26 Kasım 2009 Perşembe

Fransiz yemekleri...

Paris'te bir restoran var. Plomb du Cantal.
Kisin gelmesini merakla bekledigim iki sey var. Bunlardan birisi elbette kayaga gitmek. Ikinci neden ise gastronomik:)
Raclette, tartiflette ve Plomb du Cantal'da kirmizi etin yaninda aligot ve trufade yemek...
Gerci bizim yazin gitmisligimiz de var ama yazin yenilecek sey degil...

Aligot ve trufade aslinda bildigimiz patates puresi. Ama... patates pure oldu olali boyle bir kimlige burunmemistir.. O nasil pure oyle. Aligot icinde zaten peynir var, oyle pisiyor beraber. Patates ve peynir oyle bir butunlesiyor ki inanilmaz bir lezzet.. Trufade daha patatesi patates gibi hissettigimiz hatta gordugumuz bir bicim. Ama onun da baska bir kimligi var zira sarimsakla pisiyor.
Bu iki lezzet yaninda kirmizi et ve kimizi sarapla butunlesti mi.... offff ne keyif...

Plomb du Cantal. Yemek zevki olanlara tavsiye edilir..


Bir yer daha var. Bizim evin yaninda Au père populaire.
Glamour hicbir yani yok restoranin, hatta biraz pespaye. Ama bir ascisi var, adam asci degil sanatci. Oyle yaratici ki yaptigi yemekleri resmen sanat eseri gibi yapiyor ve tabakta sunuyor. O yemeklere daha trendy bir mekanda rastlasaniz sasirmazsiniz yani o derece sofistike.
Bir de cok ilginc, bir yediginiz tada bir daha denk gelmiyorsunuz. Menu yok. Her gun tek cesit. Asci karar veriyor. Ama iyi ki de o karar veriyor. Biz biliyor muyuz ne isteyip ne istemeyecegimizi. Istemedigimizi sandigimiz seyler oyle guzel bir sekilde geliyor ki karsimiza... Mesela bugunki yemek etin yaninda sosuyla servis edilen kabak puresi idi. Kabak hani su turuncu olan... Kendim secsem asla secmem ama adam yapmis yine.. Iyi ki bazen secim hakki taninmiyor:)
Entre olarak ta patlican caviar uzerinde mesclun salata. Cok basarili..

Yolunuz dusmez ama duserse sur la rue Buzenval 75020 Paris

22 Kasım 2009 Pazar

Curtis Stigers / Lost in Dreams

Cuma aksami bir jazz konserine gittim.
Duc de Lombard. Paris'in en iyi jazz clublerinden biridir.

Amerikali jazzci Curtis Stigers ve ona eslik eden 3 basarli muzisyen. Ozellikle solo yaptiklari anlarda piyanist te, contre basse'ci da, baterist te tek baslarina cok etkileyiciler. (Bu arada dikkat ettim, bateriler Turkiye'den geliyor:) Davulun uzerinde kocaman Istanbul yaziyor ve altinda da sirketin adi, yazamayacagim reklam olmasin:)

Stigers ayni zamanda saksafoncu. Ben sahsen saksafon performansini konser performansindan daha cok begendim. Zira kendisini bir gazetede "Paris'te bu hafta" kosesinde okuyup merak edip eve gelip deezer.com'dan dinledim. O kadar begendim ki Avrupa'da turnede olduklarini, cuma aksami Paris'te cikacaklarini gorunce hemen programimi yaptim. Sahnede izlemek evdeki kadar zevk vermedi ama kesfettigim icin memnunum.

Albumu Lost in Dreams gercekten basarili, jazz sevenlere tavsiye ederim.
I'm a jealous guy.. cok sevdim sarkiyi. Iceriginden dolayi degil, yanlis anlasilmasin:)




P.S. Bu arada birsey fark ettim.
Fransizca "loisir" yani Ingilizce "hobbies"in karsiligi Turkce'de tam olarak yok. Bugun sozluge baktim. Loisir icin: "bos vakit" yaziyor. Ama bos vakit tam olarak bu kavrami karsilamiyor ki!!! Yani bos vaktiniz olabilir ama o vakit illaki bir hoby ile doldurulacak diye birsey yok. Ya da isin disindaki sosyal aktivitelerle de dolu olup hic bos vaktim yok diyebilirsiniz.. burdan da anlasilacagi gibi isin disindaki tum zamani "bos" vakit olarak degerlendiren bir dilimiz var. Halbuki diger dillerde "hobbies", "loisirs" yani sosyal ve kulturel yasam, yasarken kullandigimiz zamanin icinde tanimlanmis. Herhangi bir kelimeye ihtiyac duymak o kulturun icindeki ihtiyaclara denk dusuyor. Ve "loisir" zaten zamanimiz bos ya da dolu olsun mutlaka hayatimizda var olan bir kavram ise, iste ozel olarak bir kelime de hak ediyor demektir...

Tony Hawk Show

TONY HAWK... Legendary skater...
Sadece o mu?
Andy McDonald, Sergie Ventura, Sandro Diaz... hepsi efsanevî...

Dun aksam Paris'te Grand Palais'nin onunde binlerce insan sadece bu gosteriyi izleyebilmek icin 2 saat disarida bekledik. Hani bi Tony Hawk, bizim dilde dedikleri gibi kaykayiyla nasil bu kadar taninmis olabilir anlayamamistim.

Eh sonra anladim:) Bir kere adam olayi extreme spor'lardan cikartip business'a dokmus. Video oyunlari tasarlamis. Durum boyle olunca herkes biliyor, taniyor.

Tony Hawk Show'dan once DJ Live Tha Trickaz esliginde techno muzigiyle isinma turlari attik. Normalde tecno muzigi sevmedigimi sanirdim. Demek ki sevdiren olmamis:) 1 saat boyunca Vietnam'li cok yetenekli bu DJ'lerin performansini dinlerken kendimden gectim. Cok begendim. Eve doner donmez internetten calismalarini indirdim dinledim. Yine de evde kendi kendime havaya giremedim. Kendilerini bulup gidip olay yerinde dinleyecegim.

Gelelim Tony Hawk show'a.. Insanoglu neler neler yapmaya musait, wow, diye hayret ve hayranlikla izliyorsunuz gosteriyi. Hani boyle iki tarafi cukur bir boslugun ortasinda taklalar atarak yaptiklari cambazliklardan bahsediyorum.
Asagidaki videoda goreceginiz gibi...




Ancak asil agzimi acik birakan: Tony Hawk ve Andy Macdonald'in ikili showu (ozellikle Tony'nin Andy'nin uzerinde ucarak yer degistirmesi ve And'nin kaykay degistirme hareketi) ve Brezilyali skater Sandro Diaz'in nerdeyse sifir hatayla sergiledigi inanilmaz figurleri oldu..

Tony Hawk'in buldugu ve ilk 1999'da basardigi, dunyada sadece 4 skater'in basarabildigi 900°... Yani havada iki bucuk tur. Izlerken bile gercekte yapilabilecegine inanamiyor insan...

Sahane bir gece idi.

17 Kasım 2009 Salı

"Art Moderne" (Oyun)


Biz oyun cok severiz.

Cocukken bir Monopoly vardi herkes oynamistir. Simdi bu oyun sektoru oyle bir gelisti ki.. Hele yurt disinda... Yetiskinler icin yapilmis, hem stratejik, hem eglendiren bir suru oyun var. L'age de Pierre, Citadelles, Camelot bunlardan birkaci oynadigim...

Dun aksam yakin arkadasimiz Laune elinde bir oyunla bize geldi.
"Art Moderne". Turkce'si Modern Sanatlar olacak.:)

Oyunun olayi>> 5 ressam var. Ve bunlarin tablolari acik arttirmada satiliyor.Oyun 4 turdan olusuyor. Ilk 3 turda her oyuncuya 6 yeni tablo veriliyor, her turda bir onceki turdan kalan resimler de elimizde oluyor. Son turda sadece elimizdekiler bulunuyor.
Amac>> Herhangi bir tabloyu en uygun fiata satin alabilemk ve kendimiz satarken de en yuksek fiata alici bulabilmek.
Dikkat>> Bu 5 ressamin tablolari ayni degerde degil. Her turda, mevcut oyuncular tarafindan en cok acik arttirmaya cikartilan ve satilan tablo en yuksek degeri kazaniyor. Herhangi bir ressamin 5. tablosu satisa cikartildiginda satislar kapaniyor. 5 tablosu olan ressam 30 puan, ve sonra sirasiyla oyuncular tarafindan en cok satin alinmis tablosu bulunan diger iki ressam da 20 ve 10 puan aliyorlar. Yani her turda sadece 3 ressamin tablosu para ediyor.
Acik arttirma>> Her tablonun kosesinde acik arttirma modelinin belirtirldigi bir icon buluyor. Mesela tek tur; tablosunu satisa cikaran bir oyununun solundaki oyuncudan kendisine kadar herkes tabloya bir fiat biciyor. Ancak tur kendisini gectigi an geri donulemiyor yani tabloyu alma hakki bitmis oluyor. Mesela para elde; bir tablo satisa cikartildiktan sonra herkes eline deger bictigi bir para aliyor ve avcunu kapatiyor. Ayni anda butun oyuncular avcunu aciyor ve en cok parayi kim sunmussa o aliyor. Fixe fiat; tabloyu satisa kim cikariyorsa fix bir fiat koyuyor ve solundan itibaren bu fiati ilk kabul eden oyunucunun oluyor tablo. Klasik acik arttirma; tablo satisa sunuluyor ve herkes fiatini arttitiriyor, son fiata satiliyor.
Hesaplama>> Her turda satin aldigimiz tablolarin degerlerine gore kasadan para aliyoruz. Mesela en degerli ressamin 3 tablosunu satin almissak, 30X3 90 lira aliyoruz. diger ikinci degerli ressamdan da satin almissak 20X n tablo. Amac oyunun sonunda en cok paraya sahip olmak.
Dikkat: Sadece degerli tablolari satin almak yetmez. Satisa cikardigimiz tablolardan da para kazanmayi dengelemek gerekir.

Bu oyundan Turkiye'de var midir ya da benzeri bilmiyorum. Cok keyifli, basta eglenceli, sonra her tablo satisa ciktiginda seslerin kesildigi herkesin derin hesap kitap yaptigi, yaparken de komik te oldugu guzel bir oyun. Siddetle tavsiye ediyorum.

Tesekkurler Laune
Tabii bir de tesekkurler Reiner Knizia:)

15 Kasım 2009 Pazar

Birkan'in dogumgunu gecesi

Paris'in boyle havalarini cok seviyorum. Kasim ortasinda bir cumartesi sabahi gokyuzu masmavi ve ortalik gunluk guneslik. Hava soguk bile degil. Izmir'i aratmayan bir gun. Sahane! Havanin boyle keyifli olmasini firsat bilip spora giderken mor kulotlu corabimi ve mini etegimi giymeden edemiyorum. Uzerimde de mor ceketim, pek bir fiyakaliyim canim:)

Aksama Birkan'in dogumgunu partisini kutlayacagiz. Montreuil'de Melodie Restaurant'ta. Aman Birkan nerden cikti bu Montreuil? Valla Montreuil'e en son ayak basisim ve son anim 3 yil evvel, bir geceden sonra yakin bir arkadasimin gozumuzun onunde arbasini serserilere caldirmasidir. Hani cok ta niyetli degildim gitmeye ama... Birkan 21'de arayip "Ayyy nerdesin sekerim, mezeleri servis ettiricem seni bekliyoruz"demesiyle kalkip gittik mecruben.

Aman iyi. Yer o kadar sakat degil. Zira evden cikmadan evvel acaba cep telefonumu ve banka kartlarimi yanima almasam sadece ihtiyacim kadar para ve metro kartimi yanimda bulundursam mi hesaplari yapiyordum. Ben iceri girer girmez mezeler servis edildi, insanciklar yazik 21.30'a kadar birsey yememisler, Birkan servis yaptirmamis.
Mezeler iyi degil, bir kere cok yagli. Mucver haric hicbirsey memlekette yedigimiz gibi degil. Nerden cikti yogurt yerine her mezeye mayonez koymak? Her neyse.. Karisik izgara servisi guzeldi. Genel olarak Melodi Restaurant'i ben sahsen begenmedim.

Gecenin orijinal yani, yan masaya oturan 2 Italyan tiyatrocunun grubumuza bulasmasiyla baslayan bir kaynasmaydi. Siz nece konusuyorsunuz? Ben burayi Lubnan restauranti saniyordum. Bu musakka yemegi turk mu? tarzi laf atmalarla bir de baktik gecenin sonunda bizim masadalar. Gitar calarak Italyanca sarkilar soyluyorlar biz de dans ve alkislarimizla onlara eslik ediyorduk...

Ne eksisi ne artisi olmayan siradan cici bir aksamdi.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Sonunda aslan krali ben de gordum


Sonunda "Aslan Kral" muzikalini ben de gordum.
10 yildir dunyada 50 milyon kisi izlemis, ben izlememisim... Cocukken cizgi filmini gorduk, ama Broadway basta olmak uzere dunyanin hemen her metropolunde sergilenen muzikaline bir turlu gidememistim. Sonunda persembe gunu gittim. Paris'te, au thèatre MOGADOR.

Mogador Tiyatrosu daha iceri girer girmez buyuluyor insani.
Sir Alfred Butt, dansci sevgilisine hediye etmek amaciyla Londra'da yaptirdigi Palas-Tiyatro conceptinin aynisini kopyalayarak Paris'te de yaptirmis. Nisan 1919'da Amerikan baskani Wilson'un da katildigi bir torenle acilmis.
Sahiden iceri girer girmez tiyatroda degil kraliyet sarayinda hissediyorsunuz kendinizi.

Sadece tuvalete giderken boyle bir sarayda olmakta biraz zorlaniyor insan, zira binanin icinde kirmizi halilarla kaplanmis 3 farkli koridordan gecmek durumundasiniz.
Hani tuvalete giden yolda da bu kadarina da gerek yoktu ama...

Aslan Kral muzikaline gelince... Kostumlere soyleyecek soz yok. Muhtesem... Danslar ve kareografi cok basarili. Oyuncularin bedenlerine hakimiyeti cok guzel. Insanlardan agac ta oluyor, aslan da. Hani sinemada alisigiz belki boyle seylere, diyoruz nasil olsa bilgisayarlarla yonetiliyor hersey, sasirmiyoruz. Iste tiyatro performansi bu yuzden bir baska etkileyici.
Insandan da o gergedan ya da aslan sesi cikiyor iste, goruyor, duyuyorsunuz. Rotus yok...
Bunun disinda ben basarli bir casting oldugunu dusunmuyorum. Adi ustunde bu bir musical, yani sadece tiyatro oyunu sergilemeyecek, ya da sadece dans etmeyeceksiniz, sarki da soyleyeceksiniz. Musical bu demek degil mi? Cok az replik ama ne diyeceksen sarki soyleyerek diyeceksin. Iste orda oyuncularin buna dikkat edilerek secilmemis oldugu ortada. Zira bu denli kalabalik bir kadroda is sarki soylemeye gelince sadece 2-3 oyunucu sizi etkiliyor...

Kim bilir... belki bir gun Broadway'da Ingilizce de izlemek nasip olur...

Umut dunyasi bu dunya...