alin birkaç kiz arkadasinizi, ayirtin yerinizi Marinaya karsi... Mis!

Hem kiz kiza çikmak gibisi var mi yaaa? Valla yok.

2. J BAR - M HOTEL

Aslinda Zaferanno çitayi o kadar yukariya çekti ki, ondan sonra insani diger yerleri begenebilmesi biraz zor tabi ama napicaz, yillik abonelik mi alicaz? O halde, baska yerler kesfetmeye devam.

Anson Road'daki M Hotel'in rooftop bari J Bar'da her cumartesi aksami 20.00 - 01.00 arasi, ladies night, free flow red vine, white vine, champagne, canli muzik.

Biz tabi sampanyayla basladik, sampanyayla bitirdik.

Fransizlar'in bir lafi vardir, "Blanc sur rouge, rien ne bouge, rouge sur blanc tout fout le camp."
Yani kirmiziyla beyazi karistirirsaniz, gecenin sonunda sizi yerlerden toplariz demeye getiriyor.

Biz de daldan dala atlayip sohbet konularini karistirdik, içkimizi karistirmadik. Sampanyada kaldik.

Bir de her cumartesi 21'de canli muzik var J Bar'da. Bon Jovi'den Queen'e, Guns and Roses'tan Aerosmith'e kadar en sevdigimiz rock sarkilarini çalip soyleyen iyi bir gruptu.

Tavsiye ederim.

3. BAR CANARY

Orchard Road'daki Grand Park Hotel'inin rooftop bari Bar Canary.
Biraz boyle bahçe veya beach club havasinda.
Carsamba aksamlari sadece bayanlara tabi, 55 SGD free flow sampanya.

Cok class bir yer oldugu kesin. Ancak muzik yok, ambians yok, rooftop dedigine bakmayin gorebileceginiz hiçbir manzara yok, zira rooftop'in kenarlarina yuksek set çekilmis.
Gidin bir gorun, kendiniz karar verin derim.

4. PANORAMA

Ben sahsim adina Boat Quay'i çok anlamsiz buluyorum.
Bir Clark Quay degil, bir Robertson Quay degil, bizim Oludeniz gibi, bir yerlere sikismis su parçasinin etrafina kurulmus barlar ve restaurantla bolgesi.

Panorama'nin ikinci katindaki balkona yerlesip iste bu sikisip kalmis su parçasina nazir free flow Muscat'larimizi yudumlarken, complimentary pizza ve yesil zeytin esliginde birseyler atistirirken muhabbetimiz o kadar koyuydu ki, daha iyi bir yere gidebilirdik fikri aninda terk etti bizi.

Raffles Place'te çalisiyorsaniz veya bir yerlere tirmanmadan duz ayak bir yer ariyorsaniz, Panorama çok ideal ve iyi bir free flow deal.

5. COOK and BREW

Asia Square'de Vestin Hotel'i 33. kat.

Carsamba aksamlari, 17.00 - 00.00 arasi ladies'lere free free flow coktail. 
Yani ucretsiz, limitsiz kokteyl, hanimlara, butun aksam...

Manzara muhtesem. Evet evet, iste manzarayla gelin bana soyle, ya da canli muzikle, ya da her ikisi birden icabinda... Saat 18.00'de canli muzik te sizlerle efendim.

Cook and Brew'in en iyi ozelliklerinden birisi de herkesin çalistigi yere yakin olmasi. Cok merkezi.
Isten çikip eve girmeden evvel iki arkadasinizi gorup hem manzaranin, hem muzigin, hem mekanin hem de ladies'lere ozel free free flow kokteyllerin keyfine varabileceginiz harika bir yer.

Ben buraya ya da Zaferanno'ya tekrar ugrarim bence.
Gelmek isteyen olursa beklerim efendim.

9 Mart 2018 Cuma

Singapur'u seyretmek : Favorim Rooftop barlar

Malum Singapur tam bir rooftop bar cenneti.
Ben de buraya geldigimden beri tecrube ettigim, en begendigim rooftop mekanlarini sizlerle paylasmaya karar verdim. Bu baglamda bu yaziya turistik rehber gozuyle bakilabilir.



ORGO - Esplanade Theatre

Ben bu aksamin yazisini sahi niye daha once yazmadim ki? 
Halbuki Singapur'da tanidigim en guzel kadinlardan biriyle geçirdigim en guzel gecelerden biriydi...

Orgo'ya rooftop bar demek tartisilir, o kadar yuksek degil, hatta balkon bar desek daha dogru olur. 
Ama o nasil bir manzara, o nasil bir atmosfer oyle... Sahane!
Iddia ediyorum, Orgo'da insan kendisini bir Hollywood yildizi sanabilir, bir film setinde hissedebilir.
Sehrin isiklari altinda, suyun yaninda, o devasa gokdelenlerin yamacinda, o genis koltuklara kurulup eline de kokteylini aldi mi insan, içinde bulundugu tablo o kadar kusursuz ki bir an maket oldugunu, bir film decoru oldugunu dusunuyor.

Once martinilerimizi soyluyoruz. Mekanin keyfini çikarip iyi bir sohbete isinma turlari atiyoruz.
Basliyoruz small talking yapmaya. Eeee small talkinge small içki.
Ne zaman ki iyice havamizi buluyoruz, konular derinlesiyor, dallanip budaklaniyor, bir peynir ve sarkuteri tabagi soyluyoruz. 
Yaninda da tabi ki kirmizi sarap... Now we are talking !

Orgo'yu romantik bir aksam geçirmek isteyenlere, ya da sakin ve muhtesem bir ortamda muhabbetin dibine vurmak isteyenlere, ya da Singapur'a gelecek misafirlerini etkileyecek mekan arayisi içinde olanlara mutlaka tavsiye ederim.



SMOKE and MIRRORS - Rooftop of National Galery

Ben bu aksamin yazisini yazmistim, buraya tiklarsaniz okuyabilirsiniz.

(Bu arada fark edeceksiniz ki o yaziyi Turkce klavyemle yazmistimm ama içinde pilleri unuttugum ve çuruttugum için artik Turkçe klavyem yok.)

Neyse, Smoke and Mirrors da mekan, kokteyller ve manzara olarak en begendigim rooftop barlarin basinda geliyor. Yine National Galeri'nin yukarisinda Aura diye bir yer varmis, oranin da methini çok duydum ama gidemedim. En kisa zamanda gidecegim.



LANTERN - Fullerton Bay Hotel

Lantern'e iki defa gittim. Birincisi Fransiz kiz grubuyla aylik bulusmalarimizdan biri orda yapilmisti.
Marina tarafina degil, havuz basinda oturmustuk.
Ikinci kez, Ingilitere'den Singapur'a tatile gelen bir çift arkadasimizla gittik. Ve tam Marina Bay Sands Hoteli'ni ve light showunu gorecek sekilde tam orta yere bir kanapeye kurulduk.
Iste o seferde Lantern'in keyfini çikardim. Ayrica Mojito'lari da enfes.
Kesinlikle tekrar tekrar gidilecek mekanlardan...



KINKI - One Fullerton

Kinki, Lantern'in hemen yanindaki boyle beach barlar gibi deniz kenarinda yanyana dizilmis barlardan biri. Ayakta takilinan ve kesinlikle çok eglenceli bir mekan. Biraz salas. En zevklisi.
Muzikler çok basarili. Iyi bir DJ'leri var.

Kinki'yi tavsiye eder miyim? Bilmem, bi gidip bakin tabi. Sonuçta komsuyu ovduk, Lantern'i yani. Ikisi de tamamen ayni manzarayi vaadediyor. Sadece ambians farkli...



ME@OUE - Oue Bayfront

Kesinlikle Singapur'daki gidilebilecek en guzel rooftop barlarin basinda geliyor Me@Oue.
Ama ben o aksam manzaranin keyfini pek suremedim. Cunku, çok ozel bir kadinla gittim oraya ve sohbet dort nala daha asonsorde yukari çikarken basladi. 
Oturur oturmaz sampanyalarimizi soyledik ve en gizli kalmis yerlerinden birine dokunduk hayatlarimizin.. Konustugumuz her cumle aklimda. Me@Oue'nin manzarasi degil. 
Bu nedenle tekrar gitmem gerekiyor.

La TERAZZA - Screening Room - 12 Ann Siang Rd.

Screening Room Singapur'da cok sevdigim, en orijinal mekanlardan birisi.
Bir kere burasi bir cep sinemasi. Ama sinema derken eski filmler, veya culte filmlerin adresi.
Burayi hep merak ediyordum, ancak ilgimi çekecek bir film bekliyordum. Zira web sitelerinde her ay hangi filmlerin hangi tarihlerde gosterilecegi afise ediliyor. Takip ediyordum ben de.
Rober Redford'la, Paul Newman'in 1973 yapimi 7 dalda oscara aday filmi, sonradan bizi cezbeden Ocean's Eleven tarzi filmlerin ilham kaynagi film "The Sting"'i gosterimde gorunce iste firsat bu firsat dedim.

Screening Room'un çatisinda La Terazza adinda bir rooftop bar var. Aslinda film ucretsiz. Soyle ki;
La Terazza'da kisi basi 15 dolarlik bir harcama yapiyorsunuz, ki içkileri de yemekleri de hem çok guzel hem Singapur'a gore inanilmaz hesapli, ardindan sinema salonunun kapilari sizlere aciliyor.
Ve hatta isterseniz filminizi izlerken de yemeginizi yiyip içkinizi içebilirsiniz.

La Terazza, rengarenk, civil civil Chinatown'u ayaklarinizin altina seren, mutevazi ve samimi bir yer.
Ben tekrar oraya gitmek için sabirsizlaniyorum.

Hele hele bir de "Breakfast at Tiffany's" gelirse hayatta durmam...


Aslinda bir yer daha var ki onu sona sakladim, nasil olsa buraya kadar okuyan çok kalmamistir diye..

Gerçi ben onun yazisini da yazdim ama çok sevdigim sir gibi sakladigim bir yer. Club 55. 

Club 55
Cheese and chocolate. Manzara harika. 
Marina Bay Sands Oteli 2. Tower  55. kat. Her aksam 20'de açiliyor.
Defalarca gittim. 
Yine giderim. 

8 Mart 2018 Perşembe

The rooftop bar : 1 Altitude

Singapur'a geldigimden beri bu yaziyi yazmak için firsat kolluyordum ama 1 Altitude'e bir turlu gidememistim. Sonunda kalktim gittim.

Rooftop barlari çok seviyorum.
Hele hele deniz ayaginin altina sere serpe serilmisse, sehir tekduze degilse, irili ufakli surprizler vaadetmisse, sehir sadece yukaridan bakildiginda perdesi kalkan muazzam bir sahneye donusmusse iste o zaman tadindan yenmez...
Hediyenin içinde ne oldugunu gorebilmek için hediye paketini açmak gibi bir sey sehri tepeden seyredebileceginiz bir yerde durmak...

Rooftop barlarin bende biraktigi tad bu.
O yuzden her sehirde en az mutlaka bir tane yapmak istiyorum. Sehrin, algilayabilecegim duzeyde her detayinin tadina varmak arzusuyla...
Ve takdir edersiniz ki Singapur'da bunlardan her binanin tepesinde bir tane.
Hepsinin açilari baska, gorus alani, kapasitesi, vaadettikleri baska... Orasi baska.
Ama hediyenin kucugu buyugu olmaz degil mi? Boyle ogrendik biz kuçukken.

1 ALTITUDE

Burasi Singapur'un en yuksek açik hava rooftop bari. Raffles Place'te bir kule. Kulenin 62. kati.
Ve mekanin sekli uçgen.  Etrafinda hiçbir sey yok. Muazzam, kusursuz bir bosluk...
Singapur'u 360 derece panoramik bir sekilde gorebileceginiz essiz bir mekan.
Uçgenin koselerinin en ucuna gidip, evet evet Titanic filmindeki guverte sahnesi gibi bir fotograf çektirebilirsiniz.

Dikkatimi çeken bir sey oldu. Bu uçgen barin uçlarina gidip herkes selfiler çektiriyor, sehri panoramik olarak filme çekiyor yani herkes uçgenin uçlarinda fazla bir dolasiyor ya...
Uçgenin her ucunun basinda bir guvenlik gorevlisi var. Gozunu kirpmadan oradaki insanlara bakiyor.
Kimse taskin ve abarti çekimler yapmiyor ama... intihar etmek için sahane bir yer olabilir.
Tipki Araf kitabindaki o kiz gibi... Neyse zaten saçma bir kitapti. Hiç begenmedim.
Ne diyordum? Evet, guvenlik gorevlileri hiç gozunu kirpmadan o en uç açidaki insanlari izliyorlar.

Carsamba aksamlari ladies night concepti yapiyorlar. Rezervasyonsuz direk gidebiliyorsunuz.
Bir takim martini ve coctailler 10 singapur dolari. Singapur'a ve mekana gore çok ucuz. Biz birer Cosmopolitan aldik once. Ne oldugunu bildigimden degil haaaa, "Sex and the City" kizlarindan hatirliyorum, oyle her yerde cosmopolitan içerlerdi diye aklimda kalmis. Neyse, çok kuçuk bir mekan oldugundan dolayi ya 6 buçuk gibi gitmenizi, ya da rezervasyon yaptirmanizi tavsiye ederim.

Saat 8 gibi canli muzik basliyor. Isiklandirma artik bir gece clubu edasinda yanip sonmeye basliyor.
Muzik yapan grup o kadar iyi ki, en trend parçalarla herkesi eglendiriyor, costuruyor.

Biz de su fotograf çekimi seanslarini bitirip daha bir havaya giriyoruz.
Sohbetimiz iyice derinlesiyor, tam saraplik kivama geliyor.
Martini, cosmo, cocktail bilmem ne de nereye kadar...
Sarap yoksa ortamda o sohbetin hakki verilmemis demektir.

Baktik gece uzun, manzara, isiklar, muzik, mekan mukemmel...

Sohbetin tadi da hazir damagimizdayken, saraplarimizi soyluyor, onun tadini da yanina yolluyoruz.










1 Mart 2018 Perşembe

My Favorite Afternoon High Tea Place : Brasserie Les Saveurs

Afternoon High Tea concepti deyince Singapur'da kuskusuz akla ilk gelen adres Landing Point.
Ama ben bugun size bana gore çok daha iyi bir yerden bahsedecegim. O da Brasserie Les Saveurs..

Brasserie Les Saveurs - The St. Regis Hotel

Bana gore dedim cunku Brasserie Les Saveurs tamamen Fransiz bir ambians ve gastronomi. 
Yani salona girdiginiz andan itibaren gordugunuz ve tattiginiz hersey Fransiz kulturunden.
Afternoon Tea boyunca piyanonun basinda Edith Piaf sarkilari çalan bir piyanist esliginde karsilaniyorsunuz. Daha sonra gordugunuz tum detaylar sizi alip 17. yuzyil Fransa'sina goturuyor.
Tepedeki avize XIV. Louis'den kalmis olabilir, yerdeki o halilar Versailles Satosu'ndan gelmis olabilir. 
Ve hatta ve hatta bana kalirsa...
Bize bu ziyafeti yasatan orkestra sefi bas asçi bir.... Vatel olabilir...

Hersey olaganustuydu Vatel, seçtigin o enfes peynirler, yaptigin macaronlar, Fransiz usulu pastalar, cikolatalar, orani muhtesem tutmus krepler, envai çesit tartlar..

Bu ogleden sonra tam bir solendi, ziyafetti. Hersey çok basariliydi Vatel, sen kusursuzlugu seçtigin için oyle yaptin.. Ah neden yaptin Vatel?? Buna gerek var miydi?

Evet ne diyorduk, Afternoon High Tea. Bence Brasserie Les Saveurs sehrin en iyi High Tea yeridir.
Cita o kadar yuksek ki bunu kim geçebilir, merak ediyorum.

Haaa bir de benden size bir tavsiye. Sakin scones mudur nedir onlara dokunmayin. Scones ta ne yahu? Bir de abartiyorlar, yok en iyi sconeslar surdaymis burdaymis, en iyisi British Scones'mus. Scones'un iyisinden ne olacak ! Bildigin saf hamur. Yani kilo alacaksak bari afilli degecek bir seylerden olsun degil mi?



(Bu arada yemeyin dedigim scones budur)

Landing Point - Fullerton Bay Hotel

Sehrin en culte oteli Fullerton'un bir parçasi olmasi itibariyle bile Landing Point her zaman tekrar tekrar gidilebilecek bir yerdir. Ona suphe yok.

O Osmanli Saraylarini andiran kanapelere kurulup denize baka baka afternoon high tea keyfini sur.
Landing Point'te sadece yiyecek cesitliligi ve seçimi beklentilerimin altindaydi.
Bir kere tuzlu seçenekleri çok azdi, olanlar da benim damak tadima hitap etmedigi için guzel degildi.
Peynir hiç yoktu. Local, Asya tarzi yiyeceklere daha çok agirlik verilmisti.

Dedigim gibi, Landing Point son derece class, culte ve ozellikle business bulusmalar için son derece uygun bir yerdir.

Bir Afternoon Tea adresi daha var aklimda, en kisa zamanda gideyim yazacagim.


28 Şubat 2018 Çarşamba

Chinese New Year

Bir Dragondur gidiyor...

Singapur'un en onemli organizasyonu Chingay 2018'te gerçeklesecek dragon dans performansi için gonullu araniyor ilanini gordugum anda gonulden yazdirdim adimi dragona..

Bir Dragondur gidiyor. Guce dair ne biliyorsak yukledik dragona...
Game of Thrones'a fazla mi kaptirdik kendimizi acaba? Khalessi'nin gucu basimizi dondurdu, bizi bizden aldi, almadi mi?
Yoksa zaten dragon senesinde dogarak bir gonul bagi mi kurduk, bu gerçek olamayacak kadar masalsi, yakip yikan, kendinden baska bir guç tanimayan bu yaratikla?

Bir Dragondur gidiyor...
Sanki butun yollar ona çikiyor.
Spor musabakalarina olan ilgimi, sevgimi herkes bilir.
Su donemdeki aktif tum profesyonel sporcular içinde oyle biri var ki bayiliyorum ona, olup bitiriyorum, sirf onun için o kadar istedim ki Avrupa Sampiyonu olmalarini... Tarihlerinde bu bir ilk. Oldular!.
(Bir seferinde soylemistim, butun dileklerim gerçeklesir benim. Bunu en iyi ugur bocekleri bilir..)
Sen bir adam sev, ve onun da lakabi Dragon olsun. Bilmiyordum. Sampiyon olduktan sonra ogrendim.
Yuh!!! derler adama. Ama demiyorum. Dragon çagiriyor sadece. Biliyor.

Dragon çagirdi. Chingay 2018 geçidinde onu tasiyanlardan biri olmami istedi.
Mesakkatliydi biraz, 2 ay boyunca her hafta çalismasi vardi. Gittik, geldik.
Benden baska yabanci yoktu. Ve hatta butun çalismalar Cince oluyordu, sadece benim için Ingilizce konusuyorlardi. Onemi yoktu. Dragon ordaydi. Butun bunlar zaten onun için degil miydi?

Gun geldi çatti.
One Nation, One Singapore anonsu altinda, bizler dragonun vucudunun altinda basladik yurumeye.
Herkes alkisliyor, biz elimizde sopalar dragonu tasiyoruz, yuruyoruz. Isiklar yaniyor, sonuyor, muzikler degisiyor. Biz yuruyoruz. Gosteri alani yikiliyor, belli ki herkes çok egleniyor.

Ozlemin cemresi ilk o aksam dustu kalbime...
Singapur'a geldigimden beri Paris'i hiç ozlemedim, burada mutluyum diyordum.
Mutluyum mutlu olmasina ama... Cok ozlemisim...
Stad yikiliyor. Biz yuruyoruz. Herkesin yuzunde tebessum, pasparlak bir gurur...
Benimse aklimda baska yerler, baska dusunceler vardi.
Neredeydim, burasi neresiydi, bu insanlar kimdi, ben su anda ne yapiyordum, bu Dragon da neyin nesiydi?... Elimdeki sopayi orada oylece birakip gitmek, kosmak geldi içimden. Koskoca dragon bu, sirf ben bir sopayi biraktim diye yikilacak hali yok ya? O degil mi tas ustunde tas birakmayan?  Vazgeçtim.
Dragon'un kafasinin hemen altindaki sopaydi tuttugum. Birakip gidemezdim, soz vermistim bir kere sonuna kadar tasiyacaktim. Oyle de yaptim. Insanlar verdikleri sozler, onlara duyduklari sorumluluk kadar olçulur. Bu, bugun olmasa, bir gun bir baska yerde ayaginiza dolanir. Onemli olan kuçuk çalimlari atmak degil.

Bir Chinese New Year canli canli yasayarak gelip geçti.
Bende çok daha coskulu buyuk duygular uyandiracak sandim, oyle olmadi. Onun yerine baska duygular uyandi.

Uyanan Dragon degil. Aman onu elemeyin.
Uyanmasin...



15 Ocak 2018 Pazartesi

ZUU Class - Virgin Active

Gittiğim spor salonunda bir grup dersi var, özellikle sloganından dolayı hep ilgimi çekmiştir.
Geçen günkü İngiliz boxu dersinin hocası epey geç kalınca, o zaman benim için ders düşer, alternatif ne var diye bakıp, hep niyet ettiğim bir türlü giremediğim şu derse bir gireyim dedim.

ZUU CLASS : Let loose your wild side !

Emin misiniz? Bir daha düşünün isterseniz.
Yani vahşi tarafımı ortaya çıkarmamı istediğinizden emin misiniz?
Sonra gördüğünüz şeyden memnun olmazsanız benden günah gitti, kendiniz kaşındınız.

Bu giriş yeterince  sağlam değilmiş gibi bir de şöyle demişler:

Discover your inner beast !

Yok artık !!

Valla bakınız, gün geçtikçe ayıların sayısının arttığı bir ülkeden geliyorum.
Üstelik sevgilim, benim içimde, ne zaman uyanacağı belli olmayan bir Dragon yaşadığını söylüyor.
Şimdi siz bu sloganlarla onu uyandırmak istediğinizden emin misiniz?

Hem bence hiçbir Türk kadınına ve Latin kadınlarına böyle, yok efendim içindeki canavarı keşfet, vahşi yanını bırak çıksın falan sloganlarıyla gelmemeli. Zira bence bünye cok müsait de, siz buna hazir misiniz?
Bunca yıllık Latin kadınıyım, biliyorum ki o bünyelerden civciv çıkmaz, kuş çıkmaz. Ona gore.

Zuu class aslında gerçekten de hayvanların fiziksel hareketleri baz alınarak oluşturulmuş çok etkili bir HIIT work out. Bol bol yere yakın, eller ve ayaklarla yürüme, koşma, sürünme ve zıplama var.
20 dakinanın sonunda bütün bacak kaslarınızın cayır cayır yanması işten bile değil.

Çok güzel bir ders ama yine de pek keyif almadım, ben gidip boxumu yapayım.
Hem yumruklar ve tekmeler kasları şahane çalıştırıyor, hem belli mi olur, memleketteki ayılardan birini dövmek gerekebilir bir gün...






12 Ocak 2018 Cuma

Singapur analı kızlı

"Dilara hareketlense de yazılar geri gelse artık" dedi, blogdan geçen ayak izini görmezsem yazının eksik kalacağı, "kimse okumazsa o okur" dediğim çok sevdiğim arkadaşım...

Hareketlenme maşallah dolu dizgin, olmasına ama...
"hiç vaktim yok" palavrasının arkasına da yatacak değilim.
Rahmetli Aydın Boysan'ın dediği gibi "Sahip olduğumuz zaman az değil, çoook. Az olan zaman, ondan yararlandığımız zaman."
Yani vakti olmadığını söyleyen kişi, hangi zamandan gerçekten yararlanacağını pek bilmeden, bütün zamanını ondan fayda sağlayabilme olasılığı uğruna debelenip, neticede büyük bir çoğunu boşa harcayan kişi gibi geliyor bana.
Yani işin sırrı, hangi zaman aralığından istediğimiz sonuçları elde edebileceğimizi analiz edebilme becerisine sahip olmak sanırım.
"Hiç vaktim yok" diyene soyle bakmak lazim, hayır vaktin tabi ki var, ya onu kullanma becerisine sahip değilsin ya da ben onceliklerin arasinda degilim.

Benim neden aylardır yazmadığıma gelince...
Kelimeleri bir araya getiremedim sanırım. Sihirli cümleler kuramadım.
Koca bir yazı yazarsınız, iki cümle kalır ya okuyanın aklında, öyle bir cümlem yoktu cebimde.
Sonra dedim ki kendi kendime; yaz öylesine, neler yaptın bu aralar, elinin pası gitsin..

Size de olur mu? Bir yerde karşılaştığınız bir cümle, bir fikir çok yakın bir zamanda başka bir yerde yeniden çıkar karşınıza.

Bir arkadaşımın bir yazısını okudum birkaç ay önce. Şöyle bir ibare vardı:
"Tam iki yıl oldu, bu ülkeye yerleşeli, tam iki yıl oldu ismimdeki noktalardan vazgeçeli..."

15 yıldır yurt dışında yaşayan biri olarak hiç aklıma gelmemiş, hiç dikkatimi çekmemiş bu.

Yakın bir zamanda Elif Şafak'ın Araf'ını okumaya başladım. (Henüz bitirmedim)
Şöyle diyor kitabında:

"İnsan memleketini geride bıraktı mı kendinden en az bir parçayı feda etmeye hazır olmalıdır. Eğer hal böyleyse Ömer Özsipahioğlu neyi feda ettiğini biliyordu : isminin noktalarını."

"Yabancı, işte ilk bu fireyi vermeyi öğrenir. Yabancı bir ülkede yaşamanın birinci icabı, insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır. Yabancı, isminin bir ya da birçok bölümü gölgede kalan insandır."

Fire..
Burdaki sihirli kelime fireydi benim için.
Düşündüm. Ben memleketimi geride bırakarak hangi fireleri verdim? Neleri feda ettim? Fazla bir şey gelmedi aklıma. Tek bir şeyden başka...
Ben en sevdiğimi fire verdim. En sevdiğimin her daim bilfiil yanında olmamayı feda ettim.
Buna değdi mi sorusunu soramıyorum kendime; zira tartının bir ucu çok ağır.
Diğer ucunu doldurmaya çalışmak, verdiğim fireye paha biçmek gibi geliyor, ki o uç "paha"sız.
Her şey bir arada olmuyor. Mutluyum yine de. Şükrediyorum.

Annem Singapur'da. Bol bol geziyoruz.
İnsanın yaşadığı yeri turist olarak görmesi için deniz aşırı birilerinin gelmesi gerekiyor. Singapur malum bir Paris bir Londra değil şöyle karış karış arşınlayasın, tarihi içine çekesin, her metrekarede insanı büyüleyecek birşeyler bulabilesin. Burada varsa yoksa devasa gökdelenler, Amazon ormanları misali parklar, Sentosa'nın plajları, yoğun ağaç dolu yerlerde asma yollar...
Bunlardan Mc Ritchie en sevdiğim. Ve Mount Faber üzerindeki Souther Ridges, Handerson Waves ve 9 km'lik havadaki yürüme parkuru. Çek içine bol oxygeni, havada asılı, bir ayağın yerde biri gökte yürü yürüyebildiğin kadar... Hele bir de yanında iyi muhabbet varsa yeme de yürü.




Ya da benim en sevdiğim; rooftop barlar, ladies night'la