30 Eylül 2012 Pazar

Hayatta hersey olabiliriz de mutlu olmak mesele

Bu yaz çok iyi geldi bana. Cok sey ogrendim...

Baska tur bir farkindalik geldi uzerime.

Buyudum...

Insanlik hallerini gozlemledim. Insan olma hallerini...
Mutlu, mutsuz, neseli, ofkeli, sakin, sinirli, anlayisli, anlayissiz, duyarli, duyarsiz, verici, fedakar, bencil, cozum odakli, sorun odakli, yapici, yikici bir suru bir suru insanlik hali inceledim kendi çapimda...

Hersey olabiliriz bu hayatta... Cok guzel, çok zengin, çok basarili, çok kariyerli, çok guçlu, çok çok çok herseyden çok olabiliriz de....

Mutlu insan olmak mesele...

"Olma"ya çalistigimiz her ne varsa hayatta, nihaî mertebe mutlu olmak.

Aslinda meselenin ozunde çok basit degerler var.

En basta; mutlulugun bir yasam biçimi oldugunu bilmek var.

Dis etkenlerden çok iç etkenlere dayanan dinamikleri oldugunu...

Beklenen bir sey gerçeklestikten sonra edinilecek bir duygu olmadigini,

onun sevinç, cosku, gurur oldugunu; hayalkirikligi ve uzuntu yasadigimizda dahi bunlarin "an" oldugunu, "geçici" oldugunu, esas olanin "mutlu" olusumuz oldugunu...

Mutlu olmanin her turlu duyguyla bizi sarip sarmalayan bir "varolus biçimi" oldugunu bilmek lazim.

Pozitif dusunmek diye birsey var...

Son zamanlarda bir enerji konularidir gidiyor... Herkes onu konusuyor.
Seminerlere katiliyor, bu konuda kitaplar okuyor, kafa yoruyor.
Bir pozitif dusunce gucudur gidiyor...
NLP'ler, EFT'ler, alternatif tiplar artti da artti son yillarda.
Bence geyik degil. 

Karma diye birsey de var. Ben inaniyorum. Var.

Hangi enerjiyi yayiyorsak evrene aynisi gelip bizi buluyor...
Bulmuyor mu?
Iyi veya kotu basimiza ne geliyorsa, onu kendimize biz çekiyoruz. Kendimiz.

Hayat, kendi sesimizin dogada yankilanmasi sanki.
Bir daga "sen kimsin?" diye bagirirsan dag da sana "sen kimsin" diye cevap veriyor. Daga "seni seviyorum" diye bagirirsan o da sana "seni seviyorum" diye cevap veriyor. Ve bu, bu kadar basit...

Hosgorulu olmak lazim. En buyuk ilaç, her derde deva...

Hayat... her hataya fatura keserek yasanacak bir er meydani degil..

Birilerine "sen bana bunu mu yaptin? Gorursun ben de sana aynisini yaparim? Al sana!" dediginde, geri tepiyor sanki, cevap vermiyor...
Nerde gorulmus dise dis kana kan ile kazanildigi?
Kim ermis muradina "sen bana bunu yaparsan ben sana 10 katini yaparim" tutumuyla?
Kimse ermemis... 

Bumerang gibi yani her yaptigimiz... Donup dolasip bize dokunuyor...

Hosgorude bir buyukluk, bir erdem, bir ermislik var..
Sahsen hosgorulmek gucume gider benim. Hatamin altinda bin kat daha fazla ezilirim ben. Karsimdaki kisi beni tepki vererek cezalandirsa, hosgordugu kadar etkili olamaz...

Birbirimizi daha iyi insan olmaya itelim. Yapici olalim.

Bunun için hosgorelim. Bosverelim. Takilmayalim...

Ve affedelim...

En basta kendi iyiligimiz için affedelim. Kendi yukumuzu atalim omuzlarimizdan, tasimayalim baskasinin hatasinin yukunu, hammalligini yapmayalim.
Bir silkinelim, kurtulalim... 

Affedelim ki; zaman durmasin, geçmiste bir yerde, bir anda, bir duyguda, bir olayda takilmasin.

Su gibi aksin... silip supursun herseyi... 

Cabayi gorelim ve sans verelim, kibirsizce...

Birileri duzeltmek istediginde birseyleri, geçmise yapisip kalmayalim.
Sans verelim... Firsat taniyalim... Kibirsizce... 

Duzeltmeye çalistiklarini yuzune vurmadan, hiçbirseyin degismeyecegi inancina siki siki tutunmadan, ona tepeden bakmadan... sans verelim.

Geçmisi kilavuz gibi kullanalim ama...
Bos ve yeni sayfalara su anda yazmakta oldugumuzun, bu anin da onumuzdeki gelecegin geçmisi olacagini, ve bu geçmisi belirlemenin su anda bizim elimizde oldugunu unutmayalim...

Hayati iskalamayalim...

Guvenmek ve guven verebilmek lazim...

Mutlu insan olmak istiyorsak, once iyi insan olmak lazim.
Ve gerçekten iyi insan, guven kokan insandir...
Yol gostermektir guven vermek, isik tutmaktir...
Ben bu yoldan gidiyorum, burasi aydinlik, çunku ben ne istedigimi, ne yaptigimi biliyorum, sen de gel, beni takip et, demektir.
Ve size guvenip o yola giren bir insanin isigini, fikir degistirirek, o yolu terk ederek sondurmemektir...

Cunku hepimiz biliyoruz ki o isik sonerse, bir daha yanmiyor...

Sessizlige tahammul edebilmek lazim...

Konfiçyus'e sormuslar:
"Bir insanin gerçekten akilli oldugunu nasil anlarsiniz?"
"Konusmasindan" demis. "Peki ya hiç konusmuyorsa?" demisler...
"O kadar akilli insan yoktur ki.." demis.

Sessizlik... devasa bir guç. Kullanmasini bilmiyoruz...
Sessizlige tahammul edemiyoruz.
Birsey oldugunda; lafin altinda kalmamayi, laf yetistirmeyi, lafini esirgememeyi, aklindan geçeni soylemeyi, dile getirmeyi marifet saniyoruz.
Guclu olmak saniyoruz...
Halbuki degil...

Soylemek en kolayi... Susmaktir zor olani.
Gerekmedigi halde, soylememektir marifet.

Mevlana'nin dedigi gibi:
"Suskunlugum asaletimden yoksa vardir her lafa bir cevabim..."

"Haddini bildirmek" diye birsey de var elbette. Artik orasi her kisinin kendi terazisine kalmis... Hangi tutum ve davranislar kaldirilamayacak kadar agir geliyor, hangileri "artik burda dur!" dedirtiyor, hangileri sabrimizi zorluyor ve bizi tepkiye itiyor....
Her kisinin tartisi farkli... Direnç esigi farkli...
Olgun insanlarin basina daha nadir gelirken, daha olmamis "ham" karakterlerin basina daha sik geliyor.

Yine de sunu bilirim: Kalp kirmak bir guç gosterisi degil. Aksine bu kadar kolay bir yolu seçtigi için bir zayiflik gostergesidir bence.
Kalp kirmadan halledebilmek mesele...

"Bir dahaki sefere" diye birsey yok... 

Var mi? Geldi mi o bir dahaki seferler?
Gelmez... Cunku yok oyle birsey.

Ne oluyorsa, kiminle oluyorsa, nerde oluyorsa o an oluyor...

Ayni ani yarat yaratabilirsen, herseyi ayni yaptigini dusunsen bile, dahil ettigin her elementin içindeki enerjinin degiskenligine hakim olamiyorsun...

O anin ne kadar ozel oldugunun, hatta hayatinda iz birakacaginin farkina varabilmek ise insanin sansi, yetenegi, en buyuk hazinesi oluyor...

Kim demisti? Heraklites miydi? Ayni nehirde iki defa yikanilmaz, diye.
Iste adam soylemis: "bir dahaki sefer yok, bu nehirde su anda ne oluyorsa sadece bu an oluyor, yasadin yasadin, yasayamadin... geçti gitti... Bir sonraki sefer hersey farkli olacak. Bunu bil."

Hayati ertelememek lazim...

Nedeni ne olursa olsun, ama her ne olursa olsun.... hiçbir programi iptal etmemek, geri çevirmemek, ertelememek lazim...

Cunku geri donusu olmuyor.

Hafizalarimizda kayitli her ani bizi biz yapan olay orguleri.
Yeni yeni anilar orerek onlari beslemek lazim..
Orule orule ortaya çikiyor birseyler. "Ormek" yani yasamak lazim.

Ve yasamak mumkunken, "yasamamayi" seçmemek lazim.

Cunku ne varsa "yasanmis" olanda var.
Yasanmamis olanda hiçbir sey bulmak mumkun degil.
Bunun bilincinde ve farkinda olmak lazim...

Cok sey ogrendim ben bu yaz...
Buyudum...
Baska tur bir farkindalik geldi.
Degistim saniyorlar; degismedim.
Sadece uzun uzun suskun kalabiliyorum artik.

Anladim ki hayat sadece "mutluluk" vermek için konusmaya deger...
Mutluluk vermeyi bilmiyorsa insan, susmasini bilmeli...

Cunku kazanmanin tek bir yolu var: o da kazandirmak...
Kimin ne kaybedecegine degil, herkesin ne kazanacagina odaklanmak.

Einstein'in soyledigi gibi:

"Hâlâ anlayamadiniz degil mi? Onemli olan hakli ya da haksiz olmak degil. Bir kavganin kazanani yoktur. Ya kaybedersiniz, ya daha çok kaybedersiniz. Onemli olan karsiliksiz sevebilmek ve iyilik yapabilmek. Hakli bile olunsa ozur dileyecek kadar asil, bilge olmaktir. Egonuzu kontrol edemediginiz surece o sizi kontrol edecek, ve boyle oldugu surece tum dunya sizin olsa bile asla mutlu olamayacaksiniz..."


Oy vermek için buraya tik tik:
En Caliskan Blog Adayi












23 Eylül 2012 Pazar

Kalbim Ege'de kaldi...

Tatil bitti.
En çok yine Ege'den ayrilmak zor geldi.. Izmir'den...
Truvali Helen'im, dunya insaniyim, tilkiyim ben...
Donup dolasip gelecegim yer yine Karsiyaka carsisidir...
Buna bilmek bana huzur veriyor, içimi isitiyor, baska baska yerlerin keyfine daha çok varmami sagliyor.

Hey hat! Kafami bozmayin benim, bozarsaniz çeker giderim. Karsiyaka'm var benim kapi gibi her zaman donebilecegim...

Lise yillarimda buradan baska diyarlara gitmek için çildiran kizdim.
Simdiyse Karsiyakaya donmek için her firsati kollayan kadinim...

Tatil bitti. Guzel sey su tatil.
Sorumsuz olmak, serseri olmak, havada olmak, malak gibi yatmak ya da herseye yetismeyi arzulamak, bir orada bir burada olmak için iki ayagini bir pabuca sokmak... çok guzel.

Ancak disipline de ihtiyaci var insanin.
Rutine, sorumluluk ve gorev bilincine, yetistirilmesi gereken islere, canimizi sikan olaylara, sahislara, basariya, basarisizliga, isin içinden nasil çikarim duygusuna, buradan oteye nasil giderim diye odaklanmaya da ihtiyaci var insanin...
Zira bizi ileri tasiyan, buyuten, tecrube getiren olaylar gundelik hayatin tam da kalbinde yasaniyor...

Guzel annemin 60. yas gununu kutladik.

Annem...
Cok acaip bir kadin annem. Degisik... Cok farkli...
Albenisi çok, cazibesi çok...
Kimselere benzemez. Kimseleri takmaz. Esi benzeri yok.
Nev-i sahsina munasir derler ya, iste aynen oyle...
Siradisi... Fikirleri, gorusleri, kisiligi, tavirlari, coskusu herseyi farkli.

Inanilmaz bir enerjisi var, insan onunla hiç sikilmiyor.
Ona doyum olmuyor.
Bulundugu yeri aydinlatiyor, isik saciyor, insanlari cevresine topluyor, kendisine hayran birakiyor.
Nereye gitse orayi ele geçiriyor. 
Bu zamana fazla, bu topluma fazla, çagin bazen cok otesinde, bazen çok gerisinde, bazen firtinali bir okyanus, bazen durgun, ama her zaman kendisi, ozgun, her hali guzel annem benim.

60 yasinda...
Dogumgununu hep beraber kutladik. Pasta siparisimizi taaa Paris'lerden verdik.
Ozel bir pasta olsun dedik, annecigime ozel, temali olsun istedik.
80 yasinda daha minik bikiniler istiyormus, simdiden hediye siparisini aldik.


Annemin spor tutkusunu bilmeyen yok. Herkes dizi izler, annem maçlari takip eder. Hepsini bilir, her oyuncuyu bilir ama bazilarini daha gonulden bilir. Tenis maçlarini mesela.... tutkunudur. Her turnuvayi ezbere bilir, istatistiksel olarak konusabilir, oyunculari yorumlayabilir, izledigi bir maçi en ince ayrintilariyla aktarabilir...
Durum boyle olunca, çikolatali visneli pastamiz da bir tenis kortu olarak tasarlandi. US Open olmus bu, yesil çim saha. Uzerinde oynamayi bekleyen bebekler... Ve biz..

Insanlarin gonul defterleri var. Orada hersey yazili...
Yapmak mumkunken yapilmayanlar, yapilmasi zorken dahi kulbunu bulup yapilanlar. Iste biz sirf annecigimin 60. yasini onunla kutlamak için allem ettik, gallem ettik, geldik...
O, "dogumgunu onemsiz" dedi, biz demedik.
Eminim yazdi gonul defterine. Biz o gun onun için ordayadik...

Hem sonra... Ben ezelden beridir dogumgunu cocuguyum...
Dogumgunlerini kimse takmaz ben takarim, kimse hatirlamaz, ben hatirlarim...

Her yasta dogumgunu çocuguyum.

Iyi ki dogdun annecim, dogdun ve bizi dogurdun...Sonsuz tesekkurler...

Karsiyaka carsisinda Serpil Kitabevi'ne mutlaka ugrayin

Yazimi tamamlamadan kitapseverlere bir yer onermek istiyorum.

Turkiye'ye geldigimde en sevdigim islerden birisi Turkce kitaplar alip donmektir. Turk Havayollari'yla 30 kg da hakkim var, ohhh agirlik sorunum yok, bir suru kitap goturebilirim.
Tesadufen, Karsiyaka carsisinda, eski belediye sokaginda Serpil Kitabevi diye bir yer kesfediyorum. Sarhafçilara benziyor. Modern bir kitapçi degil, eski hatta ikinci el kitaplar var. Calisan genç kizlar çok tatli, çok bilgili, sanki o kitabevindeki butun kitaplari yalayip yutmus izlenimi yaratiyor.
Gittim 4 kitap aldim. Yasasin, bu kis sahane hikayelerle ruhumu doyuracagim.

Isin guzel tarafi okudugunuz kitaplari yari fiatina geri aliyorlar. Bazi kitaplardan ayrilmak zor suphesiz, ama hepsinden degil... Boylece hem kitaplar kutularda çurumuyor hem de dolup tasan evlerimizde yer kaplamiyor. Yari fiatina kitabi geri verip baska bir kitap satin alabiliyoruz. Boylece bir kitaptan bir suru insan faydalaniyor. Bence mukemmel bir dongu.
Simdiden Elif Safak'in kitabina basladim bile.
Yakinda Paris'e gelecek kardesimle geri gonderecegim. Annem de okuduktan sonra kitapçiya geri goturecek ve baska bir kitap alacak.

Bu çark boylece donup duracak...

Yine sifa gibi geldin Izmir'im

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam

Kardesim ve Kardesleri


11 Eylül 2012 Salı

Kardesim... Kardesleri... Ve Mutluluga Erenler...

Kardeslik dedigin sadece kan bagiyla olmazmis....

Gorduk...

Onlar, bunun tanidigim en mukemmel ornegi...

20 yillik oykuleri, hayatlarinin her donemine sahitlik edisleri, inisleri, cikislari, hicbir kosulda kopmayislari, hayati beraber sirtlayislari...

Takdire sayan...
Cok buyuk...
Kaç kisinin basina gelir? Kac kisinin basina gelebilir? Bilemem...

Benim 32 yillik kardesim, onlarin 20 yillik kardesi...
Nasil dersen ki kendi has kardesine: "iki elim kanda olsa gelirim"...
Onlarinki farkli degil...

Istanbul'daydi benim kardesim. Biz cumle alem Marmaris'teyiz. Cumartesi dugun var. Nasil gelecegiz bu kadar insan, bu kadar esya... Dusunuyoruz...

Senin elinin uzayamadigi bir noktaya baska bir elin senin için hesapsizca uzamasidir kardeslik...

"Gidip onlari alir misin?" dedi, kardesim kardesine...
Eminim tereddut bile etmeden Izmir'den o kadar yolu tepti, geldi aldi bizi, 1 saat bile dinlenmedi.
Oteki kardeslerinin de baska isleri vardi cunku ilgilenmesi gereken, bir de onun eli olup uzayacak, bir de ona kosacakti...
Sordum sevgilime; bunu dedim senin oz kardesin yapar miydi?

Budur kardeslik.
Yapilamayacak seyleri bile onun için yapilabilir kilmaktir...
Olmayani oldurtmaktir.
O mutlu, huzurlu, rahat olsun diye ugrasmaktir.
Onun gozune, disine, kardesine... kendisininmis muamelesi yapmaktir.
Fedakarliktir...

Cunku sevmek, guvenmek, anlasmak, paylasmak, fedakarliktan kaçinmamak bir anlik is degil...
Ortak hafiza denen bir yer var.
Yillar içinde eklene eklene, katlana katlana gitmis ortak anilar var orda.
Paha biçilmez bir hazine...
Bu ortak hafiza dedigin, ayni insanlarla yillardir biriktirdiklerin...
Oyle degerli ki... Onlar çok zengin...



MUTLU ve EREN
Adi ustunde... Onlar Mutluluga Erenler...

Ben boyle bir kiz alma gormedim. Meger gelenekler boyleymis..

"Iste hendek, iste deve, ya asarsin ya gidersin, baktin olmaz vazgeçersin. Zordur almak bizden kizi..."

Biz de oyle yaptik.
Develerle hendegi degil ama konvoy halinde Izmir Korfezi'ni astik...

En onde, kizi almaya giden gelin arabasi, pardon gelin minubusu...
Arkada oglan tarafi... Baba, abi, abla, yenge, kardes misali arkadaslar...
En arkada da, bu tabloya, kardesimi temsilen dahil olmus biz...

Gelin arabasi demisken..
Oyle siradan bir gelin arabasi degil. Icinde televizyonu, muzigi, içki dolu minibari olan bir minibus. Geleneksel bir kiz alma faslinda, siradanin çok disinda ozel bir gelin arabasi.
Ve davullar, zurnalar... Bir samata bir samata...
Kiz tarafi, baba evinde oglan tarafini bekliyor...
Bu kadar gurultu yapacagiz tabi ki. Duyduk duymadik demeyin, baba evinden kiz çikartmaya geldik biz. Alip gidecegiz...

Kus yuvadan uçuyor artik... 
Bugun bu kapidan bu çikis, baska çikis...



En onde, oglan tarafinin erkekleri, arkada oglan tarafinin kadinlari baba evine çikiyoruz cumbur cemaat. Gelin salonun ortasinda bir sandalyede oturuyor. Makyajsiz... Neden makyaji yok bu gelinin diye dusunurken, gelinin beline kirmizi bir kusak bagliyor babasi.
Kus yuvadan uçuyor artik... Bugun bu kapidan bu çikis, baska çikis...
Gelin agliyor... Ama o nasil yogun bir an oyle, anlatamam...
Ben dis kapinin mandali, bana da n'oluyorsa, gozlerimden iki damla yas geliyor benim de...

Asagi iniyoruz, kapinin onune. Davullar zurnalar, karsilikli cifte telli oynayan gelinle damat.
Yanimda sevgilim. "Koy dugununde miyiz? Bu da ne?" diyecek...
Bir de bakiyorum, sevgilim damadin abisiyle harmandali oynuyor...
Gozlerime inanamiyorum... Benim Avrupali, scientific, yillar onceki Turkiye tatillerimizde muzik duydugunda dans etmemek için ortaliktan aninda yok olan sevgilim, simdi sokak ortasinda, bir kiz alma merasiminde, oglan tarafinin erkekleriyle harmandali oynuyor. Bunu da gordum ya...

Kissadan hisse: Insanlar degisebilir, "motivasyon" nedir, sen bana onu soyle.

Kiz alma faslindan sonra yolcu yolunda gerek...
Dugun anli sanli CESME ALTIN YUNUS OTELI'nde.
Ogleden sonramiz da Cesme'de turistik gezinti yaparak geçiyor.
Hatta Cesme Kalesi'ne bile çikiyoruz. Tavsiye ederim, manzara olaganustu...
Kumru yemeden de Cesme'ye gidilmis sayilmaz... Yiyoruz.

"Evet" i her dilde soyluyor. Herkesi yuceltiyor. Muthis

19.30'da hazir ve nazir biçimde kokteyldeyiz.
Las Vegas'taki buyuk, class otellere benziyor, sahane bir seçim.
Elimizde beyaz saraplarimiz, Eren ve Ozgur'un aileleriyle sohbetin ve mekanin tadini çikariyoruz...
Derken içeriye onlar giriyor nikah toreni için... Ikisi de isil isil parliyor.
Mutlu... tam adi gibi, mutluluktan isik saciyor, harika bir gelin.
Eren... Yahu bu adam hep mi bu kadar yakisikliydi? Jason Statham halt etmis... "Evet" i her dilde soyluyor, herkesi yuceltiyor. Muthis...


Ardindan taki takma merasimine takiliyoruz...
Soyle keseye, kasaya neyimiz var neyimiz yoksa atip geçecektik yemege yahu... Bu da nerden çikti?
Gel canim sevgilim, harmandali oynadigina gore bunu da becerirsin sen. Ohhh, sahane...

Bir yabanciyla beraber olmak hayatindan Ipek ve Baharat yollarinin gecmesidir, renkliliktir... Ben nasil Noel agaclari susluyorsam, simdi o da gelin ve damata para takiyor.
Dunya insaniyiz biz, yeri gelirse ates dansi da yapariz...

Gozlerimi kamastiran o an... Hayatim boyunca unutmayacagim...

11 numarali masamiza dogru ilerliyoruz. Masaya bak! Mukemmel...
Bu gece sohbet ve eglencenin dibine vuracagiz anlasilan...
Beyaz sarap esliginde mezelerimize baslarken, Ozgur'un, pozitif, zarif ve beraber vakit geçirmesi son derece keyifli ailesiyle sohbet ediyoruz.
Masamizin yarisi bos, belli ki Ozgur ve Murat disarida Inanç'i bekliyorlar. Soylemeye dilim varmiyor, aksilikler onu buluyor bugun. Cogu bolume katilamiyor. Kaçiriyor canim kardesim.
Cok ta uzuluyor ama yapacak birsey yok...
Derken....
Kilitlenip kaliyoruz...
Gozlerimiz kamasiyor..
Dilimiz tutuluyor...
Cesme Altin Yunus Oteli'nde bir dugunde degiliz de, bir filmdeyiz sanki...
Ocean's 11 mi desek... Reservoir Dog's daki o karizmatik adamlar mi desek...

Onlari birdenbire, tepede, merdivenlerden inerken goruyoruz. Aman aman nasil bir goruntudur o... Bir takim elbise, ayni anda, bu kadar adama bu kadar mi sahane yakisir... Hele o yuruyus, o tavir, o eda, o karizma, yok boyle bir sey, boyle bir goruntuyu ben anca filmlerde gordum. Olaganustu...
Onlar Eren'in en yakin dostlari... Gidip hepsi ayni takimi satin almislar. Papyonuyla, kol dugmeleriyle, ceketlerine taktiklari çicekle bile onlar ayni... onlar bir ekip, bir takim...
Ayni eski gunlerdeki gibi...


Bu dostluktan biz de fazla fazla nasibimizi aliyoruz bu hafta sonu.
Aile, dostluk, arkadaslik, kardeslik hepsinden fazla fazla var. Insanin yasam enerjisini uçe katlayan, siradan bir dugun davetlisi gibi degil de, buyuk bir ailenin parçasiymisiz gibi yasanan çok guzel bir hafta sonu...

Herkese tesekkurler...
En çok ta sizlere çocuklar...

Boyle dostlarin varsa hayatta
Sirtin yere gelmez asla...







6 Eylül 2012 Perşembe

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam...

Ege dedin mi orda bir dur, içimde birseyler yerinden oynar.
Havasi, suyu, insani bir baska guzeldir...
Tutkunuyum.
Hele denizi...
Mavi mavi olali boyle derin, boyle sahane bir mertebeye ulasmadi. Gozlerimi alamam.

Ege sularinin her yerine birakmak istiyorum bedenimi, havasini her yerden koklamak... Bu sularin uzerine kurulmus her topraga ayak basmak istiyorum ve bu sularda yasayan her topluma bir olçude karismak...


Kusaktan kusaga, kim bilir kaç kusak, koklu, hakiki Izmir'liyim.
Ege'yi de, Ege Denizi'ni de belde belde çok iyi bilirim.

Son 2 yildir gonlumu kaptirdigim diyar Marmaris...
Kendisi cennet, civari cennet...
Haydi bugun de civarini kesfedelim dedik atladik Dalyan'a gittik.



Taksi tekneler var. Iztuzu plajina kadar goturup birakiyor. Denizin ortasinda sadece deniz yoluyla ulasilan 7km lik muazzam bir plaj...
Denizin ortasinda bir gozleme molasina kim hayir diyebilir ki...

Biz oyle yapmadik. 150 Lira verip ozel bir tekne kiraladik. Kalabaliksaniz eger, iyi bir plan. Meshur Iztuzu plajindan evvel Ege Denizi'nin derin mavisinin keyfine daha çok varilacak bir koya goturuyorlar, denizden çikmak istemiyor insan oyle muthis bir guzellik.

Duru su diye buna derim ben, Ege sularina derim...


Teknemiz hareket ediyor, ilk once Kral mezarlarinin onunden geçiyoruz. Kayalarin içine, dagin denize bakan yamacina yapilmis, Yunan usulu sutunlari olan, sadece tekneye binerek gorebilecegimiz bir guzellik. 3000 yillik tarihi varmis. Likyalilar doneminden kalmaymis.



Denizin ortasinda caretta caretta'lar. Hayatimda bu kadar kocaman kaplumbaga gormedim ben, kafasi korkunc, urkutucu, hayvanciklari maymun ettik sudan bir gram kafasini çikarticaz da gorucez diye...


En son çamur banyosuyla bitirdik gunu.
Yahu ne enteresan birseymis, ben saniyorum ki çamurdan bir havuz var, giriyorsun, girer girmez çamura batiyorsun, meger oyle degilmis. Canagin içine giriyorsun, çamurun uzerinde yuruyorsun. Yani yuruyemiyorsun, batiyorsun. Cok rahatsizlik verici degisik bir his ayaklardaki. Resmen bataklikta batiyorsun da ayagini geri alamayacakmissin hissi. Egilip ayaklarinin altindaki camuru aliyorsun ve tum vucudunu ona buluyorsun, çamur banyosu buymus. Biz de ucundan aldik surduk. Sonra kurusun diye beklemek lazimmis ama, garip bir sansasyon, hemen uzerinden atmak istiyor insan, sanki hemen atmasa yapisip kalacak gibi...


* Gezip gormeye degecek baska bir yer de Kleopatra Koyu ve Kristal Plajmis. Plajin kumlari oylesine parlak ve isil isilmis ki herkes cantasina bir tutam alip goturdugu icin plajda kum kalmamis, bu sene eylulde ziyarete kapanmis. Tuh!!!

** Resimdeki adamin sirti çok iyiymis...

Oy vermek için buraya tik tik:

En Caliskan Blog Adayi


Yine sifa gibi geldin Izmir'im

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam

Kardesim ve Kardesleri



4 Eylül 2012 Salı

Yine şifa gibi geldin Izmir'im...

Baska bir ülkeye tasindim, baska baska kulturelere karistim; yine de, herseyin Turk usulu yasandigi bu zaman dilimleri sifa gibi geliyor bana. Her zaman çok iyi geliyor...

Özlüyor insan, dillere destan Turk misafirperverligini, şöyle masaların donatıldığı, ne var ne yoksa getirilip sofaya konulduğu, ölçüp tartmadan 5 kisi için 15 kisilik sofranın kurulduğu, o tabaklarin bir türlü boşalmadığı, azalmaya başladıkca ev sahibinin devamlı şundan bundan ilave yaptığı, karnın doysa gözünün kaldığı, kaldığı için karnının da bir türlü doyamadığı, ikramların 3 öğün yemeklere sığmadığı, yemekten kalkıp gitsen 1 saat sonra bir karpuz, bir dondurma, bir meyve tabağı, bir tatlı, bitmek bilmez bir ikram anlayisi, böyle köklü, güçlü ve hakiki Turk misafirperverligini özlüyor insan...

Karnın aç mı?

Hiç unutmuyorum. Sevgilim Turkiye'nin koyunu, hayvancilik, çiftcilik yapan yerlerini görsün diye onu Tire'ye götürmüştük. Dağın ortasında inekler yetiştiren, hayvancılık yapan bir aile vardı.
Arabayla yaklaşıyoruz, mutlak bir yabancının geldiğini fark eden bakımsız bir kız çocuğu bize bakıyor.
Arabadan iniyoruz. Hayatımızda birbirimizi ilk kez görüyoruz.
"Merhaba" deyip yanina yaklaşıyorum, elimi tutuyor ve bana sorduğu ilk soru:
"Karnın aç mi? Birşey yicek misin?"
Çünkü böyleyiz biz, genlerimizde var, evimize gelenin karnını doyururuz, evimizde ne varsa, elimizden ne kadar geliyorsa...

Karşıyaka çarşısında bir tur atmadan izmir'e gelmiş sayılmam

Gece 2'de vardik Izmir'e, sevgilim artik bizden sayilir ama o bir Fransiz.
Bir arkadasimiz da vardi bu sefer. Misafir gelmis, gece yarisi da olsa sofra kurulur bizde. Hersey konulur cesit cesit, sen ye, yeme, gelir onlar. Yiyeceklerin biri gider biri gelir... Boyledir...

Ertesi gün oldu, Karşıyaka'ya attık kendimizi.
Karşıyaka çarşısında boydan boya yürümeden, iskelede bir tur atmadan, o palmiyelerle bezenmis muazzam guzellige karismadan Izmir'e gelmis saymam ben kendimi...
Bak Maeva dedim ben bu Mc Donalds'in açildigi gunu hatirliyorum. Bu carsida ne Mango vardi, ne Adidas magazasi, hiçbir zincirin parçasi olmayan yerli mali magazalar vardi buralarda. Surda bir Deniz sinemasi vardi, 3 film olurdu sadece... Degissin diye 1 ay beklerdik.

Buralar hayatimin çıkış noktası yerler, cok değerli...
Görmek, önünden gecmek, o iskeleyi, kalkan vapurlari, bak ben Karsiyaka'dan okuluma her sabah 7.40 vapuruyla giderdim demek rahatlatiyor beni.
Insanin koklerinin olmasi guzel birsey. Koklerim bunlar benim, ben buralarda buyudum, ben oldum, buyudugu yerlerde artik kimsesi kalmayan oralara donemeyen insanlar var. Sansliyim, ilk okulumun onunden geçerken bile gozumde canlanan kareler var.

Arada bir Izmir'e dönmek güven veriyor bana...

Aksam oluyor. Istikamet Marmaris..
Eski zaman tatilleri gibi, dolustuk arabaya.

Gule oynaya, sohbetin tadina vara vara, "versene o kurabiyeden bana da bir tane", "himmm borek nefis olmus" diye diye, CD'ler degise degise, sarkilara eslik ede ede, bazen de kafayi pencereye dogru devirip 15 dakika kestirme yapa yapa, uyanip kaldigimiz yerden devam ede ede....
Izmir'den Marmaris'e çiktik yola...


Yine sifa gibi geldin Izmir'im

Ege Denizi'nin ustune deniz tanimam

Kardesim ve Kardesleri