4 Aralık 2013 Çarşamba

NAPOLI: Italya'nin asi çocugu...

Benim dogumgunumu Las Vegas'ta kutlariz da sevgilim bundan geri mi kalir?

Dogumgunleri çok ozeldir benim için. Cocuklugumdan beri klasik bir dogumgunu çocuğuyum.
Aslinda ben en çok, bir ev dolusu arkadas davet edip, sampanyalarin ardi ardina patladigi kalabalik ev partilerini severim. Ve herseyden once tam gununde kutlamasini severim.
Mesela o yil dogumgunum bir sali aksamina geliyorsa o parti sali aksami yapilir, cumartesi degil.
Gelebilen gelir, gelemeyen gelmez... Cumartesi benim dogumgunum degildir.

Eskiden dogumgunu tarihini bile hatirlamayan sevgilim, bir baktim basimiza dogumgunu çocugu kesildi son yillarda. Yok efendim dogumgunu partisi istermis, efendim esas dogumgunu persembeye geliyorsa o gun olacakmis, cumartesi aksami degil...
Malum, bu sene benim dogumgunumde Vegas'taydik. 2 Aralik'ta, onun dogumgununde nerede olacakmisiz?

Düşündüm taşındım...

Görmedigimiz bir yer olsun, romantik bir sehir olsun, kis gunu hava 10 derecenin altinda olmasin, yemekleri guzel olsun, buram buram tarih koksun, buyuk bir metropol olmasin, hatta daracik daracik sokakli bir ortaçag sehri olsun, ronesans izleri tasisin...

Avrupa'da yasamanin en buyuk avantaji bu: Her taraf komsu kapisi.

NAPOLI

Cumartesi sabahi 10'da variyoruz Napoli'ye. Esyalarimizi 4 yildizli butik otelimiz Palazzo Decumani'ye biraktiktan sonra Napoli sokaklarina atiyoruz kendimizi.

Bu uçagin saati sahiden çok iyiymis, cumartesi erkenden gune baslayabiliyoruz. Uçakta biraz uyuyabilseydik iyiydi ama ne mumkun ! Italyanlar'in ne kadar gurultucu insanlar oldugunu bir kez daha gorduk.
Hatta Napoli'ye vardigimizda sevgilim onumuzdeki iki adamin elleri kollari havada uçusarak sohbet edisini oyle bir taklit etti ki yolun ortasinda, yanimizdan geçen hayli yasli bir Italyan teyze "Evladim postaneyi ariyorum, nerede?" diye sordu bize, o derece yani...

"Once Napoli'yi gor, sonra olebilirsin." (Goethe)

Oyle demis Goethe 1786'daki Napoli seyahatinin ardindan...

Neapolis adi altinda kurulmus bir Yunan kolonisi.
Buyuk Yunan, Roma Imparatorlugu ve Bizans Imparatorlugu'nun en onemli sehirlerinden biri olmus. Yunan kulturunun izleri Napoli'nin temellerini olusturmus.
16. ve 17. yuzyillarda Istanbul'dan sonra Avrupa'nin en gozde sehriymis Napoli.



Sehrin çogu yerinde bir buyuk sehir havasi yok, hâlâ eski usul bir yasam suruyor Napoli halki. Daracik sokaklarinda balkonlardan sarkan çamasirlari, binanin altindaki manavi, mahalle bakkali, cafesi, sokaklarda oynayan çocuklariyla Akdeniz kimligi ozellikleri tasiyor.
 
Diger taraftan da, bir metropol olmayi reddeden, basina buyruk yasamayi seçen bir buyuk sehir havasi var.

Italya'nin asi çocugu sanki...

Via S. Biagio del Librai: Crèche Napolitaine

Dapdaracik bir sokak ve metrekareye dusen insan sayisi neredeyse Champs Elysée...



Meger Napoli, Noel oncesi inanilmaz Italyan turist alirmis bu sokaktaki Christmas market için.
Crèche deniyor Fransizca, bilmiyorum nasil deniyor baska dillerde.
Katolik inanisa gore Isa bir ahirda doguyor ve çevresindeki inekler nefesleriyle isitiyor onu. Buraya crèche diyorlar, latince guvenli yer anlaminda. Cok çesitli modelleri var.
Ancak Napoli tarzi çok unlu ve ozelmis. Bunu yeni ogrendim.

Tevekkeli degil bu sokaktaki butun magazalar devasa "crèche"ler ve onun parçalarini satiyor.



Napoli'ye dair en begendigim ozelliklerden birisi meydanlar. Adim basi meydan. O kadar çok var ki, bir yol, azicik akip gitmisse mutlaka bir meydan karsiniza çikarip nefes aldiriyor size.
O daracik sokaklarda sikisip kaldin, gel genisledim iste, daralma, diyor adeta insana. Kucakliyor.

Içimde hafif mayhos - melankolik duygular kiprastiran sey renkler miydi?

Ben, aklimda ne oldugunu onu yazana kadar tam bilemem.
Birseyler duser once kalbime, sonra zihnime, sonra filizlenir... Cicek açmak, dallanip budaklanmak ister, boyle gumbur gumbur gelir kelimeler. Taskin nehirler gibi zihnimden yaziya akmak ister. O zaman ogrenirim ben de, haaaa buymus demek ki aklimdaki...

Kirmizinin, egosunu dengeleyen olgun sari ile muazzam uyumu

Napoli'nin "eski şehir" dedigimiz bölgesine dair beni mest eden birşeyler daha vardı ama, tam adlandiramiyordum. Simdi biliyorum: Renkler...

Sehir boyanmis adeta. Binalarda sari ve kirmizi renkleri çok hakim.
Ah kirmizi nasil da yakip geçiyorsun ortaligi. Ve sari, nasil egosuz, olgun bir renksin sen boyle...

Bazi renklerde mutluluk ve sevinç hislerini ortaya çikartan, insanin sivri uçlarini törpüleyen, bize boyadigi şeyi illaki sevdiren bir güç var.

Sari ve kirmizinin bu uyumu bende bunu çagristiriyor.

Tek başina kirmizi bazen çok vahşi, agresif, tutkulu, her türlü duyguyu en uç noktaya çekebilecek, kontrol altina alinmasi zor bir renkken, sarinin silikligi, pasifliği, kirmizi karşısındaki ezikliği kırmızının egosunu dengeliyor, sarının değerini yüceltiyor.
Ikisi beraber tadina doyulmaz bir gorsel zenginlik ve duygusal yogunluk kazandiriyor.





Ve avlular... Avlusu olan buyuk konaklar...
Şehrin tarihi semtinin curcunali göbeğinde tak diye büyük bir avlu çikiyor sağda yanıbaşınızda. Curcuna dışarida kaliyor, içerisi selam sükunet...



1943 yilinda ikinci dunya savasi sirasinda en fazla bombalanan Italyan sehriymis Napoli.
Vay be!!! Ne binalarmis, ne duvarlarmis ! Kim yaptiysa belli ki malzemeden kaçmamis yani.

Tam bir ortaçağ sehri. Ve sanki hâlâ bir ortaçağ şehri burası. Tek bir tuğla oynamamis yerinden, binalar boyanmamis, elden gözden geçirilmemis... Harabe gibi birakilmis, yikik dökük.
Sivası akmiş ve görüntü kirliliğine yol açan çok bina var.
(Paris'te olsa bu binalarin hepsine ceza gelirdi belediyeden, sehrin gorsel yapisini bozduklari için.)


 (Su bina tam da Napoli Limani'na bakiyor, mesela... Kohne bir goruntu.)





 
Italyanlari nasil tanirsiniz? Trafikte adama kesinlikle yol vermeyişinden...

Yaya geçidinin önüne geldik bekliyoruz. Bir araba bizi fark edecek, tam yaya geçidinin önünde olduğumuzu görecek ve bize yol verecek diye umut ediyoruz...

Sevgilim bir an şöyle diyor: "Bunlar bize yol vermeyecek değil mi?"
"Vermeyecek." Zaten yaya geçidinden geçen bile yok.

Italyan sürücülerde şöyle bir mantik var. Aman ben geçeyim de, bu yayalara yol vermek arkadaki arabanin sorunu... Önümüzden geçen her arabanin sürücüsünün kafasindan bunun geçtiğine eminim zira bizim onumuzde daha bir hizlanmalari baska nasil açiklanabilir?

Elimizle "Dur" isareti yapip atiyoruz kendimizi arabalarin onune. Hiç korna çalma. Yok çalmiyorlar zaten, hem suçlu hem guçlu durumu yok. Ama her seferinde bu "yol veren ben olmiycam, arkamdaki versin, arkamdaki versin, arkamdaki versin..." telasini yasadiklarini goruyoruz.

Bir de sokaklarda, her köşe başinda öpüşen gençleri var... 

Tayyip bunlari görse kafayı yemez miydi?
Araba gürültülerine de güvenip bu resmi çekmeye cüret ettim.
Zaten öpüşeceksen böyle öpüşeceksin. Dünya yanıbaşinda yıkılsa duymayacaksın...


Bir pizza molasini hak etmedik mi?

İtalyan arkadaslarimdan aldiğim tiyolara gore sehrin en guzel pizzacilari Via Tribunali sokağindaymis. Biz de Toledo caddesinden Plazza Bellini'ye doğru çikiyoruz. Oradan Tribunali.

Çok yakin Italyan arkadasim Emilia'nin dediğine göre pizza buradaki Sorbillo'da yenecekmis.

Emilia'cim, bize verdigin bu tiyoyu butun dunya mi verdin yahu? Yagmur çiselemeye basladi Sorbillo'nun onunde bir kalabalik bir kalabalik, kimse bana misin demiyor, yerini vermiyor.
Oyle matah bir yere de benzemiyor yani, anlamadik durumu.

Hayir alt tarafi bir pizza yani ne oluyor kardesim? Valla bu cumleyi anca Turkçe blogumda kurabilirim. Alt tarafi bir pizza Emilia'cigim yagmurun altinda 1 saat beklemeyi gozumuz yemedi dersem buyuk ihtimalle Emilia beni arkadasliktan afaroz eder. Afaroz...

Neyse... Ne diyorduk, evet Italyanlar'in pizzalarina laf edilemez ama, biz de o kadar bekleyemeyiz.
Adini yazdircaksin, siparisini vereceksin sonra biri seni mikrofanla çagiracak. Yok artik....



























Oyle yuruyorduk ve rastgele bir pizzaciya oturacaktik ki, onumuzden uç pizza kutusuyla bir kadin geçti ve reflex olarak hemen atladik: Pizzalari nereden aldiniz?

Kadin kosedeki çardagi tarif ediyor ve solugu aninda orada aliyoruz.


Italyanlar'i tarihte bir de çok koyu katolik biliriz degil mi? Adim basi kilise, ayni sokakta her biri bir sehri simgeleyebilecek, bas yapiti sayilabilecek tarzda kiliseler...

Bir tanesi oyle degisik, oyle muhtesem ki: Gesù Nuovo
Içinde yakin bir zamanda aziz olmus bir doktorun heykeli var.
Aziz olmak ta seçimle oluyormus. Her yil yaptigin iyiliklere oy veren bir kurum varmis. Bir kurum daha varmis ki o da zayif, eksik ve kotu yanlarini bulmakla yukumluymus. Ona gore kuruldan azizlik sonucu çikiyor veya çikmiyormus.



Ben de aziz yani "St" olmayi daha Tanrisal birsey saniyordum...





Teatro Di San Carlo: Anlatacak hikayelerim var

Ve Napoli buram buram tarih kokuyordu

NAPOLI: Italya'nin asi çocugu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder