27 Kasım 2012 Salı

Dünya Turu (9) : JAPONYA

14 Ekim 2011

Tokyo'dayız...

Havaalanı'na indiği anda hissediyor insan tamamen baska bir kültürde olduğunu.
Adamlar sahiden makina gibi çalışıyor, hiç vakit kaybetmeden...

Tam hizmet insanı....
Muazzam bir nizam.
Her detay inanılmaz muntazam.
Kimse oyalanıyor, kimseyi oyalamıyor.
Hersey tıkır tıkır yürüyor. Akıyor...
En ince detay dahi düşünülmüş herhangi bir aksaklık olmasın diye.
Zaten olmuyor. Her süreç o kadar etkili ki hiçbir sorun onun üzerine çıkamıyor.

Havaalanına varır varmaz başlıyor kültür şokum.

Evet, o belini büküp eğilerek selamlama meselesi hakikatten var.
Eski bir gelenek degil, gösteriş değil, turistik bir animasyon değil.

O eğilerek selamlama ciddi ciddi var.
Insan böyle ne yapacağını şaşırıyor.
Kendini önce matah birsey sanıyor. Bir havaya giriyor.
Yahu bunlar niye benim önümde eğiliyor; ben de eğilmeli miyim, ne yapmalıyım, bu davranışa nasil cevap vermeliyim tarzı bir kültür şoku içerisindeki kaybolmuşlukla bir süre affalıyor.

Sonra geçiyor.
Onlar da bizim bu tarz toplumsal kodlara sahip olmadığımızı biliyor.

Hem bir yerde okudum, bu kültürden olmayıp, ki bu, malum, gözlerimizle saklayabileceğimiz birşey pek değil, onlara onlar gibi selam verilmesini de pek haz etmiyorlarmis. Bunu bir dalga geçme ya da oyun gibi gördüğümüzü düşünüyorlarmış.

Japonya benden vize istemiyor. Sadece uygun bir vücut ısısı istiyor.

İnsanların sağlığını biraz olsun etkileyebilecek, dolayısıyla üretimi düşürebilecek hiçbir virüsün yayılmasına izin yok.

Daha önce hiç görmedigim bir sağlık kontrolünden geçiyoruz.
Havaalanına girer girmez bir alan var, oraya mutlaka herkes giriyor.
Burada bir alet var, vücut ısısını ölçüyor herkesin.

Vücut ısısı 37'nin üstünde olanlar karantinaya alınıyor.

Ve artık durumunun möhemmiyetine göre ülkeye alınıyor veya alınmıyor. Aynen geldikleri ülkeye geri gönderiliyor.

Bayaaa karantina diyorlar yahu...
Kendimi zombi filmlerindeki ısırılmış tipler gibi hissediyorum.
Iyi ki vücut ısım ülkeye alınmama müsade ediyor da çıkıyorum bu ruh halinden.

Ne ilginç. Japonya benden vize istemiyor.
Sadece uygun bir vücut ısısı istiyor.

Hastalandığında çevrendekileri kendinden korumakla yükümlüsün.

Dikkatimi çeken bir unsur da sivil insanlarin ağız bölgelerine taktıkları maskeler.
Hani şu doktorların, hemşirelerin hastanelerde solunum bölgelerini dışarıya kapatan, kafanın arkasından geçirilen beyaz maskelerden.

Grip, nezle olan sivil insanlar normal hayatta bunlardan takıyor.
Bir nevî sosyal mecburiyet.
Hastalandığı anda herkes kendisini bu maskeyi takmakla sorumlu hissediyor.
Çünkü öksürmek, hapşırmak durumunda isen çevrendekileri kendinden koruyacaksın.

Koruyacaksın ki kimse işinden gücünden olup üretime katkıda bulunmaktan geri kalmasın.
 
Herşey, insan is gücünden maximum verim almak üzere düşünülmüş bu ülkede.
İnsanın kendi sağlığı bile kamunun malı.

Bu o kadar kanıksanmış bir durum ki, havaalanında çalışan her 5 insandan neredeyse 2'sinin yüzünde maske var. Ve bu şekilde iletişim kurmak gayet normal bir durum onlar için.
Sonradan göreceğim üzere, sadece havaalanında değil, yollarda yürüyen insanlarda, metrolarda her yerde bu maskeli insanlari görmek mümkün.
Nasıl yüksek bir mantalitedir bu, diğer insanları kendisinden korumak, nasıl üst düzey bir bilinçlenmişlik durumudur...
Müthiş !...

Bütün alıcılarımı açtım. Kayıttayım.

Havaalanından kalkan, otelimizin bulunduğu merkez SHINJUKU'ya giden bir otobüse biniyoruz.
17.30 saati, tam ama tam vaktinde kalkıyor.

Sanki bütün şehrin akışı bu otobüsün yola çıkış saatine bağlı.
Sanki 17.31'de kalkarsa verilen bütün sözler yerle bir olacak, bütün hayat aksayacak...

Tokyo'ya varalı 1 saat oluyor.
Buraya kadar gördüklerim göreceklerimin habercisi...

Bütün alıcılarımı açtım.

Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum.

Zira...

Kültür farkı diye ben buna derim ! 


Matrix'teki gbi beynime Tokyo'da hareket edebilme yetisi yuklensin istiyorum.

Ben de Japon Kadini olmak istiyorum.

Tokyo buram buram yalnizlik kokuyordu...


Dunya Turu (11) BALI

Dunya Turu (10) HONG KONG

Dunya Turu (9) JAPONYA : Kultur farki diye ben buna derim.

Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi


25 Kasım 2012 Pazar

13 Ekim 2011 günü ben yaşamadım

Ben bugün hayatimdan bir gun kaybettim.

Ustelik onu yasayarak, hoyrat kullanarak, hani mecazi anlamda da değil, bayaa bayaa yaşamayarak kaybettim.

Ben 13 Ekim 2011 gününü, Pacific Okyanusu'ndaki Date Lane üzerinde kaybettim.

Evet ben o gün yaşamadım.
Dünyadaki hiçbir olaydan ben mesul degilim.
Hiçbir olaya kelebek etkisi yapamadim. Çünkü ben o gün yaşamadim...

12 ekim ogle vakti Honolulu'dan Tokyo'ya gitmek uzere uçagimiza biniyoruz.
Ve Pacific Okyanusu uzerinde bulunan Date Lane'in uzerinden geçiyoruz.

Iste tam Pacific uzerinde bir gun kaybediyoruz.

Devamli batiya giderek zamanin onune geçiyoruz.

Biolojik saatime gore ben su anda 12 ekim çarsamba aksamindayim.
Ve Fransa'nin 12 saat gerisindeyim.
Fransa su anda 13 ekim gunune yeni basliyor.

Bizim bu dunya turumuzun mantigi suydu: Devamli batiya gitmek.
Yola çiktigimiz andan itibaren hep batiya dogru ilerlemek.

Duz, en basit cografya bilgimizle hatirlayalim: Gunes dogudan dogar, batidan batar.

Dolayisiyla bu Date Lane'in dogusuna geçince bir gun geri gidiyorsun.
Batisina geçince de 1 gun ileri...

Ileri çunku gunes ilk senin bulundugun noktada batacak, geri çunku gunes ilk senin bulundugun noktada dogacak.

Galileo'yu idam eden kilise takimi hayatlarinda hiç dunya turu yapmamis. Belli oldu.

Galileo'nun "dunya yuvarlaktir" tan ne demek istedigini bizzat yasamis biriyim.
Bir noktadan çikip devamli ayni yone dogru giderseniz ilk noktaya varirsiniz.

Iste demis adam, bilmis.
Yazik garibimi nasil idam ettiler boyle dedi diye.
Belli oldu ki Galileo'yu idam eden kilise takimi hiç dunya turuna çikmamis.

Dunyayi arkadan dolanarak zamanin onune geçtik.

Biz Honolulu'dayken Fransa'nin batisindaydik.

Devamli batiya gitmeye devam ettirdigimiz için dunyayi arkadan dolandik.

Ve boylece Fransa'nin dogusuna geçmis olduk.

Yani biz Honolulu-Tokyo arasinda uçarak zamanin onune geçtik.

Birim olarak sadece 5 saat fark var arada. Biolojik saatimize gore su anda 12 ekim gecesindeyiz ancak Tokyo'da su anda 13 Ekim tamamlanmak uzere. Yani biz 13 Ekim 2011 gununu yasamadik.

Kendimi zamanda yolculuk yapmis gibi hissediyorum.
Teknik olarak anlasilsa da yasarken yine de tuhaf bir yani var.

Fark ettiniz degil mi, bunu anlamak ve anlatmak için cebellestim ben.

Aslinda bu yaziyi kendim için yazdim ben.
Kendim anlamak için...

Guzel yazi oldu bence.

Kafama takilan birsey olursa donup donup okurum artik...


Dunya Turu (8) HAWAII

Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi


22 Kasım 2012 Perşembe

Hawaii'den giderken Edith Piaf'in sarkisinin sozlerini bilmedigim için bana hediye vermedi...

11 Ekim 2011

Insanin hâyallerinin siniri yok...
Dunya gozuyle hayal bile edemeyecegim yerleri goruyorum.
Hawaii'de tatil yapmak ruya gibi birsey... Ve bugun son gunumuz.

Son gunlerin hep biraz buruk bir tadi oluyor.
Biraz havada, biraz kaybolmus, ne yone gidecegini bilmez bir yani oluyor.

Biz de bilemedik...
Bilemedigimiz için atladik arabaya, ruzgar nereye eserse oraya dedik.
Ruzgar golf sahalarina dogru esti...

Meger ne kadar çok yesil alan varmis Maui'de. Hiç gormedigim kadar genis alanlara yayilmis golf sahalari gordum. O kadar genis ki golf alanlari, ilk defa golfun sahiden bir spor olabilecegini dusundum. Bir noktadan diger noktaya yurunecek mesafenin bu denli uzak olmasi...
Evet bir yuruyus sporu...

Anladim simdi neden bizim ulkede hepsi ustsuz

Bu arada, Hawaii'de Kanapali plajinda ilginç bir deneyim yasadim bugun.
Amerika'da normal plajlarda ustsuz guneslenmek yasak.
Yani bayaa bayaa bir gorevli gelip uyariyor, ustunuzu giyin diye.
Yuklu bir para cezasi var. Harbiden yasak yani.
Neden: Cocuklarin ahlakinin bozulmasini engellemek.
Himmm simdi anliyorum neden bizim ulkemize gelip boyle sere serpe ustsuz guneslendiklerini...
Rahat ve açik insanlar olduklarindan degil. Kendi ulkelerinde yapamadiklarindan...

Kalktik Mokuleia Koyu'na gittik.
Oranin denizi, havasi, dogasi, sessizligi bence essiz...

Son bir kez daha tadalim dedik, Hawaii'yi içimize çektik...

Demir almak vakti gelmis Maui'den...

Evimize donuyoruz, Honolulu'ya dogru uçmak uzere basliyoruz hazirlanmaya.

Bu gece havaalaninda bir otelde kalacagiz, yarin erkenden Tokyo uçagimiz var.

Buradan gitmek çok zor olacak demistim zaten, sahiden oyle oluyor...
Evimiz belleyip oyle guzel yerlesmisiz ki buraya bir turlu toplanamiyoruz.

Ama gitmek lazim... Dunya turundayiz...
Kesfedecek daha çok sey var.
Yolcu yolunda gerek, yol daha uzun. Yola devam etmek lazim...

Balayi ve Paris iki kilit kelime...

Her kapiyi açabilir, en sert uçlari yumusatabilir sihirli bir degnek...

Kapalua Havaalani'ndayiz. Minicik bir havaalani, adalar arasi çalisiyor.
Balayi Paris: Hooop valizlerimize odememiz gereken 60 Euros extra check-in'imizi yapan kadin tarafindan hediye ediliyor.
Ordaki Amerikalilar bir ilgi, bir alaka gosteriyor ki...
En ortalama, hatta son kez giyip atmayi planladigim bir kiyafete bile iltifat ediyorlar.
Pasaportuma bakip "Aaaa buraya Turkler bile geliyor, ne kadar guzel." diyorlar.

Butun mesele tum bu farkliliklari ayni bunyede toplayabilmek.

Avrupa'nin kibirli ama asil ve aristokrat yapisinin ardindan bu açik iletisim, bu pozitiflik, bu her daim guleryuzluluk, yakinlik, ulasilabilir olma ve bundan gocunmama durumu, Amerikalilar'in bize kattigi...

Paris'te yasadigimdan beri kulturel farkliliklar meselesi hayatima yon veren bir oge oldu.
Ve bundan daha zenginlestirici bir oge daha bilmiyorum.
Insanlar hep farkliliklara dogru bir egilim sergiliyor. Farkli olani kesfetmek istiyor..

Butun mesele bu farkliliklari ayni bunyede toplayabilmek.
Sentezleyebilmek... Yasam biçimine yedirebilmek, sindirebilmek.
Sahip oldugumuz mevcut degerlere her yeni ogeyi integre edebilmek...
Her yeni ogeye yer bulabilmek...

Mesela Avrupalilar'in estetik anlayisi, oturmuslugu, asaleti ve gelismis zevkleriyle Amerikalilar'in kompexsiz yapisi, açik ve direk iletisimini, animasyonlu, gurultulu ama her daim pozitiflik fiskiran var olma biçimlerini ayni bunyede toplayabilmek...

Iste kopru kurmak diye ben buna derim.

"La vie en Rose" un sarki sozlerini bilmedigim için ben hediye kazanamadim.

Honolulu'daki havaalaninin yanindaki otelimize yerlestik. Yarin sabah Tokyo uçagina binecegiz.
Haliyle bu aksam, yemegi oyle geçistirecegiz.

DA BIG KAPUNA adinda bir pizzaci goruyoruz.
Matah birsey oldugundan degil, etrafta daha iyi birsey goremedigimizden bunu seçiyoruz.

Yerlesiyoruz. Siparisimizi almaya gelen kadin Paris'te yasadigimizi ogrenince basliyor hikayelerini dokmeye.
Ama bunlar digerleri gibi degil, ilginç hikayeler...

20 yil once Georges V otelinde bir aksam yemegi yerken Yannick Noah ile tanismis, ve hâlâ gorusuyorlarmis.
Georges V otelinin Paris'in en luxe 10 otelinden biri oldugunu soylememe gerek yok.
Sonra bir gun Monaco'da tenis maçina giderken Sean Connery ve Fransiz karisiyla ayni arabaya binmis. Tenis maçini izledigi locayi kiminle paylasiyormus? Monaco Prensi'yle...

Kim bu kadin? Meger butun pizza zincirlerinin sahibesiymis.

Ardindan basliyor Edith Piaf'in meshur "La vie en rose" sarkisini soylemeye... Sevgilim de ona katiliyor. Beraber soyluyorlar.

Eh haliyle Edith Piaf'in sarki sozlerine hakim olanla olmayan bir olmuyor.

Uzerinde Da Big Kapuna canavari olan çok guzel bir mavi tshirt hediye ediyor Boris'e.
Bana birsey yok. Neden? Cunku ben sarkiyi soyleyemiyorum.

La vie en rose'un sozlerini bilmedigim için kendimi bir hayli ezik hissediyorum. Ben Turk'um diye açiklama yapiyorum bir de.
Hani hafifletici sebep olur diye. Olmuyor.

Hawaii'deki son gecemiz de yine guzel bir aniyla tamamlanmis oluyor...

Simdi yonumuzu çeviriyoruz.
Yeni maceralara...


Sevince zaman çabuk geçmez...

HULA Dansi

Ciplaklar plaji

Adada hayat bir baska guzel

Sadece ask var...

Cennet HAWAII olmali...

Honolulu Waikiki Plaji



Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi



18 Kasım 2012 Pazar

Sevince zaman çabuk geçmez

9 Ekim 2011

"Sev. Sevince zaman çabuk geçmez."

Bir filmde duymustum bu sozu. Cok beğenmistim.

Ne kadar dogru...

Sevince, içimiz sevgiyle, yasam sevinciyle dolu olunca ne kadar dolu dolu akiyor zaman, birim zamanda ne kadar çok sey yasaniyor...

Hayatlari birbirinden ayiran da bu.

Herkese verilen süre üç aşağı beş yukarı aynı.

Peki sen içini doldurmak için neyi, ne kadar seviyorsun?
Hem nitelik, hem nicelik...

Yani ne kadar çok sey seviyoruz ve onlari ne kadar çok seviyoruz...

Zira aynen bu oranda hayatin içi doluyor.
Ve doldukça zamanin akisi yavasliyor...

Ben buna inaniyorum. Bizzat yasiyorum...
Zaman ne çabuk geçiyor, demiyorum. Çünkü hepsinin içi dolu...
Ve daha da doldurmak için gelecek yeni zamanlara ihtiyaç duyuyorum.
Cunku surekli birseyler oluyor, hiç duragan degil...

Bazen kendimi supermarketlerdeki dondurulmuş ürünler gibi hissediyorum.
Hatta böyle tutkuyla ve heyecanla yaşadıkça, insanın son kullanma tarihi hiç geçmez, biliyorum.

Çünkü sadece aşktan ve sevgiden besleniyorum...

Ve sevince zaman çabuk geçmiyor...

 
Dünya turumuzda da bu boyle. Hawaii'de de...

Günler çabuk geçmiyor...
Her gün yeni bir gün.
Her günün dinamiği başka, anıları başka...
 
Doga harikalari: HONOLUA ve MOKULEIA Koylari

Bugun de istikametimizi Maui'nin kuzey sahillerine çeviriyoruz.
Ada tatilinin olayi bu olsa gerek, butun yollar alabildigine plaj ve cenetten kopma koylar...
Arabana atliyor ve o koydan bu koya surf yapiyorsun...
 
Bugun kesfettigimiz doga harikalari Honolua Koyu ve Mokuleia Koyu.

Birbirine bitisik... yapisik. Birine kara yolu var, digerine yok.
Birilerine benziyor, oyle degil mi? Big Beach'le Little Beach'e mesela...


Honolua koyu arabayi park edip inemeyecegimiz bir koy.
Dalis yapmak isteyenler için mukemmel bir alan.

  
Mokuleia koyunun denizi ise Hawaii'de gordugum en guzel deniz.
Derin, masmavi, tertemiz, duru, tam kartpostallardaki gibi...
Muhtesem...
Girdikten sonra kolay kolay çikmak istemeyeceginiz bir deniz...

Hawaii'de Maui'ye yolu dusen herkese muhakkak tavsiye edilir.


Ben Mokuleia'nin denizinde yuzmenin tadini çikartirken, sevgilim aliyor paletlerini, dalis araç gereçlerini, deniz yolundan tutuyor Honolua Koyu'nun yolunu...

Oyle uzun bir gezinti yapti ki bu sefer, neredeyse 2 saat yuzmus denizin altinda, butun Honolua Koyu'nun sonuna kadar gitmis. Vay be!

 

Black Russian esliginde enfes bir gunbatimi soleni...

Bu aksam gun batimini kaçirmak istemiyorum.

Otel odamizin onundeki terasa kurulup, elimize beyaz saraplarimizi alip her saniyenin tadini çikartmak istiyorum gun batiminin.

Bu aksam beyaz sarap yok.
Black Russian var. Kokteyl.
Votka ve Khalua denen sert bir kahve likorunden olusan bir kokteyl.
Special firsatlar için biçilmis kaftan. Ustun...

Gun batimi daha da ustun.. Boyle bir isik ziyafeti...
Insana kendisini cennete hissettiren bu tropikal iklim...

Hayatin beni buyuleyen anlarini hiç unutmak istemiyorum.

Ancak, bu an, daha yasanir yasanmaz "geçmis" olacak biliyorum. Fotograftan oteye geçip bu anlari hafizama kaydetmek için gozumu kirpmadan bakiyorum, tum algilarimi açiyorum. Ani içime çekiyorum. O zaman bu an, butun hucrelerime akiyor, en derinliklerime isliyor.

Ve ben bu yuzden hiç unutmuyorum...


Bu renklere dalip giderken aklimdan iki dusunce geçiyor.

Bu dunya turu boyunca, hayatin bu kadar çesitli lezzetlerinden tadabildigim için sukurler olsun.

Ikincisi:
Buradan gitmek çok zor olacak...


Hawaii'den giderken...

Sevince zaman çabuk geçmez..

HULA Dansi

Ciplaklar plaji

Adada hayat bir baska guzel

Sadece ask var...

Cennet HAWAII olmali...

Honolulu Waikiki Plaji


Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

14 Kasım 2012 Çarşamba

Hawaiili kizlarin HULA dansi ve "Exotisme"

8 Ekim 2011

Sabah erkenden yine kosarak basliyorum gune Maui'de.
Kendimi zinde hissetmek ne kelime, bomba gibi hissediyorum.

 

Denize bu kadar yakin olmak doganin bir lutfu.

Deniz çocuguyum ben, denizin tam da kalbinden geliyorum ama, hayatimda ilk defa uyudugum yer denize bu kadar yakin. Denizin dibinde, 5 adim gerisinde...
Ve belki de bir daha asla yakin olamayacagim denize bu derece...


Herseyi dibine kadar yasayacaksin bu alemde...

Her sabah kosarken bunu dusunuyorum... Boyle bir yerde yasasam.. Her sabah ciplak ayak kuma basarak baslasam gune, ardindan denizin mineralli sularina biraksam vucudumu, cildim bu minerallerden her gun beslense... Her gun abdolarim gozukse...


Black Rock'ta sevgilimle denizin altinda sarmas dolas...

Bugun hava biraz bulutlu. Yine de çok sicak ama bulutlu.
Hava boyle olunca bugun otelden fazla uzaklasmayalim buralarda takilalim diyoruz.

Geçen sene temmuz sonunda San Francisco maratonu kosmaya gelip ardindan Maui'de tatil yapan cok sevgili arkadaslarim Emilia ve Paolo'nun tavsiyesini izliyoruz.
Kanapali Beach'e gidiyoruz.
 
Cok enteresan bir denizi var buranin.
Dalgalar edali edali sakin bir sekilde geliyorlar kiyiya kadar.
Ama kiyida bir cosuyorlar, bir vahsi hal aliyorlar ki inanilmaz...
Seyri de yasamasi da doyumsuz...

Dalis yapmak için ideal, unlu Black Rock tam da bu sahilde.

 

Sevgilim bu firsati kaçirmiyor, hatta beni de ikna ediyor.
Suyun altinda nefes alma fikrine çok yabanciyim, bir turlu alisamiyorum.
Bir cesaret takiyorum tupleri ben de daliyoruz beraber. Beraber..

Bence bunun adina dalmak denmez, suyun altinda dolasmak daha dogru olur.
Sevgilim beni belimden tutuyor ve suyun altinda beni nereye gotururse orayi geziyorum.
Suyun altinda sarmas dolas geziyoruz yani. Bir de baliklarla yuzmek, onlari gormek var.
Benim aklimda tek bir balik var: kopekbaligi .

Bir an gulmek tutuyor suyun içinde, kopekbaligiyla karsilasacagim dusuncesi o kadar çok geçiyor ki aklimdan, sonunda goruceksin bir kopekbaligi o olacak kizim diyorum.
 
Beni sarmiyor, bir sure sonra denizden çikiyorum.
Sevgilim de kendisi dolasmaya basliyor denizin altinda.

Iyi, yalniz da kalmamis. Ben çikar çikmaz bir Ray baligi geçmis yanindan.
Ray baligini bilir misiniz? Hani yassi kocaman bir balik.
Once bir urkmus, ama sonra bakmis balik kendi halinde, hiçbir seyi taktigi yok, kimsenin varligini onemsedigi yok, kendi çapinda yuzuyor, sevgilim de takilmis pesine, onunla yuzmus.

Balikadam sevgilim benim, çok seviyor baliklarla takilmayi....

Aksama açik hava Hawaii dansi izlemeye gidiyoruz hemen yanimizdaki Whales Vilage'da.
Once yerel kokteyl Mai Tai'lerimizi aliyoruz elimize ve geçiyoruz gosterinin yapilacagi meydana.


Hawaii muzigi boyle yumusacik, insani mest eden turden, tropikal bir iklimin muzigi.
Insani oksayan, sarip sarmalayan melodiler barindiriyor.

Hawaii'li genç kizlarin Hula dansi

Iki tarz Hawaii dansi var, birincisi Hula, en taninmisi.

Bir nevi Hawai folklorik dansi diyebiliriz.
Bizim Kars yoresi danslarina benziyor.

Boyle komik komik el kol hareketleri, bir akiyormus, kayiyormus gibi yer degistirmeler, çok keyif vermeyen, bu ne ya, siz buna dans mi diyorsunuz dedirten anlamsiz bir dans.

Hula'ymis !!! Dans diye yutturuyorlar bunu bize.

Ikincisi de bu aksam izledigimiz: bayaa dinamik, ozellikle oryantal ve Afrika dansi karisimi, kalçanin bol bol sallandigi bir dans turu.
Bu dans ta çok zengin motiflere sahip degil, ama en azindan sensuel bir yani var. Keyif veriyor izlemesi.

Dans eden kizlarin yasi 16'yi geçmez.
Elbette ki turistik bir gosteri bu, bize bir solen sergileyen bu genç kizlara minnetariz.

Ancak...

Bu kulturun içinde, bu yasta, turistleri eglendirmek için dans ederek buyuyen bu kiz çocuklari nasil olacak ta gun gelecek buyuk egitimler alacak?

Galiba çark boyle donuyor, burada buyuyen çocuklar Hawaii'ye isgucu oluyor. Baska bir amaç guderek buyumuyorlar.

Benim kizim olsa 3-5 turist eglenecek diye hayatta buraya çikartip dans ettirmem.

Valla sahsen, ben, 12 yasindaki kizimin, bu kiçikirik turistler eglenecek diye, hayatta bu kadar insanin onunde, uluorta dans etmesine izin vermem.
Bu turistler de kim oluyor? Benim çocugum neden onlari eglendirecekmis diye dusunurum...

Exotic demesinler de ne derlerse desinler...

ODTU'den Meyda Yegenoglu Hocam'in "exotic" kavramiyla açikladigi turizm kavrami aklima geliyor.

Exotic, guçlu olanin, dominant ve dunyanin kaynaklarini elinde bulunduranlarin, bu gucun getirdigi agirliktan kaçmak, nefes almak için kendi gerçekliklerinin disina çikmak istedikleri yerdir.

Exotigin asagilayici, alta itici bir yani var. Cunku exotic olmayan; gerçek hayatin ve guc dengelerinin dondugu yer. Exotic alan ise gucu elinde bulunduranlarin gidip yasamak istemeyecegi, ancak, bir sure sonra geri donmek uzere, tercih ettigi hayatin disindaki yerlerde hayal kurma egilimi.

Zira gucu elinde tutanlarin, "sizin kulturunuz sadece bizi eglendirmek için var", demesi.

Hawaii'de aklima bu geldi, bu çocuklar dans ederken, hem de turistler o çocuklarin resimlerini çekmek için birbiriyle yarisirken...
Cunku bu hayranlik degil, begeni degil.

Bilinçalti bu bir dislama, alta alma, hor gorme, "bak boylesi de var" deme, "oteki" yi yaratma, ben bunlardan degilim diyerek ustunlugunu tasdik etme...

Ben yine de kendimi Hawaii'nin kendisine, dogasina, denizine, kumuna, palmiyelerine, ananaslarina, gunbatimina, ve... aska birakiyorum.

Gerisi bir dans gosterisinde aklimda geçenlerden fazla su anda, burada ilgilendirmiyor beni...



Gece çabuk iniyor Hawaii'de. 18.30 dedin mi gunes batiyor.
Yemek erken yeniyor.
21 oldu mu, insan kendisini yataga atabilir ve hemen uykuya dalabilir gibi hissediyor.

Gunduz denize, gece uykuya dalmak... 
Hawaii'de bir baska guzel.

 



Hawaii'den giderken...

Sevince zaman çabuk geçmez..

Ciplaklar plaji

Adada hayat bir baska guzel

Sadece ask var...

Cennet HAWAII olmali...

Honolulu Waikiki Plaji


Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi


11 Kasım 2012 Pazar

Hayatimda ilk defa çıplaklar plajina gittim.

7 Ekim 2011

Bugün hayatımda ilk defa bir çıplaklar plajina gittim.

Değişik bir deneyim.
Geliştirici, zenginleştirici mi? Değil belki...

Daha çok zincirleri kırdırıcı...
Önceki öğrenmişlikler ve bilinçaltimiza yerleşenlerle yapamayacağımızı sandığımız bir çizginin önünde durup, o çizgiyi aştırıcı...

Nil'in şarkısındaki gibi "Ben buraya çıplak geldim" diyenlere, her ne olursa olsun vücuduyla barışık olanlara, kiyafetsiz oldugu için kendisini kifayetsiz saymayanlara, savunmasiz hissetmeyenlere, din, kültür, ahlak ve benzeri düşünme biçimleriyle kendisine sınır getirmeyenlere...

Ya da, sadece, yalın ve basitçe, benim gibi, tek amaci vücudunda bikini izi olmadan güneşlenmek isteyenlere...

Dikkatinizi çekmek isterim!

Çıplaklar plaji dedigimiz yer, öyle herkesin soyunup topluca sevistiği bir yer degil.

Normal bir plajda ne oluyorsa, insanlar neler yapıyorsa orda da o.
Herkes yine yüzüyor, kahvesini içiyor, kitabini okuyor, body board'la oynuyor, günesleniyor. Burda da aynen o. İnsanlar çıplak oldugu için normalin dışında hiçbir sey yok.

Çıplaklar plaji dedigimiz yer, sadece insanlarin üzerlerinde kiyafet olmadan deniz günes keyfi yapmak istedikleri bir yer.

Cinsel hiçbir ama hiçbir yani yok. Normal bir plajdan farkı yok.

(Bu açiklamayi, bu yaziyi yazdiktan sonra kulaklarima inanamayacagim türden aldığım sorular dogrultusunda yapma geregi duydum.)

Makena Koyu'nun iki kardesi Big Beach ve Little Beach

Big Beach ve Little Beach... Yanyana, dipdibe...
Makena Koyu'nun birbirinden guzel iki doğa harikasi.
Ayni ailenin biri büyük biri küçük, iki çocuğu gibi...
Onlari ayiran minicik, daracik, çetrefilli, yukari dogru tirmanmayi gerektiren bir geçit.

Big Beach cenetten bir parça. Gelmeyen, gormeyen, burada bir kez denize girmeyen, plajinda yurumeyen yok.
Little Beach te cennetten bir parça ama kardesine nazaran daha içedonuk, daha kendi halinde...

 Makena beach 3

Little Beach'e karadan yol yok yani araba yolu yok...

Illa ki Big Beach'in sonuna kadar yurunecek, o daracik yola, tunel gibi yere girilecek, tirmanilacak, engeller asilacak... Oyle varilacak.
Ve o hayattan kopmus, herseyden izole olmus, hiçkimsenin bulamayacagi bir doga harikasi varmis ta yalnizca azmedenler onu bulmus denilecek...
Bambaska bir dinamigi olan, hiçbir yere benzemeyen minik bir koy burasi. Ciplaklar plaji...

Biraz sinirlari zorlamak, hatta disina çikmak, bir fantezi...

Herkes bildigimiz çiplak...
Ama bu ne rahatlik, kimsenin kimeye baktigi yok, kimsenin kimseyle ilgilendigi yok. Yadirganacak hiçbirsey yok.
Sanirsin herkes derisini giymis ustune.
Zira zaten kimse çiplak degil.
Mahremiyet ozel degil. Kimsenin gormemesi gerektigini sandigin, herkeste olan seyler. Burada o kadar da ozel, gizemli degil.
Bu, aykirilik degil, hippilik degil, modern toplumu reddetmek hiç degil.
Birazcik sinirlari zorlamak belki de, gundelik hayatin, siradan olanin disina çikmak.

Bir fantezi...


Engelleri astik, tunellerden geçtik, kayalari tirmandik ve vardik iste.
Uzerimizde deniz kiyafetlerimiz, yuruyoruz...

Sadece giysilerimizden degil tum blokajlarimizdan soyunuyoruz...

Bir seyi hemen fark ediyoruz.
Burada çiplak olmak degil, giyinik olmak dikkat çekiyor.
Uzerinde hâlâ kiyafet varsa insanlar sana garip garip, hatta sorgular gibi bakiyor.
Ne zaman soyunacaksin? Burayi, bu ortami merakindan mi geldin? Yoksa sen soyunamiyor musun? Utaniyor musun? O halde burada isin nedir? insani giyinik olduguna pisman ediyor zaten.

De... Bir musade edin yahu. Soyunucaz biz de.
Soyle havlularimizi serebilecegimiz uygun bir yer ariyoruz.
Ve buluyoruz. Basliyoruz yavas yavas soyunmaya...

Sadece giysilerimizden degil, blokajlarimizdan, deger yargilarimizdan, utanma duygumuzdan, mahrem olgusundan bir bir soyunuyoruz...

Benim için daha kolay oluyor, spordan gelen bir aliskanlik. Avrupa'da alistim buna. Spor salonunda herkes spordan sonra tamamen soyunup dusuna gidiyor. Kimsenin takildigi bir mesele degil. Cok dogal.
Sevgilim için biraz daha zor oluyor haliyle.
Ama tum olay uzerimizden kiyafetleri atana kadar...
Sonra kalabaliga karisiyor ve gorunmez oluyoruz.
Burada 100 kisinin ortasinda çirilçiplak duran sanki biz degiliz.

Soyunduk, oturuyoruz, gunesleniyoruz. Da...
Soyle bir sere serpe yatamiyoruz yine de, bir tutukluk var.
Bu sapsallik fasli da etaplardan biri olmali, olacak elbette. Geçecek...

Ayyy çok afedersiniz çiplagim su anda sosyallesemeyecegim...

Derken yanimizdaki adam ve Asyali genç sevgilisi bizim Fransizca konusmalarimiza kulak kabartip basliyorlar bize soru sormaya. Klasik: Nereden geliyorsunuz, ahh ben Paris'e bayilirim, bilmem kaç senesinde gitmistim surayi gormustum; bir de biliyorlarsa, lugatlarindan birkaç kelime Fransizca çikartiyorlar...

Eeeee iyi de... çiplagiz yahu...
Yani boyle çiplaklar kampinda yeni arkadas edinmek te biraz tuhaf oluyormus itiraf etmek gerekirse.
Hani ne gerek var burada sosyallesmeye...
Zaten bu kadar insani tanimadigimiz için ve tam da bu durumdan beslenerek çiplakliga bu kadar kolay kendimizi teslim edebiliyoruz. Sosyal bir ortamda olmadigimiz için. Orasi ozel bir yer oldugu için...
Sosyallesme, yeni bir insanla tanisma gundeme gelir gelmez utanma duygusu da bedende yerini hemen aliyor haliyle..

Ay çok afedersiniz, çiplagim, su anda sizinle konusamayacagim, demek durtusu geliyor. Bu durtuyle hareket ediyor ve bu asmis Amerikalilar'la, lafi kisa keserek arkadaslik etmiyoruz.

Kusura bakmayin, biz daha o kadar asamadik...

Ciplaklar plaji arkadas arkadasa gelinecek bir yer midir?

Gozum su ilerideki 3 Japon'a takiliyor. 2 erkek 1 kiz.
Yaslari 25'i geçmez, belki daha kuçuk, hatta ogrenci gibi bir halleri var.
Gozlemliyorum gozlemliyorum, nasil bir iliskileri oldugunu anlayamiyorum.
Yani kiz bu erkeklerden birinin sevgilisi mi? Ki, degil gibi duruyor.
Ki, oyle bile olsa ya da olmasa boyle bir yere 2 normal erkek arkadasinla ya da sevgilinle ve sevgilinin bir erkek arkadasiyla nasil gelinir? sorulari kafamda dolaniyor...

Goruyorsunuz ya, açik fikirliligin de kapandigi bir yer var demek ki...

Ciplaklar kampina geldik, soyunduk tamam, ancak henuz asamadigimiz bir "sosyal barikat" var demek ki.

Derken bir de bakiyorum bu 3'u, çiplak bir sekilde boydan fotograf çektiriyorlar.
Once hep beraber. Daha sonra çesitli kombinasyonlar halinde; 2 erkek, sonra kiz çocuklarin once biriyle, sonra digeriyle... Pozlar veriyorlar.

Hadi sevgilinle fantezik resimler olsa bunlar bir nebze anlayabilecegim...
Aklim almiyor. Insan boyle bir yerde arkadaslarla, hem de grup halinde, neden fotograf çektirmek ister?
Ne yapacaksiniz o fotograflari? Kime gostereceksiniz?
Facebook'a mi koyacaksiniz?

Gerçi bunlar Japon; fanteziler ve fetisler kulturu, ulkesi.
Bunlardan bu manada hersey beklenir.

Ciplaklik hadi neyse de, isin sosyal boyutu beni asar...

Iyisi mi ben kalkip bir denize gireyim.
Ciplaklar plajinda çiplakligin tadini çikarayim. Sahilde kumlara soyle bir uzanip gunesleneyim.

"Ben buraya çiplak geldim." gelmesine de...

Cicili bicili, ipli, renkli, desenli bikinilerimi ozledim...


Hawaii'den giderken...

Sevince zaman çabuk geçmez..

HULA Dansi

Adada hayat bir baska guzel

Sadece ask var...

Cennet HAWAII olmali...

Honolulu Waikiki Plaji


Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

8 Kasım 2012 Perşembe

Adada hayat bir başka güzel...

7 buçuktu uyandığımda. Bomba gibi uyanıp kendimi sahile attim.

Koştum, koştum, Koşarak gittim, yüzerek geri döndüm...
Bunu her gün yapabilsem keşke. Doğada koşarak, yüzerek güne başlamak...
Hayali bile yaşam enerjimi katlıyor.
Bazı kumlarda kolay yürünür bazılarında zor yürünür ya, işte burası bata çıka yürünülen türden. Haliyle yarım saatlik bu koşu, ya da tabiri caizse kumlarla mücadele bir hayli yoruyor adamı.

Önce aç karnına meyve, sonra da sevgilimle kahvaltı...

Kahvaltımızı sindirdikten sonra beraber sahilin yolunu tutuyoruz.

"Seni görebileceğim yerde yüz. Görüş alanımdan çıkma. Fazla uzaklaşma. Buralarda oyna."

Ben şu köpekbalığı meselesini fazla abartıyorum galiba.

Hani anneler çocuklarına derler ya, fazla uzaklaşma, gözümün önünde oyna diye. Işte benimki de aynı hesap.
Sevgilime devamli oyle seyler söylüyorum.
Çünkü o su kuşudur, sudan çıkmasın, karşıda ada varsa oraya kadar yüzüp yüzemeyeceğini hesaplasın, hayal etsin. Öyledir. Dolayısıyla ben de endişe çanağı...
"Seni görebileceğim yerde yüz" diye tembihliyorum. "Görüş açımdan çıkma, beni korkutma, köpekbalıkları var, lütfen çok açılma" diyorum.

O yüzüyor, ben radarları açıyorum. Baktım sözümü dinliyor, dikkatim dağılıyor.
Birseyler okumaya girişiyorum. Sonra bir de bakıyorum, bu görünürlerde yok.
Ve önümde, gözümün alabildiğine bomboş bir okyanus...
Ayy içimi bir sıkıntı basıyor. Başlıyorum kafamda kurmaya. Kesin bir köpekbalığı bunu bacağından kaptı, cok ilerilere götürdü, orada yiyor. Yoksa bu kadar zaman nefessiz kalacak değil ya, nerde bu?
Bir panik, bir panik, ağlamaklı oluyorum, bir boş boş bakıyorum etrafıma... Ne yapıcam ben?
Sonra bir de bakıyorum salına salına geliyor kenardan, sahilden. Meğer paralel yüzmüş, taaa bilmem nereye kadar gitmis ordan da yürüyerek dönüyormuş. Rahatlıyorum.
Aman iyi bari. Olsun ben yine de firçamı çekiyorum.

Bu arada, bu köpekbalığı takıntımla sevgilimi fazla korkuttum galiba.
Küpe olmus kulağına söylediklerim. Öyle çok uzaklara gidememiş.
Zaten bir ara denizin içinde böyle yilan gibi birsey görmüş, hemen çıkmış. Ondan yürüyerek geliyormuş...

Bugun öğleden sonra adayı keşfe çıktık...
Şöyle Hawaii'ye yakışan shortlar, bikiniler, pareolar ve parmak arası terlikler aldik.

MAUI'YI KEŞFE ÇIKTIK

 

Ada'nin en güneyine kadar indik bugün.
Maui'nin en guneyi La PEROUSE Bay.
Bu koy diğerlerinden farklı. Burda plaj yok, denize de girmek mümkün değil.
Volkanik hareketler sonucu oluşmuş ürkütücü kayalar var.
Ada kendi içinde dahi iklim farklılıkları gösteriyor. La Perouse mesela çok rüzgarlı ve soğuk.

Maui'nin en ihtişamli ve en güzel sahil şehirleri hiç şüphesiz Kihei ve Wailea arası.

Maui'nin içi, ortası boş bir küre. Hayat kenarlara kaymış. Hatta hayat sadece denizin kenarına kurulmuş. Ortaya doğru da büyüyen gelişen hiçbirsey yok. Kocaman bir boşluk var sadece...

KIHEI, WAILEA, LAHAINA baya bildiğimiz cici tatil beldeleri. Kuşadası, Çeşme, Bodrum gibi..
Bunların araları da muhtesem koylar ve sahiller...

Her yerde bir deniz güneş molası verebilir, birkaç saat geçirdikten sonra bir başka koya kapak atabilirsin.
Herkes zaten öyle yapiyor. Hatta sanki amaç bu. Bütün bir günü aynı koyda geçirmemek, bu circulation, bu devinim, iyi geliyor...

 http://makenabayhouse.com/images/MakenaBeach1.jpg

En meşhur koylar MAKENA BAY ve BIG BEACH

Big Beach Maui'nin South Beach'i.
Big Beach, adi ustunde Maui'nin en buyuk plaji. Maui'deki butun koylar boyle girintili  cikintili küçük küçük koylar.

Big Beach te South Beach veya Waikiki kadar olmasa da, kumu bol, kumsali genis büyük bir koy burasi. Gelen giden çok degil. Ozel koy misali...

Big Beach, Oneloa Beach, Maui, Hawaii Picture

Big Beach'in arkasinda da ne var biliyor musunuz? Little Beach
Yani?
Ciplaklar kampi...
Bu macerayi baska bir gune sakliyor, arabamiza atliyor, Kanapali'mize geri donuyoruz.

 Path from Oneloa Beach or Big Beach to Pu'u Ola'i Beach or Little Beach

Siz siz olun Amerika'da hastalanmayın.

Bugünü biraz erken tamamliyoruz çünkü sevgilim birden kendisini kotu hissetmeye basliyor.
Daha dogrusu kulağı iltihap kapmış, otit olmus.
Eve varir varmaz doktora gidiyoruz. Aman siz siz olun Amerika'da hastalanmayin. Sağlık sisteminin cok kötü ve cok pahalı olduğunu defalarca duymuştum ama ilk kez bizzat kendimiz yaşıyoruz.
10 dakika bile sürmeyen bir consultation, ne idüğü belirsiz ilaçlar listesi.
Hoooop 250 $ fatura... Akıl alacak gibi degil.
Neyse ki Fransa'daki sağlık sigortamiz yurt dışında yapılan sağlık mudehalelerini de kapsıyor ve geri ödeme yapıyor.

Bu aksam erkenden eve dönüyoruz. Ve otelin film rezervinden bulduğumuz Bridemaids filmini koyup yatağımıza yerleşiyoruz. Tavsiye ederim, komik, eğlenceli, hafif, böyle bir ortam için ideal bir film...

Filmin sonunu hatirlamiyorum.
Dalgalarin sesine kaptırıp gitmisim. Uyuyakalmışım...


Hawaii'den giderken...

Sevince zaman çabuk geçmez..

HULA Dansi

Ciplaklar plaji

Adada hayat bir baska guzel

Sadece ask var...

Cennet HAWAII olmali...

Honolulu Waikiki Plaji


Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi

7 Kasım 2012 Çarşamba

Sadece aşk var...

Okyanusa karşı uyuyup, dalga sesleriyle uyanmak...

Nasıl bir haz, nasıl bir keyif, tarifi yok...

Ağırlığım yok.
Kendi vücudum dahil taşıdığım hiçbir şey yok.
Havadayım sanki, uçuyorum. Yerçekimi bile yok.
Dünyevî hiçbir olay, olgu, mesele yok.

Sadece aşk var...

Yanımdaki adama, uçsuz bucaksız belki de dipsiz şu okyanusa, terasımızın önünde batan güneşe, tropikal meyvelere, boynuma taktığım dizi dizi mor çiçeklere, saçaklı görkemli palmiyelere, buralari görmek te varmış diye şükrettiğim her yeni güne...

Aldığım her nefese, hayatın doludizgin akışına, yaşam enerjimin bedenimden taşmasına,
Hayatın ta kendisine duyduğum aşk var...

Sabah 7'de heyecanla yataktan kalkıp "koşmak" var... 

Sporumdan uzak kaldim diye hiç boşuna dert etmiyim.
Bu sabah, 7'de, yumusacik dalga sesleriyle uyandim. Uyanir uyanmaz aklimdan ve kalbimden geçen, dusuncesi bedenimi yakip geçen bir arzuyla harekete geçtim.
Derhal bikinilerimi giydim.
Saçlarimi at kuyrugu yaptim.
Ve kendimi yalinayak kumsala attim. Koşmak için...

Doganin bir lutfu bu. Es geçemem, gormezden gelemem...
Kumsal hiç bu kadar yakin olmayacak belki bir daha bana hayatimda...

Sabah 7'de heyecanla yataktan kalkip, 2 dakika içinde kendimi yari çıplak sahile atip kosmak var ya...
Bir ömür böyle yaşayabilirmişim gibi geliyor.
Içimden gümbür gümbür geliyor.
Içim içime sığmıyor, bedenim bana dar geliyor.

Kanapali Plaj'ini boydan boya, kumlara bata çıka, nefes nefese kala kala koştuktan sonra, bir tur da yüzerek gidiyor ve geri geliyorum...

Bu spor kesmiyor beni. Dedim ya, bir enerji patlamasi var. Yetmiyor.
Üzerine bir de 50 sinav çekiyorum. Karin kaslarimi görüyorum. Tamamdir.
Duşumu alıyorum, çimenlerin üzerinde güneşin altında kuruyorum.
Giyinmek zorunda olmamak ne güzel bir duygu. Her daim yarı çıplak.
Hafif... Kafa hafif, beden hafif, ruh hafif...

Odaya vardigimda sevgilim terasta kahvaltiyi hazirlamis beni bekliyor.

Mutluluk zincirinin halkalari bunlar.
Her halka ayri bir zevk, ayri bir keyif veriyor...
Her halka digerini kendisi davet ediyor.
Dolayisiyla her halka sadece mutluluk getiriyor.

Gün böyle başlıyor Hawaii'de.
Beyni tamamen kapatabiliyor insan. "Kapaliyiz" yazısı asabiliyor.
Hiçbirsey düşünmeyip, kendini dalga seslerine bırakıp böyle saatler geçirebiliyor...

Sizce mutluluk ne renktir ? Benim için MOR...

Sevgilim mor bir pareo almis bana, bir de tipki adalilarin taktigi gibi, taze, mor çiçeklerden yapılmış bir kolye almis.
Ben de kahvaltıdan sonra mor ojeler sürüyorum elime ve ayağıma...
Bayılıyorum mor rengine...
Içimde bir seyleri harekete geçren birseyler var bu renkte.
Mutlulugun rengi mor olmalı. En azindan benim için öyle.

Hâyâl ile gerçek arasında belli belirsiz bir yerlerde yürüyorum.
Daha çok hangisinin topraklarına basıyorum, bilmiyorum.

Belki de ne hâyâl var, ne gerçek...

Sadece aşk var...


Hawaii'den giderken...

Sevince zaman çabuk geçmez..

HULA Dansi

Ciplaklar plaji

Adada hayat bir baska guzel.

Cennet HAWAII olmali...

Honolulu Waikiki Plaji


Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi


2 Kasım 2012 Cuma

Cennet Hawaii olmalı...

 5 Ekim 2011

Hawaii adalarından O'hau'da şahane bir 3 gün...

Bugun Honolulu'dan minik bir uçağa binip cennete uçacağız.
MAUI adasinda 2 hafta geçireceğiz....

Yarım saat okyanusun üstünde sallana sallana uçtuktan sonra varıyoruz Maui Adası'na.
 
  
Cennet diye bir yer varsa orasi HAWAII olmalı...

Araba kiralamak üzere soluğu Avis'te alıyoruz.
Road Trip'ten beri sevgilimin aklı Mustang'te kaldı. Ama Hawaii'de bir adadayız. İki parça kıyafetle, plaj çantasıyla atlayıp o koy senin benim bu koy benim gezeceğiz bütün gün. Küçük sevimli bir araba bize yeter diyoruz.

Ve arabamıza binip 5 dakika ötedeki Mahana at KANAPALI'de bulunan rüya gibi otelimize, pardon, evimize yerleşiyoruz.

Sihirli sözcük balayı... 

Açmadığı kapı, bizi uçurmadığı yer yok.

Resepsiyondaki kızın bize verdiği oda cennetten bir kat olmalı.
Bir kere odamızda bir evde bulunan hersey var. DVD, çamaşır makinesi bile var.


Hayatin gerçekliginin kaç boyut ötesindeyiz, bilmiyorum...

Daha da etkileyicisi... Odamiz Pacific Okyanusu'nun dibinde.
Cümleyi tekrar söylüyorum. Odamız sadece Pacific Okyanusu'na bakıyor değil.
Pacific Okyanusu'na yalnizca 5 adım uzakta. Dibindeyiz.
Ve... Odamız, en güzel odaların bulunduğu zemin katta, çimenlere, bahçeye direk açılan bir terasa sahip. İki girişi var. Ana binaya bağlı ve bahçeye bağlı. Mükemmel.

Akşam 18 oldu mu güneş, o muazzam yuvarlak cüssesiyle, kırmızı, sarı, turuncu neredeyse bütün renkleri seçebileceğimiz kadar yakınımızda. Karşımızda...
Batıyor....

Bugünlük benden bu kadar, haydi artık gecenin tadını çıkartın, ben gidiyorum diyor.
Haaaa gitmeden önce de size renklerden bir şölen yaparım, öyle sessiz sedasız gitmem, diyor. Beni izlemek için sıraya girersiniz, en güzel yeri seçersiniz, fotoğraflarımı çekersiniz, yarın olsa da yine gelsem diye beklersiniz, beni görmeye nerede olsam gelirsiniz, blinçsizce bana zarar verirsiniz ama yine de varlığıma şükredersiniz...
Biliyorum. Görkemli bir şekilde batıyorum işte. Tadını çıkarın. Balayındaysanız daha da çok çıkarın. Yarın görüşmek üzere...
Bana müsade.


Ve güneş batar batmaz karanlık her yeri ele geçiriyor.
Güneşin hükümranlığını, bir o kadar huzur veren zifiri karanlık devralıyor.

Hayatın gerçekliğinin kaç boyut ötesindeyiz? Hangi gerçeklikteyiz? Hiç bilmiyorum.
Sanal bir dünyada kaybolduk sanki... Alice Harikalar Diyari'nda gibiyiz.
Burasi Hawaii, Maui, Kanapali, odamizin önündeki, Pacifigin dibindeki bu eşsiz manzara, kendimize ait bahçedeki bu teras gerçek olamayacak kadar kusursuz...
Rüya gibi...

LAHAINA'da romantik bir akşam yemeği

Ada hayatı böyle. Akşam erkenden iniyor. Gün erken bitiyor, erken başlıyor.
Günbatımını izledikten sonra arabamıza atlayıp Kanapali'ye en yakın şehre akşam yemeğine gidiyoruz. Lahaina. Bildiğimiz turistik bir şehir burası. Mağazalar, mağazalar...

Cok cici bir restaurant bulduk. Denize nazır, dalga sesleri eşliğinde...
Bir de canli muzik var. Hawaii müziklerini bilirsiniz. Insanin kafasini uyuşturan, sanki melodi hiç değişmiyormuşçasına çalınıp giden, yumuşacık bir müzik...
Bu müziği duyar duymaz anında gevşiyor insan. Hele hele okyanusun dibinde, sevdiğin kişiyle yemek yiyor, şarap içiyor ve arkadan derin derin gelen dalga seslerini de işitiyorsan...

Bu güzel ortamı içimize çekmek icin yemekten once oraların meşhur kokteylı MAI TAI alıyoruz, ve işte Hawaii'deyiz. Daha çok çekeyim içime, çıkmasın...

Yemekten sonra da aşk ve meşk içinde Lahaina'da dolaşıyoruz.

Bir de dünyevî meseleler var tabi ki. Kendimizi büyük bir supermarkete atıyoruz. Kocaman bir alışveriş yapıyoruz, buzdolabımızı dolduruyoruz. Ve Mahana'daki evimize geri dönüyoruz.

Bugün Maui'deki ilk günümüz.

Böyle bir sarhoşluk, bir mayhoşluk, bir kendinden geçme durumu hakim...
Şimdiden hissediyorum.

Buradan ayrılmak çok zor gelecek...


Hawaii'den giderken...

Sevince zaman çabuk geçmez..

HULA Dansi

Ciplaklar plaji

Adada hayat bir baska guzel

Sadece ask var...

Cennet HAWAII olmali...

Honolulu Waikiki Plaji



Dunya Turu (7) LOS ANGELES

Dunya Turu (6) SAN FRANCISCO

Dunya Turu (5) ROAD TRIP ( Grand Canyon, Zion Canyon, Bryce Canyon Monument Valley, Yosemite...)

Dunya Turu (4) LAS VEGAS

Dunya Turu (3) BAHAMAS

Dunya Turu (2) MIAMI

Dunya Turu (1) Balayi